Malcolm X etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Malcolm X etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2026

, ,

Malcolm X Gazze’de



Malcolm X, mülteci kamplarında şöyle diyor:

“Amerika’yla mücadele etmelisiniz.”

Amerikalı Müslümanların lideri ve Afrikalı-Amerikalılar Kongresi Başkanı Hacı Malik Şabbaz, iki günlük bir ziyaret için Gazze’ye geldi.

Ziyareti sırasında, Gazze’deki mülteci kamplarını, tarım projelerini ve hastaneleri inceledi. Ona, Birleşik Arap Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Genel Müfettişi Sayın Ahmed Barai ile Kahire’deki İslam İşleri Yüksek Konseyi Halkla İlişkiler Direktörü Sayın Muhammed Fatih Mahmud eşlik etti.

Malik Şabbaz (Malcolm X), “İşsiz olanlar, umut bekleyenler, derhal özgürlük mücadelesine girişmeli, silahlarla vatanlarına dönmelidirler” dedi.

Cebeliye kampındaki bir mülteci kadınla yaptığı konuşmada Malik Şabbaz, "Çalınan topraklarınızdan bu kadar çok bahsedip durmayın. Silahlarınızı alıp savaşa girmelisiniz” dedi. Ardından yanındakilere, mültecilerin kalmasının çok önemli olduğunu ekledi. Filistin meselesi hakkındaki görüşüne ilişkin bir soruya cevap olarak Malik Şabbaz, “Bu, Amerikan emperyalizmi ve Siyonizminin bir sorunudur. Irk ayrımcılığıyla aynı sorundur” dedi. Devamında şunları söyledi:

“Bu temelde Arap ve İslam milleti, tereddüt etmeden ve zayıflık göstermeden, Amerika’yla yüzleşmelidir. Bunun zirve katılımcılarına tam olarak açıklığa kavuşturulması gerektiğine inanıyorum.”

Uzun yıllar Malcolm X olarak bilinen Malik Şabbaz, Arap birliğinin, Arap milletinin düşmanlarıyla yüzleşmek için izleyebileceği en onurlu yol olduğunu söyledi. “Arap milleti birliğe ulaştığı gün, İsrail, Arap topraklarından silinip gidecektir. Milyonlarca Arap’ın gözleri önünde yaşananlar, acı ve utanç vericidir” dedi.

Gazze’de Malik Şabbaz, Büyük Ömer Camii’nde akşam namazını kıldı. Yasama Konseyi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Genel Vali'nin ziyafetinde öğle yemeği yedi. Ziyafete Genel Vali’yi temsilen Genel Vali Ofisi Müdürü Albay Muhammed Mustafa Hafaci’nin yanı sıra Gazze Şeridi’ndeki idari yapıya, yargıya ve ulemaya mensup kişiler katıldı.

Orada şunları söyledi:

“Her yerde olduğu gibi Amerika’da da sorun özgürlük. Bence Araplar, Amerika’ya karşı tutumlarını açıkça ortaya koymalılar. İnsanların sürekli İsrail’den bahsettiğini duyuyoruz. Oysa Amerika’daki sömürgecilik ve Siyonizm yarattı İsrail’i. Bu söylenmeli. Amerika'daki iktidar, İsrail'i kuran ve destekleyen güçtür.”

Eylül 1964
Kaynak



19 Mayıs 2026

,

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü Kuruluş Toplantısı Konuşması



Malcolm X’in hayatı 1964 yılının ilk altı ayında önemli ölçüde değişti. 8 Mart’ta üyesi olduğ İslam Milleti örgütünden ayrıldı. Mayıs ayında Batı Afrika’yı gezdi, Mekke'ye hac ziyareti gerçekleştirdi. Ülkeye Hacı Melik Şabaz olarak döndü. Mayıs ayında Gana’dayken Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nü (AABÖ) kurmaya karar verdi. Malcolm, örgütü kurmak için ertesi ay New York’a döndü. 28 Haziran’da Manhattan’ın Washington Heights bölgesindeki Audubon Balo Salonu’nda yeni örgüt adına ilk halka açık konuşmasını yaptı:

***

 

Selamünaleyküm, Sayın Moderatör, değerli konuklarımız, kardeşlerimiz, dostlarımız ve düşmanlarımız, burada bulunan herkes.

Birçoğunuzun bildiği gibi, geçen Mart ayında artık Siyahi Müslüman hareketinde olmadığım açıklandığında, 22 milyon Müslüman olmayan Afrikalı-Amerikalı arasında çalışmayı ve bir tür örgüt kurmayı veya gençlerin, öğrenci ya da değil tüm gençlerin ve halkımızın sorunlarını bir süre inceleyebilecekleri ve ardından yeni bir analiz ortaya koyup bize yeni fikirler ve öneriler sunabilecekleri bir ortam yaratmayı amaçladığımı söylemiştim. Bu sorunlarla çok uzun zamandır uğraşan birçok insan var ve biz de bir toplantı yapıp daha sonra bir siyahi milliyetçisi parti veya siyahi milliyetçisi ordu kurup kurmayacağımıza karar verecektik.

Ülkemizin dört bir yanından, hayatın her kesiminden birçok insan, fikirlerini bir araya getirip tüm halkımızı ilgilendiren soruna bir çözüm bulmaya çalıştı. Bu akşam da onların ortaya koydukları çözümleri anlamaya çalışmak için buradayız.

Ayrıca, yakın zamanda kutsal Mekke şehrine dini bir hac yolculuğu yapma şansına eriştim ve dünyanın dört bir yanından birçok insanla tanıştım. Afrika’da da haftalarca kalarak, kendi bakış açımı genişletmeye, soruna gerçekte olduğu gibi daha açık fikirli bakmaya çalıştım. Orada fark ettiğim şeylerden biri, hatta oraya gitmeden önce bile fark ettiğim husus şuydu: Afrikalı kardeşlerimiz, bağımsızlıklarını bizden çok daha hızlı kazandılar. Ayrıca insan olarak tanınma ve saygıyı da bizden çok daha hızlı kazandılar. Sadece on yıl önce Afrika kıtasında halkımız sömürgecilik koşullarında yaşıyordu. Her türlü sömürgecilik, baskı, sömürü, aşağılama, küçük düşürme, ayrımcılık ve diğer her türlü saldırıdan muzdariptiler. Kısa bir süre içinde, bizden çok daha fazla bağımsızlık, daha fazla tanınma ve insan olarak daha fazla saygı kazandılar. Bizse, eğitim, özgürlük, adalet, demokrasi ve diğer tüm güzel kelimelerin kalesi olması gereken bir ülkede yaşıyoruz.

Dolayısıyla amacımız, Afrikalı kardeşlerimizin sonuç almak için neler yaptığını öğrenmekti. Böylece siz ve ben, onların yaptıklarını inceleyebilir, belki de bu çalışmadan veya deneyimlerinden faydalanabilirdik. Benim oraya yaptığım seyahat de bunu nasıl başardıklarını öğrenmeye yardımcı olmak içindi.

Bağımsız Afrika uluslarının ilk işlerinden biri, Afrika Birliği Örgütü adında bir örgüt kurmaktı. Bu örgüt, tüm farklılıkları bir kenara bırakıp, Afrika kıtasından sömürgeciliği ve Afrikalıların maruz kaldığı tüm baskı ve sömürünün kalıntılarını ortadan kaldırmak için çabalarını birleştirme konusunda anlaşmaya varan tüm bağımsız Afrika devletlerinden oluşuyor. Afrika devletleri örgütünü kuranlar arasında kimi farklılıklar vardı. Muhtemelen her kesim, her düşünce türü orada temsil ediliyordu. Bazıları “Tom Amca” olarak kabul edilen, bazıları ise çok militan olarak görülen liderlerdi. Ancak militan Afrikalı liderler bile, “Tom Amca” veya “Tshombe” gibi karakterlere sahip olarak gördükleri Afrikalı liderlerle aynı masaya oturabildiler. Tek amaçları bütüne fayda sağlamaktı. Bunun için farklılıklarını unuttular. Farklılıkları unutamayan insanlar, kişisel amaç ve hedefleriyle bütünün koşullarından çok daha fazla ilgilenirler. İşte Afrikalı liderler, Amerikalı beyaz adamın yapılamaz dediği şeyi yaparak olgunluklarını gösterdiler. Hatırlarsanız, bu Afrika devletlerinin Addis Ababa’da bir araya geleceğinden bahsedildiğinde, tüm Batı basını, bir araya gelip, birlikte oturacak kadar ortak noktaları olmadığı yönünde propaganda yaymaya başlamıştı. Oysa orada Afrika liderlerinin en militanlarından biri olan Nkruma, Kongo’dan Adula, Nyerere, Ben Bella, Nasır, Seku Ture, Obote ve sanırım Kenyatta da vardı. Kenyatta’nın o zamanlar bağımsız olup olmadığını hatırlamıyorum ama sanırım oradaydı. Herkes oradaydı ve farklılıklarına rağmen bir araya gelip Afrika Birliği Örgütü’nü kurmayı başardılar. Bu örgüt, bir koalisyon oluşturdu. Bugün ortak bir düşmana karşı birlikte mücadele ediyor. Onların neler başardığını görünce, düşmanlarımız tarafından bölünmüş Afrikalı-Amerikalılar arasında da aynı şeyi yapmaya karar verdik. Bu nedenle, aynı amaç ve hedefi paylaşan Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü adında bir kuruluş meydana getirdik: Amacımız, yolumuza çıkan herkesle mücadele etmek, Batı Yarımküre’de ve öncelikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Afrika kökenli insanların tam bağımsızlığını sağlamak, bu insanların özgürlüğünü gerekli her türlü yolla elde etmek.

Bizim sloganımız şu: Her ne pahasına olursa olsun özgürlük istiyoruz. Her ne pahasına olursa olsun adalet istiyoruz. Her ne pahasına olursa olsun eşitlik istiyoruz. 1964 yılında, sözde özgürlük üzerine kurulu ve sözde özgür dünyanın lideri olan bir ülkede yaşarken, Washington’daki bazı ayrımcı kongre üyeleri, senatörler ve Teksaslı bir başkanın, halkımızın artık bir dereceye kadar medeni haklara sahip olması gerektiğine karar vermesini beklemek zorunda kalmamamız gerektiğini düşünüyoruz. Hayır, bunu şimdi istiyoruz, yoksa kimsenin buna sahip olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Örgütümüzün amacı, dünyanın herhangi bir yerinde var olan en büyük Afrika kökenli nüfus yoğunluğuna sahip olan Harlem’de başlamaktır. Harlem’de, Afrika kıtasındaki herhangi bir şehirden daha fazla Afrikalı var. Çünkü hepimiz Afrikalıyız. Şu anda burada herhangi bir beyaz adamı hazırlıksız yakalayıp ona ne olduğunu sorarsanız, Amerikalı olduğunu söylemez. Ya İrlandalı ya İtalyan, ya da Alman olduğunu söyler, eğer onu hazırlıksız yakalarsanız ve ne yaptığınızı bilmiyorsa bu cevabı verir. Burada doğmuş olsa bile, İtalyan olduğunu söyleyecektir. Eğer İtalyan ise, siz ve ben de burada doğmuş olsak bile Afrikalıyız.

Bu yüzden, yola önce New York’ta koyuluyoruz. Harlem’den başlıyoruz. Harlem derken, Bedford-Stuyvesant’ı, yani sizin ve benim yaşadığımız bu bölgedeki herhangi bir yeri kastediyoruz. Amacımız, eyalet geneline, eyaletten ülke geneline, ülkeden Batı Yarımküre'ye yayılmak. Çünkü Afrikalı-Amerikalı dediğimizde, Batı Yarımküre’deki Afrika kökenli herkesi kapsıyoruz. Latin Amerika, Amerika’dır. Orta Amerika, Amerika’dır. Latin Amerika’da Afrika kökenli birçok insan var. Latin Amerika’da Afrika kökenli herkes Afrikalı-Amerikalıdır. Karayipler’de, ister Batı Hint Adaları, ister Küba, ister Meksika olsun, Afrika kanı taşıyan herkes Afrikalı-Amerikalıdır. Kanada’da Afrika kanı taşıyan herkes Afrikalı-Amerikalıdır. Alaska’da, kendilerine Eskimo deseler bile, Afrika kanı taşıyan herkes Afrikalı-Amerikalıdır.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün amacı, Batı Yarımküre’deki Afrika kökenli herkesi tek bir güç altında birleştirmektir. Batı Yarımküre’de kendi aramızda birleştikten sonra, anavatanımızdaki, Afrika kıtasındaki kardeşlerimizle birleşeceğiz. Öyleyse, konuya doğrudan girmek için, size Haziran 1964’te New York’ta kurulan Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün “Temel Amaç ve Hedefleri”ni okumak istiyorum.

ABD’de yaşayan Afrikalı-Amerikalı halkının farklı kesimlerinden oluşan bir grup tarafından örgütlenen ve yapılandırılan Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, Mayıs 1963’te Etiyopya’nın Addis Ababa kentinde kurulan Afrika Birliği Örgütü’nün özüne ve ruhuna uygun olarak şekillendirilmiştir.

Biz, Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü üyeleri, New York’un Harlem bölgesinde bir araya geldik:

Halkımızın kendi kaderini kontrol etme hakkının vazgeçilmez bir hak olduğuna inanıyoruz.

Batı Yarımküre’deki Afrika kökenli insanların meşru özlemlerinin gerçekleşmesi için özgürlük, eşitlik, adalet ve onurun temel hedefler olduğunun bilincinde olarak, bir anlayış köprüsü kurmaya ve Afrikalı-Amerikalılar birliğinin temelini oluşturmaya gayret edeceğiz.

İnsanlığın tüm faaliyet alanlarında tam anlamıyla ilerlemesi için doğal ve insani kaynaklarımızdan en iyi şekilde yararlanma sorumluluğumuzun bilincindeyiz.

Halkımız arasında anlayışı, hayatta kalmaları ve ilerlemeleriyle ilgili tüm konularda işbirliğini teşvik etme konusundaki ortak kararlılığımızdan ilham alarak, tüm örgütsel farklılıkları aşan daha büyük bir birlik içinde halkımızın kardeşlik ve dayanışma özlemlerini destekleyeceğiz.

İnsanlığın ilerlemesi davasında bu kararlılığı dinamik bir güce dönüştürmek için barış ve güvenlik koşullarının kurulması ve sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum. “Barış ve güvenlik koşulları” ile kastettiğimiz, polis köpeklerinin havlamasını, polis coplarını, su hortumlarını, sözde Amerikan rüyasının karakteristik özelliği haline gelen tüm bu şeyleri ortadan kaldırmamız gerektiğidir. Bunlar ortadan kaldırılmalıdır. İşte o zaman barış ve güvenlik içinde yaşayacağız. Bu ülkede tek bir siyahi adam polis köpeği tarafından ısırıldığı sürece asla barış ve güvenliğe sahip olamayız. Ülkede hiç kimse, barış ve güvenliğe sahip olamaz. Bu yarımküredeki tüm Afrika kökenli insanların birliğine ve bu birliğin, siyahi insanların dünyaya katkılarını yansıtacak örgütsel yapıyı oluşturmak için kullanılmasına adanmıştır.

Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası ve Haklar Bildirgesi’nin inandığımız ilkeler olduğuna ve bu belgelerin uygulamaya konulduğu takdirde insanlığın umutlarının ve iyi niyetlerinin özünü temsil ettiğine kaniyiz.

Bundan böyle tüm Afrikalı-Amerikalı halkının ve örgütlerinin birleşerek halkımızın refahının ve esenliğinin güvence altına alınmasını arzu ediyorum.

Tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakarak ve mezhep ayrımı gözetmeyen, yapıcı bir insan hakları programı oluşturarak, halkımız arasındaki ortak amaç bağını güçlendirmeye kararlıyız.

İşbu tüzüğü sizlere sunuyoruz.

I. Kuruluş.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, Batı Yarımküre’deki tüm Afrika kökenli insanları ve Afrika kıtasındaki kardeşlerimizi kapsayacaktır. Bu, Afrika kökenli, Afrika kanı taşıyan herkesin Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’ne üye olabileceği ve Afrika kıtasındaki kardeşlerimizin de üye olabileceği anlamına gelir. Çünkü bu, sadece Batı’daki insanlarımızı birleştirmeye çalıştığımız bir Afrikalı-Amerikalılar birliği örgütü değil, aynı zamanda Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Orta Amerika’daki tüm insanlarımızı Afrika kıtasındaki insanlarımızla birleştirmeyi amaçlayan bir Afrikalı-Amerikalılar birliği örgütüdür. Birlikte ilerlemek için birleşmeliyiz. Afrika, bizden daha hızlı ilerlemeyecek, biz de Afrika’dan daha hızlı ilerlemeyeceğiz. Tek bir kaderimiz ve tek bir geçmişimiz var.

Özünde, burada söylenen şu: Özgürlük mücadelemizde müttefik aramak için İrlandalı mahallesinde, Yahudi mahallesinde veya İtalyan mahallesinde koşturup durmak yerine, bize benzeyen insanlar arasında müttefikler aramalıyız. Artık kurttan kaçıp tilkinin kollarına atılmayı bırakıp yardım aramaya son vermenin vakti geldi. Bu çok sıkıcı bir uğraş.

II. Öz Savunma.

Kendini koruma, doğanın ilk kanunu olduğundan, Afrikalı-Amerikalıların kendini savunma hakkını savunuyoruz.

ABD Anayasası, her Amerikan vatandaşının silah taşıma hakkını açıkça teyit etmektedir. Amerikalılar olarak, Anayasa tarafından garanti altına alınan hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Halkımıza karşı cezasız kalan şiddetin tarihi, kendimizi savunmaya hazır olmamız gerektiğini açıkça göstermektedir, aksi takdirde, acımasız ve şiddet yanlısı ırkçı bir kalabalığın insafına terk edilmiş, savunmasız bir halk olmaya devam edeceğiz.

Hükümetin halkımızın can ve mal güvenliğini koruyamadığı veya korumak istemediği bölgelerde, halkımızın gerekli her türlü yolla kendini koruma hakkına sahip olduğunu savunuyoruz. Bana göre bilmeniz gereken en önemli husus bu, o yüzden tekrarlayacağım. Ben zaten biliyorum. “Hükümetin halkımızın can ve mal güvenliğini koruyamadığı veya korumak istemediği bölgelerde, halkımızın gerekli her türlü yolla kendini koruma hakkına sahip olduğunu savunuyoruz.”

Gittiğiniz her yerde halkımız arasında yaymanız gereken şey bu. İnsanların, kendilerini savunabilecekleri bir konumda olduklarını düşündükleri her anın yasa dışı olduğunu düşünmelerine asla izin vermeyin. Yasa dışı olduğunuz tek zaman, yasayı çiğnediğiniz zamandır. Kendinizi savunmak için bir şeye sahip olmak yasaldır. Başkan Johnson’ı bugün ya da dün, sanırım bugün, bu ülkenin kendini savunmak için ne kadar çabuk savaşa gireceğini söylediğini işittim. Kendini savunmak için anında savaşa girecek bir ülkede yaşıyorsanız ve burada vahşi polis köpekleri ve beyaz tenli ırkçıların karşısında durup birinin size ne yapmanız gerektiğini söylemesini bekliyorsanız, aptalsınız demektir.

O günler geride kaldı, o günler dünde kaldı. Senin ve benim kendimizi şiddet içermeyen bir şekilde vahşice muameleye maruz bırakmamızın zamanı geçti. Sadece sana karşı şiddet uygulamayana şiddet uygulama. Bana şiddet uygulamayan bir ırkçı, şiddet uygulamayan bir ayrımcı getirebilirsen, o zaman ben de şiddet uygulamam. Ama o beyazlardan bazılarına şiddet dışı kalmayı öğretmeden bana şiddet dışı kalmayı öğretmeye kalkmayın. Hiç şiddet dışı kalan bir beyaz görmedin. Bir ırkçının şiddet dışı kalması zordur. Zeki birinin şiddet dışı kalması zordur. Evrendeki her şey, hayatıyla oynamaya başladığınızda bir şeyler yapar, Amerikan zencisi hariç. O yere yatar ve der ki, “Beni döv baba.” Bu yüzden burada şöyle yazmışız: “Tüfekli veya sopalı bir adam ancak kendini tüfek veya sopayla savunan bir kişi tarafından durdurulabilir.” Bu, eşitliktir. Eğer senin köpeğin varsa, benim de köpeğim olmalı. Eğer senin tüfeğin varsa, benim de tüfeğim olmalı. Eğer senin bir sopan varsa, benim de bir sopam olmalı. Bu, eşitliktir. Eğer ABD hükümeti, senin ve benim tüfek edinmemizi istemiyorsa, o zaman o ırkçılardan tüfekleri alsınlar. Eğer senin ve benim sopa kullanmamızı istemiyorlarsa, o zaman o ırkçılardan sopaları alsınlar. Eğer senin ve benim şiddete başvurmamızı istemiyorlarsa, o zaman ırkçıların şiddet kullanmasını engellesinler. O beyazlar şiddet uygularken, bize şiddet dışı kalmayı öğretmeyin. O günler geride kaldı.

Sadece ahlaka dayalı taktikler, ancak ahlaklı insanlarla veya ahlaklı bir sistemle iş tutuyorsanız başarılı olabilir. Bir insanı ten renginden dolayı ezen bir insan veya sistem, ahlaklı değildir. Bu ülkedeki her Afrikalı-Amerikalı bireyin ve her Afrikalı-Amerikalı topluluğunun, halkını toptan katleden katillerden, bombacılardan, linççilerden, kırbaççılardan, vahşet uygulayanlardan ve sömürücülerden koruma görevi vardır.

Burada şunu söyleyebilirim ki, çeşitli siyahi grupların birbirlerine savaş ilan edip, ne kadar militan olduklarını göstererek birbirlerinin kafalarını kırmaları yerine, güneye gidip o ırkçıların kafalarını kırsınlar. Bu ülkede ırkçıların saldırısına uğraşmış herkes o ırkçıların kafasını kırmak için bir yerlerden işaret beklememeli. Eski kardeşlerinin veya X kardeşlerinin kafalarını kırmak için sinyal çakmaları akıl dışı. Bunu nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum.

III. Eğitim

Eğitim, insan hakları mücadelesinde önemli bir unsurdur. Çocuklarımızın ve halkımızın kimliklerini yeniden keşfetmelerine ve böylece öz saygılarını artırmalarına yardımcı olacak araçtır. Eğitim, geleceğe açılan pasaportumuzdur, çünkü yarın, ancak bugünden ona hazırlananlara aittir.

Şunu da belirtmem gerek: Afrika’dayken, Afrika kıtasına dönen herhangi bir Afrikalı-Amerikalıyı kucaklamak için kollarını açmayan tek bir Afrikalıyla bile karşılaşmadım. Ama hepsinin söylediği şeylerden biri de şuydu: Bu ülkedeki her birimiz, geleceği düşünmeden önce, mevcut her türlü eğitim fırsatından yararlanmalıyız. Etrafınızda okullar varsa, o okula gidin.

Çocuklarımız, Amerika’nın devlet okulu sisteminde suç teşkil edecek şekilde mağdur ediliyor. Afrikalı-Amerikalı okulları, New York şehrindeki en kötü yönetilen okullardır. Müdürler ve öğretmenler, çalıştıkları sorunların doğasını anlamakta başarısız oluyorlar ve sonuç olarak çocuklarımızı eğitme görevini yerine getiremiyorlar. Bizi anlamıyorlar, sorunlarımızı da anlamıyorlar. Ders kitapları, çocuklarımıza Afrikalı-Amerikalıların bu ülkenin büyümesine ve gelişmesine yaptığı büyük katkılar hakkında hiçbir şey anlatmıyor.

Anlatmıyorlar. Bu ülkede çocuklarımızı okula gönderdiğimizde, pamuk toplayıcısı olduğumuz dışında bizim hakkımızda hiçbir şey öğrenmiyorlar. Okula giden her küçük çocuk, dedesinin pamuk toplayıcısı olduğunu düşünüyor. Dedeniz Nat Turner’dı. Dedeniz Toussaint L'Ouverture’dü; dedeniz Hannibal’di. Dedeniz, bu dünyada yaşamış en büyük siyahi insanlardan biriydi. Medeniyeti şekillendiren, dedenizin elleriydi, medeniyetin beşiğini sallayan da büyükannenizin elleriydi. Ama ders kitapları çocuklarımıza Afrikalı-Amerikalıların bu ülkenin büyümesine ve gelişmesine yaptığı büyük katkılardan hiçbir şey anlatmıyor.

Eğitim Kurulu’nun entegrasyon planı, pahalı ve uygulanamaz. New York’taki okul sisteminde müdürler ve denetçiler örgütü, Kurulun okulları entegre etme planını destekleme fikrine karşı çıktı, böylece kurul, daha başlamadan başarısızlığa mahkûm oldu. Bu şehrin Eğitim Kurulu, planıyla bile Harlem ve Brooklyn'deki Bedford Stuyvesant bölgesindeki okulların yüzde 10’unu iyileştiremeyeceklerini söyledi. Peki biz ne yapmalıyız? Bu, Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün Afrikalı-Amerikalı topluluğunu eğitimsel özgelişim için daha güçlü bir güç haline getirmesi gerektiği anlamına gelir.

Mevcut ırkçı eğitim sistemini sona erdirme programındaki ilk adım, Eğitim Kurulu’nun planına dâhil etmeyeceği okulların yüzde 10’unun Afrikalı-Amerikalı topluluğuna devredilmesini ve onlar tarafından yönetilmesini talep etmektir. Madem bu okulları iyileştiremeyeceklerini söylüyorlar, o halde neden bu toplulukta yaşayan biz, bu aptalların bu düşük standarttaki eğitimi üretmeye devam etmesine izin verelim? Hayır, bırakın bu okulları bize devretsinler. Mademki onları yönetemeyeceklerini, düzeltemeyeceklerini söylüyorlar, o zaman biz bir deneme yapalım.

Ne istiyoruz? Bu okulların başında Afrikalı-Amerikalı müdürler istiyoruz. Bu okullarda Afrikalı-Amerikalı öğretmenler istiyoruz. Yani, siyahi müdürler ve siyahi öğretmenler, siyahi insanlarla ilgili bazı ders kitaplarıyla birlikte istiyoruz. Bu okullarda kullanılmadan önce, halkımız tarafından kabul edilebilir Afrikalı-Amerikalılar tarafından yazılmış ders kitapları istiyoruz.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, okul politikalarının oluşturulduğu ve Eğitim Kurulu’na iletildiği yerel okul kurullarında görev yapacak kişileri seçecek ve önerecektir. Bu çok önemli.

Bu adımlar sayesinde devraldığımız okulların yüzde 10’unu, ülke genelinden insanların dikkatini çekecek eğitim vitrinlerine dönüştüreceğiz. Akademik gıdası eksik öğrenciler yetiştiren okullar olmak yerine, onlara fırsat verildiğinde kendimizin de neler yapabileceğine dair örnekler sunabiliriz.

Bu öneriler yerine getirilmezse, Afrikalı-Amerikalı velilerden çocuklarını şu anda gittikleri düşük kaliteli okullardan almalarını isteyeceğiz. Mahallemizdeki bu okullar Afrikalı-Amerikalıların kontrolüne geçtiğinde, çocuklarımızı onlara geri göndereceğiz.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, Afrikalı-Amerikalı ebeveynlerin okul hayatının her aşamasına tam katılımının muazzam önemini görmektedir. Afrikalı-Amerikalı ebeveyn, okullara gidip çocuklarımızın eğitiminin düzgün bir şekilde yapıldığından emin olmak için istekli ve yetenekli olmalıdır. Suçun tamamını öğretmene yükleme meselesi artık geçerli değil. Evdeki ebeveynin de okulda olup bitenlerin yeterli düzeyde olduğundan emin olmak için öğretmen kadar sorumluluğu vardır. Bu nedenle amacımız, sadece çocuklar için bir eğitim programı geliştirmek değil, aynı zamanda ebeveynleri de çocuklarının eğitimiyle ilgili sorumluluklarının farkında olmalarını sağlayacak bir program oluşturmaktır.

Tüm Afrikalı-Amerikalıları, New York’taki kamu okullarında var olan koşulların, burada olduğu kadar içler acısı olduğunun farkında olmaya çağırıyoruz. Çabalarımızı birleştirmeli, eğitim yoluyla özgelişim programımızı Amerika’daki her Afrikalı-Amerikalı topluluğuna yaymalıyız.

Ülke genelinde kendi okullarımızı kurarak, kendi çocuklarımızı bilim insanı, matematikçi olarak yetiştirmeliyiz. Otomasyonun kilit rol oynadığı değişen bir toplumu vurgulayacak yetişkin eğitimine ve iş yeniden eğitim programlarına olan ihtiyacı fark etmeliyiz. Eğitimin araçlarını kullanarak, insanlarımızı kendi çabalarıyla eşi benzeri görülmemiş bir mükemmellik ve öz saygı düzeyine yükseltmeyi amaçlıyoruz.

IV. Siyaset ve Ekonomi

Bu ikisi birbirinden ayrılamaz hususlar, çünkü politikacı, paraya bağımlı. Evet, bağımlı olduğu şey paradır.

Temelde Amerika’da iki tür güç önemli: ekonomik güç ve siyasi güç. Toplumsal güç ise bu ikisinden türer. Afrikalı-Amerikalıların kaderlerini kontrol edebilmeleri için, kaderlerini kararları (ekonomik, siyasi ve toplumsal) kararları kontrol edebilmeleri ve etkileyebilmeleri gerekir. Bu, ancak örgütlenme yoluyla mümkün olabilir.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, Afrikalı-Amerikalı topluluğunu mahalle mahalle örgütleyerek, topluluğun gücünün ve potansiyelinin farkına varmasını sağlayacak, Afrikalı-Amerikalı topluluğundaki kayıtlı olmayan her seçmeni bağımsız seçmen haline getirmek için derhal bir seçmen kayıt kampanyası başlatacak.

Hiçbir siyahi insanı Demokrat ya da Cumhuriyetçi olmaya örgütlemeyeceğiz çünkü ikisi de bizi sattı. İkisi de bizi sattı. Her iki parti de bizi sattı. Her iki parti de ırkçı. Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Parti’den daha ırkçı. Bunu kanıtlayabilirim. Washington’da şu anda hükümeti yöneten herkesin adını saymanız yeterli. Bu hükümet yetkilisi Demokrat Partilidir ve illaki Georgia, Alabama, Teksas, Mississippi, Florida, Güney Carolina, Kuzey Carolina’dan, yani o “beyaz eyaletlerden” birinden gelmektedir. Kuzey’deki herhangi bir beyaz adamdan daha fazla güce sahipler. Hatta Başkan da bir “beyaz eyaletten”. Bugün başkan bize ne anlatıyor? Teksas bir “beyaz eyalet”, hatta Teksas’ta sizi Mississippi’den daha çabuk asarlar. Bir “beyaz”ın başkan olması, onun “beyaz” olmaktan çıktığını asla göstermez. Başkan olmadan önce de “beyaz”dı, başkanken de “beyaz”. Her şeyi olduğu gibi anlatacağım. Umarım siz de olduğu gibi kabul edersiniz.

Siyasi kulüpleri desteklemeyi ve örgütlemeyi, bağımsız adayları seçimlere çıkarmayı ve halihazırda görevde olan, Afrikalı-Amerikalı topluluğuna hesap veren ve sorumlu olan tüm Afrikalı-Amerikalıları desteklemeyi öneriyoruz. Beyaz iktidar yapısı tarafından kontrol edilen hiçbir siyahiyi desteklemiyoruz. Sadece seçmen kaydı kampanyası değil, aynı zamanda seçmen eğitimi kampanyası da başlatacağız ki insanlarımız siyasetin bilimini anlasınlar, böylece siyasetçinin olaylar zincirindeki rolünü görebilsinler, siyasetçinin görevini ne zaman yaptığını ve ne zaman yapmadığını anlayabilsinler. Siyasetçi, görevini yapmadığı her an, ister beyaz, ister siyah, ister yeşil, ister mavi, ister sarı veya icat edebilecekleri başka bir renk olsun, onu görevden alacağız.

Afrikalı-Amerikalı topluluğuna yönelik ekonomik sömürü, Amerika’daki herhangi bir halka uygulanan en acımasız sömürü biçimidir. Aslında, bu, yeryüzündeki herhangi bir halka uygulanan en acımasız sömürü biçimidir. Hiç kimse, sizin ve benim kadar kapsamlı bir şekilde ekonomik sömürüye maruz kalmıyor, çünkü sömürülen insanların çoğu ülkede bunun farkındalar. Siz ve ben bu ülkede sömürülüyoruz, bazen bunun farkında bile değiliz. Farelerle dolu, hamamböceklerinin cirit attığı, çürüyen apartman daireleri için iki kat daha fazla kira ödeniyor.

Bu doğru. Harlem’de yaşamak, onların Park Avenue’de yaşamalarından daha pahalıya mal oluyor. Harlem’deki Park Avenue’nin kirasının, şehir merkezindeki Park Avenue’den daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz? Harlem’de, o dairede sizinle birlikte her şey var: hamamböcekleri, fareler, kediler, köpekler ve ev sahibi kılığında başka yabancılar. Afrikalı-Amerikalılar, yiyecek için, giyim için, sigorta için herkesten daha fazla para ödüyor. Gerçekten öyle. Sigorta için daha fazla para ödüyoruz, Bronx’taki veya başka bir yerdeki beyaz adamdan daha fazla. Yiyecek için daha fazla para ödüyoruz, onlardan daha fazla. Amerika’da yaşamak için daha fazla para ödüyoruz, gene de en büyük katkıyı biz yapıyoruz.

Bana söyleyin, burası nasıl bir ülke? Neden en düşük ücretle en pis işleri biz yapmalıyız? Neden en düşük ücretle en zor işleri biz yapmalıyız? Neden en kötü yiyecek için en çok parayı, en kötü yaşam yeri için en çok parayı biz ödemeliyiz? Size söylüyorum, bunu yapıyoruz çünkü yeryüzünde var olmuş en çürük ülkelerden birinde yaşıyoruz. Çürük olan sistem; çürük bir sistemimiz var burada. Bu, bir sömürü sistemi, siyasi ve ekonomik bir sömürü sistemi, düpedüz aşağılama, alçaltma, ayrımcılık, karşılaşabileceğiniz tüm olumsuz şeylerle, kendisini demokrasi olarak gizleyen bu sistem altında maruz kalıyorsunuz. Bize ve size karşı uyguladıkları şeyler, Almanya’da Yahudilere karşı uyguladıkları şeylerden daha beter. Yahudilerin karşılaştığı şeylerden daha kötü. Siz de kalkmış, burada askere alınmaya ve bir yerlere gidip bu ülkeyi savunmaya hazırlanıyorsunuz. Birinin çıkıp kafanıza bir tokat atması gerekiyor.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, topluluğumuzdaki bu kötülüklere karşı amansız bir mücadele verecektir. Bu sorunları çözmek ve konut iyileştirme programı başlatmak için halkımızla birlikte çalışacak örgütçü haline gelecektir. Beyaz adamın gelip mahallemizi düzeltmesini beklemek yerine, onu bizatihi kendimiz düzelteceğiz. İşte burada hata yapıyorsunuz. Bir yabancı, evinizi sizin kadar iyi temizleyemez. Bir yabancı, çocuklarınıza sizin kadar iyi bakamaz. Bir yabancı, ihtiyaçlarınızı sizin kadar iyi karşılayamaz. Bir yabancı, sorunlarınızı sizin kadar iyi anlayamaz. Gene de bunu yapması için bir yabancı arıyorsunuz. Ya biz yapacağız ya da o iş asla yapılmayacak.

Kira grevlerini desteklemeyi öneriyoruz. Evet, tek bir blokta küçük, ufak tefek kira grevleri değil. Harlem’i kira grevi sahası haline getireceğiz. Bu şehirdeki her siyahi erkeği bir araya getireceğiz. Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, şehirde grevde olmayan tek bir siyahi kalmayana dek durmayacak. Kimse kira ödemeyecek. Bütün şehir duracak. Hepimizi hapse atamazlar çünkü hapishaneler zaten bizimle dolu.

Toplumsal ihtiyaçlarımız konusunda umarım kimseyi korkutmuyorumdur. Burada durup size şunu söylemeliyim ki, eğer korkan, ürken bir insansanız, asla yanımıza gelmemelisiniz. Çünkü sizi ölümüne korkuturuz. Çok uzağa gitmenize gerek yok çünkü zaten yarı ölüsünüz. Ekonomik olarak ölüsünüz, beş parasızsınız. Dün maaşınızı aldınız ve şu anda beş parasızsınız.

V. Toplumsal Güç

Bu örgüt, yalnızca Afrikalı-Amerikalı halkına ve Afrikalı-Amerikalı topluluğuna karşı sorumludur. Bu örgüt, bizden başka kimseye karşı sorumlu değildir. Şehir merkezindeki adama gösteri yapıp yapamayacağımızı sormamıza gerek yok. Şehir merkezindeki adama, suç teşkil eden suistimallerine karşı öfkemizi göstermek için hangi taktikleri kullanabileceğimizi sormamıza gerek yok. Onun onayını, desteğini, iznini istememize gerek yok. Haksız bir durumun var olduğunu ve bunun yasa dışı ve adaletsiz olduğunu bildiğimiz her an, gerekli her türlü yolla ona karşı harekete geçeceğiz. Ayrıca yolumuza çıkan her şeye ve herkese karşı da harekete geçeceğiz.

Bu örgüt, yalnızca Afrikalı-Amerikalı halkına ve topluluğuna karşı sorumludur, yalnızca onların hem mali hem de sayısal desteğiyle faaliyet gösterecektir. İnsan hakları ve insan onuru mücadelesinde topluluklarımızın siyasi, ekonomik, düşünsel ve kültürel olarak kendi güçlerinin kaynağı olması gerektiğine inanıyoruz.

Toplum, yıllarca süren sömürü, ihmal ve kayıtsızlığın etkilerinden kurtulmak için ahlaki sorumluluğunu güçlendirmeli, polis şiddetine karşı amansız bir mücadele yürütmelidir. Evet. İyi polisler de var, kötü polisler de. Biz genelde kötü olanlarla karşılaşıyoruz. Harlem’de bu kadar çok polis varken, çok fazla suç, çok fazla uyuşturucu bağımlılığı, çok fazla alkolizm, çok fazla fuhuş, çok fazla kumar var.

Bu yüzden Komiser Murphy’nin tüm bu polisleri buraya göndermesinin ardındaki niyetler konusunda şüphelerimiz oluşuyor. Bunların sadece onun uşakları olduğunu, rüşveti toplayıp şehir merkezine, Murphy’ye geri götürdüklerini düşünmeye başlıyoruz. Harlem’deki polis sayısını artırmayı gerekli bulan, aynı zamanda suç oranlarında bir azalma belirtisi görmeyen bir polis komiseri varsa, bence niyetlerinden şüphelenmekte haklıyız. Suç artıyor diye onları buraya suçla mücadele için gönderemez. Ne kadar çok polisimiz olursa, o kadar çok suç işleniyor. Polislerin suçun bir kısmını da beraberlerinde getirdiğini düşünmeye başlıyoruz.

Dolayısıyla amacımız, toplumu örgütleyerek, polis, uyuşturucu trafiğini ortadan kaldıramadığı için bunu kendimiz ortadan kaldırmak; polis, organize kumarı ortadan kaldıramadığı için bunu kendimiz ortadan kaldırmak; polis, organize fuhşu ve toplumumuzun ahlaki yapısını yok eden tüm bu kötülükleri ortadan kaldıramadığı için, bu kötülükleri kendimiz ortadan kaldırmak size ve bana düşüyor. Ancak birçok durumda, bu ülkede veya bu şehirde organize suçla mücadele etmek için bir araya geldiğinizde, kendinizi emniyet müdürlüğünün kendisiyle mücadele ederken bulacaksınız çünkü onlar da organize suça karışmış durumdalar. Organize suçun olduğu her yerde, bu tür suçlar, polisin rızası, bilgisi ve işbirliği olmadan var olamaz.

Mahallenizde polisin haberi olmadan fuhuş yapamazsınız. Bir fahişe, polisin haberi olmadan mahallede müşteri bulamaz. Bir adam, polisin haberi olmadan caddenin herhangi bir yerinde uyuşturucu satamaz. Tutuklanmamak için polise rüşvet veriyorlar. Ne dediğimi biliyorum, eskiden ben de o işlerdeydim. Polis, sizi tuzağa düşürmeden orada iş çeviremezsiniz. Onlara rüşvet vermeniz gerekir.

Polislerin içinde iyisi de var kötüsü de ama genelde kötüleri Harlem’e gönderiyorlar. Bu kötü polisler, Harlem’e gelip de yüksek suç oranını düşürmediğine göre, demek ki kardeşlerim, artık bu kötülükleri kendimiz ortadan kaldırmak için örgütlenmemizin vakti geldi, yoksa dünyanın nerede olduğunu bile anlamadan dünyadan silinip gideceğiz.

Uyuşturucu bağımlılığı, küçük kız kardeşinizi ergenlik çağına gelmeden fahişe yapar; küçük erkek kardeşinizi ergenlik çağına gelmeden uyuşturucu ve alkol bağımlılığı nedeniyle suçlu yapar. Eğer siz ve ben, bu şeylerin kökenine inmek için yeterince insan değilsek, o zaman burada şikâyet etmeye bile hakkımız yok. Polis, bu sorunları ortadan kaldırmayacak. Toplumumuz, yıllarca süren sömürü, ihmal ve kayıtsızlığın etkilerinden kurtulmak için ahlaki sorumluluğunu güçlendirmeli, polis şiddetine karşı amansız bir mücadele yürütmelidir.

Bu polis vahşeti, yeni geçirdikleri “kapıyı çalmadan girme” yasası, “durdur ve ara” yasasıyla da kendini gösteriyor. Bu, zencilere karşı bir yasa. Bu yasa, Rockefeller tarafından çıkarıldı ve imzalandı. Rockefeller, her zamanki gibi yüzünde yağlı bir gülümsemeyle, zencilerle sanki onların babası, dedesi veya büyük amcasıymış gibi el sıkışıyor. Ama Nazi Almanyası’ndaki yasalardan daha kötü bir yasa çıkarmaya gelince, Rockefeller imzasını atmayı bekleyemedi. Bu yasanın tek amacı, her zaman yaptıkları şeyi yasal hale getirmek.

Kapınızı çalmadan bile içeri girmelerine, kafanızı kırmalarına ve sizi bir şeyden şüphelendikleri bahanesiyle tuzağa düşürmelerine imkân sağlayan bir yasa çıkardılar. Kardeşlerim, Nazi Almanyası’nda bu kadar kötü yasalar yoktu. Bu yasa sizin ve benim için çıkarıldı, zenci karşıtı bir yasa, çünkü Albany’de... Georgia eyaletinin Albany’sini kastediyorum. New York’ta zenci karşıtı bir vali oturuyor. Çok fazla fark yok. New York’un Albany’siyle Georgia’nın Albany’si arasında çok fazla fark yok. İkisinin hükümeti arasında da çok fazla fark yok.

Afrikalı-Amerikalı topluluğu, toplumdaki yerini kaybetmiş insanlarımızı geri kazanma sorumluluğunu üstlenmelidir. Topluluğumuzdaki organize suçlara karşı topyekûn bir savaş ilan etmeliyiz. Rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmış polislerin kontrol ettikleri bu kötü alışkanlığın ifşa edilmesi gerekiyor. Uyuşturucu bağımlılığı için yardım ve tedavi alınabilecek bir klinik kurmalıyız.

Bu, kesinlikle gerekli. Bir kişi uyuşturucu bağımlısı olduğunda, suçlu o değildir, asıl suçlunun kurbanıdır. Suçlu, uyuşturucuyu ülkeye sokan şehir merkezindeki adamdır. Zenciler, bu ülkeye uyuşturucu sokamazlar. Tekneniz yok. Uçağınız yok. Diplomatik dokunulmazlığınız yok. Uyuşturucu getirmekten sorumlu olan siz değilsiniz. Siz, sadece şehir merkezindeki adamın kullandığı küçük bir araçsınız. Uyuşturucu trafiğini kontrol eden adam, belediye binasında veya eyalet meclisinde oturuyor. Saygın, yüksek çevrelerde faaliyet gösteren büyük adamlar, bu işleri kontrol edenlerdir. Şehir merkezindeki adama saldırmadıkça, siz ve ben bunun köküne asla vuramayacağız.

Ahlaksızlığın yollarına sürüklenmiş olanlar için anlamlı, yaratıcı ve faydalı faaliyetler oluşturmalıyız. Afrikalı-Amerikalı topluluğunun insanları birbirlerine her türlü şekilde yardım etmeye hazır olmalı. Bekâr annelerin yardım ve tavsiye alabileceği bir yer kurmalıyız. Bu, bir sorun, bu, bizim en kötü sorunlarımızdan biri… [Kaset döndürülürken kısa bir bölüm bu kısımda kayboluyor.]

Sorun, yaşayan gençlerimize yardımcı olacak bir koruma sistemi kurmalıyız. Çocuklarımızın çoğu sorun yaşıyor. Bir kere sorun yaşadıklarında, onları koruyacak kimse olmadığı için, sorun yaşama konusunda deneyimli diğerlerinin bulunduğu bu tür evlere yerleştiriliyorlar. Bu durum, onları olumsuz etkiliyor,, hayatlarını düzeltme şansları olmuyor. Çocuklarımızın birçoğunun hayatı bu şekilde mahvoluyor. Şu anda, özellikle ilk kez sorun yaşayanlar olmak üzere, sorun yaşayan tüm bu gençlerin ihtiyaçlarını karşılayabileceğimiz, çok fazla yanlış yola sapmadan önce onları doğru yola yönlendirebileceğimiz türden organizasyonlar kurmak, sizin ve benim sorumluluğumuzda.

Kendi çocuklarımıza yapıcı faaliyetlerde bulunma imkânı sunmalıyız. Çocuklarımıza iyi bir örnek olmalı, onlara iyi topluluklar ve uluslar inşa etmek için gerekli olan sorumlulukları her zaman üstlenmeye hazır olmayı öğretmeliyiz. Onlara en büyük sorumluluklarının kendilerine, ailelerine ve topluluklarına karşı olduğunu öğretmeliyiz.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü, Afrikalı-Amerikalı topluluğunun hayır işlerinin büyük bir kısmını kendi içinden yapmaya çalışması gerektiğine inanmaktadır. Ancak hayır işi, yasal olarak hak kazandığımız devlet yardımları anlamına gelmez. Afrikalı-Amerikalı gaziye, kendisine tanınan tüm haklar ve bunları elde etme prosedürü hakkında bilgi verilmelidir.

Halkımızın birçoğu, bu ülke için savaş cephesinde hayatını feda etti. Halkımızın bilmediği birçok devlet yardımı var. Birçoğu, her türlü yardımı almaya hak kazanıyor, ancak bunun farkında bile değiller. Ama biz bunu biliyoruz, bu yüzden, bunu bilenler olarak bizim görevimiz, haberdar olmayan halkımızı bilgilendirmek, onlara bu devletten alacakları her şeye nasıl sahip olabileceklerini bildirmek için bir sistem kurmaktır. Demek istediğim şu: “Gazilerin, Gaziler Yasası uyarınca verilen devlet kredilerini ve erişebildiğimiz veya kullanabileceğimiz diğer tüm imkânları kullanarak birlikte iş kurmaları teşvik edilmelidir.”

Afrikalı-Amerikalılar birleşmeli ve birlikte çalışmalıdır. Afrikalı-Amerikalı topluluğuyla gurur duymalıyız, çünkü burası bizim evimiz ve gücümüzün temelidir.

Burada öz saygımızı, insanlığımızı, haysiyetimizi ve özgürlüğümüzü yeniden kazanmak için yaptığımız şey, dünyanın her yerinde baskıya karşı mücadele eden tüm insanlara yardımcı oluyor. Son olarak, kültür ve Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün kültürel yönüyle ilgili şunları söylüyoruz.

“Bir halk, tıpkı bir insan gibidir; kendi yeteneğini kullanmadıkça, kendi tarihinden gurur duymadıkça, kendi kültürünü ifade etmedikçe, kendi kimliğini doğrulamadıkça asla kendini gerçekleştiremez.”

Zincirlere vurularak zorla Amerika’ya getirildiğimizde tarihimiz ve kültürümüz tamamen yok edildi. Şimdi bilmemiz gereken önemli bir nokta var: Tarihimiz kölelikle başlamadı. Büyük bir kıta olan Afrika’dan geldik. Orada gururlu ve çeşitli bir halk yaşıyor, burası yeni dünya ve medeniyetin beşiği. Kültürümüz ve tarihimiz insanlık tarihi kadar eski, gene de hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz.

Bu, tesadüf değil. Afrika’da böylesine yüksek bir kültür seviyesinin var olması ve sizin ve benim bundan habersiz olmamız bir tesadüf değil. Çünkü o adam, siz ve ben kendimizi birer kişi sandığımız sürece, bize asla hiç kimseymişiz gibi davranamayacağını biliyordu. Bu yüzden, birer kişi olduğumuzu kanıtlamak için kullanabileceğimiz her şeyi bizden alacak bir sistem icat etmek zorunda kaldı. Bizi tüm insani özelliklerimizden, dilimizden, tarihimizden, tüm kültürel bilgilerimizden mahrum edip, bir hayvan seviyesine indirdikten sonra, bize bir hayvan gibi davranmaya başladı; bizi bir tarladan diğerine, bir sahipten diğerine sattı, tıpkı sığır yetiştirir gibi bizi çiftleştirdi.

Kardeşlerim, uyandığınızda ve bu adamın size ve bana neler yaptığını öğrendiğinizde, birinin söz vermesini bile beklemeyeceksiniz. Hepsinin kötü olduğunu söylemiyorum. Belki aralarında iyileri de vardır. Ama onları aramak için vaktimiz yok. Bugün hiç vakti değil.

Beyaz üstünlüğünün prangalarından kurtulmak istiyorsak, mirasımızı ve kimliğimizi geri kazanmalıyız. Bütün bir halkın beynini yıkamaktan kurtarmak için kültürel bir devrim başlatmalıyız. Kültürel bir devrim. Kardeşlerim, bu çılgın bir devrim. Amerika’daki bu siyahi adama kim olduğunu, nereden geldiğini, oradayken neye sahip olduğunu anlattığınızda, etrafına bakıp kendi kendine, “Peki, ona ne oldu, kim aldı ve nasıl yaptı?” diye soracak. Kardeşlerim, işte o anda bir eylem gerçekleşecek. Amerika’daki siyahi bir adama geçmişte nerede olduğunu, nelere sahip olduğunu ve nedenini anlattığınızda, bugün içinde bulunduğu aşağılık hale düşmesine neden olan şeyin kendisine karşı işlenmiş bir suç olduğunu anlaması için sadece kendine bakması yeterlidir.

Bir insan, ne yapıldığını, nasıl yapıldığını, nerede yapıldığını, ne zaman yapıldığını ve kimin yaptığını anladığında, bu bilgi, kendi başına eylem programınızı başlatacaktır. Bu, eylem her türlü araca başvuracaktır. Bir insan, neye karşı hareket ettiğini anlamadan nasıl hareket edeceğini bilemez. Siz de size ne yapıldığını anlamadan neye karşı hareket ettiğinizi anlayamazsınız. Birçoğunuz, size ne yapıldığını bilmiyorsunuz ve bu da sizi unutmaya ve affetmeye bu kadar çabuk itiyor. Hayır, kardeşlerim, size ne olduğunu gördüğünüzde asla unutmayacak ve asla affetmeyeceksiniz. Dediğim gibi, hepsi suçlu olmayabilir. Ama çoğu suçlu. Çoğu suçlu.

Kültürel devrimimiz, Afrikalı kardeşlerimize daha da yakınlaşmamızı sağlayacak bir araç olmalıdır. Topluluk içinde başlamalı, topluluk katılımına dayanmalıdır. Afrikalı-Amerikalılar, ancak Afrikalı-Amerikalı topluluğunun desteğine güvenebildikleri zaman özgürce yaratım yapabilirler, Afrikalı-Amerikalı sanatçılar da ilham almak için Afrikalı-Amerikalı topluluğuna bağımlı olduklarının farkına varmalıdırlar.

Sanatçılarımız, dahi sanatçılarımız var; Stepin Fetchit rolünü oynamak zorunda değiller. Ama siyahilerin desteği yerine beyazların desteğini aradıkları sürece, eski beyaz destekçilerinin istediği gibi davranmak zorundalar. Sen ve ben siyahi sanatçıları desteklemeye başladığımızda, siyahi sanatçılar da o siyahi rolünü oynayabilirler. Siyahi sanatçı, beyaz adamı memnun etmek için şarkı söyleyip dans etmek zorunda olduğu sürece, bir palyaço olacak, sadece palyaçolardan biri olacak. Ama siyahi insanları memnun etmek için şarkı söyleyip dans edebildiğinde, farklı bir şarkı söyler ve farklı bir adım atar. Bir araya geldiğimizde, kendimize özgü bir adımımız olur. Kimsenin yapamayacağı, sadece bizim yapabileceğimiz bir adımımız var, çünkü bunu yapmamızın kimsenin anlayamayacağı bir nedeni var.

Harlem'de her yaştan insanı kapsayacak ve film, yaratıcı yazarlık, resim, tiyatro, müzik ve Afrikalı-Amerikalı tarihinin tüm yelpazesi gibi sanatın her dalında atölyeler düzenleyecek bir kültür merkezi kurmak için çalışmalıyız.

Bu kültürel devrim, kendimizi yeniden keşfetme yolculuğumuz olacak. Tarih, bir halkın hafızasıdır ve hafıza olmadan insan, alt seviyedeki hayvanlar seviyesine indirgenir. Tarihinizi bilmiyorsanız, sadece hayvansınız; aslında, bir zencisiniz. Hiçbir şey ifade etmeyen bir şey. Dünyada zenci diye adlandırılan tek siyahi adam, tarihini bilmeyen kişidir. Dünyada zenci diye adlandırılan tek siyahi adam, nereden geldiğini bilmeyen kişidir. Amerika’daki de öyle. Afrikalılara zenci demiyorlar mesela.

Geçen gün beyaz bir adam bana, “O zenci değil” dedi. Adam gece kadar siyahtı ve beyaz adam bana, “O zenci değil, Afrikalı” dedi. Ben de, “Bakın bakalım” dedim. Afrikalı olmadığını biliyordum ama o yaşlı beyaz adamı biraz kızdırmak istedim. Ama bu, onların bunu bildiğini gösteriyor. Sen zencisin çünkü kim olduğunu bilmiyorsun, ne olduğunu bilmiyorsun, nerede olduğunu bilmiyorsun ve buraya nasıl geldiğini bilmiyorsun. Ama uyandığın ve tüm bunlara olumlu cevabı bulduğun anda, zenci olmaktan çıkarsın. İşte o zaman birisi olursun.

Geçmişimizin bilgisiyle donanmış olarak, geleceğimiz için güvenle bir yol haritası çizebiliriz. Kültür, özgürlük mücadelesinde vazgeçilmez bir silahtır. Onu ele geçirmeli ve geçmişimizle geleceği şekillendirmeliyiz. John Killens’ın Then We Heard the Thunder [“Sonra Gök Gürültüsünü İşittik”] adlı eserinden bir pasajı alıntılayacak olursak: “O, kendini adamış bir vatanseverdi: Onur, onun ülkesiydi, İnsanlık, onun hükümeti, Özgürlük onun toprağıydı.” Ah ihtiyar John Killens, ne güzel söylemiş.

Amacımız bu. Zorlu bir süreç, biraz düzeltmemiz gerekiyor. Ama pürüzsüz bir şey ortaya koymaya çalışmıyoruz. Ne kadar zorlu olursa olsun, ne kadar güç olursa olsun, ne kadar gerici görünürse görünsün, umurumuzda değil. Özünde tek bir şey istiyoruz. Bu dünyada insan olmaya, insan olarak saygı görmeye, bu toplumda, bu dünyada, bu çağda insan haklarına sahip olmaya hakkımız olduğunu cümle âleme ilan ediyoruz, bu hakka gerekli her türlü yolla ulaşmayı amaçlıyoruz.

Çok uzun sürdüğü için özür dilerim. Ancak bu kuruluşa nasıl katılabileceğinizi, görev ve sorumluluklarınızın neler olduğunu anlatmadan önce, sizi tören yöneticimiz Kardeş Les Edmonds’a bırakmak istiyorum.

[Para toplanır. Malcolm görevine devam eder.]

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü olarak atacağımız ilk adımlardan biri, bu ülkedeki her lider ve diğer kuruluşla, sizin ve benim sorunlarımızı Birleşmiş Milletler’e taşımayı amaçlayan bir program üzerinde çalışmak olacaktır. Bu, bizim öncelikli konumuzdur. Bu ülkedeki siyahi insanın sorunlarının, ABD hükümetinin çözebileceği sorunların ötesinde olduğuna inanıyoruz. Hükümetin kendisi, sorunumuzu duymaya bile muktedir değil, çözmekten bahsetmiyorum bile. Ahlaki olarak da çözmeye yetkin değil.

Bu yüzden, bu işi ABD hükümetinin elinden almalıyız. Bunu yapmanın tek yolu ise beynelmilelleşmek, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nden, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Şartı’ndan yararlanarak, bu zeminde konuyu BM’ye, yani dünya çapında bir kuruluşa taşımak, böylece halkımızın bu hükümette yaşadığı sürekli suç teşkil eden adaletsizliklerden dolayı ABD hükümetini yargılamaktır.

Bunu başarmak için birçok kuruluş ve birçok insanla çalışmamız gerekecek. Bu ülkedeki birçok farklı kuruluştan, birçok farklı liderden ve Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki birçok farklı bağımsız ulustan destek sözü aldık bile. Dolayısıyla, bu, bizim ilk hedefimiz ve tek ihtiyacımız sizin desteğiniz. Bu proje için desteğinizi alabilir miyiz?

Afrika’dan dönüşümden bu yana geçen dört hafta içinde, Afrikalı-Amerikalı topluluğunun her kesiminden birçok insan, bir araya gelerek, bilgi, fikir ve önerilerini paylaştı, bir tür beyin takımı oluşturdu. Amaç, farklı düşünce biçimlerini, umutları, özlemleri, beğenileri ve beğenmedikleri hususları bir araya getirerek, tabanın desteğini bir şekilde alabilecek ve sonuç almak için gerekli eylemleri gerçekleştirebilecek kadar bağımsız bir örgüt kurmak için ne tür bir desteğe ihtiyaç duyacağını belirlemekti.

Beyazların desteğiyle finanse edilen hiçbir örgüt, gerçek sonuçlar almak için gerekli taktiklerle iktidar yapısıyla mücadele edebilecek kadar bağımsız olamaz. İktidar yapısıyla mücadele etmenin tek yolu ki mücadele ettiğimiz şey, iktidar yapısıdır, Güney’deki ayrımcılarla değil, Washington’da yönetilen bir sistemle mücadele etmektir. Mücadele ettiğimiz sistemin merkezi orasıdır. Onunla mücadele etmek için ondan bağımsız olmalıyız. Ondan bağımsız olabilmemizin tek yolu ise beyaz topluluğunun tüm desteğinden bağımsız olmaktır. Bu, kendi başımıza vermemiz gereken bir mücadele.

Şimdi, beyaz insanlar yardım etmek isterlerse yardım edebilirler. Ama katılamazlar. Beyaz topluluğu üzerinden yardım edebilirler, ama katılamazlar. Yardımlarını kabul ediyoruz. Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün Beyaz Dostları teşkilâtını kurup beyaz topluluğu içinde yer alan beyazlarla ilgili çalışma yürütebilir, bize karşı tutumlarını değiştirebiliriz. Aramıza gelip tutumumuzu değiştirmelerine gerek yok. Çevremizde çalışıp tutumumuzu değiştirmeye çalışmalarından yeterince bıktık. Bizi mahveden şey bu. Bu yüzden, samimiyetlerini, niyetlerini, dürüstlüklerini sorgulamıyoruz. Sadece bunu beyaz topluluğunun başka bir yerinde kullanmalarını teşvik ediyoruz. Eğer tüm bu samimiyeti beyaz topluluğunda kullanarak beyaz topluluğunun bize karşı daha iyi davranmasını sağlayabilirlerse, o zaman “Bunlar iyi beyaz insanlar” diyeceğiz. Ama bize gelip, beyaz Tom Amca’lar gibi dişlerini göstererek, kendilerini bize kabul ettirmeye çalışmalarına gerek yok. Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün Beyaz Dostları, bırakın beyaz topluluğu içinde çalışsınlar.

Bu kuruluşun bağımsız olmasının tek yolu, sizin tarafınızdan finanse edilmesidir. Sizin tarafınızdan finanse edilmesi şarttır. Geçen hafta size üye olmanın bir dolar tutacağını söylemiştim. Bütün hafta oturup düşündük ve üye olmak için sizden bir dolar talep etmenin onu bir kuruluş haline getirmeyeceğine karar verdik. Üyelik katılım ücretini, eğer böyle ifade ederseniz, 2 dolar olarak belirledik. Sanırım Ulusal Siyahi İnsanların İlerlemesi Derneği’ne (NAACP) üye olmak bundan daha pahalıya mal oluyor.

Bu arada, biliyorsunuz ki Cuma günü Washington’da NAACP kongresine katıldım, çok aydınlatıcıydı. Oradaki insanları çok dost canlısı buldum. Sizinle aynı fikirleri paylaşıyorlar. Biraz farklı davranıyorlar ama aynı fikirleri paylaşıyorlar, çünkü bizim yaşadığımız aynı zorlukları yaşıyorlar. O kongrede hiç düşmanlık görmedim. Hatta oturup işlerini nasıl yürüttüklerini dinledim ve çok şey öğrendim. Öğrendiğim şeylerden biri de üyelik için yılda sadece 2,50 dolar alıyor olmaları. İşte bu, sorunlarının nedenlerinden biri. Çünkü üyelik için yılda 2,50 dolar alan bir kuruluş, fon bulmak için başka bir yöne yönelmek zorunda kalıyor. Bu da onu kısırlaştırıyor. Çünkü beyaz liberaller, onu desteklemeye başlar başlamaz, ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini telkin ediyorlar.

Garvey tam da bu yüzden daha militan olabildi. Garvey, onlardan yardım istemedi. Bizim halkımızdan yardım istedi. Biz de bunu yapacağız. Onun kitaplarını takip etmeye çalışacağız.

Yani 2 dolarlık bir üyelik ücreti alacağız ve her üyeden haftada bir dolar katkıda bulunmasını isteyeceğiz. Şimdi, NAACP yılda sadece 2,50 dolar alıyor, o kadar. Bu şekilde asla bir yere varamaz çünkü her zaman bir tür yardım kampanyası yürütmek zorunda kalacak ve her zaman yanlış kaynaktan yardım alacak. Sonra bu yardımı aldıklarında, daha fazla yardım almak için düşmanlarının tüm düşmanlarını kınamak zorunda kalacaklar. Hayır, biz düşmanlarımızı kınıyoruz, düşmanlarımızın düşmanlarını değil. Biz, düşmanlarımızı kınıyoruz.

Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’ne üye olmak istiyorsanız, sizden 2 dolar ödemenizi rica edeceğiz. Haftalık bir dolar aidat ödemenizi isteyeceğiz. Üyelerin gelirlerini, harcamalarını ve ne için harcandıklarını takip etmelerini sağlayacak bir muhasebecimiz ve defter tutma sistemimiz olacak. Çünkü her türlü iş girişiminde ve işe yarar bir şekilde yaptığınız her şeyde başarının sırrı, iyi ve düzenli kayıtlar tutmaktır.

Bugün üyelik kayıtlarını ilk kez açacağımız için, bir sonraki toplantımız önümüzdeki Pazar burada olacak. O zaman üye sayımı yapacağız, Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün yöneticilerini açıklayabileceğiz. Size söyleyeyim, en üst düzey yönetici başkandır ve ben de bu görevi yürütüyorum. Başkanın sorumluluğunu üstleniyorum, bu da meydana gelen herhangi bir hatadan, ters giden herhangi bir şeyden, herhangi bir başarısızlıktan sorumlu olduğum anlamına geliyor. Bunların hepsi benim omuzlarımda. Yöneticiler, önümüzdeki hafta açıklanacak.

Bu hafta size, üyeliğinizi aldığınızda çalışmak için başvurabileceğiniz bu kuruluştaki departmanlardan bahsetmek istedim. Eğitim departmanımız var. Siyasi eylem departmanımız var. Siyasi eylemle ilgilenenler için, siyaset bilimi öğrencisi olan kardeşlerimiz tarafından kurulan bir departmanımız olacak; bu departmanın görevi, bize New York şehrinin toplumunun bir dökümünü sunmak olacak. İlk olarak, kaç meclis üyesi var ve bu meclis üyelerinden kaçı siyahi, kaç kongre üyesi var ve bu kongre üyelerinden kaçı siyahi. Aslında, size neden bu kadar gerekli olduğunu göstermek için hızlıca bir şey okuyayım. Sadece bir örnek vermek gerekirse.

Yirmi birinci senatörlük bölgesinde 270.000 seçmen bulunmaktadır. Yirmi birinci senatörlük bölgesi, on birinci, yedinci ve on üçüncü meclis bölgelerine ayrılmıştır. Her meclis bölgesinde 90.000 seçmen bulunmaktadır. On birinci meclis bölgesinde, 90.000 seçmenden sadece 29.000’i oy kullanmaktadır. Yedinci meclis bölgesinde ise 90.000 seçmenden sadece 36.000'i oy kullanmaktadır. Şimdi, 90.000 seçmenin bulunduğu beyaz bir meclis bölgesinde 65.000 kişi oy kullanmaktadır; bu da beyaz meclis bölgelerinde siyahi meclis bölgelerine göre daha fazla beyazın oy kullandığını göstermektedir. Bunun bir nedeni var. Çünkü insanlarımız, siyasi olarak aktif olmanın ne gibi kazanımlar sağlayabileceği konusunda yeterince bilinçli değiller.

Bu nedenle, akıllıca yönlendirilmiş siyasi eylemlerde bulunurlarsa neler elde edebileceklerini göstermek için bir siyasi eğitim programına ihtiyacımız var. Harlem’deki seçmenlerin yüzde 25’inden azı ön seçimde oy kullanıyor. Bu nedenle, genel seçimde sadece ön seçimde yer alanlar aday olabildiği için, kendi tercih ettikleri adayı göreve getirme hakları yok. Bir adayın ön seçimde oy kullanabilmesi için gereken imza sayısı şu şekildedir: meclis üyesi için 350 imza, eyalet senatörü için 750, ilçe hâkimi için 1.000, ilçe başkanı için 2.250, belediye başkanı için 7.500. Cumhuriyetçi Parti veya Demokrat Parti’ye kayıtlı kişilerin partileriyle birlikte oy kullanmaları zorunlu değil.

New York eyalet yasama meclisinde elli sekiz senatör var. Dördü Manhattan’dan, biri siyahi. New York eyalet meclisinde 150 meclis üyesi var. Sanırım üçü siyahi, belki daha fazla. Hesaplamalara göre, eğer siyahiler, eyalet senatosunda ve eyalet meclisinde orantılı olarak temsil edilseydi, eyalet senatosunda ve eyalet meclisinde birkaç temsilcimiz olurdu. ABD Temsilciler Meclisi’nde 435 üye var. Nüfus sayımına göre, ABD’de 22 milyon Afrikalı-Amerikalı var. Eğer bu mecliste orantılı olarak temsil edilselerdi, bu mecliste ırkımızdan 30 ila 40 üye olurdu. Kaç tane var? Beş. ABD Senatosu’nda 100 senatör var. Sadece 600 bin nüfusa sahip Hawaii’nin iki senatörü var. 20 milyondan fazla nüfusa sahip siyahilerse Senato’da hiç temsil edilmiyor. Bundan da kötüsü, ABD Kongresi’ndeki birçok kongre üyesi ve temsilci, siyahilerin oy kullanma hakkını kullanmaya kalkışmaları halinde öldürüldüğü eyaletlerden geliyor.

Sizin ve benim bu siyasi departmanda yapmak istediğimiz şey, siyaset bilimi konusunda uzman olan kardeşlerimizin, topluluğumuzdaki insanları neye sahip olmamız gerektiği, bunu kimin yapması gerektiği ve sahip olmamız gerekenleri nasıl elde edebileceğimiz konusunda bilgilendirmesidir. Bu, onların görevi olacak ve Lyndon B. Johnson’ı, Lyndon B. Texas Johnson’ı beklemek zorunda kalmadan harekete geçebilmemiz için bu rolü sizin üstlenmenizi istiyoruz.

Ayrıca, ekonomi bölümümüz de var. Harlem’deki siyahilerin kendi ekonomilerini kontrol altına alabilecekleri ve bu topluluktaki insanlarımız için iş imkânları yaratabilecekleri bir durum ortaya çıkaracak bir programla ilgilenenler için bu bölüm önemli katkılar sunacak.

Ayrıca bir konuşmacı büromuz olacak, çünkü birçok insanımız konuşmak, konuşmacı olmak, vaaz vermek, bildiklerini birilerine anlatmak, içlerini dökmek istiyor. Genç erkek ve kadınları felsefemizi ve programımızı nasıl hayata geçirecekleri konusunda eğitecek bir departmanımız olacak; sadece bu şehirde değil, tüm ülkede.

Bir gençlik örgütümüz olacak. Gençlik örgütü, gençlerle çalışmak üzere tasarlanacak. Sadece gençlerden değil, yetişkinlerden de oluşacak. Ancak bu örgüt, ülkedeki gençler için, gençlerin aktif rol oynayabileceği bir program geliştirmek üzere tasarlanacak.

Biz de kendi gazetemizi çıkaracağız. Gazeteye ihtiyacınız var. Basının gücüne inanıyoruz. Gazete işletmek zor bir şey değil. Doğru amaçlarınız varsa gazete çok basit iş. Aslında, doğru amaçlarınız varsa her şey basittir. Muhammad Speaks [“Muhammed Konuşuyor”] gazetesini ben ve bir başka kişi bodrum katımda kurduk. Ben sekizinci sınıftan öteye hiç gitmedim. Bu üniversitelerin hepsine gidip her türlü gazetecilik, sarı ve siyah gazetecilik eğitimi almış olanlarınızın yapması gereken tek şey, gazetecilik yeteneğinizin bir kısmını araştırma departmanımızla birlikte gazete departmanımıza sunmak. Böylece halkımızı o kadar çok bilgiyle besleyecek bir gazete çıkarır, siz farkına bile varmadan burada gerçek bir devrim yapabiliriz.

Ayrıca bir kültür departmanımız da olacak. Kültür departmanının görevi, halkımızın eski ve güncel kültürünü, kültürel katkılarını ve başarılarını araştırmak olacak. Ayrıca Afrika kıtasında var olan ve buraya gelebilecek tüm eğlence gruplarını, burada bulunan ve oraya gidebilecek olan kendi gruplarımızı da kapsayacak. Siyahilerin gizli yeteneklerini gerçekten öne çıkaracak bir tür kültürel program oluşturacağız.

Gana’dayken, sanırım adı Nana Nketsia olan biriyle konuşuyordum, sanırım kültür bakanı ya da kültür enstitüsü başkanıydı. Evine gittim, çok güzel bir yeri vardı. Evi gayet şıktı. Accra’da güzel bir evi vardı. Oxford’da okumuştu. Söylediği şeylerden biri beni çok etkiledi. Bir Afrikalı olarak özgürlük kavramının, kendi beğenilerini ve beğenmediklerini özgürce ifade edebildiği, böylece kendi Afrikalı kişiliğini geliştirebildiği bir durum veya koşul olduğunu söyledi. Bir Avrupa kültürel kalıbını veya bir Avrupa kültürel standardını kopyaladığı bir durum değil, uzun zamandır içinde saklı olan tüm o gizli yeteneği ortaya çıkarabildiği, tam bir özgürlük ortamı.

Kardeşlerim, o atmosferde, bu siyahi insanın bağrından neler çıkacağına şaşıracaksınız. Ben, bunun olduğunu gördüm. Siyahi müzisyenlerin beyaz müzisyenlerle birlikte doğaçlama yaptıkları zamanları gördüm, aralarında çok büyük bir fark var. Beyaz müzisyen, önünde nota kağıdı varsa doğaçlama yapabilir. Daha önce duyduğu bir şeyi çalabilir. Eğer duymuşsa, onu kopyalayabilir, taklit edebilir veya okuyabilir. Ama o siyahi müzisyen, enstrümanını eline alır ve daha önce hiç düşünmediği sesler çıkarmaya başlar. Doğaçlama yapar, yaratır, müzik içinden gelir. Bu, onun ruhu, yaptığı şey, ruhun müziği. Amerika’daki müzik sahnesinde siyahi adamın özgürce yaratabildiği tek alan bu. O bu işi ustalıkla yapmayı bildi. Enstrümanıyla kimsenin aklına gelmeyen bir şey ortaya çıkarabileceğini gösterdi.

Aynı şekilde, ona da düşünsel özgürlük verilirse aynı şeyi yapabilir. Yeni bir felsefe ortaya atabilir. Henüz kimsenin duymadığı bir felsefe geliştirebilir. Dünyada var olan veya olmuş olan her şeyden farklı bir toplum, toplumsal sistem, ekonomik sistem, siyasi sistem icat edebilir. Doğaçlama yapacak; içinden gelenleri ortaya çıkaracak. Sizin ve benim istediğimiz tam da bu.

Sen ve ben, oturup istediğimiz gibi davranabileceğimiz kadar çok güce sahip olacağımız bir örgüt kurmak istiyoruz. Oturup istediğimiz gibi düşünebildiğimiz, istediğimiz gibi konuşabildiğimiz ve istediğimiz gibi davranabildiğimiz zaman, insanlara bizi neyin memnun ettiğini göstereceğiz. Bizi memnun eden şey, onları her zaman memnun etmeyebilir. Yani, kendin olabilmek için önce biraz güç elde etmelisin. Bunu anlıyor musunuz? Kendin olabilmek için önce biraz güç elde etmelisiniz. Gücü elde edip kendiniz olduktan sonra, başka bir merhaleye geçersiniz. Yeni bir toplum yaratıp, bu dünyada bir cennet kurarsınız.

Bu gece tam da burada, Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün üyelik defterlerini açarak başlayacağız. İlk kendimi üye kaydedeceğim. Sonra eşim Attilah’ı,Kubilah’ı, kızım İlyasa’yı üye yapacağım. Bu hafta veya önümüzdeki hafta çocuğum olacak. Daha önce de dediğim gibi, eğer erkek olursa adını Lumumba, Afrika kıtasında yaşamış en büyük siyahi adamın adını koyacağım.

O, kimseden korkmuyordu. O, insanları o kadar korkutmuştu ki onu öldürmek zorunda kaldılar. Onu satın alamadılar, korkutamadılar, ona ulaşamadılar. Belçika kralına şöyle dedi: “Adamım, bizi özgür bırakmış olabilirsiniz, bize bağımsızlığımızı vermiş olabilirsiniz, ama biz bu yaraları asla unutamayız.” Ne büyük söz bu böyle. Alın bu sözü kapınızın üzerine asın.

Lumumba şöyle dedi: “Bize hiçbir şey vermiyorsunuz. Peki, bedenlerimize açtığınız bu yaraları geri alabilir misiniz? Buradayken kestiğiniz uzuvları bize geri verebilir misiniz?” Hayır, o adamın size yaptıklarını asla unutmamalısınız. Aynı sömürgeleştirme ve baskının yaralarını bedeninizde değil, beyninizde, kalbinizde, ruhunuzda, şu an siz de taşıyorsunuz. Yani, eğer erkekse, Lumumba. Eğer kızsa, Lumumbah.

[Malcolm, sahnede duran ve izleyiciler arasında bulunan birkaç kişiyi tanıttıktan sonra sözlerine şu şekilde devam etti:]

Eğer aranızdan bazılarını atladıysam, bunun sebebi, gözlerimin ve gözlüklerimin iyi görmemesidir. Ama buradaki herkes, bir tür eylem isteyen sokaktan gelen insanlar. İhtiyacınız olan tüm eylemi size sağlayabileceğimizi umuyoruz. Büyük olasılıkla istediğinizden daha fazlasını da sağlayabileceğiz. Sadece bizimle kalmanızı umuyoruz. Toplantımız önümüzdeki Pazar akşamı burada olacak. Tüm arkadaşlarınızı getirmenizi istiyoruz, bu şekilde ilerleme kaydedeceğiz. Şimdiye dek bu toplantılar Müslüman Camii Derneği tarafından destekleniyor, finanse ediliyordu. Önümüzdeki Pazar gününden itibaren ise Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü tarafından desteklenecek ve finanse edilecek.

Bu sözüm doğru mu bilmiyorum ama gene de söylemeliyim: bir süreliğine, diğer Afrikalı-Amerikalı liderlere çok sert davranmamalıyız. Çünkü şaşıracaksınız, aralarından bazıları, halkımızın karşı karşıya olduğu bu durumu Birleşmiş Milletler’e taşımaya yönelik çabalarımıza sempati ve desteklerini dile getirdi. Hiç beklemeyeceğiniz isimler, fikirlerini değiştirdiler, bilseniz şaşırırsınız. Bu yüzden onlara biraz zaman verelim, kendilerini toparlasınlar. Eğer kendilerini toparlarlarsa, ne âlâ. Onlar, bizim kardeşlerimiz ve biz kardeşlerimizden sorumluyuz. Ama eğer kendilerini toparlamazlarsa, o zaman durum başka.

Yapacağımız şeylerden biri de, Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü adına Florida, St. Augustine'deki Martin Luther King’e ve Mississippi’deki Jim Forman’a bir telgraf göndermek olacak. Özünde onlara, eğer federal hükümet kendilerine yardım etmezse, bize başvurmalarını söyleyeceğiz. Biz de, ne yapılması gerektiğini bilen bazı kardeşlerimizi o bölgeye, her türlü yolla gönderme sorumluluğunu üstleneceğiz.

Şu anda size şunu söyleyebilirim ki, amacım, hâlâ kardeşlerim olan Siyahi Müslümanlarla bir kavgaya karışmak değil. Bundan kaçınmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum, zira bu kavganın kimseye hiçbir faydası yok. Aksine, düşmanımızı mutlu ediyor. Ama inanıyorum ki, Mississippi gibi yerlerde gerekli olan çekirdek yapı veya savunma grubunu oluşturma sorumluluğunu üstlenmemizin zamanı geldi. Neden mi? Federal hükümetten yardım istemek zorunda kalmamalılar, bu çok saçma. Hayır, siz ve ben, halkımızın vahşetin kurbanı olduğunu, bu eyaletlerdeki polislerin her zaman sorumlu olduğunu bildiğimizde, eğer insansak, saygı ve takdir görmek istiyorsak, bu, bizim görevimiz... [Burada kasetin bir kusuru nedeniyle bir bölüm kaybolmuş.]

Johnson, [Allen] Dulles’ı oraya gönderdiğinde bunu biliyordu. Johnson bunu öğrendi. Kaybolamazsın. Nasıl kaybolacaksın ki? Bu adam Çin’de kayıp birini bulabilir. CIA’i Çin’e gönderirler ve birini bulurlar. FBI’ı herhangi bir yere gönderirler ve birini bulurlar. Ama suçlu beyaz, kurban siyahi olduğunda bulamazlar.

İnsanlarımızı vuran ve vahşice muamele eden suçluları bulmak için artık FBI’ı beklemeyelim. Onları biz bulalım. Bence bunu yapmak kolay. Amerika’daki en iyi organize olmuş siyahi örgütlerinden biri Siyahi Müslümanlardı. Tüm mekanizmaya sahipler, sahip olmadıklarını sanmayın. Gün ışığında veya gece karanlığında nasıl hareket edeceklerini ve ne gerekiyorsa her türlü yolla nasıl yapacaklarını biliyorlar. Bunu nasıl yapacaklarını biliyorlar. Bunu nasıl yapacaklarını öğrenen kimseyi suçlamıyorum. Sürekli vahşetin kurbanı olduğunuz bir toplumda yaşıyorsunuz. Karşılık vermeyi bilmelisiniz.

Yani, hem onlar hem de biz, birbirimize yönelik salvolarımızı, daha doğrusu zamanımızı ve enerjimizi boşa harcamak yerine, bir araya gelip Mississippi’ye gitmeliyiz. İlyas Muhammed’e son mesajım şu: Eğer Müslümanların ve halkımızın lideri ise, bizi düşmanlarımıza karşı yönetsin, birbirimize karşı değil.

Bu akşam burada gösterdiğiniz sabır için teşekkür ederim, her birinizin Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nün üye listesine adınızı yazdırmanızı rica ediyoruz. Kamuoyunu nerede olduğumuz konusunda bilgilendirmek için size güvenmek zorundayız, çünkü basın bize yardımcı olmuyor, toplantı yapacağımızı önceden asla duyurmuyor. Bu yüzden haberi kulaktan kulağa yaymanız gerekiyor. Teşekkür ederim. Selamünaleyküm.

Malcolm X
28 Haziran 1964
Kaynak

27 Şubat 2026

,

Siyahi Milliyetçiliği, Afrika’nın Birliği İdeolojisi ve Antiemperyalist Mücadele


O trajik cinayetten bir ay önce, 19 Ocak 1965’te bir televizyon kanalına verdiği röportajda Malcolm, İlyas Muhammed’in güçlü etkisi konusunda şu türden açık ve dürüst bir değerlendirmeye yapar:

“İlyas Muhammed, kendini bize Allah tarafından ziyaret edilmiş, O’nun eliyle eğitilmiş, Allah’ın bizzat Amerika’daki siyahi halkın sorunlarıyla ilgili bir analiz bahşedilmiş, aynı Allah tarafından bir çözüm sunulmuş bir peygamber olarak tanıttı. Ben de ona inanan bir insan olarak, aslında onun Allah’ın eğitip halkımızın Amerika’daki sorunlarını çözmekle görevlendirdiği biri olduğunu düşünüyordum.”[51]

[Gallen, 1992: s. 179–180]

İslam Milleti’ndeki ırkçılıktan koptuğu dönüşüm sürecinin başlangıç aşamasında, Malcolm’daki evrensellik ilkesine dair anlayış, dünyanın dört bir yanındaki farklı ırk grupları arasında eşitliğin temeli olarak geleneksel İslam’ı benimsemesinde somut ifadesine kavuştu. Bu bağlamda, Malcolm’ın seküler (materyalist) siyahi milliyetçiliğini esas alan siyaset felsefesi, insanlığın evrenselliği ve ırklar arasındaki eşitlik konusundaki görüşlerini, İslam çerçevesinin ötesine taşımakta ve anti-emperyalist enternasyonalizmi benimsemektedir. Karşılıklı dışlayıcı (ırkçı) ilkeleri reddetmesinin yanı sıra, Malcolm da ilerleyen süreçte insan haklarını Afrikalı-Amerikalıların özgürlük mücadelesinin temel unsuru olarak dile getirmektedir. Aslında, Malcolm’ın yürüttüğü insan hakları kampanyası, onun siyaset felsefesinin merkez unsuru olarak öne çıkmaktadır.[52] Mısır’da bulunurken Malcolm şunları söyler:

“22 milyon Afrikalı-Amerikalının ortak hedefi, insan olarak saygı görmek, Allah’ın bahşettiği insan olma hakkına sahip olmaktır. Bizim müşterek hedefimiz, Amerika’nın bize vermediği insan haklarını elde etmektir. Önce insan hakları verilene dek Amerika’da yurttaş haklarını elde edemeyeceğiz. Biz önce insan kabul edileceğiz. Bizi insan kabul edene dek kimse bizi yurttaş kabul etmeyecek”

[Clarke vd., 1969: s. 304]

Yeni geliştirdiği felsefi zemin üzerinden Malcolm, ırkçı dogma konusunda öncelikle kapitalizmin ve emperyalizmin yapısal özelliklerini ve sistemik karakterini tanımlamak zorunda olduğunu gördü. Kapitalizmin ve emperyalizmin ırkçılıkla ve ulusal baskıyla arasındaki bağın tespit edilmesi şarttı.

Siyahi milliyetçiliğinin içerik olarak sağcı, şekil olaraksa ırkçı olduğu gerçeklikte, Malcolm’ın sol milliyetçiliği, o antiemperyalist ve antikapitalist tavrıyla, farklı bir siyasi-ekonomik yöne yönelmesi, teoloji dışı bir boyut kazanması gerekiyordu.[53]

Ayrıca, Malcolm’ın kapitalizmle emperyalizmin ırkçılık ve ulusal baskıyla ilişkisine dair eleştirisi, Afrikalı-Amerikalı kimliğine yüklenen anlam üzerinde de derin bir etkiye yol açtı. Bu eleştiri, bilhassa Afrika kültürüyle bağların kurulduğu, Afrika’nın birliğini savunan hareketin güçlendiği momentte önemliydi. Bu siyasi önem, her şeyden evvel Afrika’nın kurtuluş mücadelesinin ve Afrika’nın birliği mücadelesinin antiemperyalist ruhundan kaynaklanıyordu.[54] 13 Mayıs 1964’te, Gana Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada Malcolm, emperyalizmin Afrika’daki konumuna dair bir yorumda bulunur, aynı zamanda Afrika’nın politika ve kültür sahasında elde ettiği başarıların Afrikalı-Amerikalılar için sahip olduğu önem ile bu kesimin Afrika’yla birleşmesi ile ilgili fikirlerini aktarır:

“Amerikalılar veya diğer emperyalistler ya da yirminci yüzyıl sömürgecileri, Afrikalıların serveti altın ve gümüşle ölçmelerini sağlamaya devam ettikçe, toprağın değerini gerçekten ölçme fırsatına hiçbir zaman sahip olamayacaklardır, Batılı güçlere ihtiyaç duyanın kendileri olduğunu düşünmeye devam edeceklerdir; oysa Batılı güçlerin, Afrika olarak bilinen bu kıtaya ve halkına muhtaç olduklarını düşünmeleri gerekmektedir.”

Devamında Malcolm şunları söyler:

“Başkan Nkruma, Amerika’daki hükümetin istemediği bir şeyi yapıyor, Afrika’yı yeniden bir imaja sahip olmasını sağlıyor. Afrika’yı, Afrika imajı ile gururlandırıyor. Afrika, Afrika imajından gurur duyduğu her an ve bu olumlu imaj yurtdışında yansıtıldığında, Amerika’da yaşayan ve şimdiye dek Afrika hakkında sadece olumsuz bir görüşe sahip olmuş olan siyahilerin Afrika’daki kardeşleri ile ilgili anlayışı doğalında olumluya döner. Böylece Amerika’daki siyahilerin kendileriyle ilgili görüşleri de olumsuzdan olumluya evrilir.”[55]

[Malcolm, Gana Üniversitesi, 1964]

Malcolm’a göre Nkruma’nın çabaları, kültür emperyalizmiyle bağlantılı ırkçılığa darbe indiriyordu.

“Afrika üzerinde tam kontrol sahibi olan Avrupa’nın sömürgeci güçleri, Afrika’nın imajını olumsuz bir şekilde takdim ettiler. Afrika’yı her daim olumsuz bir şey olarak gösterdiler: durmadan balta girmemiş ormanlarda yaşayan yabanilerden, yamyamlardan, medeniyet yüzü görmemiş mahlukattan bahsettiler.”

[Malcolm X, 1970: s. 73]

Malcolm’ın Afrika imajının kültürel değeri üzerine yaptığı müdahale, Muhammed’den düşünce düzleminde koptuğunun diğer bir delilidir. İslam Milleti’nden kopan Malcolm, ABD’deki siyahilerin Afrika kökenli olduğunu söyleyen Muhammed’in mitik (idealize edilmiş) anlatımını reddeder. Muhammed’i incelemiş önemli bir akademisyen olarak Claude Clegg’in aktardığına göre, Muhammed, Afrika’ya yerleşen ilk kabilenin Şabaz kabilesi olduğunu, kabile’nin Mısır ve Etiyopya’nın güneyine yerleştiğini söylemektedir.

“Şabaz, kabilesinin insanın yaşamadığı yerleri keşfetmesini önerdi. Şabaz’ın düşüncesine göre kabile, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında uzun süre yaşarsa her türlü zorlukla başa çıkacak güce ve dayanıklılığa kavuşacağını düşünüyordu. [...] Binlerce yıl boyunca, göçmenlerin fenotipi değişti. Artık atalarına benzemiyorlardı. Düz olan saçları kıvrıldı, kıvırcık hale geldi, ince dudakları şişti, burunları genişledi. Afrika’nın ormanlarına yerleşen ilk insanlar, gerçekten de fiziksel olarak daha dayanıklı hale gelmişti, ancak bir bedel ödediler: atalarının kültürel mirasını kaybettiler, bu da medeniyetlerinin aniden çöküş yaşamasına neden oldu. Nihayetinde bilim insanı Şabaz, halkını Afrika’nın ormanlarına yönlendirmek suretiyle büyük bir hata yapmıştı.”[56]

[Clegg, 1997: s. 47]

İlyas Muhammed, siyahi gururunu savunsa da, Afrika ve Afrikalılar hakkındaki kültürel bakış açısı klişelerle tanımlı bir ırkçılıka maluldür. On dokuzuncu yüzyılda faaliyet yürütmüş siyahi milliyetçileri olarak Alexander Crummell ve Henry McNeal Turner ile yirminci yüzyılda Marcus Garvey’nin görüşlerinde, Muhammed’in Afrika kültürü hakkındaki görüşlerinin önemli öncüllerini bulabiliriz.[57]

Malcolm’ın, Muhammed’in Afrika ve Afrikalılara dair gerici görüşlerinden ideolojik ve nihayetinde epistemolojik olarak kopuşu, İlyas’ın politik teolojisine yönelik eleştirisinin hayati bir parçasıdır.[58] Malcolm şunları ifade eder: “İlyas Muhammed, Afrika yanlısı tek bir laf etmemiştir. İster yazılı ister sözlü olsun hiçbir açıklamasında, müritlerine Afrika hakkında hiçbir şey söylememiştir. [...] O, Afrikalılar kadar beyazlara da karşıydı” (Malcolm X, 1992: s.205).

Sonuç olarak, Malcolm’ın Muhammed’in politik teolojisini terk etmesi, İlyas’ın Afrika ve İslam hakkındaki kendine has ırkçı fikirlerinin ve Allah’ın müdahalesine bağlı olan yardımcı teodisesinin yeniden değerlendirilmesiyle başlar. İlyas Muhammed’in The Theology of Time [“Zamanın Teolojisi”] adlı eserinin yayın yönetmeni, bu son ideolojik farkı olumsuz bir şeymiş gibi dile getirir. Nasır Makr Hâkim şöyle der: “Hâsılı kelâm, Malcolm, hem seçim sandığına hem de mermi sandığına inanıyordu, oysa her ikisi de düşman tarafından kontrol ediliyordu, İlyas Muhammed ise Malcolm’ın tereddütlü yaklaştığı, Allah’ın gücüne, Üstat Ferid Muhammed’e gücüne inanıyordu.” (Muhammad, 1997: s. xv) Ayrıca, Muhammed şu tarz bir düşünceye sahipti: “Artık açıkça görülmelidir ki, siyaset bizim sorunlarımızı, İsrail’in Mısır’a köleliği döneminde karşılaştığı zorlukları çözmediği gibi çözmeyecektir.”[59] Bu teolojik kılıfa bürünmüş apolitik duruş, kesin olarak ekonomik temellere dayalıdır ve özellikle de doğrudan sonuçlar doğurur. Malcolm’ın kopuşu sonrası bu kapitalist ekonomi boyutu, onun yüzleşmek zorunda kalacağı önemli ideolojik sorun haline gelecektir.[60]

Muhammed’in sağ milliyetçiliği, hiçbir şekilde ırkçılığı kapitalizmle ilişkilendirmeye çalışmaz. Bunun yerine, Muhammed, kapitalizmle ilgili sorunun sadece siyahi işletmeler kurmak ve desteklemek zorunluluğu olduğunu varsayar. (Muhammed, 1965) İslam Milleti’nin siyaset teolojisi, programatik politikaları ve pratik eylemleri, kapitalizmin sistematik niteliğini ve Afrikalı-Amerikalı topluluğu ile siyahi işçi sınıfı üzerindeki kurumsal etkisini ele almaz (Clegg, 1996: s. 49–59).

Malcolm’ın sola kaymasıyla birlikte, İslam Milleti’ni burjuva (kapitalist) niteliği üzerinden eleştirir. Burada daha çok felsefi bir itiraz söz konusudur. Siyahi kapitalizmini esas alan bakış açısına sahip İlyas Muhammed’in sağ milliyetçiliği, Martin R. Delany, Alexander Crummell, Henry M. Turner ve Marcus Garvey gibi siyahi milliyetçilerinin klasik geleneğine eklemlenmiştir.[61] Siyahi ırkın gururuna yapılan yoğun vurgunun aksine, Muhammed esasen muhafazakâr (sağcı) bir Siyahi Milliyetçiliği anlayışını dile getirmektedir. (Farrar, 1999: s. 109–130) Wilson J. Moses’ın konuyla ilgili değerlendirmesi şu şekildedir:

“Muhammed’in programları esasen muhafazakârdı, ancak söylemi militan bir nitelikteydi. İslam Milleti, sembolik düzeyde Amerikan toplumundan ayrışmaya çalışırken, pratik düzeyde burjuva değerlerini benimsemiştir. Çevreyi değiştirme veya onu siyahi Amerikalılar için daha uygun hale getirme konusunda hiçbir zaman yoğun bir çaba ortaya koymadı”[62]

[Moses 1982, s. 208]

Muhammed’in siyahi ırkı beyazdan ayrıştırma kararı, siyahi milletini siyahi işletmeler aracılığıyla inşa etmeyi içeriyordu. O, böylesi bir ekonomik özerkliğin beyaz adamı kendi haline bırakacağını, siyahi insanları ekonomik sömürüden kurtaracağını düşünüyordu. Temel varsayım, Afrikalı-Amerikalı topluluğunun ekonomik yapısının esasen ayrı olmasına rağmen beyaz sermayeye bağımlı olduğu yönündeydi, yani siyahi siyasi-ekonomik düzen, esasen bir tür iç ya da yerli sömürgecilikti.[63]

Sonuç olarak, Muhammed’in siyasi teolojisinin hem dini hem de siyasi-ekonomik yönleri mevcuttu. Siyahilerin ekonomik bağımsızlığının gerçekleşme olasılığı, İslam Milleti’nin siyasi teolojisini benimsemeye, dolayısıyla, beyaz (kapitalist) kontrolünden kaçmaya dair kolektif amaç doğrultusunda bireysel kaynakları birleştirmeye bağlıydı. Gerçek politik-ekonomik terimlerle, tekelci kapitalizmin gerçekliği göz önüne alındığında, Muhammed’in ekonomik politikası, kaçışçı bir illüzyondan öteye gitmiyordu.[64] Politik-ekonomi açısındansa milliyetçilik gömleği giymiş siyahi kapitalizmden başka bir şey değildi.[65] Hayward Farrar, bu noktada, “İslam Milleti’nin küçük girişimci kapitalizmine dayalı ekonomik yeterlilik programları ile küçük burjuva değer ve davranışlarında ısrarcı olan, ayrıca ırksal entegrasyonu reddeden yaklaşımı, yalnızca klasik siyahi milliyetçisi düşüncede değil, aynı zamanda Booker T. Washington’ın gündeminde de kök saldı” diyerek zekice bir yorumda bulunuyor (Farrar, 1999: s. 125).

İslam Milleti’nden ayrılmadan evvel Malcolm, Muhammed’in ekonomi analizine sahip çıkıyordu. Konuyla ilgili değerlendirmesi şu şekildeydi:

“Muhammed, bize ortak bir amaç etrafında nasıl birleşeceğimizi, birlikte çalışmayı öğretiyor. Diğer şeylerin yanı sıra, ülkenin çoğu şehrinde küçük işletmelerimiz var, daha fazlasını yaratmak istiyoruz. Bay Muhammed bize, siyahi adamın ekonomisini nasıl geliştireceğini, birikimlerini nasıl artıracağını öğretiyor. [...] Kendi halkımızın üreticisi, imalatçısı ve tüccarı olmayı öğrenmeliyiz: kendi sanayimize sahip olmalıyız, kendi sanayimizi işletmeliyiz. Beyaz adam buna direniyor çünkü siyahi adamı beyaz toplumda kendi kontrolü altında tutmak, onu kendi yasalarına tabi kılmak istiyor. Siyahi adamı her zaman kendisine bağımlı halde tutmak istiyor. İş, yiyecek, giysi, barınak, eğitim için kendi kapısına gelip dilenmesini arzuluyor.”

[Gallen, 1992: s. 111]

Malcolm, İslam Milleti’nden resmen ayrıldığını 8 Mart 1964 günü duyurdu. Bu ay içinde Malcolm, bağımsız olarak gelişen Siyahi Milliyetçiliği felsefesini ilk kez ayrıntılı olarak tartıştı. 3 Nisan 1964’te, Malcolm, ekonomi felsefesini “Seçim Sandığı mı Mermi Sandığı mı?” başlıklı konuşmasıyla daha da derinleştirdi. Şimdi bu dersi, Malcolm’ın gelişen ekonomik görüşleri açısından inceleyelim. İncelemede öncelikle, Malcolm’ın İslam Milleti sonrası siyahilerin ekonomik durumu ile ilgili milliyetçi perspektifini, Malcolm’ın önceden katıldığı, Muhammad’e ait siyahi kapitalist milliyetçilik görüşü ile karşılaştırmak gerekiyor. Malcolm o konuşmasında şunları söylüyor:

“Siyahi milliyetçiliğinin ekonomi felsefesi saf ve basittir. Bu felsefe, temelde topluluğumuzun ekonomisini kontrol etmemiz gerektiğini söylüyor. Topluluğumuzun yaşadığı yerlerdeki dükkân ve mağazaları neden beyazlar işletsin? Topluluğumuzun hesaplarının bulunduğu bankaları neden beyazlar yönetsin? Topluluğumuzun ekonomisi neden beyaz adamın elinde olsun? Neden? Madem siyahi bir adam, dükkânını beyazların yaşadığı bir mahalleye taşıyamıyor, neden beyaz bir adam mağazasını siyahilerin mahallesine taşımak zorunda olsun? [...] İnsanlarımız, her seferinde paranızı topluluğunuzdan çıkarıp yaşamadığınız bir toplulukta harcadığınızda, yaşadığınız topluluk giderek fakirleştiğini, paranızı harcadığınız topluluğun giderek daha zengin olduğunu görmek zorunda.”

[Malcolm X, 1966a: s. 38–39]

Bu argüman, doğrudan Muhammed’in yerli sömürgecilik konusundaki duruşuyla uyumludur. Siyah topluluktaki işletmeler üzerindeki beyaz mülkiyeti, Afrikalı Amerikalıların ekonomik sıkıntılarının temelinde yatan ana sorun olarak tanımlanır.[66] Malcolm’un ekonomik analizi, bu noktada, kapitalizmin temel yapısına yönelik bir eleştiri sunmamaktadır. Malcolm’a göre, öncelikli mesele, kapitalizmin sistematik doğası değil, siyah topluluktaki işletmeler üzerindeki beyaz kontrolüdür. Malcolm devam ediyor:

“Yani siyahi milliyetçiliğinin ekonomi felsefesi, her kilisede, her sivil organizasyonda, her kardeşlik tarikatında halkımızın topluluğumuzun ekonomisini kontrol etmenin öneminin farkında olma zamanı geldiğini ortaya koyuyor. Eğer mağazalara sahipseniz, işletmeleri işletiyorsak, kendi topluluğumuzda bir endüstri kurmaya çalışırsak, o zaman kendi türümüz için istihdam yaratacak bir konuma ulaşmış oluruz. Kendi topluluğunuzun ekonomisini kontrol altına aldığınızda, şehir merkezindeki gariban bir beyazdan iş dilenmek, greve çıkmak, işi boykot etmek zorunda kalmazsınız.”

[Malcolm X, 1966a: s. 39]

Şurası açık ki Malcolm, siyasi evrimi dâhilinde, özünde İlyas Muhammed’in siyahi kapitalizmine dair milliyetçi anlayışından kopmamıştı. Hemen ayrıldıktan sonra, Malcolm, Muhammed’in siyahi milliyetçiliğinin ekonomisi konusundaki fikrini destekleyen temel varsayımları yeniden değerlendirecek durumda değildi. Malcolm’ın milliyetçilik felsefesinin diyalektik oluşumu düzensiz bir seyir izlemişti. Ekonomik bakış açısı; Muhammed’in Afrika ile ilgili görüşlerinin çürütülmesi, politik teoloji, teolojik antropoloji ve ırkçılık konularında kaydedilen ilerlemelerin gerisinde kalmıştı.

Ana tezimiz şu yöndedir: anti-kapitalist ve anti-emperyalist düşüncenin oluşum süreci, Malcolm’daki sol milliyetçilik biçiminin somut içeriğini teşkil etmektedir. Malcolm’ın kapitalizm eleştirisine kayıtsızlığını göz önüne aldığımızda ilk bakışta Malcolm’ın sol milliyetçi olduğuna dair iddiamızı teyit edecek bir şeye rastlayamıyoruz. Biz de bu yüzden Malcolm’ın nihayetinde sol milliyetçiliği nasıl ve neden savunabildiği sorusunu soruyoruz. Diyalektik materyalist yöntemimiz çerçevesinde, Malcolm’ın anti-kapitalist bir eleştiriye sahip olmamasına karşın, bu sol siyahi milliyetçiliğine ulaşmasının zorunlu olduğunu söyleyemeyiz.[67]

Malcolm’ın sola yöneliminin yolları olarak işlev gören birkaç faktör mevcut. Anti-kapitalizmin yanı sıra anti-emperyalizm, Malcolm’ın siyasi felsefesinin özünü oluşturan iki temel bileşenden biri olduğundan, analizimize anti-emperyalizmle başlıyoruz. Bununla birlikte, anti-emperyalizm ile anti-kapitalizm arasındaki kavramsal kopukluk oldukça belirgindir. Ancak gene de biz, Malcolm’ın anti-emperyalist bir düşünür olarak büyümesinin ve gelişiminin, aslında onun sola, yani anti-kapitalizme doğru hareketini koşulladığını ortaya koyabileceğimizi düşünüyoruz.[68]

Anti-emperyalizm neden bu tarz bir işlev görmektedir? Irkçılığın Malcolm’daki anti-emperyalist görüşlere tesirine bağlı olarak, İslam Milleti üyesi olduğu dönem boyunca o, zamanla Muhammed’in siyasi teolojisini daha seküler (materyalist) ancak ırk odaklı anti-emperyalist düşünceye tabi kılmıştır. Bu, onun katı teolojik bakış açısı üzerinde yarattığı etkiyle niteliksel olarak farklı bir sonuç doğurur. Emperyalizmin ırkçı karakteri, Malcolm’ın İslam Milleti’ndeki ırkçılığı emperyalizmin maddi ve ideolojik yönlerine uyarlamasını zorunlu kılar.

Anti-emperyalist mücadelelerin ırksal boyutuna vurgu yapmak suretiyle Malcolm, zımnen ırkçı siyasi teolojiye uyum sağlasa da, nihayetinde bu anlayışla gerilim içine girer. Bu uyum sürecinde, Malcolm, politik analizinde belirli bir esnekliğe kavuşur, ancak aynı zamanda ırkçılığın sınırlarını zorlar. Malcolm, yalnızca ABD ve Batı emperyalizmine karşı sesini yükseltmekle kalmaz, aynı zamanda önde gelen anti-emperyalist savaşçılarla da bir araya gelir. Örneğin, Malcolm’ın kamuoyuna Bandung Konferansı’nın önemiyle ilgili açıklamalar yaptığını, Kore Savaşı’nda ABD müdahalesini eleştirdiğini, 1960’ta Fidel Castro ile görüştüğünü ve Küba devrimine destek verdiğini görüyoruz. Ayrıca 1960’ta Malcolm, Afrika liderleri Kenneth Kaunda, Cemal Abdünnasır, Sékou Touré ve Alex Quaison Sackey ile bir araya gelmiştir. Harlem’de Kvame Nkruma için bir miting de düzenlemiştir.

Malcolm, halka açık konferanslarda, Kenya’daki Mau Mau’ya da dikkat çeker, Patrice Lumumba’nın suikastında ABD ve Batı emperyalizminin oynadığı kötü niyetli rolü değerlendirir. Dahası, Malcolm bu iki olayı, siyahi özgürlük hareketinin çeşitli karşılaşmalarıyla paralel olarak ilişkilendirir. Muhammed’in Afrika’yı gerici bir şekilde “balta girmemiş orman” olarak tasvir etmesine karşın, Malcolm’ın Afrika liderleri ve meseleleriyle sürekli ilgilenmesi İslam Milleti’nin politik teolojisinin sınırlarını önemli ölçüde zorlamıştır.

Hac vazifesi sonrası geleneksel İslam bayrağı altında, beyazlara yönelik ırkçı olmayan tavır geliştirdiğini ortaya koyan açıklamalarından önce Malcolm, Castro ve Küba devrimi konusunda oldukça olumlu düşünen bir isimdir. Muhammed’in teodise ve beyaz demonolojisini aynı anda savunmasına rağmen, Malcolm, Castro’yu beyaz bir adam ve dolayısıyla bir şeytan olarak tanımlamaz. Fidel ile Hotel Theresa’daki görüşmesinden sonra (Eylül 1960), Malcolm şunları ifade eder: “Böylesine küçük bir ülkeyi temsil eden, kendi halkı adına ABD gibi büyük bir ülkeyle karşı karşıya gelen bir insanın samimi biri olmalıdır.” (Evanzz, 1992: s. 85). Gene de, Malcolm dini duruşunu yansıtmak adına şu cümleleri de sözlerine ekler: “İslam Milleti, Bay Castro veya dünyadaki herhangi bir yabancı güç ile müttefik değildir. İslam Milleti, Allah ile müttefiktir. Bu nedenle, komünizm ile ilişkilendirilemeyiz çünkü komünizm ateisttir” (Evanzz, 1992: s. 85).

Malcolm, ırkçılığın sınırlarını zorlar. Castro’nun beyaz bir adam olduğu gerçeğini görmezden gelerek, Malcolm’ın Mekke yolculuğundan çok önce, bu durumda, Muhammed’in ırkçılığını terk ettiği ve antiemperyalizmi benimsediği açığa çıkmaktadır. Afrika özgürlük hareketiyle uyum içinde hareket eden Malcolm, Castro’yu ve Küba devrimini antiemperyalist güçlerin yanında konumlandırır (Reitan, 1999). Siyahi komünist Bill Epton, Malcolm’ın Castro ile görüşmesinin önemi hakkında şu tespitleri yapmaktadır:

“Geriye dönüp baktığımızda, bizim gibi sonrasında Malcolm ile tanışan, onunla sohbet eden ve onu tanıyanlar, İslam Milleti içinde geçirdiği günlerin sayılı olduğunu net bir biçimde görüyorduk. Uluslararası durumu ve ABD’de Afrikalı-Amerikalıların sosyal sınıf konumunu açıkça idrak bir isim olarak Malcolm, politik ve düşünsel açıdan İslam Milleti’nin o dar bakış açısının çok ötesine geçmişti.”

[Mealy, 1993: s. 19]

Castro ile görüşmesi ve zımni bir uyum stratejisi geliştirmesiyle birlikte Malcolm, Muhammed’in muhafazakâr apolitik duruşuyla gerilim yaşamaya başladı. Karl Evanzz’in gerilime dair tespiti şu yönde:

“İlyas Muhammed’in telefonunu dinleyen FBI, elçi olarak Muhammed’in 20 Eylül’de Malcolm ile Castro’nun görüştüğü konusunda çok öfkeli olduğunu öğrendi. Görünüşe göre Muhammed, Amerikan hükümetinin İslam Milleti’ni komünizm ile ilişkilendirmeye çalışmasından ve 1942’de yaptığı gibi tarikatı yok etmek için bunu bir bahane olarak kullanmasından korkuyordu” (Evanzz, 1992: s. 85).

Yanlış bilgileri ortalığa yayma harekâtı dâhilinde FBI, aslında Malcolm’ı uluslararası bir komploya katılmakla suçlayan bir haberi New York Journal American gazetesine sızdırdı. Evanzz hikâyeyi şöyle aktarıyor:

“İstihbaratçılar, Malcolm X’i ve Şikago’da kurduğu merkezi karargâhı, Nasır, Castro ve Sovyetler Birliği lideri Nikita Hruşçev ile birlikte, Amerika’daki 20 milyon siyahinin zihnini ele geçirmek ve onları Afrika’daki yeni bağımsız olmuş esmer ülkelerin sadakatini kazanmada kullanmak amacıyla çevrilen ‘uluslararası entrika’ ile bağlantılı unsurlarmış gibi göstermişlerdi.” (Evanzz, 1992: s. 87).

Malcolm’ın Castro ile görüşmesine 28. Bölge Toplum Konseyi’nin Karşılama Komitesi aracılık etmişti. Gazetede çıkan haber üzerine Malcolm örgütten ayrıldı (Evanzz, 1992: s. 87). Malcolm’ın önceden Castro’ya onay vermesi, ardından, görüşmeye aracılık eden örgütten ayrılmasıyla birlikte açığa diyalektik bir çelişki çıkıyor: burada Malcolm, hem ırkçı olmayan politik teolojinin sınırlarını zorluyor hem de örgütsel disipline uyum sağlıyor. Muhammed’in endişelerine rağmen, Malcolm’ın Castro’yu bir anti-emperyalist savaşçı olarak kucakladığını, Castro’nun beyazlığının bir engel teşkil etmediğini görüyoruz.

29 Mayıs 1964 itibarıyla, Malcolm’ın emperyalizmin mekanikleri ve karmaşıklığı konusundaki bilgisi hızla gelişme kaydetti. Artık emperyalizmi kapitalizm ve ırkçılıkla ilişkilendiriyordu:

“Bugün sömürgeciliğin zincirlerinden kurtulmakta olan tüm ülkeler yüzlerini sosyalizme çeviriyorlar. Bunun tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Sömürgeci güç olarak karşımızda duran ülkelerin çoğu ise kapitalist ülkelerdir. Günümüzde kapitalizmin son kalesi Amerika’dır. Bir beyaz insanın kapitalizme inanıp ırkçılığa inanmaması mümkün değildir. Kapitalizm, ırkçılık olmadan var olamaz.”

[Malcolm X, 1966a: s. 69]

Malcolm’da anti-emperyalizmin, onun anti-kapitalizmi kavrama yönünde kaydettiği ilerlemede belirleyici unsur olduğuna hiç şüphe yok. George Breitman’ın yerinde tespitiyle:

“Malcolm, siyahi Müslümanların ulaşabilecekleri yere kadar ulaştıkları sonucuna vardı. Kendisi, artık daha da ileri gitmek istiyordu. Aktif mücadeleye katılmak, onu ideolojik olarak etkilemek ve devrimleştirmek niyetindeydi. Yeni temeller üzerinde yeni bir hareket inşa etmek istiyordu, bu nedenle tüm fikirlerini gözden geçirdi, bazılarını muhafaza ederken, bazılarını değiştirdi, bazılarını ise bir kenara attı. O, solculaşmaya başladı. [...] Dünyadaki siyahi, kahverengi, sarı ve kırmızı insanları Afrikalı-Amerikalıların başlıca müttefikleri olarak gördüğünü söyledi. Ama sonra aynı zamanda kendi deyimiyle ‘militan beyaz’ Amerikalılarla ittifak olasılıklarını da değerlendirmeye başladı. [...] Tüm bunlar, onu bütünleşmeyi savunan bir ‘entegrasyonist’ yapmadı. Ama bu, onun ‘beyaz adam düşmandır’ diyen o basit formülün ötesine geçmesini sağladı. Bu, onu ırkçılığın nedenlerini düşünmeye ve incelemeye, onun bir gün ortadan kaldırılma olasılığını görmeye yöneltti. Bu, aynı zamanda Malcolm’ı Amerika’daki kapitalist toplumun ve dünya kapitalizminin doğasını her daim siyahi insanların çıkarlarının nasıl korunabileceği ve geliştirilebileceği açısından incelemeye yöneltti.”[69]

[Breitman vd., 1991: s. 122–124. İtalikler bize ait]

Bu ilerleme, Malcolm’ın Afrika’ya yaptığı iki seyahatle daha da hızlandı. Yolculuklarında Malcolm, Afrika’da birçok anti-emperyalist sosyalist ile tanıştı. Bu devrimci düşünürlerin/aktivistlerin birçoğu, davalarına sadık antikapitalistlerdi. Malcolm’ın anlayışı, artık Afrika’daki emperyalizmin ötesine geçmeye başlıyordu:

“Asya ülkeleri artık ya komünist ya da sosyalist. İçlerinde artık kapitalist ülke kalmadı. Bağımsızlığını kazanmış ve bir tür sosyalist sistem geliştirmiş hemen her ülke, bu gelişmenin tesadüfi olmadığını ortaya koyuyor. [...] Hiçbiri, kapitalist sistemi benimsemiyor çünkü benimseyemeyeceklerini biliyorlar. Kapitalist bir sistemi ancak akbaba iseniz işletebilirsiniz.”

[Malcolm X, 1966a: s. 120–121]

Bu karşılaşmalar, Malcolm’ın sadece ırkçılıkla değil, aynı zamanda emperyalizm ile kapitalizm arasındaki organik bağları anlamasına da yardımcı oldu. Malcolm’ın pekiştirdiği en önemli ilişkilerden biri, Tanzanya’dan Abdürrahman Muhammed Babu’yla olan ilişkisiydi. Babu’nun bir yoldaşı bize şunları söylüyor:

“Babu ve Malcolm X, Temmuz 1964’te, yeni kurulan Afrika’nın Birliği Örgütü’nün (OAU) ikinci Zirvesi’nde Kahire’de buluştular ve bu zirve, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi’ni izledi. İki devrimci buluşurken, Malcolm X’in New York’un Harlem semtindeki topluluğu alevlerle boğuşuyordu. [...] Babu, Malcolm X’in iki amacı gerçekleştirmesine yardımcı oldu: Üçüncü Dünya’nın (Başkan Julius Nyerere gibi) anti-emperyalist liderleriyle görüşüp tartışmak, ardından halkını savaşta yönlendirmek üzere evine dönmek.”[70]

[Malcolm X ve Abdul Rahman Babu]

13 Aralık 1964’te Malcolm, Babu’yu Afrikalı-Amerikalıların Birliği Örgütü (OAAU) huzurunda bir ders vermeye davet etti. Tanzanya Ekonomik Kalkınma Bakanı olan Babu, devrimci bir anti-emperyalist ve sosyalistti. Ayrıca, Babu’nun anti-kapitalist tutumu, tümüyle kapitalizme yönelik Marksist eleştiriyi temel almaktaydı.[71] Zanzibar’daki devrime liderlik eden Babu, adayı Tanganyika ile birleştirerek Tanzanya’yı meydana getirdi. Babu aynı zamanda, Malcolm’ın Afrika’nın Birliği Örgütü toplantısında sunduğu öneriye Afrikalı devlet başkanlarının destek vermesinde önemli bir rol oynadı. Bu öneri, ABD’de siyahilere yönelik baskı ve zulmün kınanması yönünde bir karar alınmasıyla ilgiliydi. Malcolm’ın OAU toplantısına sunduğu öneri, yurttaş hakları hareketini uluslararası insan hakları platformuna taşıma çabalarının önemli bir parçasıydı.

13 Aralık 1964’teki aynı toplantıda Chè Guevara da Afrikalı-Amerikalıların Birliği Örgütü (OAAU) huzurunda bir konuşma yapmayı planlamıştı. Toplantıya katılamayan Chè dayanışma mesajı gönderdi. Malcolm’ın İslam Milleti’yle uyum içerisinde hareket ettiği önceki dönem dikkate alındığında Malcolm’ın Küba devrimi konusundaki tepkisinin epey öğretici olduğunu söyleyebiliriz. Chè’yi bir müttefik olarak anarken, Malcolm şunları söylüyordu:

“Sen ve ben, birlikte, insanların, durumların, örgütlerin ve hükümetlerin ağırlığını kendi başımıza tartmalıyız. Başkasının bize düşmanlarımızın ve arkadaşlarımızın kim olacağını söylemesine izin vermeyelim. Ben devrimciyi severim. Bu ülkedeki en devrimci adamlardan biri, arkadaşımız Şeyh Babu ile birlikte buraya gelmek üzereydi ama fikrini değiştirdi.”

[Malcolm X, 1966a: s. 102]

Malcolm, özellikle anti-kapitalizme yönelimini maddi içerik olarak göz önünde bulundurarak, “siyahi milliyetçiliği” terimini yeniden değerlendirmeye tabi tutmaya devam etti. Nihayetinde Malcolm, siyaset felsefesini yeterince ifade edebilecek devrimci bir isim olarak “Siyahi Milliyetçiliği” teriminin geçerliliğini sorguladı. Malcolm’ın düşüncesi şu şekildeydi:

“Eskiden siyahi milliyetçiliği, siyahi adamın kendi topluluğunun ekonomisini, siyaseti vb. kontrol etmesi gerektiğini söyleyen fikir olarak tanımlıyordum. Ama Mayıs ayında, Gana’da, kelimenin tam anlamıyla militan ve devrimci olan Cezayir büyükelçisiyle konuşuyordum. [...] Ona siyaset, toplum ve iktisatla alakalı felsefemin siyahi milliyetçiliği olduğunu söylediğimde, bana şu çok net soruyu sordu: ‘Peki, bu siyahi milliyetçiliği seni nereye götürdü?’ Bu soruyu soruyordu çünkü beyazdı. Bir Afrikalıydı, ama aynı zamanda bir Cezayirliydi. Görünüm olarak beyazdı. Bana ‘madem amacın siyahi milliyetçiliğinin zafere ulaşması, o vakit bu siyahi milliyetçiliğinin seni nereye götürdüğünü görmelisin. Bu görüş, Fas, Mısır, Irak, Moritanya’daki devrimcileri nereye götürüyor?’ dedi. Böylece, yeryüzünde var olan sömürü sistemlerini her türlü gerekli yöntemle devirmeye kendini adamış gerçek devrimciler olan birçok insanı kendimden nasıl koparttığımı bana gösterdi. Bu yüzden siyahi milliyetçiliğinin tanımını yeniden düşünmek ve değerlendirmek zorunda kaldım.”

[Breitman, 1967: s. 64–65]

Buradan şu sonuca ulaşmak gerekiyor: Malcolm’ın siyaset felsefesine dair her türden eleştirel çalışma, onun diyalektik devrimci oluşum sürecinin devam ettiğini kabul etmek zorundadır. Malcolm’ın suikastına gelince, bu büyük trajedi, onu siyaset felsefesinin özünü ve biçimini daha da geliştirme olasılığından mahrum bırakmıştır. Malcolm’ın trajik ölümü ışığında, “solcu siyahi milliyetçiliği” tabiri artık pek çok açıdan yetersizdir. Bu tabir, devrimci düşünceye doğru ilerleyen diyalektik hareketi dâhilinde birden ortaya çıkmış, hareketsiz bir momenti ifade etmektedir.

John H. McClendon Ill
Stephen C. Ferguson Il

[Kaynak: Malcolm X: From Political Eschatology to Religious Revolutionary, Yayına Hz.: Dustin J. Byrd ve Seyed Javad Miri, Brill, 2016, s. 37-90.]

Dipnotlar:
[51] Ayrıca bkz.: Wilson Jeremiah Moses, Black Messiahs and Uncle Toms: Social and Literary Manipulations of a Religious Myth. (University Park: Pennsylvania State University Press, 1982).

[52] Bu görüş şu türden tarihsel değerlendirmelerde ve hatıratlarda karşımıza çıkıyor: George Breitman, The Last Year of Malcolm X, 64–65; William Strickland, Malcolm X Make It Plain (New York: Viking, 1994): 154–155, 176–177; and Gerald Horne, Race Woman: The Lives of Shirley Graham Du Bois (New York: New York University Press, 2000): s. 187–188.

[53] Bkz.: Malcolm X, “There Is a Worldwide Revolution Going On” in Bruce Perry, ed., Malcolm X: The Last Speeches (New York: Pathfinder Press, 1989): E.U. Eissen-Udom, Black Nationalism: The Search for an Identity in America (Şikago: University of Chicago Press, 1962): s. 164–167; ve Earl Ofari Hutchinson, “The Continuing Myth of Black Capitalism” The Black Scholar 23.1 (Kış-Bahar 1993): s. 16–21.

[54] Malcolm X, “Our People Identify with Africa”, yayına hz.: Bruce Perry, Malcolm X: The Last Speeches içinde (New York: Pathfinder Press, 1989): s. 91–107; ve Malcolm X, “Educate Our People in the Science of Politics”, yayına hz.: Steve Clark, February 1965, The Final Speeches: Malcolm X içinde (New York: Pathfinder, 1992): s. 93–95. Malcolm’ın siyahi kimliği ilgili görüşlerinin diyalektik gelişimi konusunda akademide üretilmiş ikincil bir kaynak için bkz.: Liz Mazucci, “Malcolm X, Going Back to Our Own: Interpreting Malcolm X’s Transition from ‘Black Asiatic’ to Afro-American” Souls 7.1 (2005): s. 66–83.

[55] Malcolm X at University of Ghana (13 Mayıs 1964) Malcolmxfiles.

[56] 1968’de İlyas Muhammed, Afrikalı-Amerikalı topluluğu içerisinde Afrikalı kimliği ve kültürel milliyetçiliğe yönelik artan ilgiye cevap olarak, İslam Milleti üyelerine Afrikalı giysileri giymemeleri, saçlarını kıvırcık yapmamaları talimatını verdi. Ona göre Afrika kültürünü bu türden sergileme pratikleri, siyahi Amerika’yı işgal etmiş “gayri medeni” ve “yabani” kültürleri örnekliyordu. Bkz.: Yayına hz.: Edward E. Curtis,Encyclopedia of Muslim-American History (New York: Infobase Publishing, 2010): s. 157.

[57] Muhammed’in Afrika kültürüyle ilgili görüşlerini tüm yönleriyle tartışan çalışmalar için bkz.: Tunde Adeleke, UnAfrican Americans: 19th Century Black Nationalists and the Civilizing Mission (Lexington: University Press of Kentucky, 1998): Wilson Jeremiah Moses, Classical Black Nationalism: from the American Revolution to Marcus Garvey (New York: New York University Press, 1996); ve Judith Stein, The World of Marcus Garvey: Race and Class in Modern Society (Baton Rouge: Louisiana State University Press, 1986).

[58] Aralık 1962 gibi geç bir tarihte Malcolm şunları söylüyordu: “Sayın İlyas Muhammed, siyahi adamın bugünkü saçının elli bin yıl önceki gibi göründüğünü, saçımızın, kaşımızın aynı olduğunu söylüyor. Sizin de fark edeceğiniz üzere zencilerin düzdür. Saçlarının kıvırcık olmasının bir önemi yok, kaşları düzdür. Saçı da kaşı da kıvırcık bir zenci görüyorsanız aslında o başka bir türdür. Her şey tarihte olup bitti. Sayın İlyas Muhammed’in bize öğrettiği her şey tarihi temel alıyor.” Bkz.: Malcolm X ve Karim, s. 72.

[59] Elijah Muhammad, The Fall of America (Chicago: Muhammad’s Temple of Islam No. 2, 1973): s. 2. Malcolm’ın siyaset konusunda birbiriyle çelişen görüşleri konusunda bkz.: Malcolm X, “Educate Our People in the Science of Politics ” yayına hz.: Steve Clark, February 1965, The Final Speeches: Malcolm X içinde (New York: Pathfinder, 1992).

[60] Claude Andrew Clegg, “Rebuilding the Nation: The Life and Work of Elijah Muhammad” The Black Scholar 26. 3–4, (Güz-Kış 1996): s. 49–59. (İslam Milleti’ne ait işletmelerde işçilere yapılan ödemeler konusunda kitaptaki sekizinci dipnota bakınız.)

[61] Nell Irvin Painter, “Martin R Delany: Elitism and Nationalism” yayına hz.: Leon Litwack ve August Meier, Black Leaders of the Nineteenth Century içinde (Urbana: University of Illinois Press, 1988): s. 149–172; Wilson J. Moses, Alexander Crummell: A Study of Civilization and Discontent (New York: Oxford University Press, 1989); Stephen W. Angell, “Henry McNeal Turner – Conservative? Radical? Or Independent?,” s. 25–50; Judith Stein, The World of Marcus Garvey: Race and Class in Modern Society (Baton Rouge: Louisiana State University Press, 1986); Earl Ofari Hutchinson, The Myth of Black Capitalism (New York: Monthly Review Press, 1970).

[62] Benzer bir değerlendirme için bkz.: Lawrence L. Tyler, “The Protestant Ethic among the Black Muslims” Phylon 27.1 (1. çeyrek, 1966): s. 5–14.

[63] Charles Pinderhughes, “Toward a New Theory of Internal Colonialism” Socialism and Democracy 25.1 (Mart, 2011): s. 235–256; Donald J. Harris, “The Black Ghetto As Internal Colony: a Theoretical Critique and Alternative Formulation,” The Review of Black Political Economy 2.4 (Eylül 1972): s. 3–33; ve J.H. O’Dell, “Colonialism and the Negro American Experience,” 6.4, Freedomways (Güz, 1966): s. 296–308.

[64] Wilson Jeremiah Moses, Black Messiahs and Uncle Toms: Social and Literary Manipulations of a Religious Myth (University Park: Pennsylvania State University Press, 1982): 208; ve Frank M. Wright, “The National Question: A Marxist Critique,” The Black Scholar 5.5 (1974): s. 45–53.

[65] Lawrence L. Tyler, “The Protestant Ethic among the Black Muslims” Phylon 27.1 (1. çeyrek 1966): s. 5–14; Robert L Allen, Black Awakening in Capitalist America (Garden City, New York: Doubleday, 1969); ve August Meier, Negro Thought in America, 1880–1915: Racial Ideologies in the Age of Booker T. Washington (Ann Arbor: University of Michigan Press, 1966).

[66] Donald Harris, “The Black Ghetto as Internal Colony: A Theoretical Critique and Alternative Formulation,” The Review of Black Political Economy 2.4 (Yaz 1972): s. 3–33; James Boggs, “The Myth and Irrationality of Black Capitalism” The Review of Black Political Economy 1.1 (Bahar-Yaz 1970): s. 27–35.

[67] Siyahi kapitalizmini temel alan, Malcolm sonrasında oluşmuş siyahi milliyetçiliğine dair bir örnek için bkz.: “Roy Innis: From Left-wing Radical to Right-wing Extremist” The Journal of Blacks in Higher Education 30 (30 Nisan 2003): s. 69. Roy Innis, “Separatist Economics: A New Social Contract”, yayına hz.: William F. Haddad ve G. Douglas Pugh, Black Economic Development içinde (Englewood Cliffs: Prentice-Hall, 1969): s. 50–59. Ayrıca bkz.: Joshua D. Farrington, “‘Build Baby Build’: Conservative Nationalist, Free Enterprise, and the Nixon Administration”, yayına hz.: Laura Jane Gifford ve Daniel K. Williams, The Right Side of the Sixties: Examining Conservatism’s Decade of Transformation içinde (New York: Palgrave Macmillan, 2012): s. 61–80.

[68] Bu noktada biz George Breitman’ın değerlendirmesine katılıyoruz: “Bilhassa kendisini Mekke’deki dindar Müslümanlardan daha fazla etkilemiş olan Afrikalı devrimcilerle yürüttüğü tartışmalarla başlayan düşünme sürecinin eseri olan fikirler ve çalışmalar üzerinden, Malcolm’ın, kapitalizmin ırkçılığın sebebi olduğu, ırkçılıktan arınmış bir kapitalizmin olmayacağı, bu sebeple, hem siyahi Amerikalıların hem de Afrikalı, Asyalı ve Latin Amerikalıların sosyalizmi bir hedef olarak ciddiye almaları gerektiği sonucuna ulaştığını söyleyebiliriz.” George Breitman, Herman Porter ve Baxter Smith, The Assassination of Malcolm X (New York: Pathfinder Press, 1991): s. 124.

[69] Brightman’ın analizinin özeti için bkz: “Myths about Malcolm X” başlıklı bölüm, George Breitman, Herman Porter ve Baxter Smith, The Assassination of Malcolm X içinde (New York: Pathfinder Press, 1991): s. 109–130. Alıntı kitabın 122. ve 124. sayfalar arasındaki kısmından.

[70] “Malcolm X and Abdul Rahman Babu” Assata Shakur Forums (12 Ağustos 2006) Assatashakur.

[71] Babu’nun sosyalist görüşleri konusunda bkz.: Abdul Rahman Mohamed Babu, Salma Babu ve Amrit Wilson. The Future That Works: Selected Writings of A.M. Babu. Trenton, nj: Africa World Press, 2002; Abdul Rahman Mohamed Babu, African Socialism or Socialist Africa? Londra: Zed Press, 1981.

Kaynakça:
Adeleke, Tunde. UnAfrican Americans: 19th Century Black Nationalists and the Civilizing Mission. Lexington: University Press of Kentucky, 1998.

Allen, Jr., Ernest. “Religious Heterodoxy and Nationalist Tradition: The Continuing Evolution of the Nation of Islam.” The Black Scholar 26, Sayı. 3–4 (Güz/Kış, 1996): s. 2–34.

Angell, Stephen W. “Henry McNeal Turner – Conservative? Radical? Or Independent?” yayına hz.: Peter Eisenstadt, Black Conservatism: Essays and Intellectual and Political History içinde (New York: Garland Publishers, 1999): s. 25–50.

Baraka, Amiri. “Malcolm as Ideology”, yayına hz.: Joe Wood, Malcolm X: in Our Own Image içinde. New York: St. Martin’s Press, 1992.

Yayına hz.: Bracey, Jr., John H. August Meier ve Elliot Rudwick, Black Nationalism in America. Indianapolis: Bobbs-Merrill, 1970.

Breitman, George. The Last Year of Malcolm X. New York: Merit Publishers, 1967. George Breitman, Herman Potter ve Baxter Smith, The Assassination of Malcolm X. New York: Pathfinder Press, 1991.

Bonds, Michael. “Black Political Power Reassessed: Race, Politics, and Federal Funds.” Journal of African American Studies 11, Sayı. 3–4 (Aralık, 2007): s. 189–203.

Bush, Roderick D. The End of White World Supremacy: Black Internationalism and the Problem of the Color Line. Philadelphia: Temple University Press, 2009.

Clarke, John Henrik, A. Peter Bailey ve Earl Grant. Malcolm X: The Man and His Times. New York: Macmillan, 1969.

Clegg III, Claude A. “Rebuilding the Nation: The Life and Work of Elijah Muhammad” The Black Scholar 26, Sayı. 3–4 (Güz/Kış, 1996): s. 49–59.

Clegg III, Claude A. An Original Man: the Life and Times of Elijah Muhammad. New York: St. Martin’s Press, 1997.

Curtis IV, Edward E. “Islamizing the Black Body: Ritual and Power in Elijah Muhammad’s Nation of Islam.” Religion and American Culture: The Journal of Interpretation 12, Sayı. 2 (2002): s. 167–196.

Collins, Patricia Hill. “Learning to Think for Ourselves: Malcolm X’s Black Nationalism Reconsidered”, yayına hz.: Joe Wood, Malcolm X: In Our Own Image içinde (New York: St. Martin’s Press, 1992): s. 59–85.

Delany, Martin R. Principia of Ethnology: The Origin of Races and Color With an Archaeological Compendium of Ethiopian and Egyptian Civilization, From Years of Careful Examination and Enquiry. Philadelphia: Harper & Brother, Publishers, 1879.

Dulaney, W. Marvin. “Documenting the Life and Legacy of Malcolm X” (Review of Manning Marable ve Garrett Felber, The Portable Malcolm X Reader) The Journal of African American History 98, Sayı. 4 (Güz, 2013): s. 602–608.

Eissen-Udom, E.U. Black Nationalism: The Search for an Identity in America. Şikago: University of Chicago Press, 1962.

Ellis, Catherine ve Stephen Smith. Say It Loud: Great Speeches on Civil Rights and African American Identity. New York: New Press, 2010.

Evanzz, Karl. The Judas Factor: The Plot to Kill Malcolm X. New York: Thunder’s Mouth Press, 1992.

Farrar, Hayward. “Radical Rhetoric Conservative Reality: The Nation of Islam As an American Conservative Formation”, yayına hz.: Peter Eisenstadt, Black Conservatism: Essays and Intellectual and Political History içinde (New York: Garland Publishers, 1999): s. 109–130.

Flick, Hank. “Malcolm X: The Destroyer and Maker of Myths.” Journal of Black Studies 12, Sayı. 2 (Aralık, 1981): s. 166–181.

Flick, Hank ve Larry Powell. “Animal Imagery in the Rhetoric of Malcolm X.” Journal of Black Studies 18, Sayı. 4 (Haziran, 1988): s. 435–451.

Fuentes-Nieva, Ricardo ve Nicholas Galasso. “Working the Few: Political Capture and Economic Inequality.” Oxfam International Report (20 Ocak 2014) Oxfam.

Gallen, David. Malcolm X: As They Knew Him. New York: Carroll & Graf, 1992, yayına hz.: de la Garza, Rudolph O., Z. Anthony Kruszewski ve Tomãs Arciniega, Chicanos and Native Americans: The Territorial Minorities. Englewood Cliffs: Prentice Hall, 1973.

Gilbert, Michele A. “Race, Location, and Education: The Election of Black Mayors in the 1990s.” Journal of Black Studies 36, Sayı. 3 (Ocak, 2006).

Green, Rodney D., Maie Kouassi ve Belinda Mambo. “Housing, Race, and Recovery from Hurricane Katrina.” The Review of Black Political Economy 40, Sayı. 2 (Haziran, 2013): s. 145–163.

Hamilton, Derek ve William Darity, Jr. “Can Baby Bonds Eliminate the Racial Wealth Gap in Putative Post-Racial America?” Review of Black Political Economy 37, Sayı. 3–4 (2010): s. 207–216.

Horne, Gerald. “‘Myth’ in the Making of ‘Malcolm X,’” The American Historical Review 98, Sayı. 2 (Nisan, 1993): s. 440–450.

Pedro de la Hoz, Africa in the Cuban revolution: Our Search for Full Justice. Habana: Instituto Cubano Del Libro, 2005.

Yayına hz.: Jenkins, Robert L. ve Mfanya Donald Tryman, The Malcolm X Encyclopedia. Westport: Greenwood press, 2002.

Jones, Mack H. “Empowerment in Atlanta: Myth and Reality Black Political Empowerment in Atlanta: Myth and Reality.” Annals of the Academy of Political and Social Science 439 (Eylül, 1978).

Jones, William R. Is God a White Racist? A Preamble to Black Theology. Boston: Beacon Press, 1998.

Karim, Benjamin, Peter Skutches ve David Gallen. Remembering Malcolm: The Story of Malcolm X from inside the Muslim Mosque by his Assistant Minister Benjamin Karim. New York: Carroll and Graf Publishers, Inc., 1992.

Knight, Frederick. “Justifiable Homicide, Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los Angeles Police Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal of Negro History 79, Sayı. 2 (Bahar, 1994): s. 191.

Kochlar, Rakesh, Richard Fry ve Paul Taylor. “Twenty to One: Wealth Gaps Rise to Record Time Between Whites, Blacks, Hispanics.” (Washington, DC: Pew Research Center, 2011).

Kraus, Neil ve Todd Swanstrom. “Minority Mayors and the Hollow-Prize Problem.” Political Science and Politics 34, Sayı. 1 (Mart, 2001): s. 99–105.

Malcolm X. “God’s Judgment of White America (The Chickens Come Home to Roost),” The Black Commentator (4 Aralık 1963).

——— Malcolm X Speech at University of Ghana (13 Mayıs 1964) Malcolmfiles.

——— By Any Means Necessary; Speeches, Interviews, and a Letter. New York: Pathfinder Press, 1970a.

——— Malcolm X on Afro-American History. New York: Pathfinder Press, 1970b.

——— Malcolm X Talks to Young People. New York: Pathfinder Press, 1989a.

——— February 1965: The Final Speeches. New York: Pathfinder, 1992.

——— Malcolm X Speaks: Selected Speeches and Statements, yayına hz.: George Breitman, New York: Rove Press, 1966a.

——— (Alex Haley’ye aktarıldığı biçimiyle). The Autobiography of Malcolm X. New York: Random House, 1966b.

——— The End of White World Supremacy. New York: Merlin House, 1971.

——— Malcolm X: The Last Speeches, yayına hz.: Bruce Perry, New York: Pathfinder, 1989b.

Marable, Manning. Malcolm X: A Life of Reinvention. New York: Penguin Group, 2011.

Marcus, Anthony. Malcolm X and the Third American Revolution: The Writings of George Breitman. Amherst: Humanity Books, 2005.

Mealy, Rosemari. Fidel & Malcolm X: Memories of a Meeting. New York: Ocean Press, 1993.

Moses, Wilson Jeremiah. Black Messiahs and Uncle Toms: Social and Literary Manipulations of a Religious Myth. University Park: Pennsylvania State University Press, 1982.

Moses, Wilson Jeremiah. The Golden Age of Black Nationalism, 1820–1925. New York; Oxford: Oxford University Press, 1988.

Moses, Wilson Jeremiah. Classical Black Nationalism: from the American Revolution to Marcus Garvey. New York: New York University Press, 1996.

Muhammad, Elijah. The Supreme Wisdom, Vol. 1: Solution to the So-Called “Negroes” Problem. Şikago: University of Islam, 1957a.

Muhammad, Elijah. The Supreme Wisdom, Vol. 2: What Every American So-Called Negro Should Know About. Chesapeake, Virginia: ECA Associates, 1957b.

Muhammad, Elijah. Message to the Black Man in America. Şikago: Muhammad Mosque of Islam, Sayı. 2, 1965.

Muhammad, Elijah. How to Eat to Live, Book 1. Phoenix, Arizona: Secretarius MEMP Ministries, 1967.

Muhammad, Elijah. The Theology of Time: (The Secret of the Time). Atlanta: Secretarius M.E.M.P.S, 1997.

Ovenden, Kevin. Malcolm X: Socialism and Black Nationalism. Londra: Bookmarks, 1992.

Painter, Nell Irvin. “Martin R Delany: Elitism and Nationalism” , yayına hz.: Leon Litwack ve August Meier, Black Leaders of the Nineteenth Century içinde (Urbana: University of Illinois press, 1988), s. 149–172.

Reitan, Ruth. The Rise and Decline of an Alliance: Cuba and African American leaders in the 1960s. East Lansing: Michigan State University Press, 1999.

Robinson, Eugene. Disintegration: The Splintering of Black America. New York: Doubleday, 2010.

Robinson, Dean E. Black Nationalism in American Politics and Thought. New York: Cambridge University Press, 2001.

Stein, Judith. The World of Marcus Garvey: Race and Class in Modern Society. Baton Rouge: Louisiana State University Press, 1986.

Sales, Jr., William W. From Civil Rights to Black Liberation: Malcolm X and the Organization of Afro-America Unity. Boston: South End Press, 1999.

Saunders, Lisa. “Employment and Earnings: A Case Study of Urban Detroit.” The Review of Black Political Economy 39, Sayı. 1 (Mart, 2012): s. 107–119.

Smith, R. Drew. “Black Religious Nationalism and the Politics of Transcendence.” Journal of the American Academy of Religion 66, Sayı. 3 (Sonbahar, 1998): s. 533–547.

Strickland, William ve Cheryll Y. Greene. Malcolm X, Make It Plain. New York: Viking, 1994.

Sundiata, I.K. Brothers and Strangers: Black Zion, Black Slavery, 1914–1940. Durham, North Carolina: Duke University Press, 2003.

Swain, Jr., Johnnie Dee “Black Mayors: Urban Decline and the Underclass.” Journal of Black Studies 24, Sayı. 1 (Eylül 1993): s. 16–28.

Taylor, James Lance Black Nationalism in the United States: From Malcolm X to Barack Obama. Boulder, Colorado: Lynne Rienner Publishers, 2011.

Yayına hz.: Terrill, Robert, The Cambridge Companion to Malcolm X. Cambridge, MA: Cambridge University Press, 2010.

Tippett, Jones-DeWeever, Rockeymoore, Hamilton ve Darity. Beyond Broke: Why Closing the Racial Wealth Gap is a Priority for National Economic Security. Washington D.C.; Center for Global Policy Solutions, 2014.

Turner, Richard Brent. Islam in the African-American Experience. Bloomington: Indiana University Press, 1997.

Yayına hz.: Van Deburg, William L., Modern Black Nationalism: from Marcus Garvey to Louis Farrakhan. New York: New York University Press, 1997.

Washington, Jr., Joseph R. The Politics of God. Boston: Beacon Press, 1969.

Valerie Rawlston Wilson, “Introduction to the 2014 Equality Index.” Yayına hz.: Hardy, Chanelle P., 2014 State of Black America: One Nation Underemployed: Jobs Rebuild America içinde, New York: National Urban League, 2014.

Wolfenstein, Eugene. The Victims of Democracy: Malcolm X and the Black Revolution. New York: The Guilford Press, 1993.

Wright, Lewis Edward. The Political Thought of Elijah Muhammad: Innovation and Continuity in Western Tradition. Diss. Howard University, 1987.