Cuma

Bir dönem Fransızlar, sömürgesi Cezayir’de vakıfların İslam’da olmadığı tartışmasını başlatıyorlar ve bunun bidat olduğunu söylüyorlar. Bu işlemin amacı, vakıf arazilerinin özel mülkiyete açılmasını sağlamak.
Demek ki bugün Ayşenur Arslan üzerinden gündeme getirilen Cuma tartışması, Cumartesi ve Pazar için yapılıyor. Esasında bu tartışma, AVM kültürü adına yürütülüyor. O AVM’lerde 13 yaşındaki Alper Erozer’e şarkılar söylettiriyorlar: “Enerji enerji azcık da sinerji/ Dışarda hayat var/ Biraz da eğlenmek lazım.”
Halkevleri gibi sol yapıların arzusu, işte böylesi gençler yetiştirmek. Feministlerin hedefi, herkesi Aleyna Tilki kılmak. Çünkü sol bir örgütün başkanının dediği üzere, onlar, “kadınların AVM’lerde dolaşma hakkını savunuyorlar.”
Kardeşinin dayak yediğini iddia eden Nevşin Mengü, Ayşenur Arslan’ı sahiplendiği yazısında, “İslam faşizmdir” diyor özetle ve Batı’da İslamofaşizm yaygarası kopartan liberallerin frekansına bağlanıyor. O kadar solcu ki Kuzey Kore’yi de faşizm olarak niteliyor, Chavez’e ve Tito’ya da “faşist” diyor. Bunu ortalığı dumana boğmak için yapıyor, esasta neyi hedefe koyduğu belli.
Solun ahvali işte bu: Bugün kendi memleketinde dinsizlik propagandası yapanlar, Almanya’da Paskalya yürüyüşüne katılıyorlar. Burada yeryüzü sofralarına katılanlara küfredenler, yortu kutluyorlar. “Toplum olmazsa eşitiz, devlet yoksa özgürüz” diyorlar. Dolayısıyla toplumu ve devleti çağrıştıran her şeyi düşman belliyorlar. İslam bu noktada bahaneden ibaret.
Toplum karşıtlığı alışveriş; devlet karşıtlığı eğlence ile alakalı demek ki…
Anne ve babası MİT mensubu olan Ayşenur Arslan, her şeyi biliyor ama Kur’an’da Cuma adında bir sure olduğunu bilmiyor. Öyle laik ki insanların tatil yaptığı bir gün zannediyor Cuma’yı.
Cuma suresi ise konuşması esnasında Peygamber’i yalnız bırakıp kente gelen kervana koşanlarla alakalı. Sureye bakılacak olursa, daha önce de Cuma namazı kılınmakta. Burada mesele, Yahudiler üzerinden ders vermek. Bugün de “kitap yüklü eşekler”in [Cuma: 5] anlamadığı bu.
O eşeklerin derdi, eğlence ve alışveriş. Cuma suresi, “rızkı vereni bilin” demekte. Bugünkü “eşekler”se alışveriş ve eğlence tanrılarına tapmayı emrediyorlar. “Yahudileşme” meselesi, güce tapma ve o gücün sadece kendisine ait olduğunu söyleme meselesi. Bugün laiklerin AKP ile derdi, zulme karşı mücadele değil, o gücün ona layık olmayanların eline geçmiş olması. O laikler ki bir tür haset ve kibir üzerinden, “aşağılık insanlar”la gücü paylaşmak istemiyorlar.
O haset ve kibir, şu aşağıdaki tweet’i atan Yahudi’ye nedense “sapık, çocuk tacizcisi”, demiyor. Eğlence ve alışveriş tanrıları adına, münferit olaylar doğrudan İslam’a vurulan birer sopaya dönüştürülüyor. Kasıt aramak şart. Çocuk, genç ve kadın düşmanı olarak takdim edilen İslam, bu üçünü piyasaya sürmek isteyenlerce dönüşüme uğratılıyor. Üçüne de İslam mal olarak kıymetsiz, duyusal açıdan haz-karşıtı olarak takdim ediliyor. Tasfiye işlemi buradan işletiliyor. Bu ülkede Hindu bayramı fest olarak kutlanıyor, Güney Kore dizileri yutturuluyor vs. Ama terakkiye mani bir tek şey var o da İslam. Mengü o diziler yüzünden Kuzey’e karşı!
Ayşe Çavdar’sa, “ne güzel, Müslümanlar zenginleşti, böylece laikleşti” diyor ve laikliğin zenginlikle alakasını kuruyor bugünlerde. Esat Arslan, mütedeyyin bir ailenin küçük kız çocuğunun “laikler ne kadar da eğlenceli” dediğini aktarıp sitem ediyor. Herkesin safı belli aslında.
Dertleri ne çocuk, ne genç ne de kadın… Bir toplum ve devlet inşa ediyorlar. Bu inşa, daha temelden, alışverişe ve eğlenceye düşman olmamak zorunda. İlki sömürüyü, ikincisi zulmü gizlemeli. Bu nedenle birlikteliği, cem olmayı çağrıştıran her şeye düşmanlık edilmeli. Alevî cemi de dağıtılmak zorunda. “Dedeleri öldürün, Ali de kimmiş” deniliyor bugünlerde. Geçmişte bazı Osmanlı padişahları, bazı tarikatların zikir törenlerini de yasaklıyor. Egemenler, birlikte olma hâllerini ya yoldan çıkartıyorlar ya da tasfiye ediyorlar. Cuma gününe saldırının sebebi, burada aranmalı.
Arslan’ın yoldaşı Erdoğan Aydın, önce kendinden menkul bir “Türk” olmuş, nasıl Müslüman olduğunu sorgulamış, sonra da buduncu-faşist Türkçüler gibi, “İslam öncesi putperestlik daha demokratikti” diyebilmişti. Bu demokrasi dedikleri, alışverişin ve eğlencenin dünyası olduğu için kıymetli, halkın iradesi ile alakası yok. Halkın iradesinden en çok bu solcular korkuyor.
Sol, kendi varlığını veya ideolojisini bir mal olarak görüyor, mesele bu. Bu sebeple alışveriş ve eğlence kısmını önemsiyor. Gerçekle buradan ilişki kuruyor. O yüzden şehre giren kervana koşuyor hemen. Kervan sahiplerine karşı kıyam etmiş bir dinin adını bile duymak istemiyor.
Ayşenur Arslan da kendi kervanının derdinde. Eleştirdiği TV spikerlerinden bir farkı yok aslında. Onlar da inanmadan “Hayırlı Cumalar” diyor, kendisi de içine sinmemesine rağmen “Hz. Muhammed” deme ihtiyacı duyuyor. Farkları yok.
Temelde kişiye aşkın olana bağlanma denilen haslet tasfiye ediliyor. Cem olabilen kitlelerden korkuluyor, onların bir dava uğruna aynı yola revan olmalarından çekiniliyor, herkes tek tek, “kendi mülkünün ve hazzının efendisisin” yalanına ikna ediliyor. “Hazzı ciddiye al” emri bu yüzden veriliyor. Mülkün ve hazzın dışından öfkeli ve dertli bir çığlık yükseldiğinde, o efendilerin gölgesi kalmayacak, bu bilinmiyor.
Ve elbette Cuma, felâh için kavga verenlerindir. Hayırlara vesile olsun…
Bahri Dikmen

Hiç yorum yok: