Menşevizm: 1917’nin Jirondenleri

Aralarında ne türden farklılıklar bulunursa bulunsun, Lenin, Plehanov, Martov ve Trotsky, Rus Devrimi’ni 1789 Fransız Devrimi deneyimini takip eden bir devrim olarak görüyordu. Rus devrimciler, aynı zamanda kendilerini Fransız Devrimi’ndeki farklı partileri model aldılar ve eylem kılavuzu olarak bilinçli bir biçimde veya bilinçsizce o partileri kabul ettiler. Lenin ve Bolşevikler, kendilerinin o günün Jakobenleri olduklarına inandılar ve işçi sınıfını örgütleyecek, iktidarı alacak gözü pek birer devrimci olduklarını düşündüler. Buna karşılık Menşeviklerse, ılımlı Jirondenlerdi. Menşevizm, aşamacılığa bağlı olan, sosyalist devrimin “tarihsel planda sabırsızlıkla gerçekleştirilmesi gerektiği” fikrine karşı çıkan bir hareketti. Jirondenler gibi Menşevikler de onurlu insanlardı fakat öncellerinden farklı olarak, halkın devrimci yeteneklerine asla inanmıyorlardı. 1917’de başarısız olmalarının ana nedeni buydu.
I. Bölünme
Marksizm, 1880’lerden itibaren Çarlık Rusyası’nda varlık imkânı bulmuşsa da daha çok parçalı hâlde olan öğrenci ve işçi mahfilleriyle ve göçmenlerden oluşan marjinal gruplarla kısıtlı bir hareketti. 1890’lar, büyük bir grev dalgasına tanıklık etti. Bu grevleri yeni gelişmekte olan Marksist hareket örgütledi, liderliğini bu hareket üstlendi. Polisin örgütçüleri tutukladığı o günlerde, hem işçi hareketi hem de Rus Marksizmi gelişme kaydetti.
1898’de düzenlediği, akamete uğramış olan ilk kongresi ardından Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) ikinci kongresiyle gerçek mânâda kuruluşunu tamamladı. Kongre, 1903’te Brüksel ve Londra’da gerçekleştirildi. Kongreyi esas olarak Julius Martov, Georgi Plehanov, Pavel Akselrod, Vera Zasuliç, Alexander Potresov ve Vladimir Lenin örgütledi. Bu isimler, partinin yayın olan Iskra’nın [Kıvılcım] yayın kurulu üyeleriydiler. Iskra Grubu’nun hedefi, işçi sınıfının Çarlık’a karşı mücadelesinin politik liderliğini üstlenebilecek, tüm Rusya’yı kuşatan, merkezî bir sosyalist parti kurmaktı.
Kongrenin ilk oturumlarında Iskra, toplam 51 üyenin 33’üne sahip oldu ve kendi kararlarını kabul ettirmeyi bildi. Üyelik tanımıyla ilgili 22. oturum esnasında Iskra Grubu adına Lenin ve Martov farklı taslaklar önerince bölündü. Lenin, profesyonel devrimcilerden oluşan, sıkı bir örgütsel yapıya sahip bir parti talep ederken, Martov daha kapsamlı ve daha gevşek bir partiden yana idi. Martov’un taslağı, son oylamada zafer kazandı.
Sonrasında kongre, Lenin’in Iskra’nın yurtdışındaki parti kurullarının yegâne temsilcisi olması ve ideolojik liderliğin temel aracı olarak iş görmesi gerektiği ile ilgili önergesini onayladı. Mevcut yayın kurulunu muhafaza etmek yerine Lenin, üç kişiden oluşan, daha ufak bir kurul oluşturulmasını önerdi. Üç kişi, gazetedeki makalelerin önemli bir kısmını kaleme alan Martov, Plehanov ve Lenin’in bizatihi kendisiydi. Şiddetli tartışmaların ardından Lenin’in önerisi kabul edildi. Ancak Martov kurula girmek istemedi ve Iskra’dan ayrıldı. Yayın kurulu ile ilgili oylama, parti içerisinde yaşanan ilk bölünmeyle sonuçlandı. Böylelikle RSDİP Bolşevikler (Çoğunluk) ve Menşevikler (Azınlık) olarak iki hizbe ayrıştı.[1]
Rus Marksizminin kurucusu Plehanov, Iskra meselesi konusunda ilk başta Lenin’e destek çıktı. Ancak Plehanov, sonrasında eski dostlarının ve yoldaşlarının karşısında konumlandığı için bu tercihin kendisini üzdüğünü belirtti: “Kendi yoldaşlarıma ateş edemem. Bölünmek yerine kafama bir kurşun sıkarım daha iyi. […] Otokrasinin teslim olacağı bir gün elbet gelecek.”[2] Plehanov, fikrini değiştirdi ve Iskra’dan ayrılan isimleri yeniden yayın kuruluna katılmaya davet etti. Bunun üzerine Lenin büyük bir kızgınlıkla kuruldan ayrıldı.
Bu bölünme, Rusya’da faal olan RSDİP üyelerini şoke etti. O günlerde söz konusu tokadı yiyen işçilerden biri şunları yazmakta idi: “Şimdi benim asıl anlamadığım şey şu: çoğunlukla azınlık arasında sürmekte olan ve çoğumuza yanlış gelen bu kavgada asıl mesele nedir?”[3] Öyleki imparatorluk sınırları içerisinde faal olan birçok parti şubesi, bölünmeye karşı çıktı ve tek birleşik bir örgüt olarak çalışmayı sürdürdü.
Esasen ne Bolşevizm ne de Menşevizm, tam olarak İkinci Kongre’nin eseriydi. İki hizip de aynı devrimci programına bağlıydı ve bölünmeye mani olmayı umut ediyordu. Birçokları açısından aradaki ayrım çizgisi hâlen daha net değildi. Örneğin Trotsky, 1904’te kendisini Menşevik kampta buldu. Politik açıdan yaşanan bu kafa karışıklığının ana sebeplerinden biri, Çarlık Rusyası’nda ılımlı sosyalistlerin bile reformistmiş gibi görünüyor olmasıydı. Bu da temelde parlamenter demokrasi illüzyonuna siyasî hayat içerisinde yer verilmemesinin bir sonucuydu. Bu sayede de bölünmenin gerçek niteliği görülmemekteydi.[4]
II. 1905
1905’te Japonya ile yapılan ve kısa süren savaş, Rusya’nın onurunu kırdı. Bu gelişme, liberallerin ve işçilerin reform taleplerini daha da gür bir sesle dillendirmelerine neden oldu. 22 Ocak 1905’te işçilerin düzenlediği barışçıl bir gösteride Çar’a koşulların iyileştirilmesini talep eden bir dilekçe sunuldu. Askerler, işçilere ateş açtı ve yüzlercesini katletti. Bu olay, imparatorluk genelinde genel grevin ve köylüler eliyle gerçekleştirilecek toprak işgallerinin fitilini ateşledi. Tüm otokrasi, istikrarını yitirdi ve çökmenin eşiğine geldi. Artık Marksistler şu soruyu sormaktaydı: Otokrasinin yerini ne alacak?
Marksizme sadık güçler olarak Bolşevikler ve Menşevikler, Rusya’nın kendi 1789’unun eşiğine gelip dayandığına inanıyorlardı. Bu kitabî değerlendirmeye göre, Batı Avrupa, sosyalizm için yeterince olgunlaşmış bir hâldeydi ama Rusya hâlen daha Çarlık’ı yıkıp modern kapitalist toplumu inşa etmek adına feodal geriliği tasfiye etmek suretiyle burjuva devrimini gerçekleştirmek gibi yükümlülükle karşı karşıyaydı. Marksistlere göre, kapitalist üretim güçlerindeki ve işçi sınıfındaki artış sayesinde Rusya, sosyalizm için yeterli olgunluğa kavuşabilecekti.
Gelgelelim Bolşeviklerle Menşevikler arasında yaşanacak burjuva devriminin görevleri konusunda zarfta varılan anlaşma, mazrufta mevcut olan, o devrime hangi devrimin öncülük edeceği ile ilgili daha derinlerde ilerleyen anlaşmazlıkları gizlemekteydi. Lenin’in tespitine göre, burjuvazi zayıf olduğundan ve devrimci olmadığından, devrime köylülükle ittifak kurmuş işçi sınıfı öncülük edecekti:
“Demokrasi mücadelesini tutarlı bir biçimde ancak proletarya verebilir. O, ancak köylü kitleleri devrimi mücadeleye katıldıkları takdirde demokrasi mücadelesinde muzaffer olabilir. Eğer proletarya bunun için yeterince güçlü değilse, burjuvazi demokratik devrimin başına geçecek ve ona tutarsız ve çıkarcı bir muhteva kazandıracaktır. Buna ancak proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü mani olabilir.”[5]
Menşevikler, tıpkı Fransız muadilleri gibi, devrimin öncü gücünün burjuvazi olması gerektiğine inanıyorlardı. 1905’te Martov şunları söylüyordu: “Bizdeki burjuva demokrasisinin, Batı Avrupa’da devrimci romantizmin verdiği ilhamla somutluk kazanan burjuva demokrasisinin geçen yüzyılda hareket etme tarzına benzer biçimde harekete geçmesini ummaya hakkımız var.”[6] Bu anlayış doğrultusunda Menşevikler, RSDİP’in iktidar mücadelesi vermemesi ve muhalefette kalması gerektiğini söylediler. İşçi sınıfı bu devrimde öncü sınıf değildir, işçilerin tarihsel açıdan mümkün olanın ötesine geçmeden, aşırıya kaçmadan, burjuvaziyi korkutmadan, kendi taleplerini yumuşatmaları gerekmektedir. Menşevik A. S. Martinov’un tespiti şu yöndedir:
“Hâl böyleyken, proletarya devrim mücadelesini burjuva unsurların ekseriyetini korkutarak verirse, sonuçta mutlakıyetçiliğin ilk hâline geri dönmesini, restorasyona maruz kalmasını sağlayacaktır. […] Burjuva devrimi sürecine ve ortaya çıkartacağı sonuçlara tesir etmeye dönük mücadele, somut ifadesine ancak proletaryanın liberal ve radikal burjuvazinin iradesine devrimci bir baskı uygulaması, burjuva devrimini mantıksal sonuca ulaştırma konusunda toplumun üst katmanlarını nispeten daha alttaki katmanlarla anlaşmaya mecbur etmesi durumunda kavuşabilir.”[7]
Bunun dışında Menşevikler, köylülerin mücadelesine kayıtsızlıkla yaklaştılar. Onlara göre liberal burjuvazi, Rusya’da işçi sınıfının doğal müttefiki ve lideriydi, ama geri kalmışlığın pençesinde kıvranan köylülük, şiddet içeren aşırılıklara ve “kapitalizmin medenileştirme eğitimi”nden geçirilerek aşılması gereken “akıldışılığa” meyilliydi. Plehanov’un tespitiyle: Mutlakıyetçiliğin asıl kalesi, köylülükteki politik kayıtsızlık ve zihinsel gerilik”ti.[8]
Buna karşın burjuvazi, Menşeviklerin kendisine yükledikleri rolü yerine getirme konusunda hâlen daha istekli değildi. Aksine Menşevikler ve Bolşevikler yanında Çarlık’a karşı devrimci mücadeleye esas olarak işçiler öncülük etmekteydiler. Mayıs ayında Menşevikler, RSDİP’in iktidarı alma imkânının olup olmadığı üzerine kafa patlattılar ve böylesi bir imkânın bulunduğuna kanaat getirdiler: “Eğer bizler, sosyalizmin inşa süreci için ülkeye has koşulların henüz olgunlaşmadığı bir dönemde devrimin içsel diyalektiği üzerinden, iktidara yürümek zorunda kalırsak, o noktada geri adım atamayabiliriz.”[9]
O dönemde Menşevizmin sol kanadında yer alan, bağımsız sosyalist bir isim olarak Trotsky, Bolşeviklerin savunduğu çizgiye benzer bir çizginin tutturulmasını önerdi. Trotsky’ye göre, “eğer Rusya, gerçek mânâda demokratik bir devlet olarak yeniden bir doğuşa tanıklık edecekse, işçiler öncü sınıf hâline gelmeli”ydi, ayrıca “[…] tıpkı köylülük ve küçük burjuvazinin yardımıyla, kendi döneminde burjuvazinin yaptığı gibi, proletaryanın da görevini ifa etmek zorunda olduğunu söylemeye bile gerek yok”tu.[10] İlgili dönemde Menşevik işçilerin büyük bir kısmı, “Troçkist”ti ve burjuva devrimine inancını yitirmişti, sonuçta da Bolşevikler gibi, silâhlı ayaklanma için hazırlık yapmaya başlamıştı. Martov, Akselrod ve Plehanov gibi Menşevizmin önde gelen isimleri, bu gelişme karşısında dehşete kapıldılar ve herkesi itidale davet ettiler.[11]
Ekim 1905’te Menşevikler, kendi inisiyatifleriyle, St. Petersburg İşçi Delegeleri Sovyeti’ni kurmak için adım attılar. Trotsky, sovyetin başına getirildi. İşçilerin grevleri koordine etmek için kurduğu bu sovyet, aynı zamanda işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden demokratik organ olarak iş görecekti. Kentteki Bolşevikler, sovyete karşı çıktılar ve onun parti kontrolünde olması gerektiğini söylediler. Lenin’se Bolşeviklerin sovyete yönelik bu sekter tutumlarına itiraz etti ve partinin sovyete girmesi gerektiği tespitinde bulundu. Lenin ve Trotsky açısından sovyet, gelecekte kurulacak devrimci devletin ilk hâli olarak görülmeliydi.
1905 Ekim’indeki grevin ardından Çar, Duma olarak bilinen temsilciler meclisi gibi alanlarda sınırlı bir dizi reformun yapılmasına izin verdi, bu da devrimin enerjisini süreç içerisinde yitirmesine sebep oldu. Sovyet, Aralık ayında tasfiye edildi. Bolşevikler, Moskova’da başarısız bir ayaklanma girişiminde bulundular. 1907’ye dek uzanan süreçte tek tük kalkışmalara ve eylemlere tanıklık edilse de devrimci hareketteki o eski kabarıştan artık eser kalmamıştı.
III. Kitle Tabanında Yaşanan Daralma
Devrim esnasında Menşevikler, özel bir eylemci grubunu saflarına katmıştı. Üye sayısı, Nisan 1906’da 18.000 iken Ekim ayında 43.000’e çıktı. 1907’de Rusya’da partinin toplam 150.000 üyesi varken bunun 38.000’i Menşevik, 46.000’i Bolşevik’ti.[12] Devrim her iki hizbi de boğdu. Anlaşıldığı kadarıyla, 1906’da Stockholm’da düzenlenen parti kongresinde birleşik bir sosyal demokrat parti kuruldu.
Gelgelelim 1905 yenilgisi, birçok Menşevik’in ilk konumlarına geri çekilmelerine neden oldu. Menşeviklerin kanaatince, aşırı solculuk ve maceracılık, devrim süresince haddini fazlasıyla aşmıştı. Plehanov, Moskova Ayaklanması’nı sert bir dille eleştirdi ve “ele silâh almamalılardı” dedi. Menşeviklere göre, bu radikaller tarihin yasalarına aykırı hareket etmiş ve burjuvaziyi korkutmuşlardı. Yeni Menşevik liderler, Theodor Dan, Martov ve Postresov, militanlığa sırtlarını döndü ve yasal çalışmaya, Duma’ya vekil sokmaya odaklandı. Lenin’in öfkeli eleştirilerinin tadına varan Menşevikler, bir yandan da partinin yeraltı örgütünü tasfiye etmek isteyenlere hoşgörü gösterdiler. “Sosyal demokrat” ismini birlikte kullanmalarına karşın Menşevikler ve Bolşevikler, teori ve pratikte, bu kavramın anlamı konusunda farklı ve asla uzlaşamayacak görüşlere sahiplerdi. 1912’de RSDİP, Bolşevik ve Menşevik olarak ikiye bölündü ki bu bölünme, özünde sosyal demokrasi hareketinin Jakoben ve Jironden kanatları arasında yaşanmıştı.
1914’te Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, birçok sosyalist partinin aksine Menşevikler ve Bolşevikler, savaş karşıtı bir tutum sergilediler. Savaşa destek veren Plehanov diğer sosyalistlerden koptu. Menşevikler, Bolşeviklerin meydana getirdiği savaş karşıtı platformu genişletmelerine ve savaş yanlısı sosyalistlerle ayrışılması ayrıca yeni bir devrimci enternasyonalin kurulması ve dünya savaşının bir iç savaşa dönüştürülmesi gerektiğine dönük tespitlerine itiraz ettiler. Martov’un grubu, barış çalışmasının zaruri olduğunu söyledi ama bir yandan da enternasyonalin bölünmemesini ayrıca iç savaşın savunulmamasını talep etti.
IV. 1917
Savaşla ve sefaletle geçen üç yılın ardından Rus işçiler açısından bıçak kemiğe dayanmıştı. Şubat 1917’de Petrograd’da ekmek için yapılan basit bir gösteri kontrolden çıktı ve Çar’ı devirdi. Rusya’nın geleceğini tayin etmek adına, burjuvazi öncülüğünde yeni bir geçici hükümet kuruldu. 27 Şubat’ta Menşevikler, başkentte yeni bir işçi sovyeti örgütlediler. Ülke genelinde ikili iktidar, tahammülü imkânsız fiilî bir duruma yol açtı. Sovyet içerisinde çalışan, Marksizme kitabî düzeyde sadık kalan Menşevik liderler, işçilerin burjuvazi öncülüğünde kurulmuş olan geçici hükümeti desteklemeleri gerektiğini söylediler ve Rusya’nın 1789’da Fransa’nın tanık olduğu türden bir devrim sürecinden geçtiğini iddia ettiler: “Politik otoritenin kalelerini yıktık fakat kapitalizmin temelleri oldukları yerde duruyor. Hem Çar’a hem de sermayeye karşı iki cephede yürütülen mücadele, proletaryanın gücünü aşan bir mücadeledir.”[13]
Ne var ki 1917’de Rusya’nın 1789’daki Fransa ile bir alakası yoktu. Fransa o dönemde modern burjuva toplumunun olgunlaştığı feodalizm şartları içerisinden çıkan bir toplumdu. Devrim, eski rejimin ölüsünü olduğu gibi gömmek ve kapitalizmin gelişimini kolaylaştırmak zorunda kalmıştı. Buna karşılık Rusya, hem feodal bir toplumdu hem de burjuva devrim eşiğinde durması mümkün olmayan, savaşçı bir işçi sınıfına sahip kapitalist bir toplumdu. Bunun dışında, her iki devrim de hedeflerine ulaşma noktasında kararlı adımlarla ilerleyen partilere ve liderlere sahipti: Jakobenler ve Bolşevikler. Jakobenler, kentlerde yaşayan kitlelerin destekledikleri radikal burjuvazinin partisiydi. Bu parti, eldeki tüm araçlarla Fransız Devrimi’nin kazanımlarını koruma arzusunda olan ve bu hususta kararlı adımlar atan bir güçtü. Bolşeviklerse, devrimci ecdadında görülen türden bir kararlılıkla hareket etmişti. O, beynelmilel sosyalist devrim için dövüşen işçilerin ve köylülerin partisiydi. Sosyalist devrim, artık tarihin gündemindeydi.
Süreç içerisinde Menşeviklerin düşünce dünyasındaki karışıklık varlığını sürdürdü ve örgüt, Rusya’ya hükmeden o muazzam toplumsal ve politik krize deva olacak net bir program ortaya koyamadan bölündü. Menşevikler, sosyalist devrimin alnında yenilginin ve kan gölünde boğulmanın yazılı olduğuna inanıyorlardı. Onlara göre, köylüler kurucu meclisi beklemeli, toprağa el koymamalıydı. Menşeviklerin bir kısmı barış çağrısı yaparken, bir kısmı da Çar’ın gidişi ardından savaşa dönük çalışmalara destek sunulması gerektiğine inanıyordu. Menşeviklerin aldığı konum, temelde belirli bir mantığa dayanıyordu ve bu mantık, onların savaşın sorumluluğunu üstlenmelerine, ayrıca liberallerle bir dizi koalisyon hükümeti kurmalarına neden oluyordu. 1905’te olduğu gibi burjuvazi, gene devrimci bir rol oynama niyetinde değildi. Ağustos 1917’de 200.000 gibi bir rakama ulaşmış olmalarına karşın Menşevikler, gerçek bir yapıdan, disiplinden ve birlikten mahrum olan grupların meydana getirdiği gevşek bir birliktelikten başka bir şey değildi.[14] Bu gruplar, Irakli Tsereteli ve Nikolay Chkheidze gibi geçici hükümeti savunanları içerdiği gibi, Martov türünden savaş karşıtı enternasyonalistlere karşı isimleri de barındırıyordu bünyesinde. O süreçte Martov, Menşeviklerin liberallerden kopması yönünde tutkulu bir ajitasyon çalışması yürüttü ama tüm çabası bir biçimde boşa gitti.
Menşevik tarihçi Nikolai Suhanov, 1917’deki devrimci momentte yoldaşlarının yaptığı en temel yanlışı şu şekilde izah ediyor:
“Bolşevikler, yaratıcılık konusunda olumlu bir dizi özelliğe sahip olduğundan, ayrıca bize nefret dolu insanlarmış gibi görünmelerine sebep olan o ajitasyon yöntemlerine başvurduklarından, bizler devrimci kitlelerle kaynaşma imkânı bulamadık. Bu yöntemler, kargaşaya kapı aralayan, dizginlenmesi mümkün olmayan, küçük burjuvanın doğasına has patlamalara dayanıyor gibiydi ve bu patlama, onun peşinden kitleler bir kez daha gelmez ise, ancak Bolşevizm eliyle dindirilebilecek nitelikteydi. Bizse, bu doğal ve ilkel patlama hâlinden çok korkuyorduk.”[15]
Devrimin o cicim aylarında Bolşevizmle Menşevizm arasındaki farklılıklar, bir kez daha görünmez oldu. Ülkenin belirli kesimlerinde Ekim Devrimi’ne dek RSDİP içerisinde herhangi bir ayrışmaya tanıklık edilmedi. Bolşevizm, bir yandan da kendi Jirondenlerini barındırıyordu kendi bünyesinde. Mart ayı içinde Petrograd’da faal olan Bolşevik grubunun liderleri Joseph Stalin ve Lev Kamenev, geçici hükümete destek açıklaması yaptı ve Menşeviklerle yeniden birleşmeye açık olduklarını söyledi.
Lenin’in Nisan’da Rusya’ya dönmesi ardından bu birlik girişimleri sona erdi. Lenin, sosyalist devrim çağrısında bulundu ve iktidarın sovyetlere teslim edilmesini istedi. Suhanov, temel ilkelerine sadık Menşeviklerin Lenin’in görüşlerine nasıl tepki geliştirdiklerini şu şekilde anlatıyor:
“Lenin, konuşmalarında her zaman Marksizmle bağ kurardı. Ama bu sefer onun görüşlerini dile getirdiği yazı ve konuşmaların tek bir hecesi bile Marksizmin temel görüşleriyle uyuşmuyordu. O güne dek bilimsel sosyalizm olarak anılmış olan birikime her temas ettiğinde Lenin, mevcut sosyal demokrat programın ve taktiklerin temellerini tümüyle imha ediyordu.”[16]
Menşeviklere göre, Lenin’in Nisan Tezleri Marksist değil Blankist veya anarşist idi. Süreç içerisinde Menşevikler, Lenin’in bu “sapık görüşler”den kopmasını bekleyip durdular. Lenin’se Bolşevikleri bu yeni konuma ikna etmeyi ve onları devrimci yola sokmayı bildi. Kısa bir zaman içerisinde halk, Bolşevikleri sovyet iktidarını savunan ana güç olarak tanımladı. “Ekmek, Barış ve Toprak” sloganı onlara aitti. Suhanov ortaya çıkan sonucu şu şekilde anlatıyor: “Evet Bolşevikler, inatla, hiç durmadan çalıştılar. Kitleler içinde, fabrika tezgâhlarında varolmayı bildiler, hiç durmadan her gün ter döktüler. Petersburg’da her gün fabrikalarda ve kışlalarda küçük büyük onlarca hoparlörden onların sesi duyuldu. Kitleler, onları kendi insanları olarak kabul ettiler, çünkü Bolşevikler her zaman kitlelerin içindeydi, fabrika veya kışladaki en önemli meseleleri ayrıca sürecin tüm ayrıntılarını dikkatle inceliyorlardı. […] Kitle artık Bolşeviklerle yaşıyor, onlarla birlikte nefes alıp veriyordu. Lenin ve Trotsky’nin partisi kitleyi artık avucuna almıştı.” [17] Buna karşılık Menşevikler, halk desteğinden yoksun olan geçici hükümeti kurtarmak için mücadele ediyor, bu da onların arkasındaki desteğin erimesine neden oluyordu.
Ekim ayında, Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi ardından, Martov devrimi halkın iradesi hilâfına yapılmış bir darbe olarak görüp kıyasıya eleştirdi. Artık Bolşeviklerin lider isimlerinden biri hâline gelmiş olan Trotsky ise Martov’un bu suçlamasına şu cevabı veriyordu:
“Halk kitlelerinin gerçekleştirdiği bir ayaklanmanın haklılığının ispat edilmesine hiç gerek yok. Halk kitleleri, bayrağımızın ardından yürümüş, ayaklanmamız zaferle sonuçlanmıştır. Bugünse bize “zaferinizi çöpe atın, tavizlerde bulunun ve uzlaşın” diyorlar. İyi de kimlerle uzlaşacağız? Soruyorum: kimlerle uzlaşmamız gerekiyor? Bizi satan sefil örgütlerle mi yoksa bu öneriyi sunanlarla mı? […] Hayır, artık bu noktada uzlaşma kesinlikle mümkün değildir. Bizi satanlar ve neyi yapmamız gerektiğini söyleyenlere şunu söylüyoruz: siz zavallı birer müflissiniz, oynadığınız rolün bir hükmü kalmadı. Tarihin çöp sepetidir artık sizin yeriniz!”[18]
Martov’un grubu devrimden iyice uzaklaştı. Bunun üzerine genç bir Bolşevik şunu söyledi: “En azından Martov’un bizimle birlikte olacağını düşünmüştük.”[19] Martov’sa “ellerini devrimin tüm kirinden arındırmalarının” ve Bolşeviklerle burjuvaziye karşı konum almanın daha hayırlı olacağını düşündü. Yaptığı bu tercih, onun için kullanılan “demokratik sosyalizmin Hamlet’i” tabirinin yerinde olduğunu bir kez daha teyit ediyordu.
V. Yenilgi
1917 sonrası Menşevikler, halka hâkim olan ruh hâline aykırı faaliyetler içerisinde olmaya devam ettiler. En fazla, o da zayıf bir katılımla, 1918’de kurucu meclis seçimlerine katıldılar. Ancak iç savaş başladığında Menşevikler de saf tutmak zorunda kaldılar. Sağ Menşevikler, Bolşeviklerin karşısında konumlandılar ve çoğunlukla bürokratik manevralara başvurdular. Bu isimlerin bir kısmı, Özerk Sibirya Geçici Hükümeti türünden Bolşevik karşıtı hareketlerin veya Kaledin’in başını çektiği Beyaz Ordular’a katıldı. Martov’un öncülük ettiği Enternasyonalistler ise iç savaş esnasında Kızıl Ordu’ya eleştirel bir destek sundular ama öte yandan da sovyet hükümetine karşı olanların baskı altına alınmasını şiddetle eleştirdiler. Temmuz 1918’de Menşevikler, sovyetlerden atıldılar ama sonra tekrar alındılar, iç savaşın sona ermesiyle yeniden yasaklandılar. Menşevizmin destek gördüğü tek yer Gürcüstan’dı. Burada 1918-1921 arası dönemde emperyalizmin sunduğu destekle varolan kapitalist devleti idare ettiler, ancak sonrasında Kızıl Ordu bu devleti yıktı. Hayatta kalan Menşevikler sürgüne gönderildiler, birçoğu, bir zamanlar sırtlarını döndükleri devrimi yermeye devam ettiler. Kitaba inatla sadık olan ama sonuçta Marksizmin devrimci ruhuna ihanet eden Menşevikler, 1917’de ancak çakma Jirondenler olarak belirli bir rol oynayabildiler.
Doug Greene
Dipnotlar
[1] Bertram Wolfe, Three Who Made a Revolution: A Biographical History (New York: Dell Publishing Co., 1964), s. 240-8.
[2] Samuel H. Baron, Plekhanov: The Father of Russian Marxism (Stanford, CA: Stanford University Press, 1963), s. 246.
[3] Lenin Collected Works, Cilt. 7, “Postscript: Letter to a Comrade,” (Moskova: Progress Publishers, 1974), s. 138. (bundan sonra LCW olarak anılacak.)
[4] Isaac Deutscher, The Prophet Armed: Trotsky 1879-1921 (New York: Verso, 2003), s. 82.
[5] LCW, Cilt. 9, “The Two Tactics of Social-Democracy in the Democratic Revolution,” s. 60.
[6] Deutscher 2003, s. 119.
[7] Aktaran: LCW, Cilt. 8, “Social Democracy and the Provisional Revolutionary Government,” s. 283-4.
[8] Georgi Plekhanov, “Second Draft Programme of the Russian Social-Democrats,” Marxists Internet Archive.
[9] Aktaran: Esther Kingston-Mann, Lenin and the Problem of Russian Peasant Revolution (Oxford: Oxford University Press, 1983), s. 83.
[10] Leon Trotsky, “1905,” Marxists Internet Archive.
[11] Israel Getzler, Martov: A Political Biography of a Russian Social Democrat (Cambridge: Cambridge University Press, 1967), s. 110.
[12] Tony Cliff, “Lenin: Building the Party (1893-1914),” Marxists Internet Archive.
[13] Aktaran: David Mandel, The Petrograd Workers and the Fall of the Old Regime (New York: St. Martin’s Press, 1984), s. 86.
[14] Leopold Haimson, ed., The Mensheviks: From the Revolution of 1917 to the Second World War (Şikago: University of Chicago Press, 1974), s. 389.
[15] N. N. Sukhanov, The Russian Revolution 1917: A Personal Record (Princeton: Princeton University Press, 1984), s. 530.
[16] A.g.e., s. 284-5.
[17] Akt.: A.g.e., s. 529.
[18] Akt.: A.g.e., s. 639-640.
[19] Orlando Figes, A People’s Tragedy: The Russian Revolution, 1891-1924 (New York: Penguin Books, 1996), s. 491.

Hiç yorum yok: