Çakı

TV8’in sahipleri, Yiğit Bulut gibi Yalçın Küçük’ten besleniyor anlaşılan. Tüm gün yayıncılığı TİT üzerine kurulu.
TİT, turizm-inşaat-tekstil sektörlerini ifade ediyor. Kanaldaki programlar bu üç sektöre yaslanıyor, onların hizmetinde hareket ediyor. Boya sektörünün üretim-memleket-insan üçlüsünü kemalizme bağlaması da bu bağlamda gerçekleşiyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de sosyalist hareket, Filli kemalizmin ardına saklanarak yol alacağını zannediyor. Bu açıdan işçi kanını anımsamanın bir anlamı bulunmuyor. [Bkz. “İşçi Kanıyla Muhaliflik Yapmak”]
Mahir Kaynak’ı ifşa eden, 71 devrimciliğidir. Küçük’ün aktarımıyla, onun “ben sosyalistleri takip etmedim, etmem” demesinin sebebi budur. Mesele, Yalçın Küçük’e bu lafın söylettirilememesidir. O, yetmişlerden bugüne dek faal olan, “sosyalistleri takip eden” Mahir Kaynak, Filli kemalizmin ajanıdır. Küçük’ün Mahir Kaynak’ın lafını hatırlatması, MİT’e, patronlarına mesaj niteliğindedir.
AKP bitmiştir, Kemalizm kazanmıştır” demesi AKP üzerinden kemalizmi aklama amaçlıdır. Bugün iktidarda AKP değil, Kemalizm vardır. “Burjuvazi solu takip ediyor” demesi de bu aklama çabasının ürünüdür. Kültürel-ideolojik açıdan sola, “burjuvaziye kızmayın, onun yolundan gidin” demektedir. Küçük analizi, devletin analizidir. O devletine aykırı tek laf edemez, ölene dek DPT memurudur.
Ulus-devlette insan yerine konulmak için temel ölçü, silah ve ordudur. Yalçın Küçük’ün solculuğu, kemalizmin kurduğu cumhuriyeti ölçü alan “insan”a dayanır, sınıfa, mazluma, yoksula değil. Tüm teorik faaliyeti, kemalizmin “insan”ına herkesi biat ettirmek üzerine kuruludur.
“İnsanlar yalnız kalırlarsa ya kadına düşüyorlar ya da Allah’a bağlanıyorlar” sözü de bu “insan” kurgusuna dayanır. Bu laf, ya lezbiyenliği de içermektedir ya da Küçük’ün kafasında bir tek erkek, insandır. Ateizmin uygulamada bir tür üstenciliğe denk düştüğü, bu ifadeyle tescillenmektedir. Allah’a bağlananlar yalnızlaştırılmalıdır, AKP iktidarı burjuvazinin silahına sürülmüş mermidir.
Bu üstencilik, “Suriye ve Irak Türkiye’ye dâhil olmalıdır” sözünü üretmektedir. Küçük’ün bu tespiti uygulamadadır. Ertuğrul dediği Özkök ise, evet, Hulusi Akar ve Hakan Fidan aynı kulübün parçasıdır.
Bu kulüp, ABD’deki Müslümanlara “bizim inşa ettiğimiz geleceğe katkı sunun” diyen Clinton’a bağlıdır. [Bkz. “Amerikalı Müslümanlar, Özre Gerek Yok”] Saf bir ordu yoktur, saf bir insan yoktur, saflık ve yücelik dedikleri, sömürüye ve zulme dairdir.
Frantz Fanon, Avrupalının aşağılayıcı bakışı karşısında zekâsı ve çok çalışması üzerinden Afrikalının Avrupalıların kültür ve düşünce seviyesine çıkmaya çalıştığını ama o “lanet olasıca” ırksal varlığından kurtulamadığını söylüyor ve ekliyor: “bu Afrikalı öldürülmelidir.”
Yalçın Küçük ve solun büyük bölümü, mazlumları, yoksulları o kültür ve düşünce seviyesine yükseltmenin bir aracı olarak işgörüyor. Bu uğraştan nemalanmaya çalışıyor. Kültür ve düşüncenin sorgulanmasına asla izin vermiyor, sosyalist faaliyeti o kültüre ve düşünceye kul ediyor. Bu kulluk Ferhat Tunç’a “Cumhuriyet önemli bir kazanımdır” dedirtiyor. Burjuvazinin ev kölesi hâline getirdikleri, kültür ve düşünceyi bu amaçla kullanıyorlar.
Hataylı oluşu, sermayeden, bürokrasiden, siyasetçi takımından isimlerle kurduğu sofralar, Fransız döneminden kalma mülk sahipliği ve pasaportu Yalçın Küçük’ü Fransa solculuğuna mahkûm ediyor. Solda Marksizmin etkisini kırmak için uğraşıp duran Küçük bir ara Proudhoncuydu, şimdi görüldüğü kadarıyla Colbertci. Savaş döneminin iktisadını sola da öneriyor. Colbert, yeni endüstriler kurulmasını, yatırımcıların korunmasını, yurtdışından işçi getirilmesini öneriyor. Buradayız!
“Ekonomi emir dinlemez” diyen Küçük’ün Colbertci olması mânâsız bu açıdan. Bir avuç zenginin, tüccarın imtiyazlarını korumaya dönük emirler, bu minvalde yürürlüğe sokulan maliye politikası önerileri, efendilerine yaranmaya çalışan küçük burjuvaların yüreklerini okşamaktan başka bir işe yaramıyor. Küçük’ün tarih tezleri Kemalizmin nüfuz alanını; Sabetayizm tezleri, sermayenin nüfuz alanını genişletmeye ve sağı dengelemeye dönük birer hamleden başka bir şey değil. Tüm tezleri, devrimci, sosyalist hareket içindeki küçük burjuva duyguları okşama amacıyla dillendiriliyor.
Bu açıdan Küçük, “AKP’yle burjuva devrimi gerçekleşmiştir” diyen Tanıl Bora-Ömer Laçiner tayfası ile yan yana düşüyor. Askerin ideolojik alanda kurduğu “saf insan” ile burjuvazinin kurduğu “insan” arasında bir çatışma değil uyuşma var. NATO’nun olduğu yerde, askerin kurduğu insan saf olamaz, o saflık devrimcilik yapamaz.
Burjuvazinin üstlendiği, ona layık olma anlamına gelen “insan” kurgusu, mutlak veri kabul ediliyor. Ona uymayanlar, insan olmayanlar ve insan olma çabası içerisinde olanlar olarak ikiye ayrılıyor. Sınıf, etnisite ve cinsiyet ile ilgili tartışmalar, bu “insan” kurgusu üzerinden yürütülüyor. Küçük burjuvazi farklı yollar belirliyor, sonra da burjuvazinin kavşağında bir araya geliyor.
Dolayısıyla “iş ki insan çekiciyle dünyaya biçim veren işçi olsun, orağıyla insanlığı doyuran köylü olsun” demenin bir anlamı yok. [Bkz. “Ekim Devrimi Müslüman Halkların da Devrimidir”] İşçiye ve köylüye verilen değer, burada burjuvazinin kurduğu insan üzerinden anlam kazanıyor. İşçi-köylü için mücadele, burjuvazinin varlık alanını aşmıyor, ona eklemleniyor. Müslüman’a “önce insan ol, sonra ne yaparsan yap” deniliyor. Biçim vermek ve insanlığı doyurmak burjuvazi adına, onun üzerinden yüceltiliyor. Gerisi çöpe atılıyor. Bunların “orak-çekiç” logosu yoksulları, emekçileri burjuva kurguya biat ettirmeye dönük. Müslüman’ın Kitabî kurgusu da buradan redde tabi tutuluyor, çünkü bu kurgu “insanî”, yani burjuva bulunmuyor.
Fil avcıları, bizim üzerlerindeki beyaz elbiseye kanacağımızı düşünüyorlar. Yeni veya eski sömürge valilerini sevmemizi istiyorlar. Ama hiçbirisi, Fanon’a atıfla, avcumuzda kan içinde sakladığımız çakıyı görmüyor.
Yusuf Karagöz

Hiç yorum yok: