15 Mart 2023

,

Gotha Programı Eleştirisi


Karl Marx, hiçbir vakit komünist geleceğin neye benzeyeceğine veya oraya nasıl varılacağına dair kelâm etmek niyetinde olmadı. Bu kelâmı ediyormuş gibi görünen tek yazısı, 1875’te kaleme aldığı, sonradan Gotha Programı’nın Eleştirisi ismini alan kısa mektuptur.

1891’de Engels tarafından yayımlanan bu kısa ve derdini doğrudan dile getiren metin, Gotha Programı’nın taslak hâline yönelik eleştiri üzerinden, işçi sınıfı mücadelesinin netliğe kavuşturulmasına ve ona gerekli ilham kaynağını temin etmesine katkıda bulundu.

Program, 1875 yılında Gotha şehrinde Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin birinci kongresinde bir iki revizyonun ardından kabul edildi. Program, Almanya Sosyal Demokrat İşçi Partisi ile Genel Alman İşçileri Derneği’ni bir araya getiren ana zemin hâline geldi. Söz konusu dernek, yeni partinin çizgisinden epey etkilenmiş olan Ferdinand Lassalle tarafından kurulmuştu.

Lassalle ve Marx, 1848’de Avrupa genelinde yaşanan demokratik devrimlere katıldıkları süreçte dost ve yoldaş olmuşlardı. Marx, önce Brüksel’deki devrimci harekete örgütlendi, ama burada siyaset yasağı ile yüzleşmesi ardından, Almanya’ya gitti. Lassalle’ın yaşadığı Almanya’da Marx, ajitasyon ve örgütlenme faaliyetlerine devam etti. Lassalle, şiddet olaylarını tetiklediği gerekçesiyle hapse atıldı ve altı ay burada kaldı. Yıllar sonra, 1864’te 39 yaşında iken sevdiği kadınla evlenme şansını yitiren Lassalle, babanın kızı evlendirdiği Romanyalı prensi düelloya davet etti. Düello esnasında Lassalle öldü.

Komünist Manifesto’nun 1888’de yayımlanan İngilizce baskısına yazdığı önsözde Engels, yazıya düştüğü bir dipnotta, “devlet kredileriyle desteklenmiş kooperatif atölyeleri talep etmenin ötesine geçemese de kendilerinin Lassalle’ı hem Marx’ın öğrencisi hem de Manifesto’nun teşkil ettiği zeminde duran biri olarak gördüklerini” söylüyordu.[1]

Esasen Gotha Programı, Marx ile Lassalle’ın takipçileri arasındaki uzlaşma zeminini ifade ediyordu. Marx, kongreye hazırlık sürecinde kaleme aldığı eleştirisini parti üyeleriyle, bilhassa Almanya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nden gelenlerle paylaştı. Marx, bu partinin üyelerini Lassalle’ın reformist fikirleriyle uzlaşmamaları konusunda ikna etmeye çalıştı.

1875’te Engels, hayatının önemli bir kısmı boyunca Marksist olan August Bebel’e bir mektup yazdı. Mektupta Engels, “kamuyla paylaşılan gazeteler üzerinden ortaya konulan birlik çabalarının bir tek kendisinin ve Marx’ın farkında olduğunu, programın kendilerini pek şaşırtmadığını” söylüyordu.[2]

Engels, Marx’ın ölümü ardından, 1891 yılında Gotha Programı’nın Eleştirisi’ni yayımladı, aynı yıl Gotha Programı’nın yerini Erfurt Programı aldı. Her ne kadar Erfurt Programı, öncekine göre içerik açısından daha devrimciyse de parti aygıtına hâlen daha bugün sosyal demokrat diye andığımız, sosyalizmin devrimci olmayan türevlerine bağlı olan kişiler hâkimdi.

Bu açıdan söz konusu metin, bir eleştiri, tarihin belirli bir momentinde sosyalist hareketle girilmiş sohbet dâhilinde kaleme alınmış bir yorum olarak okunmalı. Aynı zamanda bu kısa programa yönelik ondan bir miktar daha uzun olan eleştiri, dünya sosyalist hareketi, sonrasında da komünist hareket üzerinde uzun ve kalıcı bir etkiye sahip oldu.

Lenin’in metne verdiği önemin yanında, Devlet ve Devrim’de Marx ve Engels’in bu eleştiriyle ilgili yazdıkları mektuplara verilen yer bize gösteriyor ki Gotha Eleştirisi, Üçüncü Enternasyonal’deki devrimci Marksizmin İkinci Enternasyonal’in reformizminden ve milliyetçi şovenizminden kopması için gerekli teorik zemini temin etmiştir.[3]

Eleştiri’nin Arka Planı: Marx’ın Kapitalizm, Devlet ve Devrim Analizi

1848 devrimleri sonrası hareket ve Komünist Birlik içerisinde yer alan birçok insan, karşı-devrimin zaferi sonrası mücadelenin hızla yükseleceğine inanıyordu. Ama Marx ve Engels, aynı fikirde değillerdi. Onların öngörüsü doğru çıktı ve gericilik dönemi bir süre devam etti. Neticede Marx ve Engels, komünist hareketin acilen yerine getirilmesi gereken görevlerinin devrimci eğitim ve teori olduğuna inanıyordu. Marx ve Engels, bu süreçte Londra’daki Komünist Birlik şubesini ikna etmeyi bildi, ama neticede bu birlik 1852’de dağıldı.

Yeni dönemin dayattığı yeni görevler uyarınca Marx, politik ekonomi çalışmasına odaklandı. Bu, esasen daha önce sistematik bir biçimde eğilmediği bir çalışma alanıydı. İlginçtir, Alman devletinin Marx’ı birkaç kez dava etmesi sebebiyle bu çalışma süreci hızlandı. Her seferinde kendisine isnat edilen suçlardan aklanan Marx, 1849’da Almanya’dan kovuldu. Önce Paris’e gitmeyi denedi, ama devlet onun çok tehlikeli olduğunu söyledi. Bu sebeple Marx, Londra’ya gitti ve ölene dek orada kaldı.

Marx, politik ekonomi çalışmaları üzerinden, 1867’de Kapital’in birinci cildini kaleme aldı. Kapitalist üretimin en gelişkin analizini içeren kitapta, değer teorisinden ve artık değerden bahsedilmekteydi.

Marx, her ne kadar işçi hareketi dikkatini başka yönlere teksif etmeye zorlasa da aynı dönemde kitabın diğer ciltleri üzerine çalışma yürüttü. Eleştiri çalışması ise daha çok Paris Komünü deneyimi ile alakalıydı. Komün’ü incelediği çalışması 1871’de Fransa’da İç Savaş adıyla yayımlandı. Bu kitap, Marx’ın devlete ve devrimci sürece dair en gelişkin analizlerini içeriyordu.

Marx’ın Eleştirisinin Özü

Marx ve Engels’in eleştirilerinin merkezinde, kapitalizme ait gerçek dinamikler ve komünizm hedefi uyarınca verilen devrimci mücadelede devletin rolü meselesi durur. Ayrıca şu hususu hatırda tutmak gerekmektedir: Marx, eleştiri metnini kamuoyuna değil, Alman partisine yazıyordu ve bu eleştiri, belirli bir bağlam içerisinde gerçekleştirilen bir müdahaleydi.

Eleştiri’nin özünde, programın yanlış anladığı kimi hususlar duruyor:

1. Emek, sınıflar ve ücretler;

2. Devletin işçi sınıfının kurtuluşunda oynayacağı rol;

3. Kapitalizmden komünizme devrimci geçiş süreci.

Biz bu bölümde, metinde çok önemli gördüğümüz görüşlerin bir kısmı üzerinde duracağız.

Program, Marx’ın değer teorisiyle çelişiyordu.[4] Gotha Programı’nın taslağı ve nihai hâlinde “toplumdaki toplam emeğin eşit bir biçimde dağıtılması” talep edilmekteydi. Metin, bu anlamda, üretilen her şeyin “kullanılan üretim araçları”, üretim kapasitelerinin artırılmasına yönelik yatırımlar ve “sigorta fonu” için, artık değerden oluşan bir rezervin oluşturulması üzerinden bölüşülmesi gerektiği gerçeğini kabule yanaşmıyordu. Dahası program, topluma ait ürünlerin idareyi, okul, sağlık hizmeti gibi ortak ihtiyaçları, aynı zamanda “çalışamayan kesim”i fonlamak zorunda olduğunu söylüyordu.[5] Bu, esasen ütopik bir talepti, çünkü komünist toplumun ortaya çıkacağı mevcut temel olan kapitalizmi değil, komünist topluma zemin teşkil eden, “ona ait temeller”i dikkate alıyordu.[6]

Aslında komünizmin ilk aşaması olan sosyalizmde “eşit dağıtım” gibi bir şeye tanık olunmayacak, çünkü sosyalizm, bir anda silinip atılamayacak olan eşitsizlikleri kapitalizmden miras alacak. Komünizmin ilk aşaması anlamında sosyalizmde maddi ürünler eşit olarak dağılmaz. Vasıflı, yarı vasıflı ve vasıfsız emeğin aldığı ücretler arasındaki farklılık, sosyalizmde de varlığını muhafaza eder. Toplum, ancak üst aşama olarak komünist topluma geçtiğinde bayrağına “herkese yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” sloganını yazar.[7]

Program’da işçi sınıfı dışında tüm sınıfların gerici bir kitleyi meydana getirdiği söyleniyor, bu anlamda toprak sahipleri, serbest meslek sahipleri, köylüler ve orta sınıflar görmezden geliniyordu.[8] Oysa sermayenin yoğunlaşmasıyla birlikte bu sınıflar proleterleşmekteydi. Dolayısıyla Gotha Programı’nda söz konusu sınıflardaki devrimci potansiyel göz ardı edilmekteydi. Aynı zamanda programda, dile getirilen ütopik taleplerin ancak “devletin özgür temeli”ni teşkil edecek olan “devlet yardımları üzerindeki demokratik kontrol” sağlanmasıyla gerçekleştirileceğinden bahsediliyordu.[9] Bu özgür temelse herkese oy hakkı, ücretsiz ve zorunlu okul eğitimi ve artan oranlı gelir vergisi gibi bir dizi demokratik talebi içeriyordu.

Marx, programı okuyunca şu soruyu sordu: “Özgür devlet mi o da ne?”[10] Ona göre devlet, oradan oraya serbestçe gezinen, tarafsız bir şey değildi. O, kapitalist üretim tarzının bir ürünüydü. Paris Komünü deneyiminin de ortaya koyduğu biçimiyle, “işçi sınıfı, hazır bulduğu devlet mekanizmasını basit manada ele geçirip kendi amaçları doğrultusunda kullanmakla yetinemezdi.”[11]. Neticede komünizm mücadelesi, “devletin devrimci proletarya diktatörlüğünden gayrı bir niteliğe sahip olmadığı politik geçiş dönemine denk düşen devrimci bir dönüşüm dönemini şart koşuyordu.”[12]. Marx’ın ısrarla dile getirdiği husus şuydu: eski egemen sınıfları ezmek için işçiler ve ezilenler, devlet iktidarını ele geçirmek için mücadele etmek zorundalardı.

Taslakta “devletin özgür temeli” ifadesi yerine “devlet” kelimesi kullanılsa da öz değişmeden kaldı, zira devlet, programda kapitalizmin yerine sosyalizmi geçirmek için kullanılacak tarafsız bir araç olarak görülüyordu.

Marx’ın Eleştirisinin Politik Sonuçları ve Yol Açtığı Gelişmeler

Stratejiler yerine ilkeleri temel alan, kurucu niteliğe sahip bir program olduğu için Marx ve Engels, programın parti ve bir bütün olarak işçi hareketi üzerinde yol açacağı olası etkilerden endişe duyuyordu. Birlik kongresine gönderdikleri mektuplarda iki isim de “gerçek bir hareketin atacağı her bir adımın onlarca programdan daha önemli olduğunu” ısrarla dile getirdiler.[13]. Dolayısıyla, partinin yaptıkları, söylediklerinden daha önemliydi. Örneğin, Marx’ın “Alman işçi sınıfının uluslararası görevleri”ne dair tek bir kelime bile etmeyen taslakta, örtük olarak varolduğunu düşündüğü milliyetçilik meselesi nihai programda çözüme kavuşturulmasına rağmen, parti, sonrasında Birinci Dünya Savaşı’na destek sunabildi, böylelikle kendisindeki şoven karakteri ortaya koydu.[14]

Marx ve Engels’in program eleştirisi, Lenin’in Devlet ve Devrim eseri için yürüttüğü çalışma ve kitabın yayınlanma sürecinde önemli bir kaynak işlevi gördü. Lenin, komünizmin birinci ve ikinci aşamaları arasındaki geçiş meselesini kapsamlı bir biçimde ele aldı ve proletarya diktatörlüğü fikrine destek sunacak fikirleri ve gerekçeleri sıraladı.

Lenin’in tespitiyle,

“Komünizmin ilk aşaması, henüz adalet ve eşitlik üretebilecek düzeyde değildir; servet dağılımındaki farklılıklar, adaletli olmayan farklılıklar hâlen daha mevcuttur, ama öte yandan, insanın sömürüsü imkânsız hâle gelmiştir.”[15].

Lenin’e göre, “kapitalizmi yıkmakla insanların bir anda hiçbir hukuk kuralının olmadığı bir toplum için çalışmayı öğrenecekleri yanılsamasından kurtaracak olan bu yaklaşım, bizi idealizmden uzak tutar. Bunun yanında, kapitalizmin ortadan kalkması, bu türden bir değişim için gerekli ekonomik önkoşulları bir anda meydana getirmez.”[16].

Proletarya diktatörlüğü, ilgili aşamada güçlü olmak ve “ürünlerin dağıtımında, her bir kişinin alacağı miktarın ayarlanmasında artık topluma ihtiyacın kalmadığı, herkesin ihtiyacı olanı ücretsiz olarak alacağı bir sonraki aşamaya doğru ilerlenilen süreçte topluma rehberlik etmek için zaruridir.”[17]

Burada asıl önemli olan husus şudur: komünist toplumun inşası denilen olgu, her türlü güvenceden yoksun bir ihtimaldir. Lenin’in de dediği gibi, “İnsanlığın bu yüce amaca hangi pratik tedbirlerle, hangi aşamalardan geçerek ilerleyeceğini bilmiyoruz, bilmemiz de imkânsız.”[18]

Marx’ın Eleştiri’de kapitalizmden komünizme geçiş sürecinde proletarya diktatörlüğünün sahip olduğu öneme dair vurgusu, W. E. B. Du Bois’in klasik çalışması Amerika’da Siyahların Yeniden İnşası isimli çalışmada da karşılık bulur. Du Bois, kitabın bir bölümüne ilk başta “Güney Carolina’da Siyahî Proletaryanın Diktatörlüğü” adını verir. 1934’te yayıncısına yazdığı (ve elinde Lenin’e ait eserlerin çok azının elinde bulunduğunu söylediği) mektupta Du Bois, gelen itirazlara karşı başlığı savunur ve “elimizde bulunan ve farklı kaynaklardan gelen kanıtlar gösteriyor ki 1867’de vergileri Siyahi emekçiler tayin ediyor, bu emekçiler eyaleti emeğin çıkarına olacak şekilde idare ediyorlardı” der. Du Bois’in kitaptaki bölüm için seçtiği başlık önemlidir, çünkü o “yeniden inşa sürecine dönük yaklaşımımızı devrimcileştirmektedir.”[19]

Sonrasında başlık “Güney Carolina’da Siyahi Proletarya” olarak değiştirilse de kitap, sermaye diktatörlüğü ile emek arasındaki mücadeleyi anlatmaya hâlen daha devam ediyor. Du Bois’in de acıyla anlattığı üzere, “İç Savaş sonrası yeniden birleşme imkânı bulan eyaletler, toprakları örgütlü finans monarşisine veriyor, öte yandan, Güney’de işçi diktatörlüğü kurma girişimini ortadan kaldırıyor.”[20].

Kitabın 14. bölümünde Du Bois şunu söylüyor:

“Güney’de kişisel özgürlükler, toprak ve eğitim olmasaydı, herkese oy hakkı verilemezdi. Bu kurumların gerçek ve etkili bir yapı olarak varolmasıyla siyahi ya da beyaz tüm işçilerin nihai çıkarları temelinde müşfik bir diktatörlük kuruldu ve bu yapı, demokrasiyi teşkil etti.”[21].

Du Bois de Marx gibi yeniden inşa sürecinin devlet iktidarı için verilen bir mücadele olduğunu söylüyordu. Mesele, devletin kimlerin çıkarı için, nasıl kullanılacağıydı. “Adaletli olmayan farklılıklar”ın varlığını sürdürdüğü birleşik işçi diktatörlüğü anlayışına göre diktatörlük, gerçek eşitlik için gerekli koşulları yaratmak için zaruriydi.

Marx’ın Gotha Programı Eleştirisi, farklı bir döneme ait olan isimlere ve tartışmalara içeriden verilen bir cevaptı. Marx, bu çalışmayı komünizm için gerekli bir plan veya yol haritası olarak kaleme almamıştı. Buna karşın, çalışma, verdiğimiz mücadele ve ajitasyon çalışmaları açısından, işçileri liberalizm yerine Marksizme örgütleme noktasında, ABD’de sosyalist programın netleştirilmesi için zengin bir kaynak olarak önemini korumaya devam ediyor.

Yazılmasının üzerinden 130 yıldan fazla geçti. Bu süre zarfında kapitalist devletin işçi sınıfının çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanılabileceğini söyleyen reformistlerle mücadele devam etti. Bu mücadelede devrimci komünistlerse ısrarla köklü değişimin ancak işçi sınıfının burjuvaziye ait devlet aygıtını paramparça edip, proletarya diktatörlüğü aracılığıyla kendi işçi devletini inşa etmeleriyle mümkün olabileceğini dile getirdiler.

Mazda Mecidi
Derek Ford
29 Aralık 2021
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Engels, Friedrich. (1888/1967). “Preface to the German edition of 1883,” Karl Marx ve Friedrich Engels, The Communist Manifesto içinde (New York: Penguin), s. 200.

[2] Marx, Karl ve Friedrich Engels. (1891/1966). “Appendix I: From the correspondence of Marx and Engels concerning the Gotha Programme,” Karl Marx, Critique of the Gotha Programme içinde, yayına hazırlayan: C.P. Dutt (New York: International Publishers), s. 27.

[3] Devlet ve Devrim’in tarihsel etkisi konusunda bkz.: Becker, Brian. (2018). “How “The state and revolution” changed history.” Liberation School, 20 Eylül 2018, LS.

[4] Bkz.: Ford, Derek ve Mazda Majidi. (2021). “Surplus value is the class struggle: An introduction,” Liberation School, 30 Mart 2021 LS; ve Majidi, Mazda. (2021). “Relative surplus value: The class struggle intensifies.” Liberation School, 18 Ağustos 2021, LS.

[5] Marx, Karl. (1891/1966). Critique of The Gotha Programme, yayına hazırlayan: C.P. Pruitt (New York: International Publishers), s. 7.

[6] A.g.e., s. 8.

[7] A.g.e., s. 10.

[8] “Programme of the German Workers’ Party: Draft,” Critique of the Gotha Programme içinde, s. 89.

[9] A.g.e., s. 90.

[10] Marx, Critique of the Gotha Programme, s. 17.

[11] Marx, Karl. (1871/1966). The Civil War in France (Pekin: Foreign Languages Press), s. 64.

[12] Marx, Critique of the Gotha Programme, s. 18.

[13] Marx ve Engels, “Appendix I,” s. 34.

[14] Marx, Critique of the Gotha Programme, s. 13.

[15] Lenin, V.I. (1918/1964). “The State and Revolution,” Lenin: Collected Works içinde (25. Cilt): Haziran-Eylül 1917, yayına hazırlayan: S. Apresyan ve J. Riordan (Moskova: Progress Publishers), s. 471.

[16] A.g.e., s. 472.

[17] A.g.e., s. 474.

[18] A.g.e., s. 477.

[19] Du Bois, W.E.B. (1934). “Letter from W.E.B. Du Bois to Ben Stolberg, October 1.” W.E.B. Du Bois Papers (MS 312). Special Collections and University Archives, University of Massachusetts Amherst Libraries, 1, s. 2.

[20] Du Bois, W.E.B. (1935). Black Reconstruction in America: An Essay Toward a History of the Part which Black Folk Played in the Attempt to Reconstruct Democracy in America, 1860-1880 (New York: Harcourt, Brace and Company), s. 580.

[21] A.g.e., s. 585.

0 Yorum: