25 Temmuz 2021

, ,

Faşizmin Biyolojisi


Mussolini ve Faşizm

Faşizm ve Mussolini, mayası aynı olan, dayanışma içindeki iki kelimedir. Mussolini, faşizme can veren, ona liderlik eden, faşizmin en yüce duçesidir. Faşizmse Mussolini’nin kürsüsü, sahnesi ve iki tekerlekli savaş arabasıdır. Avrupa krizinin bu döneminin ilgili bölümünü izah etmek için buradan faşizmin ve liderinin hikâyesine geçiş yapalım.

Herkesin de bildiği gibi Mussolini, köken itibarıyla sosyalist olan bir siyasetçidir. Sosyalizm bahsinde orta yolcu veya itidalli bir konuma sahip olmayan Mussolini, aşırıya kaçmayı, ateşli konuşmalar yapmayı seven bir isimdir. O, mizacına uygun bir rol ifa etmiştir. Çünkü Mussolini, ruhuyla da tabiatıyla da aşırılığa düşkün biridir. O, ancak ya aşırı sağda ya da aşırı solda konumlanabilirdi.

1910-1911 arası dönemde Mussolini, sosyalist solun liderlerindendi. 1912’de bakanla işbirliği yaptı diye Bonomi, Bissolati, Cabrini ve Podrecca ismindeki dört vekilin sosyalist partiden atılması talimatını bizzat o vermişti.

Sonrasında Mussolini, Avanti gazetesinin başına getirildi. 1914’te savaş patlak verdi. İtalyan sosyalizmi, İtalya’nın savaşa girmemesini istedi. Bu tavır karşısında rahatsızlığını belirten ve savaştan yana olan Mussolini, yoldaşlarındaki barışçılığa karşı başkaldırdı ve İtalya’nın savaşa girmesi fikrini savundu. İlk başta bu fikri, devrim üzerinden gerekçelendiriyordu. Ona göre savaşın patlak vermesi ve sahasının genişlemesi, nihayetinde Avrupa devrimini besleyecekti. Oysa gerçekte onun savaşa girilmesini istemesi, Mussolini’deki Tolstoycu tarafsızlıkla ve barış yanlısı tavırla asla uzlaşmayan o savaşçı psikolojiyle alakalıydı.

Kasım 1914’te Mussolini, Avanti’nin [“İleri”] genel yayın yönetmenliğinden ayrıldı ve Milano’da Avusturya’ya saldırılması fikrini savunmak amacıyla Il Popolo d'Italia [“İtalya Halkı”] gazetesini çıkarttı. Savaşa girilmesini propaganda eden bir isim olarak Mussolini, aynı zamanda o savunduğu savaşın içinde yer almış olan bir askerdi.

Zaferi ateşkes, ateşkesi de askerlerin terhis edilmesi süreci takip etti. Tüm bunlar, savaş yanlılarının işsiz kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Mussolini’nin fikir babası olan Gabriele D'Annunzio, aksiyonun ve kahramanlığın yoğurduğu nostaljik yaklaşımı üzerinden Fiume macerasına atıldı. Bu süreçte Mussolini, Faşist Mücadele Birliklerinin İttifakı’nı [fasci di combatimento] kurdu. Oysa İtalya, devrimci ve sosyalist hareketin yükseldiği bir döneme girmişti. Savaş, neticede İtalya için pek de iyi sonuçlanmamıştı. İtilaf Devletleri, İtalya’ya yağmadan çok küçük bir pay ayırmışlardı. İtalya, zafere kendi askerlerinin sunduğu katkıyı unutmuş, Fiume’nin kendisinde kalması için inatla pazarlık yürütmüştü. Özetle İtalya, savaştan hoşnutsuzluk ve hayal kırıklığı gibi duygularla çıkmıştı. Seçimler bu koşullarda yapıldı. Sosyalistler, mecliste 155 koltuk kazandılar. Milano’dan aday olan Mussolini, sosyalistler karşısında büyük bir hezimete uğradı.

Ülke genelinde yaşanan hayal kırıklıkları ve bunalımın tetiklediği bu türden duygular, şiddete eğilimli bir milliyetçilik tepkisine yol açtı. Faşizm, bu duygulardan kök alıyordu. Bilhassa orta sınıf, o yüceltilmiş vatanseverlik efsanelerinin alıcısı hâline geldi. Zamanla İtalyan orta sınıfı, sosyalist proleter sınıftan uzaklaşıp ona karşı husumet beslemeye başlamıştı. O, proletaryadaki tarafsızlığı asla bağışlamamıştı. Savaş süresince aldığı yüksek maaşlar, devlet teşvikleri, onunla ilgili çıkartılan toplumsal kanunlar konusunda proletaryayı suçlayan orta sınıf, savaş sonrasında devrim korkusuna kapılmıştı. Proletaryanın canını yaktığı, onun yüzünden çile çektiğini düşünen orta sınıf, proletaryanın tarafsız, hatta yenilgiden yana tutum alan bir sınıf olduğunu düşünmüş, kendisinin hiç istemediği savaştan en çok da onun istifade ettiğine kanaat getirmişti. Bu sürecin sonunda orta sınıfa değersizleşmek, aşağılanmak, hakir görülmek düştü. Orta sınıftaki bu kötü ruh hâli, kendisine faşizmde bir yer buldu. Mussolini, kurduğu Faşist Mücadele Birliklerinin İttifakı isimli örgüte orta sınıfı bu sayede örgütleyebildi.

Sosyalist hareket ve sendikalar içinde yer alan bazı muhalif isimler, faşist harekete katılarak, deneyimlerini ve becerilerini kitlelerin örgütlenmesine ve harekete kazanılmasına teksif ettiler. Faşizm, o dönemde henüz belli bir bilinci esas alan, gerici ve muhafazakâr bir program üzerinden hareket eden bir yapı değildi. Hatta faşizm, kendisinin devrimci olduğuna inanıyordu. Onun yürüttüğü propaganda, yıkıcı ve demagojik fikirleri temel alıyordu. Örneğin faşizm, yeni zenginlere karşı tepkiliydi. Ondaki, cumhuriyetçi ve ruhban karşıtı eğilime sahip ilkeler, orta sınıftaki zihinsel karmaşada kendisine yer buluyorlardı, çünkü bu sınıfın duyguları tatmin edilmemişti ve o, burjuvaziden tiksiniyordu. Ama orta sınıf, aslında proletaryaya düşmandı. İtalyan sosyalistleri, akıllıca yapılmış bir hamleyle, orta sınıfın duygusal tepkilerini değiştirecek politik silâhları kullanmadılar, bu sebeple büyük bir yanlış yaptılar. Hatta tam tersine, gidip proletarya ile küçük burjuvazi arasındaki husumetin açığa çıkmasını sağladılar, devrimin kitabına bağlı sofu teorisyenlerin ağzından konuşup bu sınıfa karşı kibirli bir tavır sergilediler.

Bu süreçte İtalya, iç savaş dönemine girdi. Devrim ihtimali karşısında korkuya kapılmış olan burjuvazi, büyük bir şevkle faşizmi silâhlandırdı, teçhizatlandırdı ve onu teşvik etti. Burjuvazinin iteklediği faşizm, sosyalistlere zulmetmeye, devrimci sendikaları ve kooperatifleri yok etmeye, grevleri kırmaya ve ayaklanmaları bastırmaya başladı. Böylece faşizm, çok sayıda azılı milisten oluşan bir güç hâline geldi. Zamanla devletten bile güçlü bir konuma sahip oldu. Nihayetinde de iktidarı ele geçirdi.

Faşist tugaylar Roma’ya girdiler. O kara gömleğiyle Mussolini, hükümetin başına geçti, meclisin büyük çoğunluğunu kendisine bağladı, böylece faşist rejim ve faşist dönem başlamış oldu.

Hakkında bolca roman yazılmış olan Mussolini’nin hikâyesinin pek anlatılmadığını söylemeliyiz. Ondaki politik savaşçılık, Mussolini’nin kişiliği ve cismi hakkında net ve nesnel bir tarif yapmayı güçleştiriyor. Ona ilişkin bazı tarifler abartılı, bazıları ise hürmetkârdır. Bazıları, onu büyük bir kinle veya hicivle tarif etmektedir. Mussolini’nin belirli dönemleri, anekdotlar ve anlık çekilmiş fotoğraflar üzerinden anlaşılmaya çalışılmaktadır. Örneğin onun faşizmin mimarı olduğundan bahsedilmektedir. Faşizmi onun imal ettiğine inanılır. Bugün Mussolini, deneyimli bir ajitatör, yetenekli bir örgütçü, insanın başını döndürecek ölçüde faal bir adam olarak resmedilir. Faşizm denilen olgu, onun faalliği, dinamizmi, gerilimlerinin etkisi altındadır. Faşist harekât süresince Mussolini, aynı gün üç dört şehirde konuşma yapar. Uçağa biner, Roma’ya, oradan Pisa’ya, Pisa’dan Bolonya’ya, oradan da Milano’ya geçer.

Mussolini, irade sahibi, dinamik, belâgati kuvvetli biri olarak tipik bir İtalyan’dı. O, kitleleri coşturma, kalabalıkları galeyana getirme konusunda özel bir yeteneğe sahipti. Mussolini, faşizmi örgütleyen, ona can veren askerdi. O, faşizmin yaratıcısı da mimarı da değildi. Kendi aklından bir politik hareket üretmişti. Bu hareketi kendi görüntüsü ve suretine bakıp oluşturmamıştı. Faşizme bir ruh ve program kazandıran o değildi. Bilâkis, asıl faşizm ruhunu Mussolini’ye katmıştı. Mussolini, faşizmle özdeşleşmiş, faşistler kendilerini onunla tanımlamışlardı. Bu da kendisinin sosyalist olduğu dönemden kalma izleri silmesine, onları tek tek yok etmesine sebep oldu. Mussolini, orta sınıfı Faşist Mücadele Birliklerinin İttifakı bünyesinde örgütlemek ve onu bu kalıba sokmak için orta sınıftaki şovenizmi ve sosyalizm düşmanlığını içselleştirme ve benimseme ihtiyacı duydu. Ayrıca Mussolini, gerici, sosyalizm ve devrim karşıtı bir siyaset tanımlamak durumunda kaldı. Bu anlamda Mussolini’nin durumu, Bonomi ve Briand gibi diğer eski sosyalistlerin durumundan farklıydı.

Ivanoe Bonomi ve Aristide Briand, hiçbir vakit sosyalist geçmişinden açıktan kopmak zorunda kalmadı. Aksine bu isimler, ufak ve basit olana vurgu yapan, doğallık üzerinde duran bir tür sosyalizmle ilişkili olduklarını söylediler. Buna karşılık Mussolini ise daha da ileri giderek, “yetişkin bir adamın o eski aşk mektuplarını yırtıp atması gibi ben de artık kâmil biri olarak sosyalist geçmişimi silip attım” dedi. En aşırı sosyalizm basamağından en aşırı muhafazakârlık basamağına sıçradı. Onda sosyalizm ne azalmış ne de daralmıştı. Sosyalizm diyarı, tümüyle ve her yönüyle terk edilmişti. Örneğin ekonomi alanında verdiği talimatlar, devletin müdahalesine, devletçiliğe ve vergilendirmeye karşı çıkıyorlardı. Mussolini, ekonomik işlemler üzerine kurulu bir kapitalist ve müteşebbis devlet tipini benimsemiyordu. Onun ekonomi siyasetinde amaç, vergi toplayan jandarmanın merkezde durduğu klasik devleti diriltmekti. Geçmişte savunduğu görüşlerin tam zıddını savunan Mussolini, eskiden olduğu gibi gene düşüncelerini inançla savunuyordu.

Bir insanın bir öğretiyi terk edip başkasına bağlanma sürecinde mekanizma nasıl işler? Bu, beyinle alakalı bir olgu değildir. Akılla alakası olmayan bir süreçtir bu. İdeolojik planda bu değişimin motoru, fikir değil, duygudur.

Mussolini, sosyalizmi fikir veya anlayış olarak terk etmemişti. Sosyalizm onun için bir anlayış değil duyguydu, tıpkı faşizm gibi. Bu noktada psikolojisi ve yüz hatları okunduğunda şu görülür: Mussolini, aklı değil, kalbiyle hareket eden biridir.

Siyaset ve basın alanında ortaya koyduğu çalışmalarda Mussolini, karşımıza bir teorisyen veya felsefeci değil, retorikçi ve lider olarak çıkar. Onun dili, belirli bir programı temel almaz, ilkesizdir, bilimsel değildir, tutkulu ve duyguludur. Mussolini’nin en zayıf konuşmaları, geldiği yeri ve faşizm ideolojisini anlatmaya çalıştığı konuşmaları olmuştur. Faşizmin programı çetrefillidir, çelişkilidir, heterojendir. Bu program, karmaşık, intizamsız bir dizi liberal ve sendikacı fikrin çorba edilmiş hâlinden başka bir şey değildir. Oysa aslında Mussolini, faşizme gerçek bir program dikte etmemiştir. Onun dikte ettiği şey, bir eylem planıdır.

Mussolini, sosyalizmden faşizme, devrimden gericiliğe geçiş yapmış bir isimdir. Tüm bu geçişler, düşünce değil, duygular aracılığıyla gerçekleşmiştir. Tarihteki tüm döneklerde mesele, belki de ruhtur. Dün aşırı devrimci olan Mussolini bugün aşırı gericidir ve bu hâliyle bize Roma kralı Mürted Julian’ı anımsatır. Rahatsız, aşırı duygusal, sanrılar gören, batıl inançları olan, gizeme düşkün biridir. Bu adam Kaderin kendisini, yeni tanrıya zulmetme ve ölmekte olan eski tanrıları sunağının huzuruna getirme kararını vermesi için seçtiğine inanmaktadır.

José Carlos Mariátegui
1925
Kaynak

0 Yorum: