19 Temmuz 2021

,

Mücadeleye Özgürlük


Burjuvazinin Özel Dini

“Özgürlük” tılsımlı sözcük. Belirgin bir kutsiyeti var. O kutsiyet ise burjuvazinin özel, kendisine has diniyle alakalı.

Kim özgürlükten söz ediyor, sermayeye işmar ediyordur. Sermaye ile bedeni veya aklı arasında kısa devre yapıyor, ikisi arasında özdeşlik kuruyordur. İdeolojik yataklar, bu özdeşliğin seviyesine göre şekillenir. Solun büyük kısmı, “demokrasi, özgürlük” gibi talepleri sermaye ve gelişim için ister. Kendisine bu oyunda ancak bu türden replikler düştüğünü her solcu bilir. Gerisi, sadece solculuktan nemalanmak, onun yağını çıkartıp ekmeğe sürmekle ilgilidir.

“Beyler! O soyut ‘özgürlük’ sözcüğü sizi aldatmasın. Burada kimin özgürlüğünden bahsediliyor, asıl soru bu. Bir kişinin bir başkasıyla ilişkisinde sahip olduğu özgürlükten değil, sermayenin işçiyi ezme özgürlüğünden bahsediliyor.”[1]

Mesele, sermayenin işçiyi ezme özgürlüğü olduğundan, solcu bir örgüt, yayın organında işçinin adını anmadan, komünizm masalları anlatır ve “komünizmin ve hakikatin kurucu gücü olarak gençlik”ten söz eder.[2]

Çünkü gençliği avlamanın yolu, bu tür masallar anlatmaktan geçer. Gençlik ahmak ve toy olarak görülür, onun ancak bu tür masallarla kandırılabileceğine inanılır. O gence işçinin, işçiliğin esaret ve zulüm olduğu söylenmelidir. Ondan uzak durulmalıdır. Ekmeğini üretmeyi ve bölüşmeyi bilmeyen, bilmek de istemeyen bir kısım gence oyalanacak oyunlar öğretilmelidir. Sol, artık bu oyunların ortak adıdır.

Gençlik Komiteleri’nin yazısında işçinin adı geçmez. Komünist Manifesto, Devlet ve Devrim çöpe atılır. Sadece sermayenin özgürlüğü kutsaldır. Komünizm, burjuvazinin yaşam tarzına göre, bir ütopya olarak inşa edilmeli, her ezilen, her işçi, böylece o burjuvaya kul köle edilmelidir. Sınıftan ve sınırdan azade birey putunun karşısında el açıp dualar eden yazar, bizi kendi liberalizmine örgütleme derdindedir. Liberalizmini “ama komünizm bu!” deyince satabileceğini düşünür.

Hayal Âlemi

Raoul Vaneigem, altmışlarda Marksizmi anarşizm aşısı ile ıslah etme girişiminin adı olan Sitüasyonist hareketin liderlerindendir. Kitabında, “sosyalizm, liberalizmi içine düştüğü çelişkiden kurtarmanın yoludur” diyor. Kitabı yayımlayan ve arka kapağına tanıtım yazısı yazan Devyolcular, orada “haz da haz!” diye bağırıyorlar ve “kölesiz efendiler olmak istiyoruz!” naraları atıyorlar.

Köle sahibi Thomas Jefferson’ın kurduğu hayalin peşine düşen Silikon Vadisi, Devyolcuların istediği düzeni kuruyor. Tüm dünyayı Jefferson’ın plantasyon ekonomisini ileri teknoloji üzerinden yeniden inşa ediyor.[3] Jefferson, mutfaktaki hizmetçi köleleri görmemek, onlara muhtaç olduğu gerçeğini ötelemek için mutfak asansörü icat eden bir isim. Devyolcular, kendisiyle bu tiksinti ve nefrette ortaklaşıyorlar.

Kölesiz efendiler, aslında kölelerden nefret ediyorlar. Kölesiz efendiliğin imkânsızlığını ispatlıyorlar. Köleden tiksinip efendi olma imkânına tapıyorlar.

Bugün o kölelere yönelik nefret örgütlüyor solu. Devyolcu örgütler ve başkaları, yoksuldan, işçiden tiksinmeyi sosyalizm zannediyorlar. O nedenle yoksulun, işçinin, ezilenin adının geçmediği ütopik yazılar yazıyorlar. O nedenle HDP, bürosunda bir faşist eliyle katledilen çaycı kadını ve suretini tanımıyor, o yüzden dostlar alışverişte görsün diye yaptıkları bir iki basın açıklamasında kadına ait olmayan bir resmi kullanıyorlar, o resmi bir de sosyal medyada dolaşıma sokuyorlar, buna bir de “feminizm” diyorlar.

Bugün Gençlik Komiteleri türünden solcu örgütlere göre burjuvaziyi rahatsız etmeyecek işler yapılmalı, işçilik aşağılanmalı, bu işlerin kılıfı için Fransa’dan bir örgütün yayını çevrilmeli, ortalıkta devrimci pozları kesilmeli, her şey Tayyip denilen “şeytan”a indirgenip burjuvazinin özel dini adına o şeytan taşlanmalı. Ama tabii ki sermayenin üniversitelerine methiyeler düzülmeli, onların reklâmı yapılmalı, CHP’ye oy toplanmalı, sendika ağalarının sırtı sıvazlanmalı. O sebeple, “komünizmin kurucu gücü gençlik” diye yazılar yazılmalı. İşçiden, sınıftan bahsedilmemeli, sınıfa, bir yerde geçerken, o da iğrenç bir kimlik olarak değinilmeli. Çünkü burjuvanın özgürlüğü, kitlelere komünizm diye pazarlanmalı, yutturulmalı, Marx'ın sözleri bağlamından çıkartılıp çarpıtılmalı. Çünkü sermayenin talebi budur. Bu solcular, Koç öldüğünde ağıt yakanlardır. “İmamoğlu Dolar’a iyi geldi” veya “IMF yoksullardan yana” diye manşet atıp Küba için timsah gözyaşları dökenlerdir.

“Kurucu güç gençlik” lafı, esasen Amerikan istihbaratının beslediği bir isim olarak Murray Bookchin’in bir tespitidir. Marx, “kömür çağının gericisidir” ona göre. “Mevcut dönem bolluk dönemidir, bu dönemin asi gençliğini yüceltmek gerekir.”[4]

Gençlik Komiteleri de AKP döneminde bol para akışı ile yetişmiş bireylere seslenen, kendisini kolektiften değil, burjuvaya öykünen bireyliğinden kuran, inşa eden Z(engin) kuşağını örgütlemeyi hedef belirlemiş bir örgüttür. Z Kuşağı ise toplumsal, kolektif, kamusal, her türlü hakkın, pratiğin, ihtimalin, deneyimin çöpe atıldığı sürece ait basit bir mecazdan başka bir şey değildir.

Bu süreç, bireyin kutsanması üzerine kuruludur. İçi yumuşatılmış bir anarşizm ve dışı sertleştirilmiş bir liberalizm, ideolojik birer salgı olarak, her yanı kuşatmıştır.

Lenin’in ifadesiyle, “tersten anarşizm, burjuva bireyciliğidir.”[5] İşte Gençlik Komiteleri, o bireyciliğin popülerliğine taliptir. Ama bu hâliyle “hayalî” ve “hayalci” kalmaya mahkûmdur. Gerçek çelişkilere, somut dertlere, maddi ilişkilere asla temas edemez. Soma Katliamı’nda “arkadaşım çıkmadı, beni bırakın, onu kurtarın, onun karısı hamile” diyen işçinin duygusunu anlayamaz. Bu tür solcular, en fazla o işçiyle, o duyguyu yok etmek için temas kurarlar. Sağa sola “biz de işçi çalışması yapmasını biliriz”i göstermek isterler. Ancak üç beş sendika koltuğu için o işçiyi kullanmayı bilirler. Özünde sadece CHP’ye oy toplamak için vardırlar.

Kuyrukçuluk

Neticede şu söylenmelidir: İşçi kuyrukçuluğu ve “Kürt” kuyrukçuluğu, aynı madalyonun iki yüzüdür. Tüm sınıfın belirli bir bilinç düzeyine çıktığına, o hâliyle öncü olacağına inanmak, kuyrukçuluktur.[6] İşçi kuyrukçusu da Kürt kuyrukçusu da ilgilendikleri kitleyi verili mutlak, edimsiz, edilgen, pasif kuru kalabalık olarak alır, öyle kalmasını ister, devrimci bir bölüğü öne çıkartmasını istemez, neticede seçime endeksli burjuva siyasetine göre düşünür. İkisi de kitlenin içindeki niteliksel dönüşümlere, kırılmalara inanmaz; kuyrukçu, kuyruğundan tuttuğu vahşi atı bu suretle evcilleştirmek ister. Burjuvazinin siyaset eşiğinden kimlerin geçeceğine, evcilleşmeyi isteyenler karar verirler.

Bu tür solcuların “burjuvazinin sol kanadı” dediği Koç ailesi ise işçileri sosyal mesafeyle iğdiş etmek, esirleştirmek için boynuna tasma takma derdindedir.[7] İşçilere tasma takılan ülkenin komünist partisi ise bugün o tasmanın üzerinde “Boyun Eğme” yazısının veya çark-çekiç logosunun bulunduğu versiyonunu üretip satacak tıynettedir!

Bu solcuların ittifak yapmak için yanıp tutuştuğu Koç ailesi, sahneye çıkıp güya AKP’ye sallıyor, ama perde gerisinde Mehmet Cengiz, Ali Koç’a gidip, “sakın Fener başkanlığını bırakma, seneye arkandayız” diyor. Onlar bir sınıf olarak hareket ediyorlar, küçük burjuvaziye ise bir sınıf olarak hareket edecek kitleyi tasfiye etmek düşüyor.

Bu tür komiteler, gençleri birey olarak ikna odalarına sokmakla, onları kolektif devrimci mücadeleden kopartmakla, bireysel hazlarına göre yaşamaya ikna etmekle, piyasaya hazırlamakla meşgul oluyorlar.

Devletin ve sermayenin varlık mücadelesi, kesintisiz, birikerek, öğrenerek ilerliyor. Sol, her dönemde dizginlerini, hayatı ve tarihi kendisinden başlatan, her şeyi ve herkesi kendisine mecbur etmeye çalışan küçük burjuvaların ellerine teslim ediyor. Her teslimatta kitlenin iradesi ve aklı teslim oluyor. Mücadele ise asla özgürleşmiyor.

Eren Balkır
15 Haziran 2021

Dipnotlar:
[1] Raoul Vaneigem, The Revolution of Everyday Life, Rebel Press, 2001, s. 187.

[2] “Komünizmin ve Hakikatin Kurucu Gücü Olarak Gençlik”, 7 Mayıs 2021, GK.

[3] Richard Barbrook ve Andy Cameron, “Californian Ideology”, 1 Eylül 1995, IF. Türkçesi: İştiraki.

[4] Eren Balkır, “Yer ve Gök Arasında”, 9 Nisan 2016, İştiraki.

[5] V. I. Lenin, “Anarşizm ve Sosyalizm”, 1901, İştiraki.

[6] V. I. Lenin, Collected Works, “One Step Forward, Two Steps Back”, Progress Publishers, Cilt 7, s. 258.

[7] “MESS’ten İşçilere Elektronik Pranga Dayatması”, 13 Mayıs 2020, YH.

0 Yorum: