23 Temmuz 2021

,

Marksizmin Liberalleştirilmesi

Marksizmin Liberalleştirilmesiyle Mücadele

Liberalizmin çıkış noktası, insanların birbirlerinden tecrit edilmiş bireyler olduklarına dair anlayıştır. Bu özgürlük anlayışı, liberal felsefenin temelini teşkil eder. Burada insan denilen özne, özerk ve rasyonel bir fail olarak görülmektedir.

Marksizmin çıkış noktası ise insanların bireyleşme serüvenini sınıf mücadelesi üzerinden ele alan anlayıştır.

Grundrisse’de Marx, “birey” türünden liberal kavramların esasen geçmişe yansıtılmış burjuva faillik anlayışlarına dayandığını söyler.

Marx’ın aslında liberal olduğunu iddia eden “Marksistler”in, Marx’ın kolektif içerisinde kabul gören gerçek bireylikle ilgili, geçerken dile getirdiği sözlerini temel aldıklarını söyleyebiliriz.

Grundrisse’de Marx, meselesini daha net bir biçimde ifade ediyor: Marx, Aristo’dan alınan bireyleşme anlayışını Aristo’daki “insan politik hayvandır” tespitinden, ondaki sosyal şovenizmden kopartıyor.

Aslında Marx, liberalizmin özünü teşkil eden, tecrit edilmiş bireylik, doğal hâller, mülkiyetin kutsallığı gibi anlayışlarla kavgalı bir isimdir. Proudhon, Marx’ın aşina olduğu radikal liberal bir isimdir. Marx, onu Felsefenin Sefaleti’nde yerin dibine sokmuştur.

Marx’ın “liberal” olduğunu söyleyen “Marksistler”, Marx’ı Engels’ten ayırırlar. Onlara Anti-Dühring’de Engels’in liberal ahlaka saldırdığını söylediğinizde size hemen “onları söyleyen Marx değil, Engels’ti” cevabını verirler. Ama öte yandan, Anti-Dühring’i yayına hazırlayanın Marx olduğunu, kitabı “tarihsel materyalizmin en iyi özeti” olarak tarif ettiğini hiç dikkate almazlar.

Bertell Ollman’ın ifadesiyle, Marx ve Engels arasındaki yazışmaların hiçbir yerinde bir fikir ayrılığına rastlanmaz. Bunlar, liberalizmi meşru gören, “Marksizm”le liberalizmin bir arada yaşamasını mümkün kılan “saf Marx” arayışı içerisinde olan insanlardır. Bu kişiler, Kapital’in yazıldığı dönemde Engels’in yazdıklarını görmezden geldikleri gibi, bir yandan da Adiller Birliği içerisinde yer alan Marx ve Engels’in mücadele hattını da silikleştirirler.

Marksist olmanın tek uygun yolu, sınıf devrimini merkeze almaktır. Marx ve Engels’te merkezî olan reform değil, sınıf devrimidir. Dünya oradan değişir. Dolayısıyla, devrim yapma meselesini kenara iten her tür Marksizm, sahtedir.

Bu devrimci vasfıyla Marksizm, liberalizmin teorik sınırlarının dışına çıkar. Bu noktada Mill’in başvurduğu mısır taciri analojisine bakılabilir. Buna göre, bireyin zengin olma hakkına halel getirmediği sürece sosyalist düşüncelerin yayımlanmasında ve tartışılmasında bir sorun yoktur.

Liberalizm, Marksizmin temel görüşlerine karşıdır. Bazı “Marksistler”in Marksizmin ve liberalizmin aynı olduğunu söylemesinin sebebi, bu kişilerin burjuva devletle uzlaşması, bir yandan da Marksizmi düşünceler pazarında yerden yere vurmak istemesidir. Austin ve Bentham’ın dediği gibi: “Özgürce sansürleyin, her an itaat edin: liberal hukuk teorisinin temeli budur.”

Lenin’in Devlet ve Devrim’in başlarında söyledikleri hâlen daha geçerlidir:

“Bugün Marx’ın teorisinin başına gelenleri, devrimci düşünürlerin ve özgürlük için mücadele eden ezilen sınıfların liderlerinin teorileri bizzat tekrar tekrar yaşamıştır. Büyük devrimciler, hayatları boyunca ezen sınıflarca takip edilmiş, teorileri en büyük kötülük olarak görülmüş, bu teoriler, büyük bir öfke ve nefretle karşılanmış, en ahlaksız yalan ve iftira kampanyalarına maruz kalmıştır. Devrimciler öldükten sonra onlar kutsanmak adına zararsız birer puta dönüştürülmeye, o devrimcilerin isimleri ezilen sınıflar belli ölçüde ‘avunsunlar’, böylelikle kandırılsınlar diye yüceltilmeye çalışılmış, aynı zamanda devrimci teori özünden arındırılmış, devrimci yanları törpülenmiş ve teori kabalaştırılmıştır. Bugün burjuvazi ve işçi hareketi içerisindeki oportünistler, Marksizmi kendi çıkarlarına uygun biçimde değiştirme hususunda birlikte hareket etmektedirler. Bu kişiler, Marksizmin devrimci yönünü, devrimci ruhunu yok etmekte, örtmekte veya bozmaktadır. Onlar, burjuvazinin kabul edeceği, edeceğini düşündükleri şeyleri öne çıkartıp yüceltmektedirler.”

Marksizmlerini liberalizmin kurallarıyla uzlaştırmak isteyen kişilerin asıl niyeti, “özgürce sansürlemek, her an itaat etmek”tir. Bunlar, Marksist düşünceleri sadece düşünce pazarının birer parçası olarak ele alan Mill’e bağlı, iyi huylu, saygın liberallerdir.

Devrimle alakaları olmamalarına karşın kendilerine “Marksist” diyen bu kişiler, “Marksizmin devrimci yönünü yok etmekte, örtmekte veya bozmaktadırlar.” Bu “Marksistler”, Marksizmi liberalizm ölçüsüne vurma çabası içerisindedirler. Marx’ta buldukları, bu ölçüye uygun unsurları seçip almaktadırlar. Marx’ın kendilerine ters gelen tespitlerini görmezden gelirler, Engels’i kenara atarlar, Marksizmi gelişme kaydeden devrimci bir bilim olarak anlamazlar.

Bu da Marksizmi liberalizmin bir türü, hatta daha da kötüsü, Platoncu bir düşünce deneyi hâline getirir. Fakat günün sonunda Marksizm, Aydınlanma’nın hâkim diline ait bir ifadeye doğru kapanır. Marksizmin temel anlamı, burjuva ideolojisi eliyle tahrif edilir.

Bu bağlamda Mao’nun Liberalizmle Mücadele yazısı, gayet öğreticidir. Bazı eleştirmenler, yazının hiçbir yerinde liberal teorinin tartışılmadığını, dolayısıyla, onun liberalizmle mücadeleyle bir alakası bulunmadığını söylerler, lâkin bu, gerçeklikten uzak bir değerlendirmedir.

Mao, yazıda liberal felsefecilerle uğraşmaz, “liberalizm” kavramını ele almaz, bu eleştirmenlerin görmek istedikleri şeyler üzerinde durmaz. Fakat yazı, örgütsel düzeyde komünistlerin liberal birer özne olmaması gerektiğine ilişkin örneklere yer verir.

Liberal özne, burjuva ideolojisinin aile, okul, medya, iş vs. üzerinden toplumsallaştırdığı özel varlıktır. Liberalizm, bu varlığı birey olarak kodlar. Bu anlayışa göre hepimiz, birbirinden kopartılmış, tecrit edilmiş bireyleriz, her birimizin özgürlüğü diğerlerinin özgürlüğü ile çelişir, hepimiz, kendi çıkarını düşünen, rasyonel varlıklarız. Bu anlayış, Hobbes’un toplumu görmeyen doğal hâl anlayışında, Mill’in zarar ilkesini meşrulaştıran teorisinde, Kant’ın kategorik buyruğunda, Rawls’un cehalet perdesi olarak iş gören düşünce deneyi yaklaşımında karşımıza çıkar.

Burjuva ideolojisi gibi liberalizmin de çıkış noktası, başka bireylere karşı konumlanmış, yalnız bireydir. Marx bu anlayışı Grundrisse’nin giriş bölümünde alaya alır. Liberal felsefe, aynı çıkış noktasından hareket ettiği için o, burjuva ideolojisinin felsefedeki aksidir.

Esasında feminist teori, ırkçılık karşıtı politik felsefe, eleştirel hukuk teorisi, eleştirel engelli çalışmaları vs. (bu alanda faaliyet yürüten ve Marksizmden istifade eden düşünürler) liberal öznenin, yani kendi çıkarını düşünen rasyonel fail anlayışının, eleştirdikleri hâkim liberal geleneklerin çıkış noktası olduğu konusunda belirli bir anlaşma içerisindedir.

Bu anlamda, Mao’nun liberalizm konusunda verdiği, mücadele edilmesi gerektiğini söylediği örnekler, bu türden bir öznelliğin somut ifadeleridirler. Dolayısıyla, belirli bir ayrım çizgisi çekilmeli, komünist hareketin liberal failliği temel alamayacağı tespiti üzerinde durulmalıdır. Bir ikiye bölünmelidir: komünist öznellik, liberal öznellikten kopuştur. Bu bağlamda, kendisine “liberal” diyen her “Marksist”, düşman kampa mensuptur.

Joshua Moufawad-Paul
28 Nisan 2020
Kaynak