Devrime Selam Dansa Devam

Koç şirketler grubu 650 işçiyi işten çıkartmış. Kimin umurunda? Şimdi önemli olan, orta sınıfın laiklik hassasiyeti.
Fazla zombiye benzemiyor mu? Ayşe Hür “derin devletle iktidar arasında çatırdama var” demiş. Tarihçimiz, dün o yarılmanın hangi Taraf’ındaydı? Bugün hangi tarafta?
Nazan Üstündağ da “tek kurtuluşumuz liberal demokrasi” buyurmuş. Kapitalizmin finansına alerjisi olduğunu beyan etmiş. Yalan!.. Liberal demokrasi demek için o sözcüğü kullanıyor. “Vahşi kapitalizm” demek gibi. Bunlar mı 650 işçiye umut olacak akıl hocaları?
Yoksa ölen Koç’a rahmet dileyenler mi? Ya da “ülkeden yabancı sermaye çıkışı önlensin” diyenler mi? Yerli sermayenin solcuları mı işçilere merhem olacak?
Peki şehir yanarken saçlarını tarayan kimdi? Seks işçileri mi? Bizans yıkılırken tartışılan neydi? Gender mı? O hâlde “cinsiyetsiz zamir” icad eden ODTÜ’lüler kurtaracak işçileri. O gençlik ki bugüne dek bilimsel eğitim verildiğine ve bugün onu gericilere karşı koruyacak olanın kendileri olduğuna inanıyor. ODTÜ ise polise ve askere hizmet ediyor. Gençlikse cinsiyetsiz zamir peşinde. Söz, sözcükler önemli… Tek sığınağımız onlar. Bu sis dağılınca, etiketlerimize dair sıfatların ardına saklanacağız sonuçta.
Sisin içinde kesin bir telefon gidiyor Cübbeli’ye: “Solcuların canı sıkılıyor, bir lafın yok mu gündeme gelecek?” Ahmed de “amirim, sen yeter ki emret, satrançla ilgili bir söz var, nasıl olur?” diyordur. Dönem bunu gerektiriyor. Duyduklarınız İslam değil, kurt uluması… Siz yeni duymuş olabilirsiniz ama halk o sesi çok iyi tanıyor.
Dönem değişiyor. Kurtlar Vadisi danışmanlığını Mehmet Ağar’ın yaptığı bir dizi. PKK ile ilgili bir sezon hazırlıyorlar. Bir tip çıkartıyorlar. Diziye sert giren bu tip maymun olarak çıkıyor. Devlete ajanlık ediyor. Liberal zamanlar bunlar. Faşizme bakarken içimize işleyen faşizm, liberalizm.
Bu Dodan meselesi çetrefilliymiş. Geçen bu Kurtlar Vadisi’nden çıkan eski gerilla tipi Muro’nun filminde görüyoruz Dodan’ı. Muro, “çal keke devrime selam halaya devam diyor.” Böyle değişiyor insanlar. Devrim yalan, halay gerçek... 
O Dodan’ı tanıtan reklâm Duvar’ında “1970’lerde Uruguay’daki devrimci örgüt Tupamarolar’ın bastığı elit bir gece kulübünün duvarlarına ‘ya herkes dans edecek ya da hiç kimse’ yazdığı söyleniyor” diyor bir yazar. İlginçtir, yılbaşı gecesi, saldırıdan önce bir sol örgüt bir köprüye pankart asıyor, orada bu cümle yazılı. Saldırı oluyor. Sabahına aynı örgüt, o elit gece kulübüne karanfil bırakmaya gidiyor. Orada vurulan garsonun dul eşi patrona bağırıyor, kızıyor. Bizimkilerse, patronların laisizmine selam çakıp duruyorlar.
O nedenle Duvar yazarı, La Haine [Protesto] filminin yerini Recep İvedik’in aldığını söylüyor. Böylelikle ilk filme verilen desteğin önünü almaya çalışıyor ve bizi derin devletimizin aklıselimine bağlamak istiyor.
Öyle ya, “mesele hükümet mi devlet mi?” tartışması boş. Bir taraf hükümet devlet oldu diyor, bir taraf da devlet hükümet. Akil müesses nizam, Ayşe Hür’ün sevecen ifadesiyle, bizi, hepimizi kucağına çağırıyor. AKP iktidarının on yılını “bunlar orduyu daraltacak, özgürlük alanı açılacak, vesayet kalkacak” diye sessizce geçiştirenler bunlar değil mi? Kimse sormuyor mu, onca zaman niye sustunuz?
Şimdi de çakma hesaptan “İzmir niye patlamıyor?” diyorlar. Sonra o da patlıyor. Bu barut kokusu, bu sis duman içinde kim görecek 650 işçiyi? Avrupa’nın emperyalizm solcularıyla, devletin solcularıyla, sermayenin akıllı solcularıyla kulislerde dolaşmak, özel masalarda yemekler yemek daha keyifli geliyor olmalı.
Laiklik meselesi, bu halka her daim “orta sınıfa has, özel bir mesele” olarak görünmüş. Onu “proleterleştirmek” için çırpınanların kendi orta sınıflıklarının proleterleştiğine inanmaları-inandırmaları gerekiyor. Proleter olanın orta sınıf ambalajına sarılması nasıl tehlikeliyse, orta sınıf olanın proletermiş gibi satılması da o denli yanlış. Hepimizin gözlerini kilitledikleri yer belli. Gördüğümüz yerden kurtuluş gelmeyeceğini bilelim kâfi.
Bahri Dikmen

Hiç yorum yok: