Kakalak

“Sol sosyalizmi burjuvaziye kurdurmak istiyor.” Bu sözün teyidi de Metin Çulhaoğlu’ndan geldi. Çulhaoğlu, tilmizine destek vermek adına, “yobazlığa, dinci gericiliğe, fanatizme, dinbazlığa, şeriatçılığa (adına ne derseniz deyin) karşı mücadele, bu ideolojik oluşumları yukarıdan ve dışarıdan kullananlara yapılan göndermelerle sınırlı kalmamalı, kendisi de başlıbaşına bir mücadele hedefi sayılmalıdır” diyor. Bu tespiti, yıllar önce destek verdiği Doğu Perinçek’in bağlı olduğu devlet adına dillendiriyor olmalı. Perinçek’in çizgisi de bir burjuva gazeteciye atfen “Türkiye laikliği yeniden keşfediyor” diyor. Doğrusunu söylemek gerekiyor: “keşfettiriliyor”. Keşif gemisinin kerterizi devlet.
Ama tabii Çulhaoğlu’nun TGB ve Halkevleri arasında konumlandığı yer, onun bahsi artırmasını gerekli kılıyor. Halkevleri, “yaşama hakkı burjuva olandadır” diyor. Çulhaoğlu geri kalır mı, o da “burjuvazi için öldüreceğiz, onun yukarıdan, tepeden yapamadığını, aşağıdan yapacağız” tespitinde bulunuyor.
“Yaşam laikliktedir” demek, “yaşamak istiyorsanız, burjuvaziye uyacaksınız, devletine teslim olacaksınız, onun istediği birey olacaksınız” demek oluyor. “Yobazlarla mücadele” ise açıktan söylendiği gibi, burjuvazinin iktidarını pekiştirmek adına dillendiriliyor. Devir onların devri…
Çulhaoğlu, burjuvazinin muhafazakârlık ve faşizm gibi tepeden geliştirdiği yöntemleri sahipleniyor, “ikisi de solun ‘yukarıdan’ modeli” diyor. Bunları eksik buluyor ve kitlelere “gericileri öldürün” talimatı veriyor. Buna bir de “Marksist aydın” diyorlar.
Çulhaoğlu da biliyor, cirmi kadar yer yakacağını. Buradaki mesele, sol örgütlerin mülkiyet ve rekabet ilişkileriyle malul olması. Bahis arttırılmak, diğer örgütlerden “daha ileri”si söylenmek zorunda. Öyle ya, gerici öldürmek isteyen, neden Rojava’da değil!
Rekabet, bir miktar TKP denilen iç bölünmeyle alakalı. Diğer ekiplerden daha fazlasını söylemeye mecburlar. Bu rekabet dâhilinde isim kavgası verenlere şu isim önerilebilir: Türkiye Kakalak Partisi. Kakalak da gemilerde görülen hamam böceği. Hem burjuvazinin gemisine bindikleri hem de onun işlerini aşağıdan halletmeye soyundukları için kendilerine bundan daha layık bir isim yok. Ayrıca ismi değiştirmelerine de gerek kalmaz!
Bunlar boşa sallanan yumruklar... Çulhaoğlu, ne yazıyorsa arka planı gizlemek, geride olan dinamikleri karartmak için yazıyor. En cahil burjuva hassasiyetlere oynuyor, kendisi ile içecek özel bireyler arıyor, genç sevgili tüketimine malzeme bulmaya çalışıyor, kulağına fısıldanan emirleri yerine getiriyor. Onun kitlelerle işi yok, tiksindiği yemeği yemez o!
Geri planda işleyen şu: Halep gösterileri, Noel protestoları belli bir merkezden yönlendiriliyor. İşlemin sonucunda ortaya çıkan ganimete çöreklenmeye sol siyaset diyorlar. Emperyalizmin içe yönelmesi bağlamında iç burjuvazi, yağmaya yöneliyor, kitle manipülasyonuna imza atıyor, iktidarını perçinliyor, oluşan ganimetten uşaklarına pay dağıtıyor. Olan bu.
Burjuvazinin devleti de kendisini boşa düşürecek, geçmişten geleceğe çektiği hatla kendisini kesecek, temelsiz bırakacak her yönelimi tasfiye etmek zorunda. Bu noktada kemalizm başlığı altında değerlendireceğimiz tüm kurgu, kendi solunu hemen üretiyor. Hepsi de 60 darbesinin efradı, evladı. Daha öncesini görmüyorlar bile. Rahat solculuklarını muhtaç oldukları düzene bedelini ödüyorlar. Onca uğraştan sonra, burjuva yuvalarına bir bir geri dönüyorlar.
Bir hevesle devlet adamı, bürokrat, teknokrat, CEO, şirket müdürü veya patron oluyorlar. Örgütlerini bu hevesle yönetiyorlar. Her şeyi sıfırdan, kendi öznellikleriyle yarattıklarını sanıyorlar. O öznelliğe halel getirecek, geçmişi, gerçeği, ötesini, bağlamı hatırlatan her şeye düşmanlar. Bir pazarda olduklarını biliyorlar, o nedenle sürekli dostlar alışverişte görsün diye iş yapıyorlar. Yoksul, mazlum dinamiklerle ilişki kurmayı kendilerine yakıştıramıyorlar. Sürekli yukarı kaçıyorlar. Burjuvazisine ve devletine bağlılık yeminleri ediyorlar. İşin kolayı bu…
Çünkü devlet, kendi dişine uygun bir kitle oluşturmak zorunda. Bunun için dinamikleri yönlendiriyor, birbiriyle çatıştırıyor, kırıyor, fazlalıkları alıyor. AKP’nin Müslüman kitleye çekilmiş bir operasyon olduğu görülmüyor. Daha da doğrusu görülüyor ama operasyona hemen dâhil olunuyor.
Yıllar önce bir Fethullahçı Alevi derneği başkanının Alevi derneklerini tehdit eden konuşması dolaştırılıyor internette. Ortam müsait. Herkes bu videoyu paylaşıyor. Orada başkan, Alevi dernek yöneticilerinin örtülü ödenekten para aldığını da söylüyor, o sözü kimse duymak istemiyor. Sonra İzzettin Doğan vakfını nasıl kurduğunu anlatıyor. O vakıfları kim kuruyorsa, o örtülü ödenekleri kim veriyorsa, “yobazları öldürün” lafını da o ediyor.
Bunlar değil silâh, çakı görseler hızla kaçarlar oysa. Sadece rekabet piyasasında nam salmaya çalışıyorlar. Laf yarıştırıyorlar. "Enayi ve aptal" gördükleri halk kesimlerini kendilerine mecbur bırakacaklarını sanıyorlar. O halkın sağduyusunu, vicdanını ve şuurunu hiç tanımıyorlar.
Tanımadıkları için orayla ilişki de kuramıyorlar. Burjuvazinin kurduğu devletten memnunlar. Burjuvazi ise her momentte, kendi çıkarlarına göre devletini yeniden kuruyor. Bu kuruluş işleminde bazı sol örgütler neden geri kalsınlar, onlar da ganimetten pay almalı tabii!
Bu ganimet, bir boyutla yüzde kırk ikiyle, CHP kitlesiyle alakalı. Saf, steril, havada asılı bir put önünde ayinler düzenliyorlar. O kitleyi oluşturan güçler, örgü, yönelim hiç umurlarında değil. Varsa yoksa kısa günün kârı. Dostlar alışverişte görsün eylemleri o kâr için icra ediliyor. Yarın solculardan soruluyor nasılsa, bugünde devlete ve burjuvaziye örgütlenmekte hiç beis yok.
Mülkiyet ve rekabet ilişkilerinden kurtulmak, halkın davasına, davaya örgütlenen halka bakmak şart. Devletin ve burjuvazinin getireceği kurtuluş, esaretin öteki adı. Bunların AKP gittikten sonra halkın karşısına çıkacak yüzleri yok. O gemide kakalak oldukça, dümenin sahibi belirleyecek sol siyasetin rotasını.
Yusuf Karagöz

Hiç yorum yok: