04 Kasım 2026

Türkiye İşçi Partisi ve Doğan Avcıoğlu Sürtüşmesi


TİP ve Yön: bu iki eğilimin 27 Mayıs 1960 Devrimi sonrası Türkiyesi’nde çok önemli bir yeri vardır. Yazımda Sosyalist Kültür Derneği kuruluşunda bu iki eğilim arasındaki sürtüşmeyi dlle getireceğim.

Olayda Yön grubu kaypak, TİP yönetimi sekter bir davranış takınmışlardır; aslına bakılırsa, “temel görüş ayrılığı nedeniyle uzlaşma olanağı hiçbir zaman olmamıştır” dersek fazla abartmış olmayız. Ancak bunun Türk Solu için kaçınılmaz bir fırsat olduğunu da gözardı edemeyiz.

Doğan ile iki konuşmamızı aktarmakla konuyu çerçevelemek istiyorum.

Bir görüşmemizde Doğan Avcıoğlu’na neden uzlaşamadığımızı sormuştum. Dedi ki:

“Yurdumuz ağır bir kriz içinde. Siz işçi sınıfını örgütleyip eğitmek yolunu seçtiniz. Buna karşı değilim; ancak bu, uzun vadeli bir girişimdir, vaktimiz yok, süratle bir çatışmaya gidiyoruz. Biz, zinde kuvvetleri de yanımıza alarak, gerçek anlamıyla Atatürkçü, devrimci bir Türkiye kurulabileceğine inanıyoruz. Sosyalizme bu yoldan varabileceğimizi saptıyoruz, güç dengesi buna elverişli. Biz yolumuzdan gideriz, siz de kendi yolunuzdan. Hangimiz kazanırsak, ülke için yararı olur.”

Bu sözlerinde işçi sınıfının süratle örgütlenip eğitilmesi olanağına inanmadığı besbelli idi, ayrıca sert bir sınıf konumunun gerçekten yurtsever radikal bazı kişileri ürkütebileceği verisi de konuşmasından sezinleniyordu. Yıllar geçti, 12 Mart karşı devrimci darbesi gerçekleşti, hem de Doğan’ın en güvendiği kişilerden bazılarının önderliğinde.

Elrom olayı sırasında rehine olarak Davutpaşa Kışlası’nda buluştuk. Kimler yoktu ki... 1961 Anayasası’nı hazırlayanlar, sendikacılar, TİP’liler, yazarlar, Prof. Aksoy, Tunaya, Sungurbey; Türkler, Sülker, Nebioğlu, Göğceli...

Doğan’la volta atarken takıldım, “Seninkilere ne oldu?” diye sordum. “Kapımızı durmadan aşındırırlardı, düğmeye basmak gerekince basamadılar, sonunda Gürler geldi, Hava Kuvvetleri alarma geçti dedik, öyle ise ben de gidip alarma geçeyim, dedi. Batur’la görüştü karar geri alındı, oysa başa geçeydik, dışa bağımlı Türk kapitalizminin belini kırardık” yanıtını aldım.

Selimiye Cezaevi’nde ise aynı eğilimdeki arkadaşlara, “Başaraydınız ve biz işçi sınıfını örgütlemeye devam edeydik, ne yapardınız?” diye sorduğumda, “Sözü mü olur içeri atardık” yanıtını almıştım. Belki de gerçekten radikal, yurtsever, özünde Mustafa Kemalci, yani tam bağımsızlık yanlısı bir cunta oluşabilirdi, soldan bazı kişileri de kullanabilirlerdi; ancak işçi sınıfı devrimcileri yine içeride olurlardı. Sosyalizm ise... O başka mesele.

Bence Kurucu Meclis üyesi Doğan Avcıoğlu yapımında katkısı olduğu 1961 Anayasası’nın ruhuna uygun bir kanun düzeni kurmak haklı özleminde idi, hatta sonraki yılların deneylerinden esinlenerek sola açık bir düzen istiyordu. Oysa tasarladığı güç dengesinin gerçekleşmesinde işçi sınıfının faal bir rolü yoktu, temel ayrımımız da buradan kaynaklanıyordu. Ayrıca şu unutuluyordu ki, 27 Mayıs, Albay düzeyinde gerçekleşen son derecede gizli bir devrimci darbe girişimi idi, oysa sonraki girişimlerde gizlilik faktörü yoktu ve gitgide üst düzey komuta dengelerine dayanıyordu, ondan da devrimci bir niteliğe sahip olamazdı.

Yön dergisi, Türkiye’deki birçok tabuları yıkmış çok önemli bir girişimdir. Gönül isterdi ki, Yön, TİP ile güçbirliği halinde olsun. Yukarıdaki temel nedenlerle olamazdı. Onların özlemi, Türk-İş’in de içinde bulunduğu çok daha gevşek bir kuruluştu; “Çalışanlar Partisi” girişimi buradan kaynaklanıyordu. Oysa TİP vardı ve aksine bu girişim TİP’i Aybar’la, giderek Boran’la eski solun önemli bir kanadı ile uzlaşma yoluna sokacaktı. İşte Sosyalist Kültür Derneği kuruluş girişimi bu ortamda yer almaktadır. Biz TİP’liler bu kuruluşu yeni bir partinin nüvesi olarak gördük. Oysa böyle bir derneğin Parti bakımından çok önemli bir fonksiyonu olabilirdi.

O zamanki kanunlara göre üniversite öğretim üyeleri partilere katılabiliyorlardı. Ancak esas aydın kadro, memurlar, öğretmenler parti üyesi olamıyorlardı. Partinin yan kuruluşu olarak böyle bir dernek, bu kanuni olumsuzluğu yok edebilirdi, uzlaşma çok önemli idi. Kaldı ki, derneğin kurucu üyelerinden bazıları az sonra TİP’e girdiler, Senatör Niyazi Ağırnaslı, Prof. Sadun Aren gibi. Ancak hiç de böyle olmadı. Nedeni TİP ile Yön grubu arasındaki temel görüş ayrılığı ve TİP üst yönetiminin sekter davranışında yatmaktadır. Şimdi olayın oluşmasını izleyelim.

Vatan Gazetesinde Toplantı

18 Ağustos 1962 günü Genel Başkan Mehmet Ali Aybar, bazı üyeleri telefonla Genel Merkez’e çağırdı, kuruculardan Şaban Yıldız, İbrahim Güzelce, daha parti üyesi olmayan Dr. Nihat Sargın ile Cemal Hakkı Selek, Av. Cenani Güngördü, Av. İhsan Ungör gibi GYK üyeleri, MHD üyesi Av. Nebil Varuy, İl Sekreteri Nazife Cemgil, Müzehher Va-Nu, Moris Gabay ve ben toplantıya katıldık. Aybar, söz alarak Türkkaya Ataöv’ün kendisine geldiğini, kurmakta oldukları Sosyalist Kültür Derneği’ne TİP’li arkadaşların katılmasını istediklerini, Derneğin bazı gazetelerin söylediği gibi yeni geniş bir partinin nüvesi olmadığını, TİP’e karşı olmadığını, aksine partiye giremeyecek olan sosyalist eğilimli memurları toparlamak amacında olduklarını, Ankara’da hazırlanan Tüzüğü getirmediğini, İstanbul’da yapılacak toplantıya partililerin katılması istediğini bize nakletti. “Gidin, tartışmаlara katılmadansa onların fikirlerini öğrenin” direktifini verdi. Az sonra Türkkaya Ataöv geldi, partililere tanıştırıldı. Güzelce mazeret beyan etti, yolda eski Genel Sekreter Olcayto İlter ile Genel Sekreter Sendikacı Rüştü Güneri bize katıldılar. Vatan gazetesine gittik. Alındığımız büyük salonda Cemal Reşit Eyüboğlu, Doğan Avcıoğlu, Vatan yazarları Mehmet Kemal ve İstanbul Universitesi’nden öğretim üyeleri bulunuyordu. Çağrılan Yaşar Kemal gelmemişti, az sonra matbaacı Asaf Ertekin bize katıldı. Olcayto İlter ise verilen direktifleri bilmemekteydi. Toplantının zabıtları aynen şöyledir:

Doğan Avcıoğlu: Buraya Sosyalist Kültür Derneği’nin tüzüğünü hazırlamak için toplanmış bulunuyoruz. Önce derneğin gereği üzerine karar verip sonra da Tüzüğü hazırlamak üzere bir komisyon kurarız, İstanbul’a gelmeyen arkadaşlarımız var, ayrıca Ankara’da 200 kişi kadarız.

Şaban Yıldız (TİP): Doğan Avcıoğlu “Tüzük yok, burada hazırlarız,” diyor, biz ise var diye biliyoruz. Bu ne demektir?

Türkkaya Ataöv: Tüzük var, ancak taslak halinde, daha sonuçlandırılmadı.

Rasih İleri (TİP): Tüzük getirilsin de onun üzerinde konuşalım.

Doğan Avcioğlu: Tüzük yoktur.

Cemal Reşit Eyüboğlu: Önce Başkanlık seçilsin, gündem yapılsın, sonra da derneğin gereği üzerinde durulsun, tüzüğü hazırlamak için ikişer kişilik bir komisyon kurulsun.

Sesler: Cemal Reşit Bey başkanlık etsin.

Cemal Reşit: Benim işim var, az sonra ayrılmaya mecburum, başkanık yapamam. İşçi arkadaşımız Şaban Yıldız bey başkanlığa geçsin.

Rasih İleri (TIP): Doğan Avcıoğlu riaset etsin (Not: TİP’teki konuşmaya göre bir TİP’li başkanlık edemezdi).

Doğan Avcioğlu: Ben konuşacağım, başkanık edemem.

Sesler: Zararı yok.

Doğan Avcioğlu: Pek iyi öyleyse.

Şaban Yıldız (TİP): Gündem hakkında bir karara varalım.

Rasih İleri (TIP): Burada bulunanlar iki gruba ayrılabilir. TİP’liler ve TİP’li olmayanlar. Biz partililer Tüzüğümüze, bildirimimizdeki amaç maddesine bağlıyız. Böylece bizim doktrinimiz, sosyalizm anlayışımız bellidir, açıktır. O yüzden, yararlı bir konuşma olabilmesi için, eş bir duruma girmemiz için, partili olmayanların sosyalizm derken ne anladıklarını açıklamaları gerekir.

Olcayto İlter (TİP): Önce ilkeler üzerinde durmak gerekir, burada her şeyden önce böyle bir derneğin ilkelerinin ne olacağını tartışmalıyız, saptamalıyız.

Cemal Reşit: Önce hal olunacak mesele, dernek gerekli midir, değil midir? Ondan sonra, bu olanaklı mıdır meselesi gelir ve böylece daha geniş bir toplantıya yol açılır. Nihayet burada bir komite kurulur, komite gündemi saptar, programı, tüzüğü kaleme alır.

Nazife Cemgil (TİP): Türkkaya Ataöv’ün partiye gelip bize anlattıkları ile buradaki durum tamamen değişik, biz belirli bir tüzük üzerinde bilgi almak ve tartışmak için çağrıldık. Bu mesele aydınlatılmalıdır. Sonra da sosyalizm kavramınız üzerinde durulmalı.

İhsan Üngör (TİP): Bize tüzük hazırdır dendi, aydınlatıcı bilgi almaya geldik. Önce esas hakkında fikir edinelim, ancak ondan sonradır ki fayda üzerinde konuşulabilir.

Dr. Nihat Sargın (Temel Haklar Derneği): Aynı şeyleri söylemek istiyordum, lüzum, fayda gibi sözlerden önce izahat almamız gerek. Üstelik burada Çalışanlar Partisi’ni kurmaya teşebbüs edenler karşımıza çıkıyor. Bu dernek ile Çalışanlar Partisi’nin ilişkisini de bilmeliyiz.

Türkkaya Ataöv: Tüzük hazırlığı yapılmıştı, Doğan beyle ayrıldığımız, bu hazırlık hakkındaki görüşten gelmektedir, hazırlığın derecesine bağlıdır. Ben ona tüzük nazarıyla bakıyordum, kendileri ihzari çalışma olarak bakıyorlarmış, fark, bir derece farkıdır. Özet şudur: Tek bir sosyalizm vardır, dernek onu yaymak için kurulmaktadır, bu ise konferanslarla, yayınla, yıldönümlerde yapılacak faaliyetle olur.

Doğan Avcıoğlu: Çalışanlar Partisi’nin Yön dergisi ile bir alakası yoktur, ondan bağımsızdır, aramızda onunla ilişkisi olanlar ilişkilerini kesmişlerdir. Çalışanların kuruluş faaliyetleri de ne raddededir, bilmiyoruz. Çeşitli sosyalizm anlayışları vardır, değişik partilerde sosyalist fikirli kişiler vardır. Karşılaşılır, tartışılır ki, sonunda açıklığa varılsın. TİP’liler ise “Belirli bir sosyalist görüş var” diyorlar.

Sencer Divitçioğlu: TİP’lileri anlıyorum, onlar tüzüklerine bağlı olmakta haklıdırlar, Yöncüler “İki, üç partide sosyalistler var” diyor, “Ilımlı sosyalizm” deniyor, burada bugün bunun tartışılmasına olanak yok. Komisyon kurulsun. Sosyalizm tektir. Bu dernek mutlaka işçiye dayanmalı, çoğunluğu TİP’li olmalı, ağırlık İşçi Partisi’nde, hatta işçide olmalı.

Çeşitli Sesler: Tabii sosyalizm tektir. Bir tek sosyalizm vardır.

Olcayto İlter (TİP): Kolayına kaçmayalım, tartışma olabilir, kanunlarımıza göre memurlar parti ve politikaya giremez, karışamaz. Halbuki bunların arasında, aydınlar, sosyalizme eğilimi olanlar var. Karşılıklı ikna gerek.

Doğan Avcıoğlu: Ankara'da bir iki yüz kişi var, TİP’in de sekiz bin üyesi varmış. Ankara’da toplantı yapılsın, ondan sonra daha geniş bir toplantı yaparız, İstanbul’daki arkadaşlarımızdan da gelmeyenler oldu. Bir fikir ayrımı karşısındayız: “Belirli sosyalizm” ile “bütün sosyalizmler” fikirleri çarpışıyor.

Türkkaya Ataöv: Çeşitli sosyalist anlayışlardan gelecekler olacaktır, ancak belirli bir sosyalizme göre eğitim yapılacaktır.

Cenani Güngördü (TİP): Sencer bey, “Aydınlardan çok işçiler bulunmalı” diyor, Doğan Avcıoğlu aksi görüşte, çeşitli sosyalizmden söz ediyor. Bu yol birleştirici midir? Bir aydın-işçi meselesi çıkıyor ortaya.

Olcayto İlter (TİP): İlerici insanları biraraya getirmek gerek. Gericiler bir güç halinde birleşti, maddi olanakları büyük. Karşı taraf birleşik cephe halinde, onlara karşı biz de cephe kurmalyız.

İdris Küçükömer: Tek bir sosyalizm vardır, onun açık tarifini yapmak gerekir. Tartışma ancak bu sosyalizmin bir memlekette uygulama derecesi ve şekli üzerinde olabilir. Hangi sosyalizm diye bu anda üzerinde fazla durulamaz. Yönetmelik gelsin de görelim.

Moris Gabay: Beylere bir soru sormak isterim: İşçi sınıfının dışında sosyalizm düşünülebilir mi? Önceden bu noktayı açıklasınlar.

Cemal Reşit: Fikrin yayımı söz konusu. Yayım yok, bu konularda cehalet büyük, kanunlar malum. Şüphesiz emeğin dışında sosyalizm olamaz. Bunun yöntemi evolütif olacak, bunda kanuni zorunluluk var. Gericiler birieşiyorlar, o kadar zıt düşünüyoruz ki, sosyalizm denince arkasından “Nasyonel-Sosyalizm çıkmasın” diye düşünenler, çekinenler var aramızda. İşçi hareketini bölmenin düşmanıyım. Mesele dışarıdan hazırlamaktır, dernek kurulmalı, biz ilericiyiz. “TİP’e ne kadar yakınız?” sorusu akla geliyor, etkili olmak için beraberce çalışmalıyız.

Rasih İleri: Doğan Bey’in fikrine katılyorum, her şeyden önce Ankara’da toplanıp karşımıza somut bir tüzükle çıkmaları daha faydalı.

Rüştü Güneri (TİP G. Sekreteri): Doktrin yayma derneğidir bu, bundan kitleler üzerinde ayrılıkçı etkileri olup olmaması çok önemlidir. TİP’li olarak bundan dolayı fikir istikameti bakımından açık olarak kanaat getirmedikçe bu işe girişmeyi hatalı görüyoruz; çünkü bu, alelade bir dernek değildir. Ekonomik ve sosyal şartların meydana getirdiği bu akım iyi bir yol almazsa tehlikelidir. “Sosyalizm birdir” diyorlar, halbuki bugünkü realitede çeşitleri vardır. Gidiş şeklini görmedikçe partili olarak tereddütlüyüz.

Nasıl Bir Dernek?

Doğan Avcıoğlu: İster istemez doktrine kayıyoruz, halbuki dernek gözümüzün önünde olmalı. Bu, bir sosyalist fikirler çarpışması ve tartışması derneği olmalıdır. Bu, bir parti değildir ki, kapalı doktrini olsun, dernek bir eğilimler topluluğudur.

Mehmet Cengiz (Tuncer): Sonraki laf önceden söyleniyor. Nasıl ki körler derneği üyelerinin, idarecilerinin kör olması gerekmezse, Sosyalist Kültür Derneği’ne de sosyalist olmayan dahi girebilir. (Gürültüler)

Rona Aybay: Bu dernek, parçalanmaya matuf bir dernektir. Tüzükte sosyalizmin birliği veya çokluğu nasıl formüle edilir, kelime olarak sosyalizmi alırız. Sonra bildirileri yönetim kurulları yayınlar, parçalanma kaçınlmazdır. Ya önceden doktrin saptanır, o zaman parçalanma baştan olur veya doktrin açık bırakılır, ilk karar ve bildirilerde parçalanma vuku bulur. Mesele, parçalanmanın önceden mi, sonradan mı olması daha iyidir meselesidir, ona karar vermeliyiz. Herhalde başta olmasa daha yararlıdır.

Rasih İleri: Fikirler sosyal bir kuvvettir, fikirler kitlelere nüfuz edince onları harekete getirir, ondan dolayı, bu konuda çok hassas olmalıyız. Burada hep “Sosyalizm birdir” diyoruz. Halbuki sosyal mücadeleler tarihi bize gösterir ki, doktrin partilerinin varolduğu batı memleketlerinde ayrı sosyalizm anlayışları işçi sınıfını bölmektedir. İşçi sınıfı, değişik sosyalist partilerinin arkasından gitmektedir; neticede parçalanmakta, tarihi rolünü oynayamamaktadır. Ondan konu çok önemlidir ve Türkiye’de aynı duruma imkân vermemeliyiz, sosyalizmin kapsamı üzerinde durmalıyız.

Cenani Güngördü (TİP): Dernek, ancak aydınlar arasında sosyalizmin tarifini yapacak bir kulüp olmamalı, bir sohbet kulübü olmamalı. Aksine, arkadaşımızın dediği gibi emekçilerle ciddi teması olan, onlarla fikir alışverişinde bulunan bir topluluk olmalıdır.

Oğuz: Demin bölünmeden, ayrılmadan bahsedildi, oysa farklaşma ve etki demeli veya ayrı ayrı gruplaşma, bu bir olgunlaşmadır. Komitenin kurulması şarttır, Ankara’dakilerle temas gerekir.

Sencer Divitçioğlu: Yönetmelik uygun olursa imzamı koyarım, ancak böyle olması için Ankara’da gerçek işçi hareketlerini ifade edecek bir tutum olsun, işçi kitlelerinin yararına olsun, sonuç olarak önce yönetmelik gelsin. Ancak fazla çerçevelersek sonunun nereye varacağını hepimiz biliriz.

İhsan Üngör (TİP): Aynı fikirdeyim. Amaç, belirli bir sosyalizmini yaymak olmalı, yoksa bunun aldatıcı etkileri olabilir. Cemal Hakkı bey de böyle düşünüyor.

Türkkaya Ataöv: Sosyalist olmayan da doğal olarak derneğe girebilir, ancak yönetim kuruluna giremez. Nasyonal-sosyalizmden söz edildi, nasyonal-sosyalizm sosyalizm değildir. Çeşitli sosyalizmlerin taraftarları yönetim kuruluna giremezler, oysa üyeler için onlar, sosyalizmi dışarıdan öğrenip derneğe giremezler, eğer sosyalizm hakkında dışarıdan bilgi edinmek kabil olsaydı, derneğe lüzum olmayabilirdi. Partilere giremeyenler, memurlar derneğe girebilirler, faydası buradadır.

Dr. Nihat Sargın: “Sosyalist olmayan da girebilir” denemez, Nasıl sosyalizm diye tartışma olmaz, nasl uygulanır diye olur. Yoksa “İlerici Aydınlar Derneği” diye kurulabilirdi. Sorun, işçiye kendi insiyaki fikirlerinin sosyalizm olduğunu göstermektedir. Yoksa bugün sosyalistlikle bir ilgisi olmayanlar, “Sosyalistiz” diyorlar, bu, bir moda oldu. Olaylarda taraf tutmalı, dışarıdakilere kültür vermeli.

Nebil Varuy (TİP): Tüzükte, “Derneğe girenler sosyalisttir, insanın insan tarafından sömürülmesi sistemine son vermeye taraftır, emekten yana ve emekçi halk yığınlarının katkısıyla işleyen bir devletçiliğe taraftardır, ulusal gelirin emeğe göre gelir ilkesine göre bölünmesini ister” şeklinde açık bir ifade yer almalıdır.

Rona Aybay: Oğuz’un sözünü toplu hale getirelim, sosyalizmin sağında, solunda olunabilir. Teklik vardır, ancak bu o kadar sarih değildir, sağ ve sol kanatları olabilir.

Mehmet Cengiz: Ben, demin abartıp fikrimi aşmıştım, ancak “Bu sosyalizmi beğenmiyoruz” demek daraltıcıdır.

Nebit Varuy (TİP): Bu tehlikelidir.

Bir Ses: Parçalayıcı.

Doğan Avcıoğlu: Konu bitiyor. Ankara’daki konuşmalarda “Önce tarif” dendi. Sonra büyük çerçeve fikri hâkim geldi, orada parçalanma üzerinde durulmamıştı. Şimdi gidip durumu Ankara’da anlatırız. “İstanbul’da tarif üzerinde duruluyor” deriz. Tarifin istikameti hakkındaki fikirleri naklederiz.

Nazife Cemgil (TİP): Kör misali abartma imiş, böyle şey olmaz.

İhsan Üngör (TİP): Dönüşte Ankara’daki arkadaşların listesini, isimlerini isteriz.

Cenani Güngördü (TİP): Sade tarif değil, nasıl tarif olacağı önemli, Sencer beyin dediği gibi.

Doğan Avcoğlu: Nebil bey tarifi açıkladı.

* * *

Ankara’dan dönüşte yeniden toplanmak üzere oturuma ara verildi, sonraki konuşmalar kişisel olarak devam etti ancak ikinci bir toplantı olmadı. Kısa bir süre sonra Nihat Sargın, Sencer Divitçioğlu, İdris Küçükömer, Türkkaya Ataöv TİP’e üye oldular. Dört ay geçti. Derneğin kurulacağı, Doğan Avcıoğlu’nun Partiden kimlerin kurucu üye olabileceklerini sorduğu bildirildi. Bunun üzerine Partiden aşağıdaki telgraf yollanıldı:

Türkiye İşçi Partisi Genel Merkezi

Cağaloğlu, 28 Aralık 1962

Sayın Sadun Aren, SBF’de Profesör. Sureti: Türkkaya Ataöv, SBF Asistan, Mümtaz Soysal SBF Doçent, Doğan Avcıoğlu, Ziya Gökalp Cad. 28/1, Yenisehir, Yunus Koçak TİP Ankara.

Sosyalist Kültür Derneği kuruluşuna partimiz mensuplarının da iştiraki hakkında vaki tekliflerinizi inceleyen MYK’miz faşizmin ciddi bir tehlike haline geldiği şu günlerde toplumcu kuvvetlerin birleşik ve bölünmez bir cephe teşkil etmeleri lüzumuna bir kat daha kuvvetle inanarak aşağıda adları yazılı üyelerimizin Türkiye İşçi Partisi mensubu olduklarını belirtilerek, Dernek kurucuları arasına ithalleri hususunun teklifine karar vermiştir. İmza formalitesinin ikmali için tüzük nüshasının tarafımıza gönderilmesini rica eder, en samimi başarı dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı
Mehmet Ali Aybar

(TİP’li Kurucu Listesi)

İhsan Üngör (Av.), Nebil Varuy (Av.), Orhan Arsal (Av.), Şaban Yıldız (Sendikacı), Kemal Nebioğlu (Send.), Selahattin Hilav (Yazar), Demir Özlü (Yazar), Rasih İleri (Yazar), Şaban Erik (Send.), Tahir Öztürk (Send.), Yunus Koçak (Av.), Nazife Cemgil (öğretmen), Sina Pamukçu (Av.), Minnetullah Haydaroğlu (Av.), Behice Boran (Yazar), İbrahim Denizcier (Send.), Reşit Güçkıran (Send.), Ahmet Top (Send.), Adnan Cemgil (Yazar), Cenani Gümgördü (Av.), Fethi Naci (Yazar), Abdülgafur Demir (Send.), İbrahim Çetkin (Send.) Türkkaya Ataöv (Yazar), Müşerref Hekimoğlu (Yazar), Mehmet Selik (Yazar), Şevki Erencan (Send.), Celal Topçuoğlu, Kemal Türkler (Send.), Şükrü Bıçakcı (Av.), Şinasi Yeldan (Av.), Halit Çelenk (Av.), Uğur Cankoçak (Yazar), Salih Özkarabay (Send.), İbrahim Güzelce (Send.), İsmail Sığın (Send.), Müzehher Va-Nu (Yazar), Suha Çilingiroğlu (Av.), Nuran Yuluğ (Av.), Nurullah Tuğsavul (Av.), Doğan Özgüdün (Yazar), Edip Cansever (Yazar), Ali Yaşar (öğrenci), Nurkalp Devrim (öğrenci), Ali Babaoğlu (Öğrenci), Müşvik Erem (Mimar), Şerif Hülusi Kurbanoğlu, Kemal Sülker (Yazar), Nihat Sargın (Doktor), Moris Gabay (İktisatçı), Yaşar Kemal (Yazar), Metin İlkin (Eleştirici), Erdem Buri (Rejisör), Alp Selek (Av.), Nevzat Hatko (Yazar), Kemal Incesu (Ressam), Aziz Sıradağ (Yazar), Doğan Akman (Av.), Mecit Çakır (Send.), Galip Arda (Emekli Sb.), Sıtkı Eser (Terzi), Hasan Tufan (Send.).

5 Ocak 1963 tarihinde ise aynı gerekçe ile Partiden bir mektup aldık. “63 üyenin arasında sizi de SKD kurucuları arasına ithal edilmek üzere, Dernek müteşebhislerine teklif kararını aldık. Keyfiyeti bilginize, bu Parti vazifesini başarı ile ifa edeceğinizden emin olarak sunarım" deniliyordu bu mektuplarda.

Oysa 19 Aralık 1962 tarihli Yön dergisinin kapağında “Sosyalist Kiltür Derneği Kuruluyor” başlığı, dergide ise Dernek Tüzüğü ile “SKD tüzüğüne bugüne kadar imza koyanlar” diye bir liste yayınlanmış, TİP’in başvurusundan hemen sonra da yanıt dahi verilmeden dernek kurulmuş ve Devlet Planlama Teşkilatı eski Müsteşarı Sayın Osman Nuri Torun Dernek Başkanlığına getirilmişti (9 Ocak 1963 tarihli Yön dergisi).

Aslında dernek ölü olarak kurulmuş oldu, kendinden beklenebilecek hizmeti göremedi. TİP ise memurları toparlayabilecek benzer bir girişime önayak olamadı; oysa elde hazır olarak 63 kişilik bir liste bulunuyordu... Böylece karşılıklı ince hesaplar ve karşılıklı oldu bittilerle bir fırsat daha kaçırılmış bulundu.

Yön dergisi, zaten baştan beri TİP’e pek yer vermemiştir. 1965 seçimlerinden hemen sonra Yön dergisinde “TİP Tartışmaları” diye bir polemik başlatıldı (Haziran 1966). Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak sert bir yanıt yazısı yolladım. Parti ise derhal Partililerin bu polemiğe katılmamalarıı kararını aldı. Tartışma, TİP'in Malatya Kongresi’ne kadar sürdü.

Bu polemiğin hikâyesini Mihri Belli Olayı I kitabımda aktardığımdan, üzerinde durmayaсаğım. Daha önceleri Yön’e iki yazı vermiştim, basılmadılar. Birincisi, TKP 1951 tutuklamaları ve davası hakkında idi, yazıyı yollamadan Reşat Fuat’a kontrol ettirmiştim. Doğan Avcıoğlu Erdoğan Bektay’a göstermiş, o da “Yazılacaksa biz yazarız” deyip basılmasına mani olmuş. Reşat ağabeyin okuduğunu işitince üzüldü. Kol kırılır yen içinde kalır hikayesi. İkincisi ise Atatürk’ün “komünizmi gördüğünüz yerde eziniz” sahte direktifinin nasıl uydurulduğunun bilimsel ispatını kapsıyordu, o da basılmadı. Bir süre sonra konuyu Çetin Altan, eksik olarak ele aldığında yazımın suretini kendisine götürdüm. “Bu konuda önemli bilgilerim var” deyince yazımı çekmecesinden çıkarttı. Avcıoğlu kendisine vermiş, “Senin yazını tartışmaya olanak vermiyordu; isteyerek açık verdim ki yanıt versinler, olay yaratılsın” diye bana bir gazetecilik dersi verdi.

Devrim dergisinde ise bir tek yazım çıktı, I. Şube Müdürü Ilgız Aykutlu Genel Sekreteri olduğum İstanbul İşçi Birliği’ni basmış, “Bir cunta getirip sizi ezeceğiz” demişti. Doğan’a söylediğimde, “Yan odaya geç, ister makale, ister röportaj, ne istersen yaz” demişti. Yazdım, çıktı. Sonradan anlayacaktım ki, bana verilen bu itibar, iki cunta arasındaki çatışmadan kaynaklanıyordu.

Ne olursa olsun, gerek dergileri ile, gerekse incelemeleri ile Doğan Avcıoğlu'nun Türk fikir hayatında önemli bir yeri vardır ve sanıyorum ki ikimiz de birbirimizi sever ve sayardık. Yazımı Doğan Avcıoğlu’nun Atatürk ve Komünizm kitabım hakkındaki yargısa ile bitireyim. “Ecevit’in kitabının büyük yanılgılarından biri, demokrasi ile liberalizmi karşılaştırmasıdır... Atatürk günlerinde sol eserler rahatıkla yayınlanabilmekteydi. İdam cezalı 141. ve 142. maddeler yoktu. Ecevit, Rasih Nuri İleri’nin son kitabını okumalıdır” (Devrim, 4 Ağustos 1970).

Rasih Nuri İleri
Kaynak

[Kaynak: Toplumsal Kurtuluş, Sayı 5, Kasım 1987, s. 32-35.]

0 Yorum: