TİP
ve Yön: bu iki eğilimin 27 Mayıs 1960 Devrimi sonrası Türkiyesi’nde çok önemli
bir yeri vardır. Yazımda Sosyalist Kültür Derneği kuruluşunda bu iki eğilim
arasındaki sürtüşmeyi dlle getireceğim.
Olayda
Yön grubu kaypak, TİP yönetimi sekter bir davranış takınmışlardır; aslına
bakılırsa, “temel görüş ayrılığı nedeniyle uzlaşma olanağı hiçbir zaman
olmamıştır” dersek fazla abartmış olmayız. Ancak bunun Türk Solu için
kaçınılmaz bir fırsat olduğunu da gözardı edemeyiz.
Doğan
ile iki konuşmamızı aktarmakla konuyu çerçevelemek istiyorum.
Bir
görüşmemizde Doğan Avcıoğlu’na neden uzlaşamadığımızı sormuştum. Dedi ki:
“Yurdumuz ağır bir kriz
içinde. Siz işçi sınıfını örgütleyip eğitmek yolunu seçtiniz. Buna karşı
değilim; ancak bu, uzun vadeli bir girişimdir, vaktimiz yok, süratle bir
çatışmaya gidiyoruz. Biz, zinde kuvvetleri de yanımıza alarak, gerçek anlamıyla
Atatürkçü, devrimci bir Türkiye kurulabileceğine inanıyoruz. Sosyalizme bu
yoldan varabileceğimizi saptıyoruz, güç dengesi buna elverişli. Biz yolumuzdan
gideriz, siz de kendi yolunuzdan. Hangimiz kazanırsak, ülke için yararı olur.”
Bu
sözlerinde işçi sınıfının süratle örgütlenip eğitilmesi olanağına inanmadığı
besbelli idi, ayrıca sert bir sınıf konumunun gerçekten yurtsever radikal bazı
kişileri ürkütebileceği verisi de konuşmasından sezinleniyordu. Yıllar geçti,
12 Mart karşı devrimci darbesi gerçekleşti, hem de Doğan’ın en güvendiği
kişilerden bazılarının önderliğinde.
Elrom
olayı sırasında rehine olarak Davutpaşa Kışlası’nda buluştuk. Kimler yoktu
ki... 1961 Anayasası’nı hazırlayanlar, sendikacılar, TİP’liler, yazarlar, Prof.
Aksoy, Tunaya, Sungurbey; Türkler, Sülker, Nebioğlu, Göğceli...
Doğan’la
volta atarken takıldım, “Seninkilere ne oldu?” diye sordum. “Kapımızı durmadan
aşındırırlardı, düğmeye basmak gerekince basamadılar, sonunda Gürler geldi,
Hava Kuvvetleri alarma geçti dedik, öyle ise ben de gidip alarma geçeyim, dedi.
Batur’la görüştü karar geri alındı, oysa başa geçeydik, dışa bağımlı Türk
kapitalizminin belini kırardık” yanıtını aldım.
Selimiye
Cezaevi’nde ise aynı eğilimdeki arkadaşlara, “Başaraydınız ve biz işçi sınıfını
örgütlemeye devam edeydik, ne yapardınız?” diye sorduğumda, “Sözü mü olur içeri
atardık” yanıtını almıştım. Belki de gerçekten radikal, yurtsever, özünde
Mustafa Kemalci, yani tam bağımsızlık yanlısı bir cunta oluşabilirdi, soldan
bazı kişileri de kullanabilirlerdi; ancak işçi sınıfı devrimcileri yine içeride
olurlardı. Sosyalizm ise... O başka mesele.
Bence
Kurucu Meclis üyesi Doğan Avcıoğlu yapımında katkısı olduğu 1961 Anayasası’nın
ruhuna uygun bir kanun düzeni kurmak haklı özleminde idi, hatta sonraki yılların
deneylerinden esinlenerek sola açık bir düzen istiyordu. Oysa tasarladığı güç
dengesinin gerçekleşmesinde işçi sınıfının faal bir rolü yoktu, temel ayrımımız
da buradan kaynaklanıyordu. Ayrıca şu unutuluyordu ki, 27 Mayıs, Albay
düzeyinde gerçekleşen son derecede gizli bir devrimci darbe girişimi idi, oysa
sonraki girişimlerde gizlilik faktörü yoktu ve gitgide üst düzey komuta
dengelerine dayanıyordu, ondan da devrimci bir niteliğe sahip olamazdı.
Yön
dergisi, Türkiye’deki birçok tabuları yıkmış çok önemli bir girişimdir. Gönül
isterdi ki, Yön, TİP ile güçbirliği halinde olsun. Yukarıdaki temel nedenlerle
olamazdı. Onların özlemi, Türk-İş’in de içinde bulunduğu çok daha gevşek bir
kuruluştu; “Çalışanlar Partisi” girişimi buradan kaynaklanıyordu. Oysa TİP
vardı ve aksine bu girişim TİP’i Aybar’la, giderek Boran’la eski solun önemli
bir kanadı ile uzlaşma yoluna sokacaktı. İşte Sosyalist Kültür Derneği kuruluş
girişimi bu ortamda yer almaktadır. Biz TİP’liler bu kuruluşu yeni bir partinin
nüvesi olarak gördük. Oysa böyle bir derneğin Parti bakımından çok önemli bir
fonksiyonu olabilirdi.
O
zamanki kanunlara göre üniversite öğretim üyeleri partilere katılabiliyorlardı.
Ancak esas aydın kadro, memurlar, öğretmenler parti üyesi olamıyorlardı.
Partinin yan kuruluşu olarak böyle bir dernek, bu kanuni olumsuzluğu yok
edebilirdi, uzlaşma çok önemli idi. Kaldı ki, derneğin kurucu üyelerinden
bazıları az sonra TİP’e girdiler, Senatör Niyazi Ağırnaslı, Prof. Sadun Aren
gibi. Ancak hiç de böyle olmadı. Nedeni TİP ile Yön grubu arasındaki temel
görüş ayrılığı ve TİP üst yönetiminin sekter davranışında yatmaktadır. Şimdi
olayın oluşmasını izleyelim.
Vatan
Gazetesinde Toplantı
18
Ağustos 1962 günü Genel Başkan Mehmet Ali Aybar, bazı üyeleri telefonla Genel
Merkez’e çağırdı, kuruculardan Şaban Yıldız, İbrahim Güzelce, daha parti üyesi
olmayan Dr. Nihat Sargın ile Cemal Hakkı Selek, Av. Cenani Güngördü, Av. İhsan
Ungör gibi GYK üyeleri, MHD üyesi Av. Nebil Varuy, İl Sekreteri Nazife Cemgil,
Müzehher Va-Nu, Moris Gabay ve ben toplantıya katıldık. Aybar, söz alarak Türkkaya
Ataöv’ün kendisine geldiğini, kurmakta oldukları Sosyalist Kültür Derneği’ne TİP’li
arkadaşların katılmasını istediklerini, Derneğin bazı gazetelerin söylediği
gibi yeni geniş bir partinin nüvesi olmadığını, TİP’e karşı olmadığını, aksine
partiye giremeyecek olan sosyalist eğilimli memurları toparlamak amacında
olduklarını, Ankara’da hazırlanan Tüzüğü getirmediğini, İstanbul’da yapılacak
toplantıya partililerin katılması istediğini bize nakletti. “Gidin,
tartışmаlara katılmadansa onların fikirlerini öğrenin” direktifini verdi. Az
sonra Türkkaya Ataöv geldi, partililere tanıştırıldı. Güzelce mazeret beyan
etti, yolda eski Genel Sekreter Olcayto İlter ile Genel Sekreter Sendikacı
Rüştü Güneri bize katıldılar. Vatan gazetesine gittik. Alındığımız büyük
salonda Cemal Reşit Eyüboğlu, Doğan Avcıoğlu, Vatan yazarları Mehmet Kemal ve İstanbul
Universitesi’nden öğretim üyeleri bulunuyordu. Çağrılan Yaşar Kemal gelmemişti,
az sonra matbaacı Asaf Ertekin bize katıldı. Olcayto İlter ise verilen
direktifleri bilmemekteydi. Toplantının zabıtları aynen şöyledir:
Doğan
Avcıoğlu: Buraya Sosyalist Kültür Derneği’nin tüzüğünü hazırlamak için
toplanmış bulunuyoruz. Önce derneğin gereği üzerine karar verip sonra da Tüzüğü
hazırlamak üzere bir komisyon kurarız, İstanbul’a gelmeyen arkadaşlarımız var,
ayrıca Ankara’da 200 kişi kadarız.
Şaban
Yıldız (TİP): Doğan Avcıoğlu “Tüzük yok, burada hazırlarız,”
diyor, biz ise var diye biliyoruz. Bu ne demektir?
Türkkaya
Ataöv: Tüzük var, ancak taslak halinde, daha sonuçlandırılmadı.
Rasih
İleri (TİP): Tüzük getirilsin de onun üzerinde konuşalım.
Doğan
Avcioğlu: Tüzük yoktur.
Cemal
Reşit Eyüboğlu: Önce Başkanlık seçilsin, gündem yapılsın, sonra
da derneğin gereği üzerinde durulsun, tüzüğü hazırlamak için ikişer kişilik bir
komisyon kurulsun.
Sesler: Cemal
Reşit Bey başkanlık etsin.
Cemal
Reşit: Benim işim var, az sonra ayrılmaya mecburum, başkanık
yapamam. İşçi arkadaşımız Şaban Yıldız bey başkanlığa geçsin.
Rasih
İleri (TIP): Doğan Avcıoğlu riaset etsin (Not: TİP’teki
konuşmaya göre bir TİP’li başkanlık edemezdi).
Doğan
Avcioğlu: Ben konuşacağım, başkanık edemem.
Sesler: Zararı
yok.
Doğan
Avcioğlu: Pek iyi öyleyse.
Şaban
Yıldız (TİP): Gündem hakkında bir karara varalım.
Rasih
İleri (TIP): Burada bulunanlar iki gruba ayrılabilir. TİP’liler
ve TİP’li olmayanlar. Biz partililer Tüzüğümüze, bildirimimizdeki amaç
maddesine bağlıyız. Böylece bizim doktrinimiz, sosyalizm anlayışımız bellidir,
açıktır. O yüzden, yararlı bir konuşma olabilmesi için, eş bir duruma girmemiz
için, partili olmayanların sosyalizm derken ne anladıklarını açıklamaları
gerekir.
Olcayto
İlter (TİP): Önce ilkeler üzerinde durmak gerekir, burada her
şeyden önce böyle bir derneğin ilkelerinin ne olacağını tartışmalıyız, saptamalıyız.
Cemal
Reşit: Önce hal olunacak mesele, dernek gerekli midir, değil midir?
Ondan sonra, bu olanaklı mıdır meselesi gelir ve böylece daha geniş bir
toplantıya yol açılır. Nihayet burada bir komite kurulur, komite gündemi
saptar, programı, tüzüğü kaleme alır.
Nazife
Cemgil (TİP): Türkkaya Ataöv’ün partiye gelip bize
anlattıkları ile buradaki durum tamamen değişik, biz belirli bir tüzük üzerinde
bilgi almak ve tartışmak için çağrıldık. Bu mesele aydınlatılmalıdır. Sonra da
sosyalizm kavramınız üzerinde durulmalı.
İhsan
Üngör (TİP): Bize tüzük hazırdır dendi, aydınlatıcı bilgi
almaya geldik. Önce esas hakkında fikir edinelim, ancak ondan sonradır ki fayda
üzerinde konuşulabilir.
Dr.
Nihat Sargın (Temel Haklar Derneği): Aynı şeyleri söylemek
istiyordum, lüzum, fayda gibi sözlerden önce izahat almamız gerek. Üstelik
burada Çalışanlar Partisi’ni kurmaya teşebbüs edenler karşımıza çıkıyor. Bu
dernek ile Çalışanlar Partisi’nin ilişkisini de bilmeliyiz.
Türkkaya
Ataöv: Tüzük hazırlığı yapılmıştı, Doğan beyle ayrıldığımız, bu
hazırlık hakkındaki görüşten gelmektedir, hazırlığın derecesine bağlıdır. Ben
ona tüzük nazarıyla bakıyordum, kendileri ihzari çalışma olarak bakıyorlarmış,
fark, bir derece farkıdır. Özet şudur: Tek bir sosyalizm vardır, dernek onu
yaymak için kurulmaktadır, bu ise konferanslarla, yayınla, yıldönümlerde
yapılacak faaliyetle olur.
Doğan
Avcıoğlu: Çalışanlar Partisi’nin Yön dergisi ile bir alakası yoktur,
ondan bağımsızdır, aramızda onunla ilişkisi olanlar ilişkilerini kesmişlerdir.
Çalışanların kuruluş faaliyetleri de ne raddededir, bilmiyoruz. Çeşitli
sosyalizm anlayışları vardır, değişik partilerde sosyalist fikirli kişiler
vardır. Karşılaşılır, tartışılır ki, sonunda açıklığa varılsın. TİP’liler ise “Belirli
bir sosyalist görüş var” diyorlar.
Sencer
Divitçioğlu: TİP’lileri anlıyorum, onlar tüzüklerine bağlı
olmakta haklıdırlar, Yöncüler “İki, üç partide sosyalistler var” diyor, “Ilımlı
sosyalizm” deniyor, burada bugün bunun tartışılmasına olanak yok. Komisyon
kurulsun. Sosyalizm tektir. Bu dernek mutlaka işçiye dayanmalı, çoğunluğu TİP’li
olmalı, ağırlık İşçi Partisi’nde, hatta işçide olmalı.
Çeşitli
Sesler: Tabii sosyalizm tektir. Bir tek sosyalizm vardır.
Olcayto
İlter (TİP): Kolayına kaçmayalım, tartışma olabilir,
kanunlarımıza göre memurlar parti ve politikaya giremez, karışamaz. Halbuki
bunların arasında, aydınlar, sosyalizme eğilimi olanlar var. Karşılıklı ikna
gerek.
Doğan
Avcıoğlu: Ankara'da bir iki yüz kişi var, TİP’in de sekiz bin üyesi
varmış. Ankara’da toplantı yapılsın, ondan sonra daha geniş bir toplantı
yaparız, İstanbul’daki arkadaşlarımızdan da gelmeyenler oldu. Bir fikir ayrımı
karşısındayız: “Belirli sosyalizm” ile “bütün sosyalizmler” fikirleri
çarpışıyor.
Türkkaya
Ataöv: Çeşitli sosyalist anlayışlardan gelecekler olacaktır, ancak
belirli bir sosyalizme göre eğitim yapılacaktır.
Cenani
Güngördü (TİP): Sencer bey, “Aydınlardan çok işçiler bulunmalı”
diyor, Doğan Avcıoğlu aksi görüşte, çeşitli sosyalizmden söz ediyor. Bu yol
birleştirici midir? Bir aydın-işçi meselesi çıkıyor ortaya.
Olcayto
İlter (TİP): İlerici insanları biraraya getirmek gerek.
Gericiler bir güç halinde birleşti, maddi olanakları büyük. Karşı taraf
birleşik cephe halinde, onlara karşı biz de cephe kurmalyız.
İdris
Küçükömer: Tek bir sosyalizm vardır, onun açık tarifini yapmak gerekir.
Tartışma ancak bu sosyalizmin bir memlekette uygulama derecesi ve şekli
üzerinde olabilir. Hangi sosyalizm diye bu anda üzerinde fazla durulamaz.
Yönetmelik gelsin de görelim.
Moris
Gabay: Beylere bir soru sormak isterim: İşçi sınıfının dışında
sosyalizm düşünülebilir mi? Önceden bu noktayı açıklasınlar.
Cemal
Reşit: Fikrin yayımı söz konusu. Yayım yok, bu konularda cehalet
büyük, kanunlar malum. Şüphesiz emeğin dışında sosyalizm olamaz. Bunun yöntemi
evolütif olacak, bunda kanuni zorunluluk var. Gericiler birieşiyorlar, o kadar
zıt düşünüyoruz ki, sosyalizm denince arkasından “Nasyonel-Sosyalizm çıkmasın”
diye düşünenler, çekinenler var aramızda. İşçi hareketini bölmenin düşmanıyım.
Mesele dışarıdan hazırlamaktır, dernek kurulmalı, biz ilericiyiz. “TİP’e ne
kadar yakınız?” sorusu akla geliyor, etkili olmak için beraberce çalışmalıyız.
Rasih
İleri: Doğan Bey’in fikrine katılyorum, her şeyden önce Ankara’da
toplanıp karşımıza somut bir tüzükle çıkmaları daha faydalı.
Rüştü
Güneri (TİP G. Sekreteri): Doktrin yayma derneğidir bu, bundan
kitleler üzerinde ayrılıkçı etkileri olup olmaması çok önemlidir. TİP’li olarak
bundan dolayı fikir istikameti bakımından açık olarak kanaat getirmedikçe bu
işe girişmeyi hatalı görüyoruz; çünkü bu, alelade bir dernek değildir. Ekonomik
ve sosyal şartların meydana getirdiği bu akım iyi bir yol almazsa tehlikelidir.
“Sosyalizm birdir” diyorlar, halbuki bugünkü realitede çeşitleri vardır. Gidiş
şeklini görmedikçe partili olarak tereddütlüyüz.
Nasıl
Bir Dernek?
Doğan
Avcıoğlu: İster istemez doktrine kayıyoruz, halbuki dernek gözümüzün
önünde olmalı. Bu, bir sosyalist fikirler çarpışması ve tartışması derneği
olmalıdır. Bu, bir parti değildir ki, kapalı doktrini olsun, dernek bir
eğilimler topluluğudur.
Mehmet
Cengiz (Tuncer): Sonraki laf önceden söyleniyor. Nasıl ki körler
derneği üyelerinin, idarecilerinin kör olması gerekmezse, Sosyalist Kültür
Derneği’ne de sosyalist olmayan dahi girebilir. (Gürültüler)
Rona
Aybay: Bu dernek, parçalanmaya matuf bir dernektir. Tüzükte
sosyalizmin birliği veya çokluğu nasıl formüle edilir, kelime olarak sosyalizmi
alırız. Sonra bildirileri yönetim kurulları yayınlar, parçalanma kaçınlmazdır.
Ya önceden doktrin saptanır, o zaman parçalanma baştan olur veya doktrin açık
bırakılır, ilk karar ve bildirilerde parçalanma vuku bulur. Mesele, parçalanmanın
önceden mi, sonradan mı olması daha iyidir meselesidir, ona karar vermeliyiz.
Herhalde başta olmasa daha yararlıdır.
Rasih
İleri: Fikirler sosyal bir kuvvettir, fikirler kitlelere nüfuz
edince onları harekete getirir, ondan dolayı, bu konuda çok hassas olmalıyız.
Burada hep “Sosyalizm birdir” diyoruz. Halbuki sosyal mücadeleler tarihi bize
gösterir ki, doktrin partilerinin varolduğu batı memleketlerinde ayrı sosyalizm
anlayışları işçi sınıfını bölmektedir. İşçi sınıfı, değişik sosyalist
partilerinin arkasından gitmektedir; neticede parçalanmakta, tarihi rolünü
oynayamamaktadır. Ondan konu çok önemlidir ve Türkiye’de aynı duruma imkân
vermemeliyiz, sosyalizmin kapsamı üzerinde durmalıyız.
Cenani
Güngördü (TİP): Dernek, ancak aydınlar arasında sosyalizmin
tarifini yapacak bir kulüp olmamalı, bir sohbet kulübü olmamalı. Aksine, arkadaşımızın dediği gibi emekçilerle ciddi teması olan, onlarla fikir
alışverişinde bulunan bir topluluk olmalıdır.
Oğuz: Demin
bölünmeden, ayrılmadan bahsedildi, oysa farklaşma ve etki demeli veya ayrı ayrı
gruplaşma, bu bir olgunlaşmadır. Komitenin kurulması şarttır, Ankara’dakilerle
temas gerekir.
Sencer
Divitçioğlu: Yönetmelik uygun olursa imzamı koyarım, ancak
böyle olması için Ankara’da gerçek işçi hareketlerini ifade edecek bir tutum
olsun, işçi kitlelerinin yararına olsun, sonuç olarak önce yönetmelik gelsin.
Ancak fazla çerçevelersek sonunun nereye varacağını hepimiz biliriz.
İhsan
Üngör (TİP): Aynı fikirdeyim. Amaç, belirli bir sosyalizmini
yaymak olmalı, yoksa bunun aldatıcı etkileri olabilir. Cemal Hakkı bey de böyle
düşünüyor.
Türkkaya
Ataöv: Sosyalist olmayan da doğal olarak derneğe girebilir, ancak
yönetim kuruluna giremez. Nasyonal-sosyalizmden söz edildi, nasyonal-sosyalizm
sosyalizm değildir. Çeşitli sosyalizmlerin taraftarları yönetim kuruluna
giremezler, oysa üyeler için onlar, sosyalizmi dışarıdan öğrenip derneğe
giremezler, eğer sosyalizm hakkında dışarıdan bilgi edinmek kabil olsaydı, derneğe
lüzum olmayabilirdi. Partilere giremeyenler, memurlar derneğe girebilirler,
faydası buradadır.
Dr.
Nihat Sargın: “Sosyalist olmayan da girebilir” denemez, Nasıl
sosyalizm diye tartışma olmaz, nasl uygulanır diye olur. Yoksa “İlerici
Aydınlar Derneği” diye kurulabilirdi. Sorun, işçiye kendi insiyaki fikirlerinin
sosyalizm olduğunu göstermektedir. Yoksa bugün sosyalistlikle bir ilgisi
olmayanlar, “Sosyalistiz” diyorlar, bu, bir moda oldu. Olaylarda taraf tutmalı,
dışarıdakilere kültür vermeli.
Nebil
Varuy (TİP): Tüzükte, “Derneğe girenler sosyalisttir, insanın
insan tarafından sömürülmesi sistemine son vermeye taraftır, emekten yana ve
emekçi halk yığınlarının katkısıyla işleyen bir devletçiliğe taraftardır,
ulusal gelirin emeğe göre gelir ilkesine göre bölünmesini ister” şeklinde açık bir
ifade yer almalıdır.
Rona
Aybay: Oğuz’un sözünü toplu hale getirelim, sosyalizmin sağında,
solunda olunabilir. Teklik vardır, ancak bu o kadar sarih değildir, sağ ve sol
kanatları olabilir.
Mehmet
Cengiz: Ben, demin abartıp fikrimi aşmıştım, ancak “Bu sosyalizmi
beğenmiyoruz” demek daraltıcıdır.
Nebit
Varuy (TİP): Bu tehlikelidir.
Bir
Ses:
Parçalayıcı.
Doğan
Avcıoğlu: Konu bitiyor. Ankara’daki konuşmalarda “Önce tarif” dendi.
Sonra büyük çerçeve fikri hâkim geldi, orada parçalanma üzerinde durulmamıştı.
Şimdi gidip durumu Ankara’da anlatırız. “İstanbul’da tarif üzerinde duruluyor”
deriz. Tarifin istikameti hakkındaki fikirleri naklederiz.
Nazife
Cemgil (TİP): Kör misali abartma imiş, böyle şey olmaz.
İhsan
Üngör (TİP): Dönüşte Ankara’daki arkadaşların listesini,
isimlerini isteriz.
Cenani
Güngördü (TİP): Sade tarif değil, nasıl tarif olacağı önemli,
Sencer beyin dediği gibi.
Doğan
Avcoğlu: Nebil bey tarifi açıkladı.
* * *
Ankara’dan
dönüşte yeniden toplanmak üzere oturuma ara verildi, sonraki konuşmalar kişisel
olarak devam etti ancak ikinci bir toplantı olmadı. Kısa bir süre sonra Nihat
Sargın, Sencer Divitçioğlu, İdris Küçükömer, Türkkaya Ataöv TİP’e üye oldular.
Dört ay geçti. Derneğin kurulacağı, Doğan Avcıoğlu’nun Partiden kimlerin kurucu
üye olabileceklerini sorduğu bildirildi. Bunun üzerine Partiden aşağıdaki
telgraf yollanıldı:
Türkiye
İşçi Partisi Genel Merkezi
Cağaloğlu,
28 Aralık 1962
Sayın
Sadun Aren, SBF’de Profesör. Sureti: Türkkaya Ataöv, SBF Asistan, Mümtaz Soysal
SBF Doçent, Doğan Avcıoğlu, Ziya Gökalp Cad. 28/1, Yenisehir, Yunus Koçak TİP
Ankara.
Sosyalist
Kültür Derneği kuruluşuna partimiz mensuplarının da iştiraki hakkında vaki
tekliflerinizi inceleyen MYK’miz faşizmin ciddi bir tehlike haline geldiği şu
günlerde toplumcu kuvvetlerin birleşik ve bölünmez bir cephe teşkil etmeleri
lüzumuna bir kat daha kuvvetle inanarak aşağıda adları yazılı üyelerimizin
Türkiye İşçi Partisi mensubu olduklarını belirtilerek, Dernek kurucuları
arasına ithalleri hususunun teklifine karar vermiştir. İmza formalitesinin
ikmali için tüzük nüshasının tarafımıza gönderilmesini rica eder, en samimi
başarı dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı
Mehmet Ali Aybar
(TİP’li
Kurucu Listesi)
İhsan
Üngör (Av.), Nebil Varuy (Av.), Orhan Arsal (Av.), Şaban Yıldız (Sendikacı),
Kemal Nebioğlu (Send.), Selahattin Hilav (Yazar), Demir Özlü (Yazar), Rasih İleri
(Yazar), Şaban Erik (Send.), Tahir Öztürk (Send.), Yunus Koçak (Av.), Nazife
Cemgil (öğretmen), Sina Pamukçu (Av.), Minnetullah Haydaroğlu (Av.), Behice
Boran (Yazar), İbrahim Denizcier (Send.), Reşit Güçkıran (Send.), Ahmet Top
(Send.), Adnan Cemgil (Yazar), Cenani Gümgördü (Av.), Fethi Naci (Yazar),
Abdülgafur Demir (Send.), İbrahim Çetkin (Send.) Türkkaya Ataöv (Yazar),
Müşerref Hekimoğlu (Yazar), Mehmet Selik (Yazar), Şevki Erencan (Send.), Celal
Topçuoğlu, Kemal Türkler (Send.), Şükrü Bıçakcı (Av.), Şinasi Yeldan (Av.),
Halit Çelenk (Av.), Uğur Cankoçak (Yazar), Salih Özkarabay (Send.), İbrahim
Güzelce (Send.), İsmail Sığın (Send.), Müzehher Va-Nu (Yazar), Suha
Çilingiroğlu (Av.), Nuran Yuluğ (Av.), Nurullah Tuğsavul (Av.), Doğan Özgüdün
(Yazar), Edip Cansever (Yazar), Ali Yaşar (öğrenci), Nurkalp Devrim (öğrenci),
Ali Babaoğlu (Öğrenci), Müşvik Erem (Mimar), Şerif Hülusi Kurbanoğlu, Kemal
Sülker (Yazar), Nihat Sargın (Doktor), Moris Gabay (İktisatçı), Yaşar Kemal
(Yazar), Metin İlkin (Eleştirici), Erdem Buri (Rejisör), Alp Selek (Av.),
Nevzat Hatko (Yazar), Kemal Incesu (Ressam), Aziz Sıradağ (Yazar), Doğan Akman (Av.),
Mecit Çakır (Send.), Galip Arda (Emekli Sb.), Sıtkı Eser (Terzi), Hasan Tufan
(Send.).
5
Ocak 1963 tarihinde ise aynı gerekçe ile Partiden bir mektup aldık. “63 üyenin
arasında sizi de SKD kurucuları arasına ithal edilmek üzere, Dernek
müteşebhislerine teklif kararını aldık. Keyfiyeti bilginize, bu Parti
vazifesini başarı ile ifa edeceğinizden emin olarak sunarım" deniliyordu
bu mektuplarda.
Oysa
19 Aralık 1962 tarihli Yön dergisinin kapağında “Sosyalist Kiltür Derneği
Kuruluyor” başlığı, dergide ise Dernek Tüzüğü ile “SKD tüzüğüne bugüne kadar
imza koyanlar” diye bir liste yayınlanmış, TİP’in başvurusundan hemen sonra da
yanıt dahi verilmeden dernek kurulmuş ve Devlet Planlama Teşkilatı eski Müsteşarı
Sayın Osman Nuri Torun Dernek Başkanlığına getirilmişti (9 Ocak 1963 tarihli
Yön dergisi).
Aslında
dernek ölü olarak kurulmuş oldu, kendinden beklenebilecek hizmeti göremedi. TİP
ise memurları toparlayabilecek benzer bir girişime önayak olamadı; oysa elde
hazır olarak 63 kişilik bir liste bulunuyordu... Böylece karşılıklı ince
hesaplar ve karşılıklı oldu bittilerle bir fırsat daha kaçırılmış bulundu.
Yön
dergisi, zaten baştan beri TİP’e pek yer vermemiştir. 1965 seçimlerinden hemen
sonra Yön dergisinde “TİP Tartışmaları” diye bir polemik başlatıldı (Haziran
1966). Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak sert bir yanıt yazısı yolladım. Parti
ise derhal Partililerin bu polemiğe katılmamalarıı kararını aldı. Tartışma, TİP'in
Malatya Kongresi’ne kadar sürdü.
Bu
polemiğin hikâyesini Mihri Belli Olayı I kitabımda aktardığımdan,
üzerinde durmayaсаğım. Daha önceleri Yön’e iki yazı vermiştim, basılmadılar.
Birincisi, TKP 1951 tutuklamaları ve davası hakkında idi, yazıyı yollamadan
Reşat Fuat’a kontrol ettirmiştim. Doğan Avcıoğlu Erdoğan Bektay’a göstermiş, o
da “Yazılacaksa biz yazarız” deyip basılmasına mani olmuş. Reşat ağabeyin
okuduğunu işitince üzüldü. Kol kırılır yen içinde kalır hikayesi. İkincisi ise
Atatürk’ün “komünizmi gördüğünüz yerde eziniz” sahte direktifinin nasıl
uydurulduğunun bilimsel ispatını kapsıyordu, o da basılmadı. Bir süre sonra
konuyu Çetin Altan, eksik olarak ele aldığında yazımın suretini kendisine
götürdüm. “Bu konuda önemli bilgilerim var” deyince yazımı çekmecesinden
çıkarttı. Avcıoğlu kendisine vermiş, “Senin yazını tartışmaya olanak
vermiyordu; isteyerek açık verdim ki yanıt versinler, olay yaratılsın” diye
bana bir gazetecilik dersi verdi.
Devrim
dergisinde ise bir tek yazım çıktı, I. Şube Müdürü Ilgız Aykutlu Genel
Sekreteri olduğum İstanbul İşçi Birliği’ni basmış, “Bir cunta getirip sizi
ezeceğiz” demişti. Doğan’a söylediğimde, “Yan odaya geç, ister makale, ister
röportaj, ne istersen yaz” demişti. Yazdım, çıktı. Sonradan anlayacaktım ki,
bana verilen bu itibar, iki cunta arasındaki çatışmadan kaynaklanıyordu.
Ne
olursa olsun, gerek dergileri ile, gerekse incelemeleri ile Doğan Avcıoğlu'nun
Türk fikir hayatında önemli bir yeri vardır ve sanıyorum ki ikimiz de
birbirimizi sever ve sayardık. Yazımı Doğan Avcıoğlu’nun Atatürk ve Komünizm
kitabım hakkındaki yargısa ile bitireyim. “Ecevit’in kitabının büyük yanılgılarından
biri, demokrasi ile liberalizmi karşılaştırmasıdır... Atatürk günlerinde sol
eserler rahatıkla yayınlanabilmekteydi. İdam cezalı 141. ve 142. maddeler
yoktu. Ecevit, Rasih Nuri İleri’nin son kitabını okumalıdır” (Devrim, 4 Ağustos
1970).
Rasih Nuri İleri
Kaynak
[Kaynak: Toplumsal Kurtuluş, Sayı 5, Kasım 1987, s. 32-35.]


0 Yorum:
Yorum Gönder