02 Kasım 2026

, ,

Pasolini’nin Külleri


İtalyan fotoğrafçı Vittorio La Verde’nin beni sürekli etkileyen, uyuyamadığım zamanlarda bana eşlik eden, beni içine doğmadığımdan bilmediğim sepya tonunda bir zamana götüren bir fotoğrafı var. Tarih 5 Eylül 1975, Roma’daki İspanyol Meydanı. Ön planda, bir mikrofonun önünde, koyu renk gözlükleri, avurtları çökük, geriye doğru taranmış saçları ve dönemin modasına uygun kısa kollu polo tişörtüyle Pier Paolo Pasolini’yi görüyorum. Arkasında büyük harflerle İtalyanca yazılmış bir pankart asılı: “Basklı vatanseverlerin hayatlarını kurtarın.”

Fotoğraf, Franco rejimine ve Burgos’ta José Antonio Garmendia ve Ángel Otaegi’nin idam cezalarına hükmeden askeri mahkemeye karşı gerçekleştirilen bir nöbet eyleminden. Eylem, Antonio Gramsci’nin kurduğu L'Unità gazetesi, sendikaların, politikacıların, Katolik örgütlerinin, sanatçıların ve aydınların “Basklı anti-faşistlerinin yanında” birleştiğinin delili. Göstericiler, Vatikan’daki İspanyol büyükelçiliğinin yakınında toplanmışlar. Franco’nun Garmendia’nın cezasını azaltacağını ancak Txiki ve Otaegi’yi idam ettireceğini henüz bilmiyorlar. Pasolini de kendisinin kısa bir süre sonra öldürüleceğini bilmiyor.

Beni rahatsız eden başka bir fotoğraf daha var. Roma’da, Katolik olmayanlın defnedildiği Testaccio Mezarlığı'nda, Paolo Di Paolo, Pasolini’yi Gramsci’nin mezarı önünde fotoğraflamış. Yıl 1960, belki de 1961, külleri yirmi yıldan fazla bir süredir orada yatıyor. Gramsci, 1937’de Roma’daki Quisisana Kliniği’nde, hapishanede geçirdiği korkunç sürecin ardından öldü. Mussolini, herhangi bir yıkıcı faaliyete bahane teşkil etmesin diye Gramsci’nin ölümünün ve defin işleminin gözetim altında tutulmasını emretti. Fırtına altında, boğucu polis kordonu eşliğinde bir başına toprağa verildi.

1957’de yayınlanan Gramsci'nin Külleri kitabında Pasolini, cenaze küpünün önünde onunla şiirsel bir diyaloga giriyor: “Kalbimde, ışıkta seninleyim, karanlık dehlizlerde senin karşındayım.”

L'Humanité gazetesinin ön sayfasında Gramsci’nin “Mussolini’nin hapishanelerinde on bir yıl süren acıların ardından” öldüğünü duyuran haberi buldum. Fotoğrafta, İtalya Komünist Partisi’nin genç lideri, oval gözlüklerinin arkasından bize bakıyor. Ancak makalenin solunda daha da cesur bir başlık var: “Hitler ve Mussolini’nin uçaklarının attığı binlerce yangın bombası Guernica şehrini küle çevirdi.” Tesadüfü ancak şimdi fark ediyorum. Guernica'nın yerle bir edildiği gün, Roma polis şefi, İçişleri Bakanlığı’na Gramsci’nin sağlık durumu hakkında kısa bir rapor içeren bir telgraf göndermişti: “Ölmesi bekleniyor.” Tam da o sabah öldü.

Bahsetmek istediğim bir başka fotoğraf daha var: İsa Mesih, güneş gözlüğü takmış, Gramsci’nin Hapishane Defterleri’ni okuyor. Gerçekte bu, Pasolini'nin “Aziz Matta’ya Göre Kitab-ı Mukaddes filminde başrol oynayan Katalan oyuncu Enrique Irazoqui. Filmi tekrar izlediğimde, çalan müziğin Hollywood epiklerinin senfonik müziği değil, Âmâ Willie Johnson’ın hayaletvari bir blues parçası olduğunu fark ediyorum. İsa Mesih, İngilizce konuşmuyor, ancak Calabria, Sicilya ve Abruzzo nüanslarıyla dolu yan karakterlerin lehçe süslemeleriyle tezat oluşturan, ciddi ve özlü bir İtalyanca konuşuyor.

Pasolini’nin karakterleri, akademi ve egemen sınıfların standartlaştırılmış diline kıyasla, lehçeleri tercih ederler. Aniden sahnenin merkezine yükselen, canlılıklarını ve giderek birbirine benzeyen tüketim toplumuna meydan okuyan, kenarda kalmış seslerdir bunlar. Marjinalleştirilmiş, dışlanmış ve muhalif kültürler, sadece yaratıcı değerlerini göstermekle kalmazlar, aynı zamanda tekdüzeliğin diktatörlüğünden de kurtulurlar.

Pasolini, Dekameron filmi için neden Napoli lehçesini seçti? Bunu 1970 yılında L'Espresso dergisine verdiği bir röportajda şöyle açıklamıştı: Neo-kapitalist, televizyon odaklı İtalya’ya karşı isyan etmek için.

21 Ekim 1975’te, suikastından kısa bir süre önce, Pasolini, Lecce'de profesörler ve öğrencilerden oluşan bir dinleyici kitlesine bir konferans verdi. Konuşmasının metni, ölümünden sonra Halk Dili başlığı altında yayınlandı, orijinal kaydı şu anda YouTube’da ücretsiz olarak izlenebiliyor. Pasolini, lehçelerin savunulmasının meşru bir muhafazakâr bakış açısından haklı çıkarılabileceğini savunuyor. Ancak, "bu, Bask Ülkesi’nin kendi dilini savunması gibi, derinden devrimci bir şeye dönüşmeli [...], ayrılıkçılığa varmalı ki bu son derece sağlıklı bir mücadele olurdu, çünkü bu ayrılıkçı mücadele, kültürel çoğulculuğun savunmasından başka bir şey değildir.”

Pasolini’nin İspanyol Meydanı’nda kalabalığa hitap ettiği gün, Fernando Arrabal, Francisco Franco’ya Garmendia ve Otaegi hakkındaki cezaların askıya alınmasını talep eden bir mektubu okudu. Aynı yıl, İspanyol oyun yazarı Guernica Ağacı filmini çekmişti. Filmde, çistular (Bask flütleri), zambombalar (sürtünmeli davullar), San Fermín dansları, orak ve çekiçlerin uyumsuz bir kakofonisi arasında pazara bombalar düşüyor. Atmosfer Akdeniz havasında. Yıllar sonra Arrabal, Guernica’ya benzeyen bir yer aramak için İtalya’yı nasıl gezdiğini anlattı. Bir öğleden sonra, Roma’daki Halk Meydanı’nda Pasolini, Aziz Matta'ya Göre Kitab-ı Mukaddes filmini çektiği küçük güney şehri Matera’yı tavsiye etti, çünkü burası, ona antik Kudüs’ü hatırlatıyordu. Pasolini için Guernica, bir bakıma Filistin’di.



Son bir fotoğraf karşıma çıkıyor. Pasolini, takım elbise ve kravatıyla Matera’nın çorak manzarasına bakarken, Enrique Irazoqui ya da belki de İsa Mesih, muhtemelen kendi ölümünü filme almadan önce derin bir nefes alıyor. Kurguda değil, gerçek hayatta, belirsiz bir gelecekte değil, şafakta, bileklerinizi bir kazığa bağlayıp altı Jandarma’nın makineli tüfeklerini boşalttığı anda öleceğinizi bilmenin nasıl bir his olduğunu merak ediyorum.

Pasolini, 2 Kasım 1975 gecesi öleceğini bilmiyordu. Ostia’nın Idroscalo bölgesinde kimsenin bilmediği koşullarda öldürüldü. Suç mahallinde şimdi bir park var ve onun adını taşıyor.

Jonathan Martinez
27 Eylül 2026
Kaynak

0 Yorum: