Habâset

28 Şubat sürecinde genelkurmayın Eğitim-Sen’i arayıp “bu yobazlara karşı bize üç bin kişilik bir öğretmen kadrosu listesi gönderin” dediği söylenir. O listeyi gönderenler, bugün TSK’nın AKP denilen ahtapotun ağına yakalandığından, “saray-ordu ittifakından” söz ediyorlar. Ordunun görevini bizatihi kendilerinin üstlendiğini söylüyorlar. Böylece TSK’yı sütten çıkmış ak kaşık olarak takdim ediyorlar.
Ortadoğu okuması da bu laisizm neferliği üzerinden yapılıyor. Sokakta bildiri dağıtan “yobazlar”ın üzerine yürüyerek, “izni var mı bunun?” türünden polis sorgusuna başvuruyorlar. Bölgeyi kendi özel saraylarından izliyorlar. O sarayları kutsamak için Saray’ı taşlıyorlar. Buradan da son yirmi yıldır Filistin direnişini kendi cephesinden omuzlamış Hamas’a küfrediyorlar. Doha’da yürütülen Fetih-Hamas müzakerelerinin çıkmaza girmesi üzerinden örgüte saldırıyorlar ve İslamcı siyasetin bitişini şampanyalarla kutluyorlar.
Mustafa Kemal Erdemol, isminin hakkını verip bu kutlama dâhilinde Hamas’a saldırıyor. Müzakereleri bitirenin Hamas olduğunu söylüyor. Hamas ise Gazze’deki memurların birleşik hükümet koşullarında ne olacağını soruyor. Erdemol solcu ya, o memurların işsiz kalmasıyla asla ilgilenmiyor. Ecdadı gibi kafatası ölçümü yapıp, o memurların kovulmasını isteyen Fetih’e destek veriyor. Hamas’ı köşeye sıkıştırma derdinde olan FKÖ’nün İsrail saldırıları öncesi örgütü dağıtma çabalarına buradan arka çıkıyor.
Erdemol laikse Elektronik İntifada yazarı Ali Ebunima da laik ve solcu. Ebunima, Erdemol’un arkasında durduğu, desteklediği Abbas ve Fetih için şunları söylüyor:
“Nelson Mandela anmasına katılan Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas Güney Afrika’da şunu söylüyor: ‘Hayır, İsrail’in boykot edilmesine dönük çabaları desteklemiyoruz.’ Ama milyonlarca insan, onunla asla aynı fikirde değil. Fiilî değişim, esasında tüm dünya genelinde, köylerinde, tarlalarında, balıkçı teknelerinde, mülteci kamplarında ve İsrail hapishanelerinde Filistinlilerin sergiledikleri direnişe ve kararlılığa yanıt veren insanların İsrail’i yaptıklarının hesabını vermeye zorlamak amacıyla örgütlenmesi sayesinde gerçekleşiyor.”
Solcu sitelerde yazıları yayınlanan Tarık Dana da şunları ekliyor:
“Fetih’in sorumsuz politikası, FKÖ’yü sömürgecilik karşıtı misyonundan koparıp, onu Filistin Devleti seçkinlerinin dar çıkarlarına teslim etti. Örgüt, Filistin toplumunu birçok kuruma ve örgüte nüfuz etmiş olan bir patronaj ağı ile böldü; bugün bu ağ, hem potansiyel liderliği atayan hem de muhalefeti marjinalleştiren bir mekanizma olarak iş görüyor.”
Joseph Massad ise şu tespiti yapıyor:
“FKÖ, yirmi yıl önce bu şartlarla kuşatılmış bir ortamda, Oslo Anlaşması olarak bildiğimiz sürecin ardından İsrail’e tamamen teslim oldu ve Filistin’in sömürgeleştirilmesini kabullendi.”
En az Erdemol kadar “laik” olan FHKC ise Filistin Yönetimi’nin, Abbas’ın İsrail istihbaratı ile işbirliği içerisinde yürüttüğü faaliyetleri konusunda şunu söylüyor:
“FHKC, Filistin Yönetimi’nin halkımız için tam bir felâket olan işgalci devletle işbirliğinde hareket etmesine bir son vermesini, onurlu birçok eylemcinin serbest bırakılmasını talep etmektedir.”
İşte Erdemol, o işgalci devletle işbirliği içerisinde çalışan örgüte yoldaştır. Massad’ın sözüne atıfla, Erdemol da İsrail’e ve sömürgeleşmeye teslimiyetin bir tezahürüdür. İslamî hareketler konusundaki cehaletini sosyal medya geyikleri ile örtbas etme derdindedir.
Bu teslimiyet, doğalında “Hamas’ı İsrail kurdu” türünden cümleler kurdurmaktadır. Ezilenlerin mücadelesinin bu denli büyümesine asla imkân vermeyen bu teslimiyet ideolojisi, tıpkı “PKK’yi MİT kurdu” diyenler gibi konuşmaktadır. FKÖ ve Fetih, baştan beri yürüttüğü İsrail’i tanımama-Filistin’in kurtuluşu çizgisini seksenlerin ortasından itibaren terk ettiği için kitleler yüzlerini Hamas gibi bir yapıya dönmüşlerdir. Müslüman Kardeşler çizgisi Filistin’de kırılmıştır. Filistin dönüştürücüdür. Yazı yazdığı gazetenin şeflerinin Bekaa kamplarında "Ahu Tuğba’nın Türk halkı üzerindeki etkileri"ni tartışmaları bu dönüştürücü etkiden kaçmak içindir. Bugün Erdemol’a dükkân açmaları bu sayededir. O da ekmeğinin karşılığını o geçmişe küfrederek ödemektedir. O nedenle Hamas’ın dar anlamda o bildiği İslamcı yapılardan bir yapı olmadığını anlamamaktadır.
Sosyal medyada bir devrimci örgütün mensupları Lübnan’da tertiplenen uluslararası toplantı için yaptıkları gezinin notlarını yayınlamıştı. O solcu gençler de kaldığı otelin kirliliğinden bahsetmekte, gittiği toplantıda FHKC’lilere kibirli bir ifade ile “Hamas ile ne işiniz var?” diye sormaktadırlar. Oysa Filistin’de hiçbir iş, küçük burjuvanın ideolojik gevezelikleri ile ilerlemiyor. O FHKC’liler gerektiğinde o Hamas’la birlikte savaşıyorlar. Hatta Tarık Dana, “İslamî Cihad, FHKC, hatta Fetih’in kimi militan kolları Hamas’ın Gazze’deki idaresinden memnunlar, zira örgüt burada askerî eğitim ve silâh temini konusunda herkese geniş bir serbestiyet tanıyor.” diyor. İşte Erdemol’un kör laikçiliğinin görmediği gerçek bu.
Öte yandan solun devletle konumlanışı açısından, yürüttüğü siyasetin “düşene bir tekme de ben vurayım” üzerine kurulu olduğunu görmek gerek. Kendisi teslim olduğu ölçüde İslamî hareketin teslimiyeti üzerinden bir tekme savurmayı iş edinmiş görünüyor. İslamî cenahın dişlerini sökme girişimine ortak olmak, bugünün ana yönelimi. Görülmeyense şu: bugün “o bildirinin izni var mı?” diye soranlar, yarın sokakta bildiri dağıttıklarında izin soran polisleri meşrulaştırmış oluyorlar. İslam’a yönelik saldırı, tüm ideolojilerin temelsiz kılınmasına dönük taarruz dâhilinde gerçekleştiriliyor. İdeoloji için ve içinde yaşayıp ölmek, egemenlerin hiç istemedikleri tehdit işte bu.
Erdemol yazısında açıktan yalan söylüyor. "Hamas’ın Fetih’in laik programından vazgeçmesini istediğini" söylüyor. Memurlar meselesinin önemini, FKÖ'nün Hamas’ın iradesini teslim almaya yönelik girişimlerini görmüyor, birleşme talebine karşın FKÖ’nün özel kurumlarını çalıştırmaya devam etmesinin ne anlama geldiğini idrak etmiyor. Gannuşi’nin İslamcılıktan vazgeçişine özel bir mim düşüyor, ama ilk fişeğin Erdoğan’ın Kahire’deki konuşması ile ateşlendiğine bakmıyor. Düşene tekme sallıyor. Ortadoğu malumatını iç siyaset malzemesi hâline getiriyor. Hamas ile Erdoğan ilişkisinin arka planını, onun bu kanaldan da nasıl tasfiye edilmeye çalışıldığını dikkate almıyor. Esasen bu gerçeğe sevinip el ovuşturuyor.
Erdemol’un “Mahmud” diye bildiği Muhammed Dahlan, yeni yönelimin habercisi. Dahlan, laik cenahtan gelme bir ABD ajanı. Paralar onda toplanıyor. Arafat’ı tasfiye eden Abbas’ın yerine onun geçeceği söyleniyor. Müzakerelerin tıkanmasının bir boyutu da Mısır-Katar gerilimi. Hamas FKÖ’leştirilmek zorunda. Yani Filistin’i bitiren, sömürgeleşmeye ve İsrail’e teslimiyet. İsrail’le anlaşıldığı noktada Erdemol gibi “yazarlar” bu nedenle İsrail’i aklayan, FKÖ’yü yaldızlayan yazılar yazmak zorunda. BDS hareketi bu yüzden Ayşe Düzkan’a teslim edilmeli, Düzkan her eylemde, ülkedeki Filistin sevdasını laikleştirmek için ideolojik hiçbir bağı bulunmadığı “FHKC” ile ilgili sloganlar atmaya mecbur. BDS hareketi dünya genelinde ciddi kazanımlar, mevziler elde ederken, onun burada basit bir aydın kulübüne indirgenmesinin sebebi burada. Erdemol ve Foti gibilerin “silâha ne gerek, diplomasi yürütmek lazım” diyen yazıları bu zeminde tedavüle sokuluyor. Devlete fikren ve zımnen yaklaştıkları ölçüde İsrail’i tanıyorlar, onu tanımayan iradeye laiklik-ilericilik kisvesi altında, düşmanlık ediyorlar.
Filistin’de yüksek ideolojinin adı Filistin’in kurtuluşu, İsrail’in yıkılışıdır. Küçük burjuva bir yerden, kafasının içindeki özel ideolojik birikimi satmaya çalışanlar, o yüksek ideoloji karşısında her daim diz çökeceklerdir. Filistin, Hamas’tan, FHKC’den, İslamî Cihad’dan ya da Fetih’ten yücedir. Bu gerçeği görmeyen helâk olacaktır. Filistin’in onurlu evlatlarına küçük burjuva kaprisleri üzerinden küfretmek asli kötülüktür. Filistin’in küreselleştiği, kürenin Filistinleştiği momentte bu tür kaprisler kolektif mücadeleye zarar verecektir.
Cidal Haksoy

Hiç yorum yok: