Garson Masa İyi Manzarayı Değiştir

İmralı’da kurulan masa yerli yerinde duruyor olabilir mi? Erdoğan’ın “izleme heyetinden haberim yok” dediği tarih 20 Mart. İmralı Notları’nın son tarihi 14 Mart. Notlar Öcalan’ın “benim ruhum genç” sözüyle son buluyor.
Erdoğan “bu iş istihbaratla yürümeli” diyor. Öcalan Notlar’da Erdoğan’ın Perinçek çizgisine yaklaştığından bahsediyor ama nasıl oluyorsa görüşmeler sürüyor. Bizim Erdoğan’a kilitlenmemizin istendiği manzarada başka ilişkiler gelişiyor. İstihbarat temsilcisi, Öcalan’ın “politika ustalığı”nı övüyor, ona “burası sizin toprağınız, ülkeniz, kimsenin haddine değil kovmak” diyor. Devletin bir “deli”nin kaprisi yüzünden belirli bir planını iptal edebileceğine inandırılmak isteniyoruz.
Masa dağılmamış olabilir mi?
Erdoğan ikide bir “PKK ile görüşen ben değilim” diyordu. Burada şizofrenik bir durum mu söz konusu? Erdoğan esasında yeri geldiğinde kendi, bazen AKP kimi zaman da devlet adına konuşuyor. Mesajlar buna göre iletiliyor. Belirli mesajlar onun ağzından bu tip dolayımlarla aktarılıyor.
Şimdi de masanın İncirlik ve Kobanê’ye doğru uzatıldığından bahsediliyor. Notlar’da belirgin Esad-İran hattı düşmanlığı göze çarpıyor. Karşılıklı ilişkiler dâhilinde kimi hamleler yapılıyor. Demirel’den ve AKP hükümetinden bahseden Öcalan “rodeocu” örneğini aktarıyor. Onun da devlet atına rodeocu misali bindiği anlaşılıyor.
Notlar’daki ifadelere bakılacak olursa, IŞİD’in Kobanê saldırısına dair sosyal medyadaki hava yalan üzerine kurulu. Türkiye’nin direnişe gizli ya da açık destek verdiği anlaşılıyor. Öcalan, “HDP Cemaat’le işbirliği kuramaz” diyor. 6-8 Ekim olaylarının “provokasyon” olduğunu söylüyor, darbeye zemin teşkil etme ihtimalinden dem vuruyor. Bu karışık manzaranın değiştirilmesi gerekiyor. Millet ölümle korkutulup sıtmaya razı ediliyor.
Fukara insanlar ise bu noktada şunu merak ediyorlar: Kobanê için ülkeyi yakanlar Sûr, Cizre, Yüksekova için neden yakmıyorlar? Oralar daha az mı değerli? Değer ölçütü mü değişti, toki midir artık o ölçüt?
Sonra HDP Erdoğan’ın diplomasını temize çekiyor. Demirtaş “MİT tırlarındaki silâhları Türkmenler PYD’ye satıyorlar” diyerek IŞİD iddialarını dinamitliyor. Masa sallansa da yerinde duruyor. Sırrı Süreyya, Önder’in baştemsilcisi olması hasebiyle, ortalıkta görülmüyor. Devlet o masada değiştiriyor manzarayı. Tüm mesele ise Suriye odaklı olarak ilerliyor.
Levent Gültekin de TKP’liler gibi muhayyel bir bürokratla konuşmasını aktarıyor. “Meczup” Erdoğan’ın iç savaşı göze aldığından bahsediyor. Devletin içeriyi konsolide etme girişimine bir “fail” olarak katkı sunuyor. Konsolidasyon, herkesin herkese karşı sivrilttiği dişlerinin söküldüğü, ortak “liberal-cumhuriyetçi” devlet kurgusu önünde diz çöküldüğü bir pratik olarak cereyan ediyor.
Her kabilenin putunun yan yana durduğu bir manzara, o kutsal pazar için, kuruluyor masa. Her şeyin başı ve sonunun kendisi olduğunu düşünenler, herkesi kendilerine mecbur etmeye çalışıyorlar. “Fikrini dayatma” ya da “eylemini dayatma” diyorlar. Masa sallansa da hükmünü yürütüyor.
Öcalan, kendi varlığı ile müşahhas kılınmış olan halk hareketini devlet içi çatlaklardan ilerletmeye gayret ediyor. Meşru olan bu pratik, sol siyasetin kısırlaşması, tecrit edilmesi ile sonuçlanıyor. İlerleme için bedel ödenmesi gerekiyor. İlerleme tanrısına, o putlara, kurbanlar verilmesi zaruri. Solun bu kurbanlardan biri olduğunu görmesi gerekiyor.
Bu kurban töreninin bir göstergesi “hem aydınlanmacılık eleştirisi yaptık” deyip hem de “Ne Kemalizm bizim çıkış referansımızdır ne de tersinden Kemalizm, Ermeni ve Kürt karşıtlığına indirgenerek tanımlanıp, tarihsel anlamda oynadığı rol itibariyle, göz ardı edilecek bir çizgidir (Türk modernleşmesinde oynadığı rol ve Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi olması, Kemalizm’in bir 'burjuva ideolojisi' olduğu gerçeğini değiştirmez)” demektir.
Kemalizm, bu düzlemde “kitleleri özne kılmayan, yukarıdan aşağıya gerçekleşmiş bir modernizm” olarak eleştirilmektedir. Böylelikle ilgili siyasi özne, aşağıdan modernizm ve Kemalizm peşinde olduğunu ikrar etmektedir. Türk ilerlemeciliğinin kazanımlarına sonuna dek sahip çıktığını söyleyen bu sol özneler, lafız düzeyinde, ideolojik katmanda devletle fikrî-zihnî rabıta kurmayı politika zannetmektedirler. Osmanlı’dan bugüne özel kişilerin eylemleriyle rabıta kurmak sağcılara; laflarıyla rabıta kurmak solculara düşmüştür. Bu nedenle “Türk modernleşmesinin ve ilericiliğinin birikimlerini sahiplenmek ve ileriye taşımak gerek” denilmek zorundadır.
Notlar’da PKK’nin geçmişte AKP’ye iki yüz bin kişi gönderdiği de söylenmektedir. Modernleşme ve ilericilikle girilen flört ilişkisi de CHP’ye dairdir. Burjuva partilerle ve tabanlarıyla kurulan bu ilişkide bir sorun olduğu açıktır. Meseleler gene yukarıda, yukarıdan, yukarıdaki rüzgârlarla çözülmek istenmektedir. “Kitleleri özne görmeyen Kemalizm” söylemi bu solcular şahsında yeniden üretilmektedir.
Kemalizm biraz da İran’a nispetle oluşmuş bir ideolojidir. “Hakan Fidan’ın meseleleri felsefî ele aldığını” söyleyerek onu öven Sırrı Süreyya, Kasım Süleymani için şu ifadeyi kullanmaktadır: “Kasım Süleymani’nin devreleri biraz karışmış. Kayışı kopmuş boşa dönen motor gibidir.” O “motor” bugün Bahreyn’de vatandaşlıktan çıkartılan muhalefet lideri için o devleti tehdit etmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki PKK, otuz yıl sonra İran devrimi ile sarsılan Türk müesses nizamına hâlâ kendisini işaret etmek zorunda.
Bülent ise parmaksız, işaret ettiği bir ufuk yok. Direkt Öcalan ile onun solculuğu üzerinden rabıta kurarak, burada “Türk PKK’si” kurabileceklerini zannediyorlar. O nedenle “Sosyalizmi Türk kültürünün içinden, bu kültürden beslenerek, bu kültüre yaslanarak kuracağız” diyorlar. “Yurtsever” olduklarını haykırıyorlar. Ardından da “Kürd’ü Türk’le birleştirenin sol olduğunu söylüyorlar. “Bize destek verin ki Kürdler ayrılmasın” diyorlar. Bu söylemin TKP’nin yirmi yıldır ürettiği ideolojinin bir karikatürüne yol açacağına şüphe yok.
İslam ile ilgili değerlendirme de aynı birlikçi düstur üzerine kurulu. Manzarayı dağıtan bir olgu olarak İslam, politik niteliğinden arındırılmak isteniyor. O kültürel, bireysel bir değere kapatılmaya çalışılıyor. Masa ve manzaranın ilişkisi, hep bu yaklaşım üzerine kurulu. İslam’ın hayatı örgütleyen bir güç olmaktan çıkartılması zorunlu. Bunun için İslam içinden o muhayyel sosyalizm siyaseti için seçki yapmak, onu gereksizleştirmek gerek. Bu, Müslümanlarla değil, liberallerle ilişki kurulacağının ikrar edilmesidir. “IŞİD’in esas nedeni dışsaldır” deyip “AKP-IŞİD faşizmi” söylemini programının başına yazmak, buradan tüm Müslümanlara savaş açmak, ama o dışsal olana zerre laf etmemek, bu liberalizmin tezahürüdür. “Çokluk birliğe aşkındır” denilen teoloji, bu ideolojinin bir parçasıdır. “Çemberler demokrasisi”, hayata efendilerin aritmetiği ve matematiği ile bakanların fikrî pratikleridir. Zira bu pratik “tek dünya tarihi vardır” demekte, sadece onunla ilgili malumatına odaklanmaktadır.
Evet, o masa bu tarihe içrektir, ona uygun bir manzara lazımdır.
İrade, o masaya layık görülmeyenlerin, oradan düşen kırıntılara razı edilmeye çalışılanlarındır. Manzarayı değiştirecekler onlardır.
Kerem Kamoğlu

Hiç yorum yok: