İflas

AKP’yi İslam üzerinden eleştirenler boşa kürek çekiyor, AKP’nin İslam’la alakası yok. Solu, sosyalistleri sol ve sosyalizmle eleştiriyorlar, bu da boşa uğraş çünkü sol solculukla, sosyalizmle alakasız.
Yıllardır herkes popçu Çelik gibi konuşup hareket ediyor. Gündemde yerini alması, bir viraj alma istemiyle bağlantılı. Kıvırmaya çalışıyorlar. Koç’a, Sabancı’ya “yoldaş” diyenler, işçi eylemlerini iki günde satanlar, sendikaları ağalara teslim edenler, burjuva siyaset koridorlarında nefes alıp verenler, bugün Çelik’e vurarak yükselmek istiyorlar. Bugün bir çeşit “Atatürk tarikatı” üyesi Red Dergisi’nin Çelik’i eleştirmeye hakkı yok, dönüp kendi yazdıklarına bakması gerekiyor.
Aynı durum Erdoğan’ın “kente ihanet ettik” açıklaması için de söz konusu. Genel bir kriz hâlinden söz ediliyor, inşaat sektörünün iflasın eşiğine dayandığı iddia ediliyor. Tabanı kontrol altına almak için ediliyor o sözler. “Evlerimiz büyüdü gönüllerimiz küçüldü” türünden afili laflar bu yüzden ediliyor. Burjuva siyaset sahasında o nedenle “fakiriz olum” diye başlanıyor cümlelere. Pantolon düşmesin diyedir bu laflar.
Tabii ki kimse Demirtaş’ı o cümlesi için “eril dil” kullanmakla eleştirmiyor. Fakirlik edebiyatı ile dalga geçmiyor. Batılı mahfillerden gelen bol felsefî ambalajlarla süslenmiyor o sözler. Çünkü kriz var ve yoksul halkın rehabilite edilmesi, çapaklarının alınması, öfkesinin yumuşatılması, denize ulaşmadan kuruyacak derelere boşaltılması gerekiyor. Herkes neoliberalizmden aldığı paydan memnun. Bu memnuniyet, kentsel dönüşümle de ilgili. Paylarını aldıkları sürece o dönüşüme alkış tutuyorlar. Milliyet ve din gibi geri, ilkel unsurları tasfiye etmesine seviniyorlar.
AKP’nin kitle manipülasyonu, kontrolü ile ilgili hamlelerine solda da rastlamak mümkün. Aynı fıtrattalar. Küçük burjuva siyasetin sol versiyonu ile sağ versiyonu arasındaki ayrıma çok takılmamak lazım. Özünde aynı efendilerin, aynı vantrologların kuklaları…
Çelik’in sözlerini yıllardır birçok solcu şu veya bu biçimde dillendiriyor zaten. Son laiklik mitingine katılan bir örgüt “kahrolsun faşist Kemalist diktatörlük” dövizi taşıyor, sosyal medyada kimileri “boşverin bu baldırı çıplakları” diye küfrediyor o örgüte. Ve aslında Fransız Devrimi’nin burjuva ağalarıyla rabıtalı olduklarını ikrar etmiş oluyorlar. Devrimcilik dedikleri şey, Fransız, ötesi aşağılık, kir, çapak…
O yüzden açıktan AKP’ye küfrediyorlar, sırda ise oradan kazandıkları paraları sayıyorlar, namlarına nam katıyorlar. Mehmet Ağar emrediyor, “solculara para verin”, onlar da veriyorlar, o solcular da yüce meziyetleri karşılığı o parayı hak ettiğini düşünüyor. İşleri güçleri, o meziyetleri sosyal medyada pazarlamak.
Bu düşünce, tabii ki üç kuruşa çalışan işçiyi dinlemiyor, görmüyor, ona dokunmuyor. Ondan açıktan tiksiniyor. Beyoğlu ranta açılıyor, polis yoğun biçimde saldırıyor, bugün İstiklal Caddesi bitmek bilmeyen yol inşaatına tanıklık ediyor, çünkü oranın çehresi başka bir düzene göre ayarlanıyor, mevcut esnaf bıktırılarak tasfiye edilmek isteniyor. Sonra, Gezi’nin ardından, devlet Kadıköy’ü işaret ediyor. Belediye başkanı ilçede yaşanan bir tecavüz vakasını “ilçemizin adını kirletemezsiniz” diyerek örtbas etmek isteyince kimse ses etmiyor, çünkü herkes o belediyenin ağına yakalanmış sinek. Kâğıt toplayıcısı bir babanın kızını taciz edenlere tepkisi, solcu bir linçle karşılık buluyor, kimseden ses çıkmıyor. Çıkamaz!
Gericilik edebiyatı tüm zihinleri, zihinlerin en burjuva yerlerini kuşatıyor. Herkes dünyaya oradan, yaşamsal rahatlıklarından, içkisinden, sefahatinden bakıyor. Oradan bakıldığında işçinin, ezilenin derdi görülmüyor. Bugün İstanbul’da kâğıt toplayıcılığını Afganlar, Suriyeliler yapıyor, eskinin emekçisi Kürtler patron olmuş, onları sömürüyor. Kürtler, söylem olarak lüks mahallelerdeki sol siyasete işte bu yüzden girebiliyor. Patron olabildiği, sınıf atlayabildiği, yani insan sıfatına girebildiği ölçüde siyasette kendisine yer bulabiliyor. Afganların çilesini görebilecek bir akla ve yüreğe rastlanmıyor.
Bu ortamda tabii ki Emrah Serbes’e, yeğeniyle fotoğrafları çıkan mankene vs. sahip çıkılacak. Her türden sınıfsal-politik kir AKP halısının altına süpürülüyor. Enseste sahip çıkılıyor, “ahlak bekçiliği yapmayın, birlikte olur olmaz, size ne” diyor solcular, sonra aynı sosyal medyalarında Türkiye’deki ensest oranı ile ilgili haberleri paylaşıyorlar. Öyle ki müftü nikâhına olduğu kadar nikâha, düğüne, dayanışma ilişkilerine, halkın birlikte yaşama pratiklerine bile saldırılıyor. AKP bir fırsat kapısı açıyor, herkes oraya hücum ediyor. Yani Çelik’le ilgili yazılar katmerli yalanı örtbas etmek için yazılıyor.
Bu yalan, alınan virajları, girilen yolları gizlemek için. Yıllardır ağzına emekçiyi, yoksulu, ezileni almamış, alanları eleştirmiş kesimlerin bugün yoksuldan bahsetmeleri, mevcut kriz koşulları ile alakalı. Tıpkı Tayyip’in “şehre ihanet ettik” açıklaması gibi. O ihanete kıyam edecek şehri görüyorlar, ağızlara parmak bal, yüreklere hoş bir iki laf çalıyorlar. O çalma pratiği konusunda herkes yoldaş.
O yoldaşlar bugün Soros bağlantısı aşikâr birine methiyeler düzüyor. F-16 modernizasyonu, otel zincirleri, sömürü, tekellerin siyaseti… kimse bu konuları görmüyor. Parasını yediği adama sahip çıkmak Birgün gazetesine düşüyor. “Burjuva” veya “kapitalist” sözcükleri taktiksel olarak geri çekiliyor ve Kavala Paşa’ya “iş insanı” deniliyor. “Demokrasi ve barış” mücadelesinden söz ediliyor. Şiraze kaymış, ölçü silinmiş, zemin dağılmış. Bu gerçeğe uymayanlara ise tıpkı Çelik gibi tepki geliştiriyorlar.
Havalimanında, omzunda gerçek kürk bulunan bir kadına başka bir kadın hayvan hakları üzerinden bir çift laf ediyor, kavga çıkıyor, kürklü kadın “senin yok diye kıskanıyorsun” diyerek tepki gösteriyor. Bugün sol ve sağ küçük burjuvazi aynı cümleyi sürekli tekrarlıyor. Suriyeli mültecilerle ilgili film çekiyorlar ve o mültecilerin “daha fazlasını istediği için bu hâlde oldukları”nı söylüyorlar. Bu üsttenci, karşı tarafı aşağılık, insanlık dışı gören dil, herkesin zihnini ele geçiriyor. Bu dil burjuvazinin dili. Sonuçta sol ve sağ küçük burjuvazi arasındaki kavgaya, dalaşa fazla kanmamak gerekiyor. Döne dolaşa efendilerinin yap dediklerini yapıyorlar.
Yusuf Karagöz

Hiç yorum yok: