Asgarî

Ayşe Çavdar da Cem Küçük gibi konuşuyor. İkisi de olmayan sınırlarda, olan sınıflar adına hareket ediyor.
Bir ideolojik alan tarif ediliyor. Bu alan, memleket olarak kodlanıyor. Tıpkı zamanında “Mustafa Suphi buraya yabancıydı, ölmesi doğal” diyenler gibi, bir şeyler yabancı damgası yiyor, üzerine damga vuruluyor. Bu isimler, vurdukça yola getirilenler, “gocuklu celebin sopası daha kalkmadan” hizaya gelenler.
O hizadan bakılarak eleştiriliyor AKP. AKP’nin 2002’de bir özü vardı da oraya dönülecek zannedenler fena yanılıyorlar; aynı yanılgı, “İslamcı, kara bir öz var, o hiç değişmedi” diyenlerde de mevcut. Doğan Çetinkaya’da da bu var. İki kesim de aynı kalıp da düşünüyor. O kalıbı devlet belirliyor.
AKP’nin İslam’la, İslamî siyasetle, İslamî direnişle hiçbir alakası yok. O bir devlet projesi, refleksi, kurgusu, en az CHP kadar… Doksanlarda Deniz Baykal, “Anadolu İslamı” diyordu. Bu ayar 28 Şubat’la aynı frekanstan. Ayşe Çavdar’ın ayarı da öyle. İçe sinmiş bir Şubat soğuğu bu, ısınmak için solcu-liberal gevezelikler de yetmiyor. Hep hedef, akademide bir koltuk, bir de çek defteri…
Aynı frekansta Baykal “Halep Sünni şehri” tespitinde bulunuyor. Bugün de referandumu tasdikleyerek “2019’da görüşürüz” diyor. Bugün solun akademiden ve çek defterinden hayata bakan kesimi, Baykal’a örgütleniyor, Cem Küçük gibi konuşuyor. Özetimiz, hülâsamız bu.
Bu açıdan İsmail Kılıçarslan’ın “evet manyağız” demesinin bir anlamı yok. Çünkü o aylar önce Cem Küçük’ün sözüne benzer sözler sarfetmiş, aynı telden “marjinal” demişti zaten birilerine. Ondaki m çoktan kırpılıp çoktan r’ye döndü! Devlet bekası bakiyeyi de sıfırladı.
Burada İslam ve İslamcılık bulmak kolaycılık. “Hazır düşmüş, bir tekme de biz vuralım, yolumuzu bulalım” kolaycılığı, kazı getireceklere teslim olmayı beraberinde getiriyor. Hesaba, zımni anlaşmaya da dikkat etmek lazım: devlet içre düşünme imkânı, onun ayak işlerini yapmak, kısa vadede cazip geliyor. HSBC’den aranan kişinin tutuklanmasına sevinenler, üzülsünler, kendilerine düşen işi artık devletin kendisi yapıyor. Onlar başka iş aramalı.
Cem Küçük, işsizliğin başka bir tezahürü. Sol gibi konuşuyor Küçük. Yalçın hocası gibi laflar diziyor. Sadece atın sahibi adına sufle veriyor. Eski siyasetnamelerde “aslan” mecazı kullanılıyor. Anlaşılan Erdoğan “at” mecazına başvuruyor. Liberal zihniyette devlet “çekilmesi gereken kötülük”. O devlet mülkün sınırlarını çiziyor, ilişkileri tarif ediyor, orada kuruluyor. Birliktelik ve onun geleceği ondan soruluyor. “Bugün İslam, yarın da sosyalizm olur” diyenlerin bir geleceği bulunmuyor. Dolayısıyla ideolojik bir yarışın mânâsı yok. Varsın, ezilenin-yoksulun fiilî mücadelesi olacaksa bugünün İslamî hareketi ve/veya sosyalizmi olsun! Ama bu mümkün değil. Çünkü herkes İslam’ı da sosyalizmi de gerçeğin kendisinden daha fazla biliyor.
Cem Küçük’ün dilinde, “İsrail”, “insan” ve “kadın” kelimeleri yan yana diziliyor. Alıştığımız bir sentaks, bilindik bir gramer bu. Arkadaşı Barlas Jr. O Mavi Marmara’dakilere “siyasi” diyor. Erdoğan da çeşitli muhtar sohbetlerinde “ideoloji düşmanlığı” yapıyor. “Tek ideoloji, tek teori ve tek politika devletindir, gerisi batıldır” diyor. Fukara Müslümanlar, o hakk hanesine kendilerine ait kelimelerin girmesiyle avunuyorlar. O kelimenin mânâsı umurlarında değil. İçi geçmiş, dişi çekilmiş olan girebiliyor içeri. Devletle mücadele yürütülmediği için ideolojik, teorik ve politik mücadele de verilemiyor. Demek ki o limandan Mavi Marmara nükleer atık gemisi olarak ayrılmış, siyasileşmiş ve zararlı hâle gelmiş İslam’ı alıp gitmiş. Bu istenmiş. Kişiyle Allah arasında, budünyayla alakası olmayan işe başkalarını bulaştırmış olan dışarlıklı ve zehirli mahlûkat böylece temizlenmiş. Çok modernist ve çok tarihselci değil mi bu, daha ne istiyorsunuz?
Bu nedenle saf kardeşlerin, küçük derneklerine çağırmayı İslamcılık zannedenler türüyor bugünlerde. Bunlar da iktidar pratiğine eklemleniyorlar. Çünkü onlar da meseleyi özel ve kendilerine has bir pratiğe indirgiyorlar. Müslüman’ın müşterek çilesiyle hemhal olmak, zûl kabul ediliyor. Devlet ya kendisine benzeterek ya da kendisinin belirlediği ölçülere bölerek ilerliyor. Devlet, halka hükmetmediğini, her daim hükmedemeyeceğini ilikleriyle, genleriyle biliyor. Her fırsatta onu kendisiyle birlikte kurmak, kodlamak zorunda.
Cem Küçük’e düne kadar “İslamcı” diye küfredenler, bugün nedense susuyorlar. Charlie Hebdo bilincinin cumhuriyet yürüyüşe örgütlendiğini görmeyenler, bugün mızmızlanıyorlar, “CHP meclisten çekilsin” diyorlar. Bunlar son pazarlıklar, son sızlanmalar. “Hadi hepimiz CHP’ye, meclise” demenin öncesindeki adım bu. Liberal ve sosyal demokrat ağlara yakalananlar, küçük burjuva şımarıklıkla hareket ediyorlar. Meclis CHP’nin hâlbuki, bunlar tarih de bilmiyorlar.
Cem Küçük’ün “savaşa hazırlanın” dediği kesimin “manyak” dediği kesimle alakası yok demek ki. O zaman IŞİD denilen, bölgedeki manyakları temizleyen “sinek tuzağı”nı askerî bir işlem, operasyon olarak görmek gerek. Azamî ölçeği anlamak için asgarî ölçüye dikkat kesilmek lazım. Çavdar’ın sınırından dışarı çıkan, “dışarlıklı olan” bu elektrikli tellerle örülü sınırlarda yok ediliyor. Asgarî program-azamî programı devletle ve devletten okumak şart. Bu tür isimler bu yüzden sınır çalışıyorlar. Kimin yurttaş olduğunu kimin olmadığını tayin ediyorlar, etmek istiyorlar. Ellerinde görünmeyen silâhlar var. Bir de açık olanı gizlemek, gizli olanı ifşa etmek için şu tür cümleler kuruyorlar: “Ya bizim bu konferanslarımıza neden Amerikalılar katılıyorlar ki?” Onlar başımıza inen demokrasi, özgürlük ve ilerleme bombaları. Bunların bir kısmı AKP’li oldu geçmişte, Cem Küçük gibilerin ileride CHP’li olmasına kimse şaşırmasın.
Herkes her şeyi gayet iyi biliyor. Akademinin çek defteri, o konuşuyor. Ata, at binene yönelik rahatsızlığa aldanmamak, mazrufla şaşırmamak lazım bu açıdan. Bütün kolektif pratiğin iğdiş edilmesi görevi onlara verilmiş. Devlet asla tekboyutlu işlemiyor zira.
Bu cihette, Gezi’de tüm imkânları tüketmiş iradenin referandum havasıyla hız alacağını sanmak büyük yanılgı. 1 Mayıs’a üç kişi daha getirmek dışında, kimsenin bir ufku yok. Bu yanıyla örgütçülükten başka bir çıkış mümkün değil. Aslında aslolan örgütlülük. Örgütçülük, olmayan örgütlülüğü gizlemek, olan “örgüt”ü göze sokmak için var. Buraya odaklanmak gerekiyor. Benzer bir örgütçülük, ağababaları CHP’de de söz konusu, zaten her şey oradan öğreniliyor. Kadrolar öncesinde, şefler sonrasında CHP’yi siyaset okulu olarak görüyor. O da bu tufanda, ilerleyen süreç için(de) kendisini koruyor, kendisini merkeze alarak yürüyor, kendisiyle düşünüyor. O şahdamarı, AKP kadar CHP’yi de kesiyor. Aynı kandan besleniyor. O damara kan beslemenin kimseye hayrı bulunmuyor. Kimse “burası bizim, bizden olmayan gebersin” diyerek yükseleceğini sanmasın. Kaldıysa bir çift göz, alttakilere baksın.
Cidal Haksoy

1 yorum:

Ayse Cavdar dedi ki...

Yazınızı iki defa okudum. Eleştiri yapmaya değer bulan teveccühünüz için teşekkür ederim. Lakin Cem Küçük'le bu garibanı nasıl aynı kefeye koyduğunuzu anlayamadım. O yüzden dönüp kendi yazımı bir daha okudum. İtiraz ediyor olduğunuzu düşündüğüm noktaları gözden geçirdim. Hızla ve kederle yazılmış bir yazı. Olur a maksadımı aşmışımdır diye. Bir sınır koymaya çalıştığımı söylemişsiniz. Oysa yapmaya çalıştığım İslamcılık'ın koyduğu sınırı tarif etmeye çalışmaktı. Ne haddime sınır koymak. Yerlilikle ilgili eleştirimse çok açık. İslamcılık her fırsatta ülkeyi mevcut İslam'ı, yani İslam'ın yaşanan halini "tağut", "hurafe", "küfür" sayıp yerine kafasındaki bir projeyi yerleştirmeye çalıştı. Hatta İslam'ı bir "boş gösteren"e dönüştürerek kendi siyasi taleplerini, İslam'ın ahlak doktrininin, insan tarifinin yerine yerleştirdi. Hegemonik bir tekel kurmaktı amacı. Her yerdeki değil, Osmanlı bakiyesi egemenlik alanını yeniden inşa edecek bir tarz-ı siyaset olan bizim memlekette ortaya çıkan İslamcılık'ı söylüyorum. Bunun galiba en doğrudan kanıtı "bizim" İslamcılık'ın eline birazcık iktidar geçirir geçirmez Osmanlıcılık ve milliyetçilikle yatağa girmesidir. Yazıya biraz daha devam etseydim, İslamcı olmayanın İslam hakkında konuşmasını neredeyse yasak ederek (oysa din hakkında konuşulsun diye vardır, hakkında konuşamadığımız bir dine inanamayız), dinin kendi tarif ettiği formunun ve dilinin dışında kendini ifade eden herkesi (hatta İslamcılık'ın bazı başka formlarını da) sizin sınırlarını benim çizdiğimi öne sürdüğünüz hegemonik alanın ya dışına attı ya kurbanı yaptı. Bunları alınganlık ettiğim için yazdığım düşünmeyin. Aksine. Bütün bu mevzuların tartışılmasını, aynı fikirde olmamayı, aynı fikirde olmayan insanların konuşabilmelerini şu anda mühimden öte hayati bulduğum için yazmak istedim. Kaleminize, aklınıza, derdimize bereket. Selamlar, Ayşe Çavdar