İsmail Kılıçarslan Sen Busun

İsrail askerlerinin üzerine sürülen kamyon, taşıdığı kavun değil, öfke.
Çelik duvarlarla, yüksek teknolojiyle, hileyle dizginlenemeyen, köklü bir öfke bu. Saldırı sonrası AKP Türkiye’sinin bakanı bu öfkeye “terör” diyor. FHKC, Hamas, tüm gruplar bu açıklamayı reddediyorlar. FHKC, “Türkiye’nin Filistin davasını kendisinin bölgede güttüğü çıkarlarına hizmet etmek için kullandığını, eylemin Türkiye’nin kınamadığı zulme karşı gerçekleştirildiğini” söylüyor.
Devletin yanına hizalananlar, Filistin meselesiyle ancak “eski toprağımız, malımız, mülkümüz” düzeyinde ilişki kurabiliyorlar. Devletin yanına hizalananlar, dünyaya ve hayata arsa ve mülkiyet zaviyesinden bakabiliyorlar. Çünkü devlet, arsa ve mülkiyet demek.
İsmail Kılıçarslan, AKP’li belediyelerin kadrolu “şair”i. Sözünde, “şiir”inde İsmet Özel’i istismar etmeyi, satmayı maharet sayan biri. Dolayısıyla o esasen son yazısında soyadındaki kelimelere küfrederek konuşuyor. O kılıçla değil çekle, arslanla değil arsa ile düşünüyor.
İslamî Cihad ve FHKC’yi “marjinal” ilan etmesi, onun devletin yanına hizalanması ile ilgili. Kavramı, yürek işçiliği anlamında şiirden değil, devletin soğuk çıkarlarından ödünç alıyor. “Marjinal” demesinin nedeni de yukarıda bahsi edilen kamyon saldırısı sonrası Mehmet Şimşek’in açıklamalarına dönük itirazlarla alakalı. Filistinliler sadece kavgalarını tanıyor biliyorlar, Türk devletinin parasına, gücüne güvenmenin ne demek olduğunu görüyorlar. Marjinal, yani kıyıda köşede olduğunu iddia ettiği örgütler, mücadelenin tam kalbinde. Filistin’de kalp mücadeleyle atıyor, mücadele o örgütlerle yaşıyor.
Arsa ve mülkiyetle gözü kör olmuş İsmail’in. Bu yüzden o Müslümanlığı da bu iki kavrama indirgemek zorunda. “Müslüman sahipli binalar”dan söz etmesinin sebebi bu. Oysa Mahmud Abbas kliğinin ABD ve İsrail ile ilişkileri de bu düzeyde. Türkiye’nin Fransızlarla birlikte Filistin’e kurduğu sanayi bölgelerinde de durum bu şekilde. Dün Galataport’u sattıkları Ofer, bu bölgeleri “bizim Arap pazarını açılmamızı sağlıyor” tespitiyle değerlendiriyor, ellerini ovuşturmayı da ihmal etmiyor. Siyonistler, emperyalistler bir olmuş, “bu Müslümanların bir kısmına para verelim, diğerlerine düşman edelim, onlar sayesinde bizim gücümüz ve paramız konuşsun” diyorlar. Vantrilok kuklası olmak da Kılıçarslan’a düşüyor.
O, bir F Tipi hücresinde kalan iki devrimciden birine az diğerine çok yemek veren devletin adamı olarak düşünüyor. O nedenle Filistin’deki pratiğin üzerini edebî bir örtüyle örtebileceğini sanıyor. Tıpkı Adem Özköse ve benzerleri gibi. Arakan Müslümanlarından söz edip o bölgeden geçen boru hattından, o hattın temizlenmesinden, o Müslümanların “marjinal”leştirilmesinden hiç bahsetmiyorlar. Çünkü beyinlerindeki nöron bağları o boru hatlarına paralel oluşuyor. İsmail’in dizeleri de yoksulun devesinin adımları değil, devletin adımlarındaki ritme göre biçimleniyor.
Sonra da kendisini Türk olarak tanımlayıp “Filistin için ne yapabilirim” diye soru sor(d)u(ru)yor. Artık Müslüman olarak düşünmediğini ikrar ediyor. “O romantizminizi çöpe atın artık, ben öyle yaptım” diyor. “Yardımları Müslüman olarak değil, devletin kulu olarak yapmayı düşünün” diye emir veriyor. “Coğrafya öğrenin” demesi de devletin ve burjuvazinin çıkarlarına hizmet edilmesini istemesi ile ilgili. Saydığı unsurlar bu çıkarlara hizmet etmek için var.
Kılıçarslan, “iki devletli çözüm”ü destekliyor ve Filistin konusunda mevcut olan politik hassasiyeti kırmaya yelteniyor. İki devletli çözümü İsrail ve ABD destekliyor, öneriyor. Türkiye de bu yüzden söz konusu öneriyi savunuyor. Filistin’in mücadele içinde yoğrulan dinamikleri, Kılıçarslan’ın aksine, İsrail’i tanımıyor, işgal ve sürgün gerçeğini bilincine, ruhuna yediriyor. O nedenle tek devletli çözümü, üstelik Yahudi bileşeni görecek şekilde destekliyor.
Kılıçarslan gibiler, Filistin’de Hamas’ın Türkiye üzerinden evcilleştirilmesi girişimlerine allı pullu bir kılıf giydirmekle görevli. İsrailli diplomat Shai Cohen “Türkiye’den beklentimiz Hamas’ı yasadışı ilan etmesi” diyor. Kılıçarslan’ın “marjinal” kelimesi, bu yasadışılaştırma girişimi için gerekli zemini oluşturma amaçlı. Üç yıldır süren normalleşme politikası, Kılıçarslan gibi isimlere muhtaç.
Onun derdi, “Filistin için ne yapabilirim” sorusuna Müslümanların gereken cevabı vermelerine mani olmak. Her Müslüman’ın gayesi, Filistin’e yapacağı en büyük yardım, kendi İsrail’i ile mücadele etmesi.
Cidal Haksoy

Hiç yorum yok: