Habib Calib

Habib Calib Pakistanlı devrimci şairdir. Solcu bir eylemci ve politikacı olarak sıkıyönetime, otoriteryanizme ve devlet zulmüne karşı çıkmış sadık bir demokrattır.
Hayatının İlk Dönemi
Habib Calib’in asıl ismi Habib Ahmed’dir. Britanya’nın elinde bulunduğu sırada, Hindistan’da Hoşyarpur isimli bir köyde 24 Mart 1928’de dünyaya gelir. Pakistan’ın kurulması sonrası bu ülkeye göç eder ve Karaçi’de çıkan Daily Imroz isimli gazetede musahhih olarak çalışmaya başlar. İlerici bir yazar olan Calib, kısa bir süre sonra coşkulu şiir okumaları ile belirli bir dinleyici kitlesine ulaşır. Sade bir dil kullanan şair basit bir tarz benimser ve sıradan insanlara, onların dertlerine hitap eder. Ancak kelimelerinin ardındaki inanç, sesindeki müzik ve duygusal enerjisi sosyo-politik bağlama dönük hassasiyetiyle birleşir. Dinleyicilerini coşturan da işte bu harmandır.
Politik Görüşleri
Habib Calib Marksist-Leninisttir ve komünizm ideallerine dönük arzuyla yüklüdür. Şair Pakistan Komünist Partisi üyesidir. Sonrasında parti yasaklanıp Millî Avamî Partisi (MAP) adıyla faaliyet yürütmeye başlayınca bu partiye katılır. Lafını esirgemeden fikirlerini açıktan haykıran bir kişi olarak ömrünün önemli bir bölümünü hapiste ya da zor şartlar altında geçirir.
Eyüb Han’ın Sıkıyönetim Dönemi
Habib Calib ilkin Eyüb Han’ın kapitalist politikalarına karşı sert eleştiriler getirdiği için, onun başında bulunduğu sıkıyönetim koşullarında hapse atılır. Efsanevî şiiri “Destur”u o günlerde kaleme alır. Eyüb Han’ın rejimini destekleyenleri eleştirdiği şiirinde şunları söyler:
“Havada biber gazının dumanı
Her yerde yağmur gibi kurşunlar
Söyle nasıl öveyim seni
Gözlerin kısıldığı böyle bir gecede”
Sınırlı sayıda geçim aracına sahip mütevazı bir insan olarak Calib, Eyüb Han diktatörlüğü ile asla uzlaşmaz. Bu nedenle 1962’de Eyüb Han ülkeye, eski başbakan Şazri Muhammed Ali’nin Lalpur’daki Saat Kulesi’ne benzettiği ısmarlama anayasasını dayattığında Calib anayasayı eleştiren bir şiir yazar.
O günün nizamına karşı gerçekleştirdiği cüretkâr başkaldırısı üzerinden Calib resmî medyanın yasaklamasına maruz kalır ama asla azmini yitirmez. Aksine istibdada karşı çıkan konuşmalarına tüm kararlığı ile devam eder. Bu istibdat dönemi Fatima Cinnah, Eyüb Han’a karşı aday olduğu noktada zirvesine ulaşır. Tüm demokrat güçler onun etrafında birleşir ve seçim mitinglerine katılır. Bu noktada Calib kalabalıklara karşı o coşkulu şiirlerini okur. O dönemde en popüler şiiri şudur:
“Cennet anaların ayaklarının altında. O vakit sokulun onun kucağına.”
Butto Hükümeti
1972’te Zülfikar Ali Butto iktidara geldiğinde birçok meslektaşı köşeyi döner. O ise dürüstlüğünden taviz vermez ve ideolojisine bağlı kalır. Zülfikar Ali Butto’ya yakın olan kaynaklara göre bir gün Habib Calib Butto’yla buluşmak için onun evine gider. Calib’i gören Butto “partimize ne zaman katılacaksın?” anlamında ona “ne zaman geleceksin?” diye sorar. Calib’in cevabı şu şekildedir: “Denizler ırmaklara döküldüğünde.”
Ziya ül Hak’ın Sıkıyönetim Dönemi
General Ziya ül Hak’ın diktatörlüğü süresince Calib demokrasi hareketinin bir parçası olarak faaliyetlerini sürdürür. Generalle ilgili o ünlü şiirini bu dönemde yazar. Şiirde Calib “Karanlığın Ziya olduğunu nasıl yazabilirim?” diye sorar (Ziya Urdu dilinde ışık demektir.)
“Nasıl yazabilirim bir insanın Tanrı olduğunu.”
Benazir Butto Hükümeti
1988’de General Ziya ül Hak bir uçak kazasında ölür ve genel seçimler yapılır. Benazir Butto iktidara gelir ve Habib Calib’i serbest bırakır. Hükümet demokrasiyi değil kendisini destekleyenlere servetler dağıtır. Milletin mevcut durumu karşısında hayal kırıklığına uğrayan Calib, demokrasi sonrası bir şeylerin değişip değişmediğini sorar ve şunları söyler:
“Fukaranın hâli hâlâ aynı
Bakanlar gününü gün ediyor
Her Bilavel (Butto’nun tek oğlu) ülkede borçlu iken
Memleketin Benazirleri (fukara anlamında) yalınayak yürüyor.
Şiir
Calib’in şiiri hayata yaklaşımını ve görüşlerini yansıtır. O seçtiği yoldan hiç sapmamıştır. İnsana olan aşkı, mazluma dönük sevdası, dostlarına olan bağlılığı yansır dizelerine. Politik bir ideoloji ile yüklü bir şairde nadiren görülen önemli bir beceriye sahiptir: şair ömrü boyunca tanık olduğu adaletsizlere ve zorbalıklara karşı duyduğu şahsi öfkesini gizlemeyi bilmiştir.
Calib, zalim bir toplumsal nizamın mağdurudur. Muhtelif suçlara karıştığıyla ilgili yanlış kimi iddialar yüzünden birçok kez hapse girmiştir.
Düzenli bir geliri olmayan ve köksüz bir insan olarak yaşayan şair, işkencecileriyle ve müesses nizamla hiçbir zaman uzlaşmaz. Calib’in şiiri ayrıca onun çektiği azabı da yansıtan bir şiirdir. O sadece hüsran veya öfkenin ifadesi değildir. Kimi zaman endişeli, kimi zaman hicivle perçinlenmiş bir şiirdir o. Ama o şiirlerde hep aynı yumuşak melodik ton mevcuttur. Calib, Pakistanlı liderlerin Batılılara itaat etmeye artık bir son vermeleri gerektiğine inanır.
Ölümü
Habib Calib 12 Mart 1993’te Pakistan’ın Lahor kentinde ölür. Ailesi hükümetin cenaze masraflarını ödeme önerisini reddeder.
Destur
Sadece saraylarda parlayan o ışık
Gölgede kalmış insanların neşesini yakıyor
Gücünü ise başkalarının güçsüzlüğünden alıyor
Işıksız şafağa benzeyen bu sistemi
Onaylamıyorum
Kabullenmiyorum
Reddediyorum.
Korkmuyorum idamdan
Söyleyin dünyaya, ben şehidim.
Nasıl korkutabilirsiniz beni
Hapishane duvarlarıyla
Başımın üzerinde salladığınız mahkeme kararıyla
Bu cehalet gecesiyle?
Onaylamıyorum
Kabullenmiyorum
Reddediyorum.
Diyorsunuz ki “dallarda çiçekler açmış”
“Şerbet taşıyor işte kadehlerden” dediğiniz bu.
“Yaralar iyileşiyor baksana”
Bu aleni yalanlar
Zekâya hakaret
Onaylamıyorum
Kabullenmiyorum
Reddediyorum.
Yüzlerce yıl çaldınız huzurumuzu
Ama artık o iktidarınızın sonu geldi
Birilerine şifa oldum deseniz de
Nasıl söylersiniz
“İşte söküp attım acıyı” diye
Onaylamıyorum
Kabullenmiyorum
Reddediyorum.
[Habib Calib]


Hiç yorum yok: