Viyan Nedir?

“Minbiç’te şehid düşen Viyan Qamişlo kimdir?” sorusunu öncelemesi gereken soru “Viyan nedir?” olmalı. İlkini soranlar, Batı’da onu “Kürdistan’ın Angelina Jolie’si” olarak takdim ediyorlar. Batı, onun yağını çıkartıp kendi ekmeğine sürmek istiyor. Ne Kürd’ün davası, ne Ortadoğu’daki savaş umurlarında. YPJ ise sadece "bizim tüm savaşçılarımız güzel!” diye cevap verebiliyor. Güzellik, estetik denilen şeyin ardındaki ideolojiye teslim oluyor. Sorun da burada başlıyor. Böylelikle bir kişiyi “poster-kızı” yapmalarına kızma haklarını da kendi elleriyle teslim ediyorlar.
Enklav nedir? İmralı’nın dışavurumları değilse nedir? Batı liberalizmi, “kadını milliyetçi devrimin kıyısına köşesine atmadığı, merkeze koyduğu için” harekete övgüler düzüyor. Bu övgüler de ancak kendi ekonomik, sosyolojik ve estetik kaygıları dairesinde dile dökülebiliyor. “Ortadoğu bataklığı”nda açan bu güller, Batı’nın hasadına kurban olacağı günleri bekliyor. Liberalizm, emperyalizmin akıncı birliklerinin ideolojisi olarak bölgeye hücum ediyor. Devletler, o liberal hamurla yeniden karılıyor. Janus olarak devlet, FETÖ ve Erdoğan ikiliğinde toplumu yeniden kuruyor.
ROAR’un tanıttığı kitabın yazarı Meredith Tax, ünlü bir ABD’li feminist. Kitabında Kürd hareketini diğer gerilla hareketleriyle kıyaslıyor ve kadınları sırf gerilla sayısını artırmak için kullanmaması sebebiyle övüyor. Cinsel ilişkiye yasak konmasına bir anlam veremese de üzerinde durmuyor. Tarihte ilk defa(?) liberaller, silâhla şekillenen bir toplumu yere göğe sığdıramıyorlar. Yazar, olası ihtimalleri de düşünerek, ABD’den harekete “kadını merkezden asla çıkartmayın” diyor. Özünde “bu desteğimizin sebebi bu” demiş oluyor. Mazluma ise, öznellik güzellemeleri, “her şeyi ben yapıyorum” yanılsaması düşüyor.
Jin Jiyan Azadi isminde bir blogu olan Dilar Dirik, geçen yıl bu Meredith Tax ile bir panele katılıyor. Haberi İlerici İsrail İçin Ortaklar ismindeki siteden okuyoruz. Haberin manşetini Dilar’ın şu sözü süslüyor: “Suriyeli Kürdlerin anarko-feminizmi ilk dönem İsrail sosyalizmine benziyor.” Bize “Allah sonunu, akıbetini benzetmesin” demek düşüyor. Zira İsrail’in o anarşistleri, komünalistleri, liberalleri bir bir iç ve dış İsrail devletine eklemleniyor. Getirdikleri “özgürlük ve eşitlik” de orta yerde duruyor. O kibutzlara bir tane Arap’ı almıyorlar. Topraklarını çalıyorlar. Yağmacılığın, yerleşimciliğin, gaspın kılıfı anarko-feminizm oluyor. Bugün İsrailliler, “bize yerleşimci sömürgeciler demenizde bir sorun yok, öyleyiz zaten” diyorlar. Bugün kadın birliklerini içeren ve bir tür “savaş komünizmini” işleten Nusra gibi yapılara karşı benzer bir “savaş komünizmi” ile cevap veriliyor ve bu tarz mutlaklaştırılıyor. İsrail’de aynı kibutz üyeleri, 1967 savaşında cepheye koşa koşa gidiyorlar ve savaş sonrası kendi konuşmalarını kayıt altına alan Yahudiler, kendi ifadeleriyle, “liberal” iken aşırı sağ çizgiye kayıyorlar.
Panelde Dilar’a “ama emperyalizm?” diye soruyorlar. O da “emperyalizm, bizim zaten aşmış olduğumuz Marksizm-Leninizm’in bir artığı.” diyor. Meredith Tax, başka bir yazısında bu konuma arka çıkıyor ve “emperyalizm karşıtları, köktencilere, şeriatçılara karşı mücadeleyi askıya alıyorlar” tespitinde bulunuyor. Yazısının sonunda da şunu söylüyor: “Liberalizmin temel taşı olan bireysel insan haklarının güçlü bir biçimde savunulması, her türden işe yarar solcu strateji için olmazsa olmazdır.” Kendinden mülhem, kendinden menkul, uzaydan ve mezardan konuşan, ezilenlere kapalı bir solculuğun rahminin neresi olduğu artık daha net görülüyor. Herkes liberalizme kul ediliyor. Bu ideolojinin rüzgârıyla şişirilen yelkenlere aldanmamak gerekiyor.
Aynı rahmin ürünü olan Meredith Tax, feminizmi kendi ülkesinde yakılan Müslüman kadınları görmüyor. Kendisine oy hakkı, mevki veren emperyalist devletlerinin icazetiyle muhalifçilik oynuyorlar. Bu muhalefet dilini emperyalizmin askerî çizmeleriyle birlikte Ortadoğu’ya da öğütlüyorlar. Sömürüye ve zulme karşı mücadelenin dilini, içeriğini tayin etmek istiyorlar. “Devrim yapamıyorsan, başkasının yapmasına da izin verme” bir kural olarak işliyor.
Emperyalist Feminizm ve Liberalizm” yazısından dolayı Deepa Kumar da Meredith Tax’in hedefi hâline geliyor. Kumar, Tax’e verdiği cevapta CIA ile ilgili bir Wikileaks belgesinden söz ediyor. Belgede, “Afgan kadınlarının çektiği çile NATO işgali için gerekli olan kamuoyu desteğini sağlayacağından” bahsediliyor. Kumar, bu noktada “sömürgecilik, sömürgecilik misyonunu güvence altına almak için her daim yerelde kimi borazanlara ve işbirlikçilere ihtiyaç duyuyor.” diyor. Özünde Amerikalı liberaller ve o emperyalizmi perdeleyen dilleri, yereldeki çatışmalarda emperyalizmin oynadığı rolü gizliyor ve zulmün bıçağını kemiğinde hissedenlerin çığlığını o sömürgeciliğin çıkarlarına uygun hâle getiriyorlar. Zalimler, her zamanki gibi, bugün de havuç ve sopa ile işgörüyorlar.
Dilar Dirik’in “lügatten çıkarttık” dediği emperyalizm, Lenin’in bir neşteri. Avrupalı sosyalistlerin emperyalist devletleriyle bir ve birlikte düşünen zihinlerine atılan bu neşter sayesinde Marksizm mazlum halklara açılabiliyor. Demek ki Marksizm devredışı kalmışsa, mazlum halklar kendilerini emperyalist devletlerle bir gören, birlikte hareket eden unsurlara peşkeş çekiliyordur. O Avrupa, bugün Ortadoğu’ya gölgesini düşürüyor ve Lenin’den intikam alıyor. Herkesi emperyalist devletleriyle bir ve birlikte düşünen isimlere dönüştürüyor. Kürdler ise kızlarının “poster kızı” yapılmasına ses çıkaramayacakları bir hizaya çekiliyorlar. Batı’da o kadınlar, ait oldukları gerçekten soyutlanıp, mülkiyet-rekabet ilişkilerinin figüranına dönüştürülüyorlar. “Viyan nedir?” sorusu, esasen IŞİD kadar ve Batı emperyalizmi üzerinden de cevaplanmayı bekliyor. Zarfta IŞİD, mazrufta Batı tasfiye ediyor Kürd’ü, görülmeyen bu. Asıl mesele, Viyan’ın aidiyet ilişkisinden soyutlanıp belirli bir mülkiyetin ve rekabetin ideolojisine bağlanması. “Çirkinlik” edebiyatı üzerinden bir ideolojik saldırı yaptıklarını zannedenlerin bunu düşünmeleri gerekiyor.
Batı, mazlumiyeti kendi namlusuna sürme konusunda mahir. Bölgede o mazlumiyet, cümlelerinde hep “feodalite ve kabile ilişkileri”nden bahsediyor. Kadının merkeze alınması meselesi, özünde toplumsal bir projenin ana ekseni olarak görülüyor ve feodal bağlardan, kabilevî ilişkilerden kurtulmak için kadın kimyasal çözücü olarak kullanılıyor. Başka bir anlamı yok. Herkes emperyalizmin ilerlemeciliğine kul-köle ediliyor. “Kadın”, liberal bir öze indirgeniyor ve sınırsız-sınıfsız ve yek beden olarak formüle ediliyor. Batı, jeopolitikasını (sınır), ekonomi-politikasını (sınıf) ve biyopolitikasını (beden) buradan kuruyor. Bugün cihad konusunda aldatıldığını söyleyen IŞİD’liler, bu kurgunun harç makinesi olarak işgörüyorlar.
Sunday Times, Viyan’ın katli haberini "Angelina Jolie" vurgusu ile birlikte paylaşıyor. Mazlum olmanın gereği, bu haber ile kimi Kürdlerin içleri gıcıklanıyor, seviniliyor. Haberde Viyan’ın Minbiç saldırısında değil, IŞİD’den arındırılmış topraklarda öldürüldüğünden bahsediliyor. Dolaylı olarak “bu güzel kızı esasında Tayyip Erdoğan öldürdü” demek istiyor. Şu görülmeli: Batı’nın Erdoğan’la derdi nedir, bilemeyiz. Bizim ona yönelik sınıfsal öfkemiz ile Batı’daki Erdoğan eleştirileri arasında keskin bir ayrım olmalı. Biz, Erdoğan’ı Batı gibi eleştiriyor olamayız. Batı’nın zarfta sunduğu eleştiri, mazrufta gösterdiği örtük bir dostluktur. Erdoğan, Ortadoğu’nun yeni jeopolitikası, ekonomi-politikası ve biyopolitikasının bir bileşenidir. “Cambaza bak” diye kandırılmaya çalışıldığımız açıktır. Erdoğan’da Batı’yı, Batı’da Erdoğan’ı eleştirmeyi artık öğrenmeliyiz.
* * *
Aşk örgütlenmektir.
Viyan, aşka örgütlenmektir.
Ait olduğu mazlum halkların sevdasını ilmek ilmek örmektir. Onlar aşka her daim düşmandır.
Yusuf Karagöz

Hiç yorum yok: