Elips

Orhan Gökdemir kendisi anlatıyor: “Sevgili arkadaşım Enver Aysever’le Aykırı Sorular programını yapıyoruz CNNTürk’te. Enver’in tanışıklığı var Tarık Akan’la. Ben Enver’i sıkıştırıyorum programa gelmeye ikna etsin diye. ‘Gelirim’ diyor ama bir türlü gelmiyor. Biliyorum, bize değil ayak sürümesi, kanala karşı bir tutumu var.” Tarık Akan’ın ayak sürümesi, Gezi döneminde gündeme gelen penguen medyası ile ilgili. Bu noktada o kanala çıkmayan Tarık Akan mı “devrimci”, yoksa CNNTürk’ten ayrılmayı hiç düşünmeyen Orhan Gökdemir mi?
Sorunun cevabını Gökdemir kendisi veriyor zaten. O saf cumhuriyetçidir. Devrimle teorik ve politik ilişkisi, cumhuriyet kadardır. Yeni bağlılıklara tabidir ve cumhuriyetin “yeni insan”ıdır. Cumhuriyetin kuruluş momentinde gücü elinde bulunduranlara tapar. “Türk devrimi”ni Sovyet devrimi ile ancak cumhuriyet ortak paydası üzerinden birleştirir. O, partisi gibi, Joseph Fouché’cidir.
Gökdemir de “Lyon Kasabı” olacağı günleri beklemektedir. Gericilik konusunda gösterdikleri polis faaliyetinin kökeni, Fransız Devrimi sonrası polis bakanı olan Fouché’ye dayanmaktadır. Fouché, Robespierre’in Tanrı Kültü ve Festivali başlığı altında ortaya koyduğu devlet dini inşa etme girişimine karşı çıkar. Gökdemir de burjuvanın “İnsan” kültüne tapıyor olması ile saf bir Fouché’cidir.
Onun ve diğer Kemalist kesimin 12 Eylül ile ilgili olarak dile getirdiği martavalın boş olduğu açıktır. Fouché kadar Robespierre de cumhuriyetçidir. Yöntemlerde anlaşılamaması, özde anlaşılmadığı anlamına gelmez. 12 Eylül paşaları da Gökdemir kadar kemalisttir. Kemalizm, cumhuriyetin Tanrı Kültü’dür. Gökdemir’in “yeni bağlılıklar” ve yeni insan” dediği, o Tanrı’ya layık olanların belirlenmesi ile ilişkilidir. Devlet kendisini bu şekilde baki kılar.
Sorun, Marksizmin ve sosyalizmin o “yeni bağlılıklar” ve “yeni insan”la tanımlanması, o Tanrı’nın insandan saymadıklarını, o dinamiklerin kurdukları bağları tanımamasıdır. Burjuvazinin başından sûdur edecek bir alt-tanrı olarak Marksizmin bu topraklarda bir karşılığı yoktur.
Gökdemir, Yalçın Küçük’ün tilmizidir. Küçük, 12 Eylül’den çıkmış devrimcileri devlet ve bürokrasi disiplinine kavuşturmak için Toplumsal Kurtuluş isminde bir dergi çıkartmıştır. Gökdemir’in liberalizm olarak kodladığı ve tekfir ettiği yönelim, kamu kurumunun özel şirkete dönüştürülmesi ile ilgili bir gerilimle alakalıdır. İdeolojik değil, tecimsel bir meseledir. 12 Eylül sonrası dönemde devlet bu tip adamlar eliyle düzlüğe çıkmıştır.
O sebepten Gökdemir, CNNTürk, CBNC, Kanaltürk, Digitürk gibi kurumlarda çalışır, Fenerbahçe, Redhack gibi popüler başlıklarda kitaplar yazar. Son iki başlıkta Fethullah izi aramak gerekmektedir.
Gökdemir, Cumhuriyet Mitingleri öncesi verdiği bir seminerde, “sömürüyü somutta göremiyoruz, o nedenle ona karşı mücadele anlamsız” dediği vakidir. Bu, o eleştirdiği Yeni Gündem dergisinin çizgisiyle tutarlı bir yaklaşımdır. Gökdemir, sömürü ile ilgili o cümleyi Cumhuriyet Mitingleri’ne şevk ve coşku ile gidebilmek için etmiştir. Yere göğe sığdıramadığı Taha Parla da aynı liberal geleneğin parçasıdır. Bu liberaller eliyle devlet, devlet dini içerisinde örgütlenmiş dinî kesimleri disiplin ve kontrol altında tutmak istemiştir.
Devlet bir yandan kendisine din inşa etmekte, devleti ve ona bağlılığı dinin yerine ikame etmekte, böylelikle kendisine zarar verecek din içi ve dinsel dinamikleri ezmekte, bir yandan da Gökdemir gibileri sahaya sürüp o devlet dinine eleştiriler yöneltmektedir. Bu oyuna aldanmamak gerekir.
Cemaatler, devlet dinine göre yeniden tesis edilmişlerdir. Din devlete göre tekrar kurgulanmıştır. Robespierre’in Tanrı Festivali, tarikat ve cemaatler şahsında, özel bir içerikle Türkiyelileştirilmiştir. Kur’an’la mitinge çıkan Kenan Evren neyse Gökdemir de odur. O açıdan “Vahdettin onların Mustafa Kemal bizim olsun” diyenlere, “Çerkes Ethem, Nazım Bey, Mustafa Suphi bizim olsun” demek şarttır. Devletin kurduğu öznelere karşı devrimci mücadelenin kurduğu özneler tercih edilmelidir.
Çünkü bu eşhas ve örgütler, devrimle değil, cumhuriyetle bağlaşıktır. Kendilerini oradan kurarlar. Devlet adamı ve bürokrat gibi düşünürler. Devrimin nasıl, neden ve neyle yapılacağı ile ilgilenmezler. Zaten devrim olmuş, cumhuriyet kurulmuştur. Mahir’in “çıkarı sosyalizmde olan sınıf ve tabakalar” şeklinde tanımladığı halk, bu kesimlerde kendisine karşılık bulmaz. Onlar, cumhuriyetin ve kemalizmin kurduğu “public” ile konuşmayı doğru bulurlar. Çünkü Mahir’in işaret ettiği halk aşağıdadır, aşağılıktır, kalitesizdir, tehlikelidir.
Temel mesele, kemalizmin rakip ve düşman kardeş olarak görülmesi ve Marksizmin buna göre bilince çıkartılmasıdır. Sınıfsal olarak kemalizmin içinden sosyalizm ve Marksizm çıkmaz. İdrak edilmeyen budur. Aynı sorun, İslamî hareket için de geçerlidir. Devlet dini denilen baştan sûdur eden alt-tanrılara ve tiranlara devrimci anlamlar yüklenemez.
Devlet, ezilenler ne vakit bir tahakküm imkânına kavuşsa, ne vakit güç ve mevzi sahibi olsa, liberalizmi namluya sürer. Bu liberalizm, sosyalizm kisvesine de bürünebilir. Kendisi ile ilgili belgeselde Tarık Akan, “devlet eleştirilmez, rejim eleştirilir” demektedir. Kürd basını ve AKP basını “Suriye ordusuna saldırı” haberini “rejim güçlerine saldırı” olarak vermektedir. Toplamda Tarık Akan ile ilgili tartışma da bu minvaldedir: devlet paranteze alınmakta, korunmakta, bir tür rejim eleştirisi yapılmakta, böylelikle o devletin o rejimle arasındaki zorunluluk ve ihtiyaç ilişkisi gizlenmektedir. Tarık Akan savunusu da eleştirisi de bu gizleme pratiği dâhilinde dile dökülmektedir.
Metin Çulhaoğlu, bu gizleme faaliyeti dâhilinde, hâlâ “harmanlanma”dan bahsetmekte, bu konuda tek gerçek aydın olarak kendisini gösterip, “benim etrafımda tavaf edin” demekte, “seçici olmayın” diye emir vermekte, Kürdlere “birlikte mücadeleyi düşünmüyorsanız susun” diye bağırmaktadır. Bu akıl, ondaki temel yönteme, elipse dayanır. Kendi tanımına göre elips, bir şeye hem yakın hem uzak olma imkânını vermektedir. Hem ittihatçı hem itilafçı olma imkânını bu sayede bulabilmektedir. Onda sosyalizm ve Marksizm, elipsin merkezindeki devleti koruma üzerine kuruludur. Aynı yaklaşım, “o bizim küçük burjuva çocuğumuz” diyen Devrimci Proletarya’da da karşımıza çıkmaktadır. Mesele, zaten bitmiş-tamamlanmış, kurgulanmış bir imge, simge ya da bilgi olarak devletin veya benzeri bir imge, simge veya bilginin merkeze yerleştirilmesidir. Ona yakınlaşma da ondan uzaklaşma da gene ona dairdir. Bu hareket, devletin hareketi olarak okunmalıdır.
Kerem Kamoğlu

Hiç yorum yok: