Tunus’u Sarsan İsyan

17 Aralık’ta Sidi Buzid’de, polis, Muhammed Buazizi’nin meyve-sebze satış kartına, izinsiz olması sebebiyle el koydu. İşsiz bir üniversite mezunu olan Buazizi olay ardından, üzerine benzin döküp kendisini ateşe verdi. İki hafta sonra ise hastanede vefat etti.
Muhammed’in katli, Tunus genelinde haftalarca yoğunlaşarak süren kapsamlı bir ayaklanmanın fitilini ateşledi. Protestolar, grevler ve çatışmalar, uzun süredir ABD desteğinde iktidarda bulunan Başkan Zeynel Abidin Bin Ali’nin koltuğunu salladı.
Kitlesel hareket bugün itibariyle işsizler için iş, enflasyona karşı yiyecek fiyatlarında indirim ve en önemlisi başkanın büyük bir nefretin kaynağı olan yirmi üç yıllık iktidarının sona ermesini talep ediyor.
1980’lerin başlarında bir önceki diktatör, Cumhurbaşkanı Habib Burgiba, ülke ekonomisini IMF’nin ekonomik politikalarına açtı. Bunun sonucunda yiyecek kıtlığı Ocak 1984’te kitlesel gösterilere yol açtı. Hükümet hareketi sokağa çıkma yasağı, tutuklamalar ve polis şiddeti ile dağıttı. Tüm politik muhalifler ezildi.
Tunus Dinar’ı 1994’ten beri yirmi kat değer kaybetti. Bu, ülkeyi yabancı yatırımcılar için ucuz emek cenneti hâline getirdi. Ancak ilgili gelişme, işçilerin hayatını dayanılmaz bir duruma soktu. Bugün itibariyle ülkedeki yatırımların yüzde sekseni yabancıların elinde.
Ucuz emeğin daha fazla iş demek olduğunu söyleyen fikre karşın, Tunus’taki işsiz üniversiteli oranı erkeklerde yüzde yirmi beş, kadınlarda ise kırk dört. Ülkenin toplam işsizlik oranı ise yüzde yirmi beş.
Tunus, batı tarafından her daim en “efendi” üçüncü dünya ülkesi olarak görülmüş. Bir Ortadoğu gazetesinin (Gulf News, 1 Ocak) manşetine göre; “Bugün Tunus’un tanık olduğu toplumsal ve politik huzursuzluğa yatkın bir ülke olduğunu hiç kimse düşünmemişti.”
Demek ki direniş bize önemli bir ders veriyor: halkın kendi hayatına yönelik saldırıları artık daha fazla içine sindiremediği belli bir kırılma noktası her daim mevcuttur.
Buazizi’nin katli sonrası, Sidi Buzid, Kassarin, Thalah, Sfax ve Requab gibi taşra şehirlerinde kendiliğinden baş gösteren protestolar başkent Tunus’a sıçradı.
İşsizlerin, öğrencilerin, işçilerin ve meslek sahiplerinin iştirak ettiği direniş günbegün Tunus’u ele geçirdi. Protestocular, her çatışmada gaz bombalarına, kurşunlara maruz kaldılar ve polis tarafından tartaklandılar. Halkın toplumsal değişime yönelik korku nedir bilmeyen kararlılığı baskıya boyun eğmeden giderek arttı.
Sadece yoksullar değil rejimle çatışan. Ülke genelinde avukatların düzenlediği bir dizi protesto sonrası polis “şiddetli bir saldırı” gerçekleştirdi ve ünlü bir Tunuslu avukat olan Abdurrahman Ayedi’yi tutuklayıp ona işkence etti. Buna cevap olarak, 6 Ocak’ta sekiz bin avukatın yüzde doksan beşi ülke genelinde greve gitti.
Direnişi internet üzerinden örgütleyen kesimler de hedef alındı. Twitter ve Facebook gibi ortamlarda birçok sayfa çökertildi, Selim Amamu ve Aziz Amemi isimli iki genç tutuklandı.
Geçen hafta sonu baskılar giderek yoğunlaştı, saldırılarda polis gerçek mermi kullandı. Tunus İşçi Sendikası’nın bildirdiğine göre, çatışmalarda yaralananların sayısı, 10 Ocak Pazartesi tarihi itibariyle, elliyi aştı.
11 Ocak’ta, Tunus şehrindeki bir kenar mahalle olan Tadamon’da kalabalıklar polise taş attı ve lastik yaktı. Kitle, “Allah’tan başka kimseden korkmuyoruz!” diye bağırarak yolları işgal etti. Bu esnada polis göz yaşartıcı bomba ve mermi yağdırdı halkın üzerine.
Öğrencilerin eylemlere katılımı konusunda ümitsizliğe kapılan devlet, eğitim bakanı eliyle, tüm okulları Pazartesi günü süresiz kapattı. Tunuslu muhalefet lideri Çebbi’nin tespitine göre, “bu hamlenin sebebi, gençliğin bütünüyle protestocuları destekliyor olması” idi.
Hükümetteki göstermelik bir değişiklikle, öfkenin dindirilmesi amacıyla, dört bakan görevden alındı. Ardından baskılar Bin Ali’yi gelecek yıl üç yüz bin iş imkânının yaratılacağı vaadinde bulunmaya mecbur etti. Halk ise gerçeklerin farkındaydı: bunlar rejime yönelik öfkenin dindirilmesi için verilen birer boş vaatti.
11 Ocak Salı günü, hareket zirveye ulaştı. Birçok şehirde meydana gelen şiddetli çatışmalar hükümeti sokağa çıkma yasağı koymaya mecbur etti. Bu yasağa rağmen Kassarin’de muazzam bir gösteri düzenlendi. Polisin gerçek mermilerle kitleye ateş açması sonrası birkaç ordu birimi göstericilere saklanacak yerler gösterdi, polisin karşısına dikildi ve ordunun harekete sempati ile yaklaştığını gösterdi.
Çarşamba günü Genel Sendika Kongresi’nin talimatı ile birkaç bölgede genel greve çıkıldı. Sonrasında bir dizi grev çağrısı daha yapıldı.
Ayaklanma, civardaki bir dizi Arap ülkesine ilham verdi. Bu ülkelerdeki halklar da neoliberal reformlara ve ABD destekli diktatörlerine karşı öfkeliydiler. Ürdün, Mısır ve Cezayir’de protestolara tanık olundu. Şüphesiz ki Cezayirliler ilhamı, komşuları olan Tunus halkının devrimci eylemliliğinden alıyorlardı.
Kısa zaman önce Cezayir hükümeti, şeker ve yemeklik yağ fiyatlarını yüzde kırk bir artırmıştı. Geçen hafta sonu Tunus-Cezayir sınırında cereyan eden şiddetli çatışmaların sebebi bu fiyat artışlarıydı. Ülke geneline yayılan yiyecek protestoları devletin şiddetli saldırılarına maruz kaldı ve bu saldırılarda 19 kişi öldü, 800 kişi yaralandı.
8 Ocak Cumartesi günü protestocular ilk zaferlerini elde ettiler: hükümet fiyatları eski durumuna çekme kararı aldı. Ancak protestolar, yüzde yirmi beşi işsiz olan ülkenin tümünde devam etti.
Cezayirli diplomat Muhammed Zitut’un El Cezire’ye verdiği demeç, değişim talebinin ne yoğunlukta olduğunu gösteriyordu: “Bu, elli yıl boyunca zengin bir ülkede makul ve saygın bir hayat yaşamak isteyen, barınma ve iş talep eden mazlum bir halkın gerçekleştirdiği bir isyan, hatta belki de bir devrimdir.”
Sidi Buzid’de patlak veren intifada, Bin Ali’nin acımasız diktatörlüğünün meşruiyetine son verdi. Artık devlet zulmünden korkmayan halk, ABD destekli yönetimin ve onun sömürücü tedbirlerinin ortadan kaldırılması arzusunda.
Ortaya koydukları örnek mücadele bir ilham olarak her yere yayılıyor. Tunus halkı, kitlelerin ayaklandığında hiçbir hükümetin güvende olamayacağı gerçeğini bir kez daha tüm dünyaya hatırlatmış bulunuyor.
Cemil Sabah ve Rim Yunis
14 Ocak 2011

Hiç yorum yok: