Kişisel Olan Politiktir

Dergisiyle, pratiğiyle, salt “sol” denilen bir alana seslenip solcu bireyleri toplayacağını düşünenlerin arkasında, illaki devlet olmalı. Bu emir, başka bir yerden gelemez. Bunun için çeşitli kumaşlardan yamalı bir bohça örüp herkesi aidiyetlerinden sıyırarak o bohçaya doldurmak istiyorlar. Bu irade devletindir, başkasının olamaz. Her bireyi birey olarak kandırmak için teoriyi ve politikayı eğip bükme, her bireyi böylelikle avlama emrini başkası veremez.
Yaklaşık on yıl önceydi. Bir sol örgütün mensubu olan arkadaşlarla yapılan sohbette basit bir cümle sebebiyle tartışma yaşandı. Tartışmayı tetikleyen, karşı tarafın ağzından çıkan şu cümle idi: “Kişisel olan politiktir.”
Bu cümle, bahsini ettiğimiz 2007 momentiyle birlikte, sol içerisinde, değiştirilmesi bile teklif edilemez bir ilke hâlini aldı zamanla. Bunun için teori yoğruldu, helva gibi ağızda çiğnendi, şekillendirildi ve bir ibadetin konusu hâline geldi. Bize birileri, kişisel olana tapmamızı emrediyordu.
“Kişisel olan politiktir” sözü, “kişisel olmayan, politikanın düşmanıdır” demekti. Daha doğrusu, bu lafı eden, kişisel varlığını ilgilendirmeyen hiçbir pratiğin altına imza atmayacağına dair yemin etmiş oluyordu. Kişi dışı, kişinin aidiyetine vurgu yapan her fikriyat ve pratiğin kellesi, giyotinin altına yatırıldı böylelikle. Burjuva özgürlük adına, tüm kafalar eşitlendi! Bu pratik esnasında kesilen kafaların sayısı, IŞİD’in kestiklerinden çok daha azdı.
Eşitlik ve özgürlük, bir kılıftan, bir bahaneden ibaretti. Biraz da sol bireylerin toplanması ve belirli bir yere teksif edilmesi emriyle alakalıydı bu pratik. Bilinmez bir âlemde evrensel insanlık ve birey diye tanrılar vardı ve hepimiz onlara kul ediliyorduk.
Sonra şu tür cümleler duyduk solcuların ağzından: “Katmanlı bir felsefeye yaslanan, doğadaki tüm canlıların eşitliğini öngören veganlıkta hiçbir hayvansal gıda ürünü tüketilmez. Barışçıldır, dikeyliği değil yatay eşitliği savunur.”
Bu "hiyerarşik olmayan, yataylığı eksen alan" yaklaşım, herkese bilgiye erişim konusunda eşit imkân sunduğu düşüncesiyle internette komünizm bulmuştu bir zamanlar. Dolayısıyla iktidar mücadelesi tukaka ilân edildi, sınıfa, devrime ve iktidara örgütlenmiş herkes, bireylere ayrıştırılıp bir havuza dolduruldu.
Sınıf ve işçi kelimesinden tiksinmeyi, nefret etmeyi öğrettiler sonra. Nerede bir işçi eyleme geçse, “elinde silâh var mı?”, “vegan mı?”, “eril dil kullanıyor mu?”, “bana tahakküm kurar mı?” diye bakıldı. İşçi eline silâh alsa, kızıl muhafızlar kursa, Menşevik olup onları tasfiye edecek olanlar, belirli bir tekel ve tahakküm eleştirisini kendi tekeli ve tahakkümü için yapıyorlardı.
Bunlar, Lenin’e hasım kim varsa hemen o olabilirlerdi aslında. Ama Bolşevikliği de kimseye bırakmazlardı. Böylece bir kadetin ortalıkta Leninist pozlar kesme imkânını örgütlediler. “Kişisel olan politiktir” düsturu, tam da onlar için kesilip biçilmiş bir kılıftı.
Küçük burjuva, pazarlığı en yüksekten açıp en geri olana razı gelmek demekti. Onun için her yerdeydi. “Kişisel olan politiktir” lafı da o pazarlığın bir parçası, karşı tarafa sunulmuş bir vaatten ibaretti. Yani aslında şunu söylüyordu: “Halk, işçi veya ezilen gibi kolektif dinamikleri karşında bulmaman için elimden geleni yapacağım.”
Bu vaat ve söz dâhilinde, kişisel olan kutsandı. Sendikalardaki yüksek maaşlara böyle gerekçe bulundu. Burjuva siyasetindeki salvolara buradan kılıf temin edildi. Sonuçta kişisel olan politikti ve herkes, kendi kişisel çıkarını politikmiş gibi satma imkânı bulmuştu. Kendi kişisel çıkarı için yaptıkları ile politika için yaptıkları arasındaki açı kapandı. Kendi kişiselliğini ilgilendirmeyen, kendisi dışındaki hiçbir konu için kılını kıpırdatma yeminiydi bu söz. Ona dua gibi sarılanlarsa, utanmadan, bugün solun likidasyonundan bahsediyorlar. Zaten utanma da başkasına karşı sorumluluğu gerektiriyor. “Kişisel olan değerlidir, gerisi boştur” diyende sorumluluk da utanma da kalmıyor. Kişi, kutsal ve dokunulmaz kılınarak, hesap verme pratiği değersizleştiriliyor.
O kişi tasavvuru ise esasen birilerinin “evrensel insan” ve “birey” kurgusuna dayanıyor. “Kişi” derken o kastediliyor. Hepsi de “işçi, devrimci oldunuz ama birey olamadınız” saldırısına teslim olanlar. “Evrensel insan”a ve “birey”e atıfta bulunan her siyaset, bugünde tüm güç temin etme imkânlarını da o güce devrediyor demektir. “Ben güçlü olmayacağım, düşmanı ezmeyeceğim” diyen bireyler, bu “kişisel olan politiktir” ilkesine kolaylıkla sarıldılar. Sendikalarda, odalarda, derneklerde yürüyen faaliyet, güç arayışı ile ilgiliyken, bu faaliyet, kişisel çıkar dünyasına mahkûm edildi. Artık örgüt ya da parti yok, bunlar vardı. Her şeyi onlar yönetiyor, her şeyi onlar tayin ediyordu.
Oysa güç mücadelesi ile işleyen siyaset sahasında bu tür faaliyetlerin hiçbir hükmü ve ağırlığı yoktu. Sonuçta efendilerle eşitlenme arayışlarına bakıldı. “Kişisel olan politiktir”de geçen “kişi” gibi “politik” de sınıfsal/politik ayrışmalardan, saflaşmalardan azade idi. Yani bir sendikada kolaylıkla patronla kol kola girilebilir, mecliste burjuva partisiyle rahatlıkla yan yana gelinebilirdi. Devletin bu süreci iyi yönettiğini kabul etmek gerek.
Bu yüzden o, her bireyi bir yere toplama emri yağdırıyor sağa sola. Dinamikleri, kolektif olanı, tarihsel mücadeleleri o sebeple akim bırakmaya gayret ediyor. Bunun için de eşitlik-özgürlük yalanına kanmış bireyleri seçip uygun bir eğitimden sonra sahaya sürüyor. “Kişisel olan politik”miş zannediliyor. Herkes, uzay boşluğunda asılı, kendinden menkul, kendine kapalı bir bütünlük olduğuna inandırılıyor ve bu bireyler, her türden aidiyet imkânına karşı mülklerini çıkartıyorlar. “Benim bedenim” diyen kişi, üste yerleşiyor, bunun için de bir üst, bir yukarı belirliyor, hükümetle bu sebeple uğraşıyor, kendisine layık olan bir yukarı, bir devlet talep ediyor. Bünyeye girmemesi gereken etle ülkeye girmemesi gereken Suriyeli, bu şekilde yan yana geliyor. Buna yoksulların, işçilerin mahallelerinden uzak durmak da ekleniyor. “Kişisel olan politiktir” sözü, müşterek olandan, aidiyetten tiksinenlerin şiarı, bunu görmek gerekiyor.
Eren Balkır

Hiç yorum yok: