Mustafa Sönmez Bu Şafaklarda

Yoksul bir işçisiniz, kıt kanaat imkânlarla edindiğiniz kitaplarınızdan bir ya da birkaçını “küçük burjuva” bir arkadaşınız ödünç alıp geri vermiyor. Burada işleyen gizli akıl şudur: “Sen bu kitaplara layık değilsin, onlar senin olamaz, benim olmalı.”
Aynı gizli akıl, yoksulun, işçinin, ezilenin siyasetle ilişkisi konusunda da geçerlidir. Liberal ya da Kemalist türevleriyle küçük burjuva siyaset, yoksula, işçiye, ezilene hep aynı şeyi söyleyecektir: “Sen siyasete layık değilsin.” Burada onların yaptığını ve ağzından çıkanı küçük, hor ve aşağı görecektir.
Çünkü layık olmak için birey (mikro devlet) olmak, zaruridir. Aile, tanrı, vatan, hukuk, her şey, o birey denilen kurguya göre inşa edilmeli, budanmalı, kişilerin ait olduğu yapılar, dinamikler, mücadeleler birer çapak olarak temizlenmelidir. Bu, efendilerin emridir. Birey olamayana yaşam hakkı bile yoktur.
Sonuçta “cumhuriyeti tarih dışına atma pratiği, Kemalistlerin doksan yıldır uygulaya geldiği, cumhuriyeti tarihdışı hatta tarihüstü görme pratiğiyle örtüşmektedir. Ümmet de, hilafet de, âli devlet de, imparatorluk da en fazla Kemalist diktatöryanın eksik cüzlerini tamamlamaya indirgenmektedir.”[1]
Avrupa Parlamentosu’nda dışişleri bakanı İsmail Cem’in dağıttığı Kardeş Türküler kasetinin yerini bugün Dersim’in TKP’li belediye başkanı almıştır. TRT World, Maçoğlu ile ilgili reklâm filmini bu sebeple hazırlamaktadır.
Tarihdışı ve tarihüstü Kemalizm, bugünde bir tür liberalizm veya sosyal demokrasi formu almaktadır. Liberalizm, son günlerde Ayhan Bilgen’de dil bulduğu biçimiyle, “Kars Ankara’dan yönetilemez” der. Bu, Erdoğan’dan ödünç alınmış bir cümledir. Erdoğan, o cümleye ağırlık yaptığı için istenmemektedir. Kars, Ankara olmalıdır, olmadan yönetilemez.
Tarih dışı Kemalizm, Mustafa Sönmez gibi isimler üzerinden Marksizme sinmektedir. Sönmez’ler, emperyalizmle ve kapitalizmle ilişkilerini Marksizmle temize çekmektedirler. Onlara göre AKP, “yabancı yatırımlarına mani olmakta, burjuvazinin gelişimini sekteye uğratmaktadır”. Onların tek derdi, yoksul emekçi halkı emperyalizme müttefik, burjuvaziye yoldaş kılmaktır.
AKP, varoluşu dâhilinde emperyalizm ve kapitalizmle ilişki için gerekli zemini döşemektedir. Bir bahane ve gerekçe olarak örgütlenen AKP, sol sosyalist hareketi ait olduğu yüksek siyaset dünyasına örgütler. O dünyada artık Ayhan Bilgen gibi isimlerin ağzından çıktığı biçimiyle, “Her liberal talep, vahşi kapitalizmin talebi değildir” türünden cümleler dile dökülür.[2]
Çünkü “Kürd’e ve Müslüman’a Kemalizmi anlatmak, ancak Kemalizme küfretmekle mümkündür.”[3] ve “liberal bir kanaldan Müslüman’ın HDP içine akıtılması, AKP’de vücut bulan dönüşümün Kürd halkına doğru yansıtılmasının bir parçasıdır.”[4] Devlet ve burjuvazi, kitleleri, dinamikleri, tarihsel zemini kendine uygun kıvama doğru dönüştürmeye mecburdur. Müslüman’daki dönüşüme bakıp Kürd’deki dönüşümü anlamak mümkündür. Kavşakta, dönüşümün gerçekleştiği yerde bir tür sol (hep) vardır.
Mustafa Sönmez, bu bağlamda, soyut, havada asılı, kendinden menkul bir Siyasal İslam tasvir etmeyi ve herkese onu taşlatmayı iş zannedecektir. Onun gibilerin yazıp çizdiklerinde emperyalizme yalvarma, burjuvaziye yaranmadan başka bir şey yoktur. Siyasal İslam’dan kurtulmak için solun bedeni emperyalizmden medet umacak, ruhu burjuvaziye yardım çağrıları yapacaktır. Sönmez gibiler, kendilerinde varolan Kemalizmi ve ondaki emperyalist-kapitalist bağları aklamakla görevlidirler.
Mustafa Sönmez’in burjuvazinin savaştığını zannetmesi, ona paye vermek istemesiyle alakalıdır. Burjuvazi emekçilerin mücadelelerini çalma, gasp etme üzerine kuruludur. Sönmez'in klavyesinden çıkan sünepe, ezik gibi tabirler, AKP’ye destek açıklaması yapan TÜSİAD üyesi bireylere yöneliktir. Ama o, Kemalizmin sermaye ile ilişkisi dâhilinde, o ölçünün izin verdiği kadar “Marksist” ve “iktisatçı”dır. Adaşı Mustafa Peköz gibi tüm öngörüleri ve kehanetleri boşa çıkmıştır.[5] Bunlar, birer kafe falcısıdır.
Aşağıdaki tweet’inde ise açıktan yabancı finansal kuruluşlarının, şirketlerin safındadır. AKP düşmanlığı yüzünden emperyalistlerin uzaklaşmasından şikâyetçidir. Oysa “ilişkide bulunduğu”, esasen bir örgüt değil Friedrich Ebert’e bağlı bir think-tank kuruluşu olan Halkevleri, on yıl önce, “ülkeden yabancı sermayenin çıkışı yasaklansın” diyen bir yapıdır.[6] Bugünse Halkevleri’nin akıl hocası, yabancıların paraları toplayıp kaçamamasına ve ülkeden uzaklaşmasına üzülmektedir.
Halkevleri’nin arkasındaki derneğe adını veren Friedrich Ebert’se Almanya’da komünistleri katletmiş biridir.[7] “Devrimden günah kadar nefret ederim” diyen bu cumhurbaşkanı[8], parlamenter demokrasinin kurulması adına devrime mani olmak için elinden geleni yapmıştır. Luxemburg’ların kanı Ebert’in gömleğindedir. Çünkü onun arzusu, “sosyalist bir rejimden ziyade ılımlı bir koalisyon hükümetidir.” Halkevleri gibi yapıların da arzusu bu şekildedir. O, Erdoğan’ı kaba bulmakta, Ebert’i arzulamaktadır.
Sönmez ve Halkevleri’nin de bağlı olduğu yer ve tarih açısından benzer bir niyet ve arzu ile hareket ettiğini görmek gerekmektedir. Bugün Erdoğan yüzünden, Erdoğan sayesinde, birilerinin “devrimci”ymiş gibi görünmelerine izin verilmemeli, bu illüzyon sonlandırılmalıdır.
İllüzyon, küçük burjuvanın siyasete layık görmediği emekçiler ve ezilenlerle alakalıdır. Onlar, sınırların ve sınıfların birer delili, tezahürüdür. Yirmilerde Kemalizmin esir aldığı TKP’lilerin bir bölümü, teslim olmadan önce mahkemede, mealen, “biz baktık ki toplum sınıflara bölünmüş, onu bütünleyelim diye yola çıktık” demiş, maksatlarının “teessüs etmiş olan cumhuriyet idaresine içtimaî bir zemin ihzar etmekten ibaret” olduğunu söylemiştir.[9] Bu çizgi, zerre kırılmadan bugüne gelmiştir. Çünkü mesele, Kemalizme gerekli kitle zeminini tesis etmektir.
Bugün bu çizgi çatallandı: “kaynaşmış kitle”cilerle “yurtta sulh”çular yan yana geldiler, ne idüğü belirsiz, buraya yabancı, gerici, yobaz siyasal İslam’ın iktidarını gıdım gıdım geriletiyorlar. Böylelikle AKP’nin içinden geçen bu çatallanmış çizgi, günahlarından arındırılıyor, kendisini temize çekiyor. Sosyalistler ve Marksistler, bu konuda gerekli kimyasalı temin ediyorlar. Ezilenlerin, emekçilerin burjuvazinin iki siyasi çizgisine karşı kendi devrimci çizgisini çekmelerini asla istemiyorlar. Onlara siyaseti ve teoriyi kesinlikle layık görmüyorlar.
Böylesi bir zeminde, Mustafa Sönmez gibi “iktisatçılar”, Veli Saçılık gibi “sosyologlar”, Fatih Yaşlı gibi “tarihçiler” meseleyi gırgıra, mizaha vurarak, takipçi peşinde koşma, bireylere imaj satma imkânı buluyorlar. Liberale ve liberal taleplere asla toz kondurmuyorlar. O liberalizmle bu kadîm devletin zincirlerine ona layık birer birey olarak bağlanıyorlar.
Bu ortamda sanayicilere akıl hocalığı yapan profesör doktor Sinan Alçın, Mustafa Sönmez’in “bu toprakların yetiştirdiği, gözünü gerçekten ayırmayan, hamaset yerine veriyle konuşan bir iktisatçı” olduğunu söylüyor. Aynı kişi, geçen yıl damat Berat Albayrak’ın programını “olumlu bulduğundan” bahsediyor, destekleyici öneriler sunuyor.[10] Bir önceki yıl ise aynı profesör doktor, nasıl oluyorsa, (güya) “işçi sınıfının iktidarını hedeflemiş” olan Emek Partisi’nin yayın organı Evrensel’de bir süre yazılar yazıyor.[11] Demek ki ODTÜ gibi yerlerde Selin Sayek Böke ile yapılan paneller de bu zeminde gerçekleşiyor.
Sonuçta küçük burjuvalar, emekçiye, ezilene, yoksula siyaseti asla layık görmüyorlar, o siyasetin her anını ve her mekânını tahakküm altına alıyorlar, mizahî dilleriyle komedyenlere taş çıkartıyorlar ve başka sarayları eğlendiriyorlar. Hepsi de devrimden bir günah gibi nefret ediyor.
Eren Balkır
16 Nisan 2019
Dipnotlar
[1] Eren Balkır, “Bedenlerin Fethi”, 29 Ekim 2012, İştirakî.
[2] Aktaran: Eren Balkır, “Kürd’ün Rahlesi”, 20 Ekim 2013, İştirakî.
[3] “Kürd’ün Rahlesi”.
[4] A.g.m.
[5] “Muhalif Analistlerin Öngörü Tutturma Sorununda Bir Örnek: Mustafa Peköz”, 27 Aralık 2018, Kontra Salvo.
[6] Eren Balkır, “Hulk’ın Devrimci Yolu Eleştirisi”, 10 Ocak 2009, İştirakî.
[7] “Destekçilerimiz”, Sendika.org.
[8] Friedrich Ebert, Britannica.
[9] 1927 Komünist Tevkifatı, Haz. Jülide Ergüder, Birikim Yay.,1978, s. 36.
[10] “Gerçekçi Hedefler Somut Adımlarla Desteklenmeli”, 20 Eylül 2018, T24.
[11] Sinan Alçın, “Ekonomik Perspektif”, Evrensel.

Hiç yorum yok: