29 Nisan 2019

,

Eylem Ocağı


[…]

Öte yandan, sosyal medyada kahve ile ilgili bir tartışma yaşanıyor. Üniversiteden atılmış bir “Marksist” hoca, “direnmeliydik, odalarımızı teslim etmemeliydik” dediği tweet’inin ardından “işçi sınıfının içeceği biradır” diye yazıyor. Ayrılması gerekenleri ayırmak, birleşmesi gerekenleri birleştirmekle yükümlü bir aydın, bu iki tweet’in arasındaki bağı göremiyor. O odalar, tam da bu yavan geyik, mideye indirilen pahalı biralarla olunan sermestlik sebebiyle işgal edilemedi. Odalar zaten teslim olmuşluğun mecazı idi.

Bu aydınlar, bira konusunda referans olarak batıyı vermeye mecburlar. Burada bir işçinin bara gidip, yüzlerce liralık hesabı ödeyemeyeceğini bilmiyorlar. O imzalar atılmazdan, o okullardan kovulmadan çok önce Batı üniversiteleriyle iş sözleşmelerinin imzalandığını kimse itiraf etmiyor. Batı barlarında bira yudumlamak, işçinin emekçinin kahrını çekmeye kıyasla daha havalı ve janti bulunuyor.

Devlet, bu koşullarda, sola bar-meyhane sahasını teslim ediyor. Solcular, ilk iş olarak eskiden yayınevi düşünürlerdi, bugün bar açmayı fikrediyorlar. Gelgelelim, barlar arasında oluşan ağın bireyleri nereye çektiğini hiç kimse önemsemiyor.

Siyasal İslam üzerinden AKP’yi eleştirenler, kendilerindeki ve piyasadaki liberalizmi korumak için yapıyorlar o eleştiriyi. Herkes, liberalizmi sütten çıkmış ak kaşık yapmak için kendisine müşterek bir düşman buluyor. Oysa o “siyasal İslam” dedikleri şey, ülke tarihinde ilk kez, okula ve mescide belirli bir mesafede bar açma yasağını kaldırıyor. Bar da “devletin ideolojik aygıtı” olarak örgütleniyor.

Bireysel hazlar, içki ve kadın tüketimi alanı olarak barlar, ideolojiyi, teoriyi ve pratiği de ele geçiriyor. İçeriği tayin ediyor. Yoksulun, alttakilerin, mazlumun giremeyeceği bir yer olarak barlar, yalancı bir sınıf atlama merhalesi olarak iş görüyor.

Daha önce bahsini ettiğimiz barda[1] grev başladığında, bar emekçileri eksi on derece soğuğa direndikleri günlerde, önemli sosyalist örgütlerin şefleri ve temsilcileri içeride dans etmekte, kadeh tokuşturmakta bir beis görmüyorlardı. Sosyalist harekete bugün işte bu zihniyet yön veriyor.

Yüz elli yıl önce işçiler, İngiltere’de yoğun bir mücadele süreci içine giriyorlar. Burjuvazi, bu direnci kırmak için kendisine ait pub kültürünü işçi mahallelerine sokuyor. İşçiler içkiye alıştırılıyorlar, ama tuhaf bir şey yaşanıyor. Bu sefer grev kararları o pub’larda alınıyor, bunun üzerine burjuvazi, eylem ocağı hâline gelmiş olan pub’ları kapatıyor. Sınıf mücadelesi, kudreti ve şiddeti ile pub’ları da dönüştürüyor.

Bugün böylesi bir sınıf hareketinden, sosyalist hareketten veya eylem ocaklarından söz etmek mümkün değil. Her yanı, o kudrete ve şiddete liberalizm adına karşı olan, bu karşıtlıkla hareket eden bireyler kaplamış. Barların ticari gerçekliği, solun küçük burjuva dünyasının somut bir karşılığı. O barlar, ideolojik olarak bombalanmadan, yol almak mümkün değil.

İşçi hareketi yok. Barlar da mahallelerdeki uyuşturucu pratiği ile genişleme imkânı buluyor. Burjuvazi, eylem ocaklarını dağıtacak silâhlarını bir bir devreye sokuyor.

Geçmişte Tekel direnişinde işçilere solcular, ancak barlar sokağında alan açabilmişlerdi. Bar emekçilerinin özverili pratiği bir yana bırakılacak olursa, o direnişin sosyalist harekete öğretebileceği bir şey yoktu.

O direniş esnasında bir işçi, Cuma namazı için yakındaki camiye giderken geçirdiği trafik kazası sonucu vefat etmişti. Bizim cılız sesimiz, o vakitler, çadırların barlar sokağından alınıp cami avlusuna taşınması önerisinde bulunuyordu. Ama barlar, daha sıcak ve daha özgürlükçü geldi. Burjuvazinin özgürlük dediği şeye örgütlenmek, daha fazla rağbet gördü.

Daha önce bahsini ettiğimiz bir Troçkist örgüt[2], o Tekel direnişi esnasında henüz oluşum aşamasındaydı. O günlerde (galiba) Fransa’dan gelen bir troçkistle tanıştılar, gece evde bu Fransız’la yapılan sohbet sonucu sabaha doğru kâğıt üzerinde üyesi oldukları Troçkist enternasyonali terk edip başka bir enternasyonale dâhil oldular. Bunlar, yanı başlarında süren işçi direnişine değmeyen, ondan öğrenmeyen, onun programı ve tüzüğü gereği örgütlenmeyi aklı kesmeyen, o direnişe göre hareket etmeyi utanç vesilesi sayan, yüce ve arınık sosyalistlerdi.

Tabii ki buranın köylü, eli tezek kokan, “bankamatikten maaş çekerek işçilik yaptığını sanan” kişilerden değil, ne yaptığını bilen, “özgürlük” denilen sihrin formülüne vakıf, ilerici Fransız’ın peşinden gidilecekti. O gün devlet ve burjuvazi, “bunlar bankamatik işçileri, kapatalım Tekel’i” diyordu, bugün bankamatik işçilerinden sosyalistler bahsediyorlar, o insanları belediyelerinden kovuyorlar.

Barlar, meyhaneler, solun içine girdiği birer tabutluk ve bu tabutluk, 12 Mart ve 12 Eylül’dekiler kadar tehlikeli. En azından onlarda kırkların-ellilerin komünistlerinden kalan, duvara kanla kazınmış şu söze rastlanılıyordu: “Şerefinle girdin, şerefinle çık. İhtilâlci namusuna halel getirme.”[3]

Bugünse “şeref”in ve “namus”un ne kadar patriyarkal, ne kadar eril, ne kadar gerici olduğu tartışmaları, o barlarda yürütülüyor. Altuzerci femenisler, kendilerine “Kezban” diyen Boğaziçili yoldaşlarından oralarda ayrışıyorlar.[4]

“Sen daha özgürleşmedin mi?”, bugün bar solculuğunun feminist şiarıdır. Erkek milleti, kendi dişlerine uygun, kendilerine layık kadınlar imal ediyor. Tüm bunlar, mülk edinilen bedenin pazara girişinin yarattığı sancılardır. Sınırsız ve sınıfsız olmaya dair birer imge olarak günlük tüketim nesneleri, zihni ve eylemi ele geçirmiştir.

Baştaki geyiğe iştirak edecek olursak: “işçi sınıfının içkisi çaydır!”

* * *

İşçinin emekçinin birlik, dayanışma ve mücadele günü, kavganın zaferine meşale olsun!

Eren Balkır
29 Nisan 2019

Dipnotlar:
[1] Eren Balkır, “Bahar Havası”, 27 Nisan 2019, İştirakî. O barın sahibiyle ve arkadaş çevresiyle edilen kavgada ilgili kişiler, “sen bize nasıl saldırırsın, biz o bardan koca bir örgütü yönetiyoruz, bizi itibarsızlaştıramazsın” diyorlardı. Bahsettikleri örgüt MLKP idi!

[2] Eren Balkır, “Yersiz ve Milsiz Troçkizm”, 25 Aralık 2016, İştirakî. Bahsi edilen Troçkist örgüt sonrasında SEP ismini aldı.

[3] Tayfur Cinemre, “Cihan Alptekin’le Sansaryan Han’da 43 Gün”, 3 Nisan 2010, Bianet.

[4] “Boğaziçili Kadınlar, Üniversitedeki Erkek Şiddetini İfşa Etti”, 25 Mart 2019, Tele1.

0 Yorum: