Kenya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kenya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2026

, , ,

Kenya’dan İran’a Destek


İran İslam Cumhuriyeti’yle Dayanışma Bildirisi


Kenya Marksist Komünist Partisi, dünya tarihinde büyük bir tehlikeyle ama aynı zamanda büyük bir fırsatla yüzleşildiği momentte söylüyor sözünü.

Bugün savaş davulları bir kez daha çalıyor. Yaptırımlar, bir kez daha ağırlaştırılıyor. Aynı eski imparatorluk, bıçaklarını bir kez daha biliyor. Bugün hedef, İran.

Lafımızı esirgemeden, diplomatik korkaklık tuzağına düşmeden konuşalım.

İran’a, zalim olduğu için saldırılmıyor. İran’a, geri kalmış olduğu için saldırılmıyor. İran’a, halkına karşı görevini yerine getiremediği için saldırılmıyor.

İran’a, ABD emperyalizmi önünde diz çökmeyi reddettiği için saldırılıyor. Suçu budur. Suçu her zaman budur. İran milleti, kırk yılı aşkın süredir teslim olmayı reddetti. Petrolünü teslim etmeyi reddetti. Egemenliğini teslim etmeyi reddetti.

Kendini Washington ve Tel Aviv tarafından denetlenen bir kukla devlete dönüştürmeyi reddetti. Bu reddiyesi sebebiyle yaptırımlar, sabotaj, kuşatma, tehditler ve bitmek bilmeyen propaganda ile cezalandırıldı. Bu, diplomasi değil. Bu, kuşatma savaşı.

Yaptırımlar, politika araçları değildir. Yaptırımlar silahtır. Bunlar, bakanlara değil işçilere, generallere değil çocuklara, saraylara değil yoksullara doğrultmuş silahlardır.

Yaptırımlar, ilaçsız hastaneler, makine parçası olmayan fabrikalar, ekmeksiz aileler, geleceksiz gençler demektir. Yaptırımlar, yavaş yavaş patlayan bombalardır. Yavaş yavaş öldürme girişimi başarısız olunca, emperyalizm hızlı ölüme hazırlanır.

Savaş gemileri toplanır. Üsler çoğalır. Birileri terörist ilan edilir. Psikolojik savaş yayın organlarını istila eder. Rejim değişikliği, Washington’daki yönetim kurullarında açıktan tartışılır. Bu, daha önce tanık olduğumuz senaryonun aynısıdır.

Bu senaryo, Irak’a karşı kullanıldı. Libya’ya karşı kullanıldı. Suriye’ye karşı kullanıldı. Venezuela’ya karşı kullanıldı. Küba ve Kuzey Kore’ye karşı her gün kullanılıyor. Biz, Afrika’da bu senaryoyu çoğu kişiden daha iyi biliyoruz. O senaryonun kurbanlarını bu topraklara çok defnettik.

Kongo, istikrar adına yağmalandı. Libya, demokrasi adına yıkıldı. Somali, güvenlik adına militarize edildi. Kıtamızda IMF politika dikte ederken, halkımız kemerlerini sıkıyor. Kenya da özgür değil.

Topraklarımızda yabancı askeri üsler bulunuyor. Borç, ekonomimizi zincirliyor. Bütçemiz, halka hesap vermeden önce Dünya Bankası’na hesap veriyor. Gençlerimiz göç ediyor çünkü emperyalizm ulusal kalkınmayı boğdu. Bu yüzden İran boğulurken oturup uzaktan onun boğuluşunu izlemiyoruz.

Aynı elin kendi boğazımızda olduğunu görüyoruz. İran’ın yıkımının halkına özgürlüğü getireceğini sananlar, ya saftır ya da samimiyetsiz. Emperyalizm nereye müdahale ederse etsin, geriye sadece bir yığın kül bırakır. Milletler kurmaz, onları yıkar.

Demokrasi getirmez, kuklalar imal eder. Emperyalizm özgürleştirmez, egemenlik kurar. Marksistler olarak bilimsel analiz yapıyoruz. Şu en önemli soruyu soruyoruz: Kime fayda sağlıyor?

Yaptırımlar Wall Street’e mi yoksa İranlı işçilere mi zarar veriyor? Tehditler Pentagon’u mu yoksa İran köylülerini mi zayıflatıyor? Rejim değişikliği, kitleleri mi yoksa çokuluslu şirketleri mi güçlendiriyor? Cevap açık. Bu nedenle temel çelişki nettir.

Asıl düşman, İran toplumunun iç çelişkileri değildir. Her toplumun çelişkileri vardır ve bunları çözme hakkı, yalnızca İran halkına aittir. Başlıca düşman, ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin dışarıdan gerçekleştirdiği saldırılardır.

Marksistler, her daim baş düşmana saldırır. Emperyalist anlatılara, dolaylı olarak bile olsa, destek vermek, ezilenleri silahsızlandırmaktır. Washington’ın propagandasını tekrarlamak, Afrika ve Asya’yı yağmalayan sisteme hizmet etmektir.

Biz, bu türden bir revizyonizmi reddediyoruz. Biz, bu tür bir kafa karışıklığını reddediyoruz. Kenya Marksist Komünist Partisi, İran ulusunun egemenliğinin yanında kesin ve net bir şekilde durmaktadır. Hiçbir halkın bombalanarak özgürlüğe kavuşturulamayacağını, hiçbir ulusun yaptırımlarla demokrasiye kavuşamayacağını bir kez daha dile getiriyoruz.

Kendi kaderini tayin etme hakkının yabancı işgal veya ekonomiyi boğan saldırılarla gelişemeyeceğini biliyoruz. İran bugün, güçlü ABD imparatorluğunun kibrine karşı teşkil edilmiş bir direniş hattıdır. Teslim olmayı reddederek, sadece kendini değil, ezilen tüm ulusları savunmaktadır.

İran direndiğinde, imparatorluk zayıflar. İmparatorluk zayıfladığında, Afrika nefes alır. Bir ulus dik durduğunda, diğerleri de dik durabileceklerini öğrenir. Bu nedenle, İran’ın mücadelesi bizim mücadelemizden ayrı değildir.

İran’ın mücadelesi, Kenya ile bağlantılıdır. Kongo ile bağlantılıdır. Filistin ile bağlantılıdır. Onurlu bir yaşam için mücadele eden her işçi ve köylü ile bağlantılıdır. Enternasyonalizm, hayırseverlik değildir. Kaderi paylaşmaktır. Bu nedenle, Kenya Marksist Komünist Partisi şunları beyan etmektedir:

İran’a dayatılan tüm yaptırımlara karşıyız. Tüm askeri tehditlere ve savaş hazırlıklarına karşıyız. İran’ın iç işlerine yapılan tüm emperyalist müdahaleleri kınıyoruz. İran halkının kendi siyasi ve ekonomik geleceğini belirleme hakkını savunuyoruz.

Kenya ve Afrika’nın işçilerini, gençlerini ve vatanseverlerini, emperyalizmin her biçimine karşı mücadeleyi yoğunlaştırmaya çağırıyoruz. Emperyalistler şu gerçeği net bir biçimde anlasınlar: Afrika ve Asya’nın direnmeden, zorbalığa boyun eğdiği dönem sona eriyor.

Boyun eğme dönemi bitti. Ezilenler ayağa kalkmayı öğreniyor. İran, bugün onurun, egemenliğin ve direnişin sembolü olarak duruyor. Kendi egemenliğini savunurken, Kenya’nın onurunu da savunuyor. Afrika’nın onurunu savunuyor. İran, tüm ezilen insanlığın geleceğini savunuyor.

Tarihi yazan, çöken imparatorluklar değil, direnen halklardır.

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi. Yaşasın Afrika ve Batı Asya dayanışması. Kahrolsun ABD emperyalizmi. Egemenliğe, onura ve sosyalizme doğru ilerleyelim.

Booker Omole
Kenya Marksist Komünist Partisi Genel Sekreteri
30 Ocak 2026
Kaynak

31 Ekim 2025

, ,

Ezilenlerin Unutulmuş Kahramanları: Burjuva Reformizmi ve İhanet Politikaları Üzerine

 

“Halk için yaşamak ve ölmek, Tai dağından daha ağırdır;
zalimlere hizmet ederek ölmek ise tüyden daha hafiftir.
”

[Mao Zedong]

 

I. Maskeli Kahramanlar Günü

Kenya’da 20 Ekim, Maşuca Günü’dür; özgürlük savaşçılarımızı ve olağanüstü liderlerimizi andığımız bir gün bu. Ancak 20 Ekim, kompradorların iktidarda olduğu, burjuva propagandasının hüküm sürdüğü Kenya’da sömürücülerin kurtarıcı kılığına girdiği gün haline gelmiştir.

“#KanlıParlamento: 25 Haziran Kenya Kanıyla Yazıldığı İçin Asla Unutulmayacak” başlıklı, insanın yüreğini parçalayan makalesinde, deneyimli sosyal adalet savaşçısı Gitobu Imanyara, “Gerçeği belgelemek, bir sabotaj eylemi değildir. Bir hizmettir. Yabancıların ajandasına ait değildir. Gerçeği belgelemek, zulmün hüküm sürdüğü zamanlarda yerine getirilebilecek en vatansever görevdir” diyordu. Gerçekten de öyle: Imanyara’nın da ısrarla vurguladığı gibi, bizim rolümüz, muhafaza etmektir. Bu yüzden ben de gerçeği belgeliyorum, muktedirlerin gönlünü hoş etmek değil, ulusun uyuyan vicdanını harekete geçirmek için.

II. Kralın Cenazesi ve Solun Krizi

“Kafa karışıklığı yenilginin anasıdır.
Zaferin ilk koşulu, fikir ve amaç netliktir.
”
[L. Troçki]

Dün Raila Odinga ismindeki milli burjuva, komprador elit, gençlik ayaklanmasına ihanet eden siyasi lider, toprağa verildi. Bugün medya, bir sınıf arkadaşına övgüler diziyor, bir kompradoru “devrimci aziz” ilan edip, arkasından nostaljik ve şiirsel yalanlarını sıralıyor. Beklendiği gibi, tarih yeniden yazılıyor, tarih çarpıtılıyor, tarih aklanıyor, tarih kayboluyor. Hain ile ihanete uğrayan arasındaki çizgi, bir kez daha belirsizleşti.

Bu sözde kralın vefatından bu yana Kenya Solu tartışmalarla çalkalanıyor. Raila yanlısı reformistler, sınıf mücadelesini ve ampirik analizi terk edip “kralı” romantikleştirerek “yaşasın kral” diye haykırdıkça sol içerisindeki çatlaklar daha da derinleşti. Yoldaşlarıma hatırlatmalıyım ki, o kralın başındaki taç, ihanetle, sınırsız yolsuzluk skandallarıyla dövülmüş, bir vakitler temsiliyet iddiasında olduğu halkın kanıyla yıkanmış bir taç.

Hafta sonu partimiz Afrika Devrimci Sosyalist Birlik’in bir çalışma hücresinde dile dökülen düşünceler, ülkedeki ruh halini eksiksiz yansıtıyordu. Yoldaşların kabulüne göre, Raila sistemi üç kez kurtarmıştı: 1997’de Moi’nin partisine verilen destekte, 2017’deki direniş kampanyasında ve 2024’te 25 Haziran ayaklanmasına yönelik o büyük ihanette. Her seferinde kral, burjuva devletini kitlesel öfkeden kurtarmak için devreye girdi; komprador düzenin gerçek bir koruyucusu oldu.

Gerçekten de öyle. Kenya Afrika Ulusal Birliği’nin (KANU) tesis ettiği diktatörlüğün doksanlarda çöküşün eşiğine geldiği momentten, 2017’deki başarısız direnişe ve 2024’teki büyük ayaklanmaya kadar her olayda Raila Odinga, burjuvazinin en güvenilir itfaiyecisi olduğunu ispatladı. Her yangında çıkıp, kitlesel öfkenin alevlerini, sistemi yutmakla tehdit ettiği anda söndürmeyi bildi.

III. Reformizm, İhanet ve Bir Dönemi Belirleyen Skandallar

Tarihi burjuvazi adına temize çekmek bizim işimiz değil. Raila Odinga, yalnızca bir “demokrasi kahramanı” değildi, aynı zamanda çelişkilerle yüklü bir adamdı. İktidarla flört etme girişimleriyle hayal kırıklığına yol açmış popülist bir reformcuydu. Goldenberg skandalı gibi sayısız yolsuzluk davasından, gençlerin güçlendirilmesi için ayrılan milyarları yutan Kazi Kva Vijana skandalına, muhalefet siyasetini öldürüp rejimi yeniden canlandıran 2018’deki anlaşmayla gerçekleştirilen ihanete dek, siyasi hayatının her dönemi hesaplı bir uzlaşmacılıkla malul. Ailesinin Kisumu gibi şehirlere tahsis edilmiş fonlara el koymasıyla, kurtuluş lafını dilinden eksik etmeyenlerin kapitalist birikim sürecinin kulu kölesi haline geldiklerinin ispatıydı. Örneğin, Temmuz 2019’da Etik ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu, Odingalar tarafından usulsüzce ele geçirilen Kenya Demiryolları Şirketi’ne ait 60 milyon Kenya Şilini değerindeki iki parsel araziyi geri aldı. Raila, sistemin parçası olmakla yetinmedi. Onu mükemmelleştirdi. O öldüğünde, ülke yas tutarken, siyasi dostları ve liberal ortakları, daha fazla yoksul insanı öldürmek için hesaplar yapmak için hemen kolları sıvadılar. Cumartesi sabahının erken saatlerinde Hindistan’daki hızlı büyümenin artıklarını nefesini tutup bekleyen ülke, gözle görülür şekilde dalgın ve direnemeyecek kadar zayıftı. Yürütme, Kenya’da o fazlasıyla abartılı bir biçimde karşılanan “Ulusal Şok”u kullanarak, tek oturumda sekiz tartışmalı yasa tasarısını geçirdi. Bana göre en dikkat çekici olanı, artık devletin ifade özgürlüğünü kısıtlamak için geniş yetkilere sahip olduğu internet üzerinden yapılan konuşmaların suç sayılmasıydı. Bu hamle, en çok da ülkeyi dönüştürmek için internette örgütlenen gençler ve eylemcileri etkileyecek. Bu insanlar, mahkeme kararı olmadan uygulanacak keyfi yaptırımların kurbanı olacaklar.

Diğer tasarı, büyük ölçüde polise ait gözetim yapılarını ve onun hesap verebilirliğini zayıflatması beklenen Ulusal Polis Hizmetleri Komisyonunda Değişiklikle İlgili Kanun Tasarısı; baskıcı kanunlar yürürlüğe girdiklerinde, bundan sonraki siyasi protestolar daha tehlikeli hale gelecek. Bir diğer tasarı, mahkemelerin yetersiz kamu katılımı nedeniyle anayasaya aykırı ilan ettiği önceki özelleştirme yasalarının ardından gelen Özelleştirme Kanunu Tasarısı. Yoksulların alabildiğine savunmasız olduğu koşullarda, stratejik kamu varlıklarının yakında elitlerin eline geçtiğini göreceğiz. Kamu varlıkları, yakında özel çıkarlara hizmet edecek. Şok doktrini siyasetinin listesi uzayıp gidiyor. Bu devirde IMF ve Dünya Bankası ofislerinde olan biteni pervasızca kahkahalar atarak izleyenlere bakmak gerekiyor.

Bir de günün ilerleyen saatlerinde Kasarani Stadyumu’nda yas tutan, kahramanlarını görmek için itişip kakışırken vurulup öldürülen o dört insanı unutmayalım.

IV. Görgü Tanığı Anlatımı: Siyasal Kültür Olarak Haydutluk

Raila Odinga, Kenya’nın siyasi kültürünü haydutluk ve siyasi kabadayılıkla tamamen yerle bir etti. Nyanza eyaletinde ve halk arasında “yatak odası” olarak bilinen diğer siyasi kalelerinde ayakta kalmaya çalışan Odinga yandaşlarıyla birlikte, terör üzerine kurulu bir düzen inşa etti.

2019’da Njiru’da genç bir örgütçü olarak bu gerici popülist imparatorluğun işleyişine yakından şahit oldum. Yeşil ve ihmal edilmiş bir nehir kıyısı şeridini geri almaya çalışan Hepimiz Biriz adlı bir yardımlaşma grubu bünyesinde, ait olduğum cemaatteki gençleri harekete geçirmiştim. Sonra, Raila’nın sadık piyadelerinden biri olan ve yaklaşık 15 yıl boyunca turuncu Demokratik Hareket Partisi (ODM) üyesi olarak Mabatini Bölgesi İlçe Meclisi’nde (MCA) görevli Wilfred Odalo Oluoch, namıdiğer Rafuok geldi. Aynı yılın Mart ayının ilk haftasında, bir silah ve adamlarla ortaya çıkan bu adam, araziyi ele geçirdi, onu korumak için pala taşıyan kabadayıları ortalığa saldı. Uyuşturucu satıldı, gecekondular dikildi, çevre tahrip edildi. Bunların hepsi de “değişim”in turuncu bayrağı altında yapıldı. Konuyu polise bildirdim, ancak harekete geçemeyecek kadar zayıflardı. O zamanlar ilçe meclisi üyesi olan Mzee Kwetu, Rafuok ile görüştü, sonra bana “işleri oluruna bırakmam” için rüşvet teklif etti. Reddettim. Bu reddi ölüm tehditleri takip etti. Üyeler, can güvenliklerinden endişe duyup kaçtılar. Grup dağıldı. Artık komprador iktidarı güvendeydi.

Bugün aynı adam, Nairobi İl Meclisi Bütçe, Maliye ve Ödenek Komitesi Başkanlığı görevini yürütüyor, ayrıca ekseriyetle işçilerden oluşan Mathare isimli topluluğun parlamentodaki koltuklarına göz dikmiş durumda. Njiru’nun, her bir kapatmasının bir daireye sahip olduğu Obama Malikanesi’ni halk Raila Odinga’nın düzeninin ve siyasi mirasının küçük bir özeti olarak tarif ediyor.

Bu evlerde oturanlar, Raila Odinga’nın adamları. Reformizmin siyasi evlatları. Halka gözdağı verme konusunda ustalaşmış olan bu kişilerin konuştuğu dil, şiddet ve ihanet üzerine kurulu. Tuhaflık, düzenlerinin iliklerine işlemiş. Bu yıl, bir blog yazarı ve Kileleşva’nın yemyeşil mahallelerini temsil eden bir diğer turuncu parti olarak Demokratik Hareket Partisi (MCA) üyesi olan Robert Alai, Kenya’da 7 Temmuz’da demokrasi mücadelesi bünyesinde gerçekleştirilen eylemler (Saba Saba) öncesinde “Sosyal Adalet Merkezlerinin yakılıp yıkılması” çağrısında bulundu. Alai, taban hareketlerine ve aktivistlere açıkça savaş ilan etti. Raila, hiçbir şey söylemedi. Devlete sadık çetelerin, geçen yıl gerçekleşen 25 Haziran ayaklanmasının manevi yükünü omuzlarına almış hareketleri tehdit etmesini sessizce izledi.

Ardından, Saba Saba akşamı, polis 35’ten fazla eylemciyi öldürdü, 107’den fazlasını yaraladı, 1.500'den fazla barışçıl protestocuyu gözaltına aldı. Raila Odinga, halka karşı şiddeti kışkırtan Alai ve ekibinin de desteğiyle bir Ulusal Meclis Diyalogu çağrısında bulundu. İhanetin bir resmi olsaydı, Odinga o resim olurdu.

V. Solun Reformizmi Aşan Değerlendirmeleri

Sol sohbet gruplarımızda ideolojik çizgiler gayet net.

Bir tartışmamızda dile getirdiğim şu cümleler gerilimi gayet iyi özetliyordu:

“Görevimiz, Raila’yı sadece hatırlamak değil, onu tarihsel ve sınıfsal bir bağlama oturtmaktır. Evet, sokakları o canlandırdı, ama amacı neydi? Komprador burjuvazi, halkın öfkesini her daim sahiplendi, onu sermayeyi veya emperyalizmi asla tehdit etmeyen güvenli reformist kanallara yönlendirdi. Sorun şu ki, popülizmi devrimle karıştırdık. Raila, kitle siyasetini icat etmedi; onu kontrol altına aldı. İsyanı moda haline getirdi, ama bu isyan kesinlikle dönüştürücü değildi.”

Yoldaş Şiraz Durrani, bu sözlerime benim de katıldığım şu tespitleri ekledi: “Emperyalizm, ‘bizim’ liderlerimizi seçerken ‘iyi polis, kötü polis’ politikasına başvurur. İkisini de reddedelim.”

Bu tartışmalarda ortaya koyduğum tepkilerim gayet açık ve netti: yasımız, mücadeleyi yumuşatmak yerine keskinleştirmelidir. Önümüzdeki tehlike, duygunun çelişkiyi bulanıklaştırdığı ve burjuva ahlakının bize analiz yapmadan yas tutmayı öğrettiği ideolojik silahsızlanma ve sınıf bilincinin eksikliğidir.

Pio Gama Pinto’nun yaptığı uyarıda dile getirdiği gibi, “Kenya’nın Uhuru’su (özgürlüğü), aç kalma ve cehalet içinde yaşama özgürlüğüne dönüşmemelidir.”

Küresel sermayeye göbekten bağlı bir komprador diktatörlük koşullarında, reformistlerle birlik olmak teslimiyetten başka bir sonuç vermez. Kenya’nın bugünkü sorunu sadece liderlik değil, komprador diktatörlüktür; yani halkına değil, emperyalist finans kapitale sadık bir rejim. Görevimiz, reformizmle uzlaşmak değil, sınıfsal ayrımları netleştirmektir.

VII. 25 Haziran’dan Sonra: Kitleler Yola Çıktı

Gençliğin kendi kanıyla tarih yazdığı 25 Haziran 2024 sonrası halk, parlamenter siyasetin ötesine geçti. Sokaklar, gerçek parlamento haline geldi. İsyan, Raila’nın, burjuva partilerinin ve liberal reform yanılsamasının ötesine geçerek olgunlaştı.

Parlamenter siyasetin önemsizleşmesi an meselesiydi. İnsanlar yoluna devam etti. Küresel siyaset de onlarla birlikte hareket ediyor. Geçen yılki gençlik ayaklanmasının öncüsü, başka ülkeleri kuşatıyor: Bangladeş, Madagaskar, Nepal gençleri, devleti 48 saat içinde devirdi ve şimdi Peru ayaklanıyor. Bu, kapitalist sisteme karşı küresel hoşnutsuzluğun bir yansıması.

Kararnameler düzeninin pekiştiği, kitlelerin tam kurtuluş için seferber olduğu koşullarda Kenya solunun belirli bir kısmının burjuva reformistleri için yas tutup anma müsamereleri planlaması, nostaljisinin tuzağına düşmesi, kendisini bir alana hapsetmesi, kendi ağırlığı altında ezilmesi kadar saçma bir şey yok. Gerçek sol bu mudur? İleri işçiler ve eylemciler olmadığını görüyor.

VIII. Gerçek Kahramanlar (Şucaa)

Öyleyse bugün, sistemin kendisine sadık evlatlarını allayıp pulladığı, sahte peygamberlerini defnettiği koşullarda, adı anılmayanları, kutsanmayanları, felç olmuş bir sağlık sisteminin orta yerinde, hastanelerde ve dispanserlerde acı çeken hastaları, devlet şiddetiyle kayıp yakınları için sürekli adalet arayan aileleri, her gün hiçbir sonuç alınmaksızın kaçırılıp öldürülen gençleri, saklanan yoldaşları, daha iyi bir Afrika için slogan atan çocukları, benim gibi hayatta kalma mücadelesi veren, devlet tarafından avlanan, travma, bitkinlik ve umutsuzlukla mücadele eden eylemcileri ve organik aydınları onurlandırmak için ayağa kalkalım. Hepimiz, aklımızı korumak, güvende olmak, hayatta kalmak için mücadele ediyoruz; tüm bunlar olurken de yorgun bedenlerimizde kurtuluş hayalini taşıyoruz.

Bugün, Micere Mugo, Açieng Oneko, Bildad Kaggia, Dedan Kimazi, Mekatilili va Menza, Oginga Odinga, Muthoni Nyanjiru, Pio Gama Pinto ve Makhan Singh gibi devrimci atalarımızın ruhuyla, ezilenlerin kahraman, gerçek kurtarıcılar olduğunu ilan edelim. Biz, unutulmuş, ihmal edilmiş, göz hapsinde tutulan ama iradesi hiçbir şekilde kırılmamış şucaalarız. Tarihimiz, siyasi, ekonomik ve teorik mücadeleyle çarpıtılmadan yazılmaya devam edecek. Daha yeni başladık. Henüz uhuru/özgür değiliz. Uhuru mücadelesi durdurulamaz.

#ToprakAşHürriyet yürüyüşüne katıl.

Afrika Moja! Afrika Huru! Afrika ya Kijamaa!

[Birleşik Afrika! Özgür Afrika! Sosyalist Afrika!]

Okaka Onyango
21 Ekim 2025
Kaynak

24 Şubat 2022

, ,

Fikirlerin Savaşı ve Ona Öncülük Eden Organik Aydınlar

Kenya’da burjuvaziye çalışan aydın sınıfı, Jomo Kenyatta, Daniel Arap Moi ve bunların neoliberalizm yanlısı çocuğu Uhuru Kenyatta gibi diktatörlerin miraslarını temize çıkartmak için tarihi kendilerince yazıyor, böylelikle zulme hizmet ediyor. Aynı sınıf, tarihyazımı bağlamında Bildad Kaagia ve Pio Gama Pinto gibi özgürlük savaşçılarını ise tarihten silmeye çalışıyor.

Kenya’nın bağımsızlık mücadelesini yürüten Mau Mau Merkez Komitesi’nin üyesi olan Kaagia, öncülüğünü sonrasında 1963 yılında ülkenin başına geçecek olan büyük Kenyatta’nın yaptığı Afrikalı elitlerin başlattığı arazi hırsızlığına karşı çıkan bir isimdi. 

Kaagia’nın yakın arkadaşı, aynı zamanda özgürlük savaşçısı olan Pinto da toprağın ve servetin eşitsiz dağıtılmasına karşı çıktı.

Pinto, hükümetin herkesin temel ihtiyaçlara ve haklara sahip olmasını güvence altına alacağı özgür ve adil bir topluma inancını hiç yitirmeyen, fedakâr bir insandı. O, böylesi bir topluma kavuşalım diye dövüştü.

Biz, Kaagia ve Pinto gibi isimlerin hikâyelerinin halk tarafından bilinmesini isteyen bir grup Kenyalı genç entelektüeliz. Pinto bizim için özel olarak önemli bir isimdir, çünkü o, bağımsızlık sonrası katledilen ilk Kenyalı politik liderdir.

Pinto, 1965 yaşında henüz 35 yaşında iken katledildi. Onun hikâyesi, aynı zamanda kolektif olarak yayımladığımız ilk kitap olan Kenya’nın Organik Aydınlarının Pio Gama Pinto’nun Mirasına Dair Düşünceleri’nin de ana konusunu teşkil ediyor.

Pio Gama Pinto, 31 Mart 1927’de Kenya’nın başkenti Nairobi’de dünyaya geldi. O kısacık ömründe özgürlük savaşçısı, gazeteci, yazar ve siyasetçi olarak çalışmalar yürüttü. 1964’te iktidardaki Kenya Afrika Ulusal Birliği partisine yakın olan Pinto, milletvekili seçilerek meclise girdi. Bağımsızlığın kazanılması sonrası Kenya’yı İngiliz sömürgeciliğinin elinden kurtarmış olan özgürlük savaşçılarının ihanetine ve küçük bir azınlığın bağımsızlık sonrası büyük servetler elde etmesine tanık oldu.

O, açık sözlülüğü yüzünden öldürüldü. Nairobi’deki evinin garajından arabasıyla çıkarken, kapının açılmasını beklediği sırada vuruldu. Kızı da arabadaydı.

Kenya’nın ilk politik şehidi olarak Pinto, sosyal adalet mücadelesinin önemini bize anımsatan birçok isimden biri. Pinto’nun Jomo Kenyatta hükümeti eliyle katledilmesinin üzerinden epey bir zaman geçti. Bugün gençler, onun katkısı üzerine kafa yoruyor, bu tür katkılar temelinde, neoliberal kapitalizmin uyguladığı şiddete karşı alternatif bir yöntem geliştirebilmek için mücadele veriyor.

Pinto gibi devrimci mücadelenin yiğitleri tarihsel değerlendirmeler dâhilinde sansürleniyorlar. Bu sansüre neoliberalizme hizmet eden bilgilerin üretilip dağıtıldığı üniversiteler ve medya kuruluşları gibi araçlar alet oluyorlar. Bizi etkisiz, eli kolu bağlı bir halk hâline getiren tahrif edilmiş tarih ve yorumlarla mücadele etmemiz yasaklanıyor.

Seksenlerin başlarında Cumhurbaşkanı Daniel Arap Moi’nin ülkeyi yönettiği dönemde radikal addedilen Marksistler ve ilerici kalemler, üniversitelerden kovuldular. Maina Wa Kinyatti ve Ngugi wa Thiong’o gibi radikal akademisyenler öğrencilerine gerçek tarihi anlattıkları için gözaltına alındılar, öte yandan, devlet kimin ne öğrettiğini daha yakından takip edebilmek için üniversitelere ajanlar yerleştirdi. Neoliberalizme hizmet eden bilginin ve bilincin hâkimiyeti, kapitalizmin yarattığı krizleri maskelemenin yanında, düşünce yapımızı da büyük ölçüde etkiledi.

29 Mayıs 2021’de Nairobi’de Cheche Kitabevi’nde toplanan 14 yazar, Organik Aydınlar Ağı’nın ilk toplantısını gerçekleştirdi. Ağın amacı, sosyal adaleti savunan hareket içerisinde yeni yazarlar ve düşünürler yetiştirmek.

Biz, farklı geçmişlere sahibiz. Ukombozi Kütüphanesi gibi farklı sosyal adalet merkezlerinde yetiştik. Bizi bir araya getirense, Kenya’da sosyal adalet ve devrimci değişim mücadelesine katılma ihtiyacıdır.

Kitabevi’nde gerçekleştirdiğimiz tartışma, toplumumuzu araştırmalar yoluyla en iyi nasıl inceleriz, ayrıca hâkim sınıf kaynaklı bilgileri söküp atmak için yazma becerilerimizi nasıl kullanabiliriz sorularına odaklanıyordu. Biz de oturup, Kenya’nın müstesna özgürlük savaşçılarından olan Pinto ile ilgili bir kitap yazmaya karar verdik.

İtalyan yazar ve eylemci Antonio Gramsci’nin mirasından ilham alan bir grup olarak bizim amacımız, hâkim sınıfa hizmet eden eğitim sisteminin sansürünü ortadan kaldıracak çalışmalar yürütmek, ayrıca sıradan insanların mücadelesinden kök alan bilgiler üretip toplumu analiz etmek amacıyla tarihsel ve diyalektik materyalizmin sunduğu araçları kullanarak değişim konusunda gerekli ilhamı verebilmektir.

Biz bu kitabı, bilhassa gençler için kaleme aldık. Bu genç kuşak, kendi döneminde ilerici siyasetin temsili ve direnişin sembolü olmuş olan Pinto’dan habersiz. Biz, Pinto’nun yalnız hareket etmediğini tabii ki biliyoruz. Onun mirasını öne çıkartmak istememizin sebebi, bugünün siyasetinde ideolojik bir boşluk olduğunu tespit etmemiz.

Bu kitap, aynı zamanda bugünle de bağlantılı bir çalışma. Kitap, günümüzde faal olan muhtelif toplumsal hareketleri anlatıp, bizim Pio Gama Pinto’nun hayatıyla bağlantılı deneyimlerimize atıfta bulunmakla kalmıyor, ayrıca eldeki belgeleri, sosyal adalet merkezlerinde ve içinde yer aldığımız diğer toplumsal hareketler bünyesinde oluşturulmuş çalışma hücrelerinde sürdürülmekte olan politik eğitimlerde kullanılacak önemli bir materyal hâline getiriyor.

Kitabı Daraja Yayınevi bastı. Önsözünü Pio’nun kızı Linda Gama Pinto, giriş bölümünü ise bize ve düşüncelerimize ilham vermiş olan Pio Gama Pinto: Kenya’nın İsimsiz Şehidi isimli kitabın yayın yönetmeni Şiraz Durrani kaleme aldı.

Bizim kitabımız yanında Pinto’nun hatırasını diri tutmaya çalışan başka projeler de var. Pinto’nun hikâyesini İngilizce ile Svahili dilini harmanlayan Şeng dilinde aktaran “Herkes Özgür Olana Kadar” başlıklı dijital ses dosyası (podcast) bunlardan biri. Ayrıca Mathare Sosyal Adalet Merkezi, Pinto’yu katledildiği gün olan 24 Şubat’ta mezarı başında anacak. Aynı törende, ayrıca hayatına dair konuşmalar da yapılacak.

Aylar süren kitabımızı, Kenya’da cumhuriyet günü (bağımsızlık günü) olarak kutlanan 12 Aralık 2021’de okurla buluşturduk. O günü seçmemizin nedeni, kitlelerle hiç bağı olmayan hükümetin Uhuru Kenyatta’ya yönelik övgülerine karşı koymaktı.

Pio Gama Pinto, “Uhuru”nun (özgürlüğün) halkın sömürü ve yoksulluktan gerçek manada kurtulmasını ifade ettiğine inanıyordu. O, birçok insanı topraksızlaştıran hükümetin toprak konusunda uyguladığı zulme ve yaptığı adaletsizliğe ses çıkartma cesareti gösteren nadir insanlardan biriydi.

Bu anlamda biz, Cumhuriyet Günü’nü devrimci anlamda anıyoruz, böylece Pinto’nun fikirlerinin ve bakış açısının hâlen daha canlı olduğunu, onun açtığı yolda binlerce sosyalistin yürüdüğünü dosta düşmana göstermek istiyoruz.

Biz dünyaya karşı kayıtsız olmayı reddetmiş, kapitalistlerin oturdukları masalardan dökülen kırıntıları kabul etmeyen bir kuşağız. Dünyadaki zenginlikleri işçiler ürettiğine göre bugüne vurup yarını kuracak, zulmün olmadığı, üretim araçlarının işçilere ait olduğu bir gelecek inşa edecek güç bizde. Bunu yapacak kudret aklımızda, yüreğimizde, bileğimizde.

Kenya Organik Aydınlar Ağı, toplumsal hareketler içerisinde kendisini geliştirecek yeni yazarlar için bir zemin olmaya devam edecek. Ayrıca Nairobi’de kapitalizmin krizi ile ilgili yazılarımıza Mathare Sosyal Adalet Merkezi’nin internet sitesinde yer veriyoruz. İşçi hareketi içerisinde çalışma yürüten STK’ların yol açtığı umutsuzluğa dair düşüncelerimizi ileride kaleme alacağız. Bugünkü çalışma pratiğimiz daha çok Issa Şivci’nin STK Söylemindeki Sessizlik: STK’ların Afrika’da Oynadığı Rol ve Geleceği isimli kitabına yoğunlaşıyor.

Lena Grace Anyuolo
Nicholas Mwangi
18 Şubat 2022
Kaynak

04 Nisan 2015

, ,

Mareşal Kimathi Nereye Gömüldü?


İngiltere yönetici sınıfı, Kral III. Richard’ı yeniden gömmek için milyonlarca para harcamıştı. Mezarı bile tek başına 3 milyon dolar tutmuştu. (Telegraph, 22 Mart)

Ama İngiliz sömürgeciliği, Mareşal Dedan Kimathi’nin n’aşının nerede gömülü olduğunu açığa çıkartmayı hâlâ reddediyor. Kenya’daki Ülke ve Özgürlük Ordusu’nun lideri Kimathi 18 Şubat 1957’de asılmıştı.

İçi dolu bir tabanca ile yakalanmış olması, bu Afrikalı özgürlük savaşçısını idam sehpasına göndermeye yetti.

Kraliçe Victoria’nın fırtına birlikleri Kenya’yı 1895’te ele geçirdiler. Aristokratlar toprakları çaldılar, tek başına Lord Delamere’in eline 160.000 akre geçmişti.

Afrikalılar zorla “yerel rezerv” hâline getirildiler, bu, ABD’de Yerliler için tahsis edilmiş araziler konusunda bir model teşkil etti.

Zulüm direnişi tetikledi. Sekiz bin Afrikalı 14 Mart 1922’de Afrikalı lider Harry Thuku’nun sürgüne gönderilmesini protesto etmek için Nairobi’de yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe polis ateş açtı.

Saldırıya Norfolk Oteli’nin girişinde duran beyaz yerleşimciler de katıldı. Elli sekiz Afrikalı katledildi.

1 Mayıs 1949’da Doğu Afrika Sendikaları Kongresi kuruldu. Kenya’daki Afrikalı işçilerin ortalama yıllık ücreti o günlerde 73 dolardı.

1950 1 Mayıs’ında Kongre [EATUC] bağımsızlık ve çoğunluğun yönetimini talep eden bir bildiri yayınladı. Kenya’daki bu gerçek işçi liderleri Britanya Başbakanı ve İşçi Partili Clement Attlee tarafından derhal tutuklandılar.

Protesto amacıyla yüz bin işçi genel greve gitti. Nairobi dokuz gün boyunca felç oldu. Ayaklanmayı bastırmak için Britanya ordusu ve sömürge polisi seferber edildi.

Özgürlük mücadelesinin ana talebi doğrultusunda silâhlı mücadele devreye sokuldu. Kenya Ülke ve Özgürlük Ordusu bu şekilde doğmuş oldu.

Kenya’daki sömürge valisi Evelyn Baring, bu ordunun kuruluşuna 20 Ekim 1952’de olağanüstü hâl ilân ederek cevap verdi. Köle tüccarı Francis Baring tarafından 1762’de kurulan Barings Bankası valinin ailesinin kontrolü altındaydı. 1960’da Baring’e baron unvanı verildi.

Medya Özgürlük Savaşçılarının Linç Edilmesine Yardım Etti

Muhtemelen Shakespeare’in “III. Richard” isimli oyunu söz konusu kralı anlatıyordu. Richard’ın mensup olduğu Plantagenet ailesini mahvedip tahtı ele geçiren Tudor ailesi denilen çetenin bir üyesi olan Kraliçe I. Elizabeth’in o günden beri İngiltere’yi yönetiyor olması şaşırtıcı değil.

Ama Shakespeare’in hakaretleri, “Mau Mau” denilen Kenyalı özgürlük savaşçılarına karşı dünya kapitalist medyasının söylediği yalanların yanında solda sıfır kalır.

Altmış yıl sonra medya sonrasında bağımsız Kenya’nın lideri olan Jomo Kenyatta’ya “terörist” dedi. Oğlu Uhuru Kenyatta, Kenya’nın bugünkü cumhurbaşkanı.

Vali Baring, sömürge polisine Jomo Kenyatta ve diğer bağımsızlık savaşçılarına komplo kurup hapse atması emrini verdi. Yargılama esnasında jüri bile oluşturulmamıştı.

Caroline Elkins’in Pulitzer ödüllü kitabı “Emperyal Hesaplaşma”ya göre Baring hâkime 20.000 sterlin ödeyerek verilecek hükmü güvence altına aldı.

Baring, Kenyatta’ya kurulan komplonun Afrikalıları demoralize edeceğini umdu. Aksine bu olay yıllarca sürecek bir gerilla savaşının fitilini ateşledi.

Mau Mau savaşçıları, sömürgeci ordusu ile polisin elinden silâh ve cephanelik ele geçirdiler. Mau Mau destekçisi demirci ustaları yüzlerce silâh yaptılar.

Mau Mau savaşçıları ile savaşmak için İngiltere, 55.000 asker ve polis seferber etti. Kraliyet Hava Kuvvetleri Aberdares Ormanı ile Kirinyaga’daki gerilla mevzilerini bombaladı.

Caroline Elkins’in tahminine göre, sömürgeci güçler 300.000 Kenyalıyı toplama kamplarına koydular ve bir milyon kişiyi zorla Afrikalıların kendi köle emeği ile inşa ettikleri 800 “olağanüstü hâl köyü”ne yerleştirdiler.

Kenya’daki Afrikalılar için İngiliz Başbakanı Winston Churchill kendilerinin Hitler’iydi. Athi Nehri kampındaki kadın tutsakları yaralamak için muhafızlar Alman kurt köpeklerini kullanıyorlardı, ayrıca Manyani kampına gelen tutsakları sopayla dövüyorlardı.

Sadece Kamati kampında altı yüz çocuk vardı. Hiçbirisi kurtulamadı.

Mau Mau hareketinin “en kararlı unsurları” olarak görülen tutsaklar seçilip onlara çocukları gömme görevi veriliyordu. Eski tutsak Helen Macharia’nın anımsadığı kadarıyla, “bu çocuklar altışarlı gruplar hâlinde bir yere bağlanıyordu.”

Sam Amca Nairobi Embakasi Havalimanı’nı finanse etmek suretiyle bu soykırıma katkı sundu. Bugün Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı denilen bu havalimanı Mau Mau tutsaklarının köle emeği ile inşa edilmişti.

David Anderson’ın “Asılanların Tarihleri” isimli çalışmaya göre, bu haklı ayaklanma esnasında Kenya’da 1.090 Afrikalı asıldı. Sırf gerillalara gıda temin ettikleri için, “refakatçi” olarak adlandırılan 207 kişi İngiliz yerleşimcilerce katledildi.

Mau Mau üyesi olduğundan şüphelenilen insanlara işkence etmesiyle ünlü olan, başında Ian Henderson’ın bulunduğu bir birlik, 21 Ekim 1956’da Mareşal Kimathi’yi yakaladı. Ama Henderson’ın zulmü özgürlük mücadelesini hiç sekteye uğratmadı.

O yirmi bin Mau Mau gerillası boş yere ölmedi. Kenya 12 Aralık 1963’te bağımsızlığını ilân etti.

Sonrasında Henderson, otuz yıl boyunca Bahreyn’de gizli polis şefi olarak faaliyet yürüttü. 3 Haziran 1997’de savaş karşıtı lider ve İngiliz Parlamentosu üyesi George Galloway, Avam Kamarası’nda Henderson’ın bir savaş suçlusu olduğunu söyledi.

Mau Mau gazileri, 2006’da İngiliz hükümetine karşı tazminat davası açtılar ve bu ülkeyi Kenyalı özgürlük savaşçılarına sistematik işkence etmekle suçladılar.

Afrika o kahramanlarını unutmuyor. Kimathi’nin idamı bugünde anılıyor, ismi caddelere veriliyor. Dedan Kimathi’nin bir heykeli 11 Aralık 2006’da Nairobi’de açıldı.

Nelson Mandela, Kenya’yı ziyaret ettiğinde, Mareşal Dedan Kimathi’nin gömülü olduğu yeri görmek istedi.

Ama İngiliz emperyalistler, bu kahramanın gömülü olduğu yeri açığa çıkarmayı hâlâ reddediyorlar.

Stephen Millies
3 Nisan 2015
Kaynak