Gifara

Sahte kahraman, Davos’ta kurulan tiyatroda, Ortadoğu’da yıldızı parlasın diye, İsrail’e “van minüt” çekip, sonrasında İsrail’le anlaşanlardır. İsrail, altmış yıldır Kudüs’ün başkenti olduğunu kabul ettirmeye çalışır. Onlar, bir anlaşma ile bunu kabul ederler. “Sahte kahraman” dedikleri ise dün olduğu gibi bugün de Gazze’dedir, Ramallah’tadır, mazlum halkların direnen aklı, yüreği ve yumruğundadır.
Devletle imza ettikleri yeni akit İslam’ın içerisindeki direniş ruhunu köreltmek, yok etmek üzerinedir. Mısırlı besteci Şeyh İmam’ın Gifara şarkısı aynı zamanda Ebu Zerr Gifari’yi anıştırmak içindir. Onlarsa Ebu Zerr’e de düşmandır.
Che Guevara Afrika’da yerlileri örgütleyendir. Ertesi günkü çatışmalara hazırlanan yerlilerin vücutlarına kutsal belledikleri bir sıvıyı sürdüklerine şahit olunur. Guevara’nın yoldaşları, “buna müdahale etmek gerek, yerlilere materyalizm konusunda eğitim vermeliyiz” derler. Guevara savaşçıdır, savaşın maddesini ve diyalektiğini tanır. Bu sebeple yoldaşlarına “yarın neler olacak, bir bakalım” der. Ertesi gün üzerine kutsal sıvı sürmüş yerliler üç kat daha fazla cesur ve dirençli bir şekilde dövüşürler savaş alanında. Guevara, orta sınıf din düşmanlığının da panzehridir. Nereye Molotof atacağını iyi bilendir. O yerlilerin kutsalına savaşın ihtiyaçları dairesinde dokunmayandır.
Yeni akdin neferleri ise teslimiyetçidir. Devlet denilen dine biat etmişlerdir. Dudaklarındaki dua, her daim, o dinin hükmü altındadır. Che ise kurtuluşa yazgılı bir teolojidir. Yoksulların nefesiyle örülen bu teoloji, devlet dinine düşmandır.
Devlet dedikleri birkaç para kasası bir-iki karış arazidir. Sahipleri bellidir. Yeni akdin neferleri, kendi iradelerine sahip oldukları yalanını sürekli pazarlamak zorundadır. “Bu devlet hiç bağımsız olmadı” derler ki kendi bağlarını gizleyebilsinler. Amerika “yap” der, onlar da yapar. İsrail “gir” der onlar da girer. Onlar çoğunluğu çokluk-büyüklük masalları ile kandırmak için vardır.
Che ise zaten çok olan mazlumlarla birliktedir, birdir. Kim nerede kütlesel gücünü görüp isyan bayrağını çekmişse, ona mutlaka değer. Onların “kanaat önderleri” vardır, mazlumların “hareket önderleri”.
Onlar kendi teslimiyetlerini yaldızlamak zorundadırlar. “Yerli ve milli” dedikleri burjuvacadır. Bu burjuva masallar ile emperyalist-kapitalizme göbekten bağlı oluşlarına makyaj yapmaya mecburdurlar. Mısırlı bir şair Ebu Zerr’i Che ile birleştiriyorsa, bu toprakların da birleştirilmeyi bekleyen yerli ve milli direniş öncüleri elbette vardır. Devletin muhalefeti dizayn etmesine, formatlamasına, hizaya sokmasına izin verilemez. AKP’ye kızılıp devletin kucağına koşulamaz. Che, zihinlerdeki popüler bir devlet imgesinin tezahürü olamaz. Kavga yoksa, kitlelerle gerilimli bir ilişki kurulmuyorsa, Che, ya piyasanın ya da devlet koridorlarının süsü olur. Gençlere yakıştırılamamasının sebebi, o gençleri dışarı atmak, terörize etmek, onların halkla bağlarını kopartmak, geri kalanı ipotek altına almak ve hepsini piyasaya kul kılmak arzusudur.
Küçük savaşçılar, devletin büyük savaşına direnme biçimidir. O kanaat önderleri ve o küçük savaşçıların mirası üzerine inşa edilmiş meclisin başkanı, savaşına halel gelsin istememektedir. Onların gemisi Pentagon-CIA geriliminde ilerler. Küçük savaşçıların savaşı, tam tersine, ekberdir, büyüktür, hakikidir, gerçektir. Kendisine odaklanmaz, halkın devrimci ocağında harlanır. Başkasının yüzüne inen tokadı kendi yüzünde hisseder. Düşmanınsa artık halk karşısında hiçbir yüzü yoktur.
Sahte kahramanlar, halkı yalanlarla, avuntularla, boş vaatlerle gütmek derdindedir. Gerçek kahramanlarsa neyse odur, azı çok göstermez, bozkırı tutuşturacak kıvılcıma sahip değil aittir, imanı kiri pası söküp atacak güçtedir.
Bahri Dikmen

Hiç yorum yok: