Birçok Batılı oryantalist, İslam’ın farklı dinî
görüşleri kendi bünyesinde bağdaştıran bir din olduğunu ve Hz. Muhammed’in
(sav) yeni bir yapı teşkil etmek amacıyla eski dinlerden kimi hususları
uzlaştırmaya çalıştığını düşüyor.
Ama Müslümanlar, tek bir dinin Hz. Âdem’den Hz.
Muhammed’e dek 124.000 peygamberin teşkil ettiği o uzun zincir boyunca kademe
kademe vahyedildiğine iman ediyorlar.
Her peygamberin ortaya çıkışı ile birlikte yeni
bilgiler ekleniyor, belirli bir zaman ve mekân üzerinden gelen bilgilerle ümmet
kemâliyete uzanıyor. Son olarak Hz. Muhammed ve Kur’an tüm mesajları kendi
içinde tamama erdiriyor, tüm zamanlar ve mekânlar için tek bir Yaratıcı, tek
bir beşeriyet, tek bir kosmos ve tek bir kâinat bilincine dair müşterek
vizyonla ilgili yeni bir anlayış kazandırıyor.
Müslümanların İslam’ın tüm vahyedilen dinleri teyit
eden ve birleştiren, ırk ve hiyerarşi karşıtı, herkesi kucaklayan evrensel bir
din olduğunu hatırlarından çıkartmaması gerekiyor. Kur’an sadece müminlere
değil, “Ey insanlar!” [35:3] gibi ifadelerle sayısız kez tüm insanlığa hitap
ediyor.
Tüm diğer kutsal metinler özel bir zamana-mekâna ve
özel insanlara sesleniyorlar. Ama Kur’an, tarihe ait kimi hikâyeleri ve birçok
peygamberin yaşadığı dönemlere ait öğretileri içerse de, zaman-mekânı aşıyor.
Kur’an’da birçok peygamberin “Müslüman” olduklarını
söylediklerine işaret ediliyor: Kitap’ta bu peygamberler tek Allah’a
inandıklarını, ona itaat ettiklerini ve kendi döneminin son peygamberi
olduklarını söylüyorlar. Bakara Suresi’nde Hz. Muhammed’e dindarın, takva
sahibinin “sana ve senden öncekilere vahyedilene iman eden” olduğu söyleniyor
[2:4]. Peygamber önceden vahyedilmiş dinlere, onların kitaplarına ve
peygamberlerine iman etmeyi her Müslüman’ın bir yükümlülüğü kılıyor.
Peygamber’e şu talimat veriliyor:
“De
ki biz Allah’a, bize indirilenlere, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a ve Yakub’a ve
torunlarına indirilenlere ve Musa ile İsa’ya verilenlere ve Rab’leri tarafından
diğer peygamberlere gönderilenlere iman ettik. Onlar arasında hiçbir fark
gözetmeyiz. Biz Müslüman’ız, O’na teslim olanlarız.” [2:136]
Âli İmrân Suresi’nde ise şunlar söyleniyor:
“İbrahim
ne Yahudi idi ne de Hristiyan’dı. Ancak o hanif Müslüman’dı, tümüyle Allah’a
teslim olmuştu, müşriklerden de değildi.” [3:67] Hacc Suresi’nde ise şu ifade
geçiyor: “[…]
Bu,
babanız İbrahim’in yoludur. Allah daha önce de ve bu kitapta da size Müslüman
ismini vermişti.” [22:78]
Hz. Nuh halkına şunu söylüyor:
“Benim
çabamın karşılığını verecek olan yalnızca Allah’tır, bana Müslümanların, O’na
teslim olanların ilki olmam emredildi.” [10:72]
Bu da Hz. Musa’nın sözü:
“Ey kavmim, eğer Allah’a inandıysanız,
Müslüman iseniz sadece O’na güvenin.” [10:84]
Âli İmrân Suresi:
“İsa
onlar arasında inançsızlık bulunduğunu hissedince ‘Allah’ın yolunda kim bana
yardım edecek?’ dedi. Müritleri de cevap verdi: ‘Allah’ın yolunda biz sana
yardım ederiz, Allah’a teslim olduğumuzun tek şahidi sensin.” [3:52]
Bu tekâmül sürecinde Hz. İsa onların yükünü
hafifletmek için haram olanı helâl kılmak yapmak amacıyla geldiğini söylüyor
[3:50]. Şabat gününde deve etini, sığır ve koyun etinin yağını, avlanma ve
balık tutmayı helâl kılıyor.
Bu süreç sonrasında devam etti. A’râf Suresi Peygamber
ile ilgili olarak şunu söylüyor:
“O onların yükünü hafifletir […]”
[7:157]
Peygamber diğer peygamberler karşısında beş sebepten
ötürü tercih edildiğini söylüyor: haşmetli oluşu ile muzaffer olması, tüm
yeryüzünü cami ve abdest kaynağı kılması, ganimetlere sahip olmasına izin
verilmesi, şefaat, aracılık hakkı bahşedilmesi ve tüm mahlukatın peygamberi
olarak gönderilmiş olması (Buhari). O aynı zamanda manastır sistemini
yürürlükten kaldırıyor, Şabat gününü Cuma namazı süresi ile kısıtlıyor,
kadınlara kanunî haklar ve eşit ruhanî statü veriyor.
Son peygamber Hz. Muhammed’in gelişi bugüne dek gelen
Yahudi ve Hristiyan kaynaklar kadar Zerdüşt, Hindu ve Budist metinlerinde de
yer alan kimi âlimlerce ve geçmişte indirilmiş kitaplarda önceden haber
veriliyor. Kur’an, Tevrat ve İncil’e inananlarla ilgili şunu söylüyor: “Kendilerine
kitap verdiğimiz kimseler onu kendi oğulları gibi tanırlar.” [2:146, 6:20],
zira Peygamber onların kitaplarında açık bir biçimde tarif ediliyor.
Tevrat’taki ifadeyle, “Kitap onu hiç öğrenmemiş olana
verildi, ona ‘oku bunu, sana dua edeceğim’ dedi, o da ‘ben okuma bilmem’ diye
cevap verdi.” [Isaiah, 29:12] Bunlar Cebrail ile Hz. Muhammed arasında ilk
vahiy indiği sırada geçen konuşmayla aynı [96:1]. İncil’de şu cümlelere yer
veriliyor: “Baba’ya dua edeceğim, o sana daha fazla rahat bahşedecek,
böylelikle sonsuza dek seninle kalacak.” [John, 14:16] İslam inancına göre Hz.
Muhammed sonsuza dek tayin edilmiş bir peygamber olarak kalacaktır.
Hicrî onuncu yıldaki hac vazifesi sırasında şu ayet
iner: “[…] Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi
tamamladım, sizin inancınız olarak sizin için İslam’ı seçtim. […]” [5:3] Hz.
Muhammed ile birlikte vahyedilmiş tevhid dininin tekâmül süreci tamamlanmış,
kemâliyete ermiştir.
Bu sebeple Müslümanlar İslam’ın insanların zaman ve
mekânı aşan maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamaya devam edeceğine
inanırlar.
Nilüfer Ahmed
17 Ağustos 2012
Kaynak
0 Yorum:
Yorum Gönder