31 Aralık 2025

, , ,

Büyük Kıtanın Kapıları IV

Dördüncü Bölüm:

Dünya Savaşının İlanı


Bugün altmışları ve yetmişleri kapsayan, dünya genelinde devrimci hareketin yükseldiği dönemde görüldüğü üzere, İkinci Çin-Japon Savaşı’na dair hafıza üzerinden, Çin’in tarihsel deneyimi ile Filistin direnişi arasındaki güçlü duygusal ve teorik bağlar kuruluyor. Bugün çok az insan, Çin’de veya (özellikle) Batı’da, Japonya’nın kendisinin, daha doğrusu, Japon halkının küçük ama etkili bir azınlığının, bu duygusal bağın pekiştirilmesi konusunda yaptığı katkıların farkında.

Altmışlar boyunca Japonya, İkinci Dünya Savaşı döneminde başta olan faşist liderliği yeniden dirilten, ülkeyi Kore, Vietnam ve Çin’e karşı emperyalist saldırganlığın büyük bir arka üssüne dönüştüren ABD’ye yönelik bağımlılıktan kurtulmayı amaçlayan büyük devrimci ayaklanmalarla sarsıldı. 

Bu mücadelelerin bağrından çok sayıda silahlı Yeni Sol oluşum ortaya çıktı. En ünlüsü Birleşik Kızıl Ordu olmak üzere, bu örgütler ne yazık ki birbirlerine şiddet uyguladılar. Bu içteki savaşlardan somut bir çıkış yolu arayan Japon Kızıl Ordusu (JKO), 1971 yılında silahlı mücadeleyi iç sınırlarından kurtarıp dünya devriminin kalbine taşımayı amaçlayan bir doktrinle kuruldu.

JKO’nun kurucu başkanı Takaya Şiomi’nin formüle ettiği bu “uluslararası üs teorisi”, operasyonlarını ağırlıklı olarak Doğu Bloku’ndaki köklü sosyalist devletlerdeki güvenli üslere taşımayı öngörüyordu. Kızıl Ordu’nun bir diğer lideri Fusako Şigenobu, bu öneriyi kısa süre sonra değiştirerek, “özgürlüğe ve devrime geçiş sürecindeki mücadelenin savaş alanları uluslararası üslerimiz olmalıdır” dedi. Analizinde bu aktif devrimci savaş alanlarının başında Filistin geliyordu. Şigenobu liderliğinde JKO, kuruluşundan kısa bir süre sonra Lübnan’daki mülteci kamplarına taşındı ve FHKC ile güçlü bir askeri ittifak kurdu.

Bundan sadece bir yıl sonra, Mayıs 1972’de JKO, Tel Aviv’deki Lod Havalimanı’na düzenlediği saldırıyla halkın bilincine kazındı. Arap dünyasının büyük bir bölümünde kahramanlık, Batı’da ise “terörizm” olarak görülen faaliyetleri ününü pekiştirdi. Operasyon, 26 ölümle sonuçlandı. 7 Ekim’e dair söylem düzeyinde süren çatışmanın ilk habercisi olan değerlendirmelerde bu eylemler, “soğukkanlı bir katliam” olarak tasvir edilirken, JKO ve diğer görgü tanıkları, saldırıyı gerçekleştirenlerin havalimanı kontrol kulesi gibi açık bir askeri hedefe yöneldiklerini, kurbanların çoğunun çapraz ateşte öldürüldüğünü ısrarla dile getirdiler. Cang Şeng’in de ifade ettiği biçimiyle, JKO, Filistin içlerine yönelik saldırısıyla “kimilerinin İsrail’e karşı elde edilmiş ilk zafer dâhilinde İsrail’in yenilmezliğine dair efsaneyi yerle bir etti.” Operasyonun propaganda alanında sahip olduğu değer, aylar sonra doğrudan misilleme olarak FHKC sözcüsü Gassân Kenefâni ve yeğenini öldüren İsrailli liderlerin gözünden kaçmamıştı.

JKO’nun ilk faaliyet yılı, aynı zamanda militan belgesel film alanında kalıcı izler bırakan bir çalışmanın üretilmesini sağladı: Kızıl Ordu-PFLP: Dünya Savaşının İlanı (Sekigun-PFLP: Sekai senso sengen veya 赤軍PFLP・世界戦争宣言). Sinemaya otuz yıl ara verip Lübnan’da JKO’ya katılan, son dönemde Lod Havalimanı operasyonunu ve Şinzo Abe’yi öldüren suikastçinin hayat hikâyesini sinema perdesine aktarmak için sinemaya geri dönen Masao Adaçi’nin yönetmenliğini üstlendiği filmde Şigenobu, Kenefâni ve FHKC savaşçısı Leyla Halid ile yapılmış, kapsamlı röportaj görüntülerine yer veriliyor. Bu röportajlardan birinde Halid, JKO-FHKC ittifakının dünyaya yaptığı çağrıyı şu şekilde aktarıyor:

“Japon yoldaşlar, Çin, Vietnam ve dünyanın geri kalanındaki devrimci yoldaşlar, şu sloganı haykıralım, onun gerçekte karşılık bulması için mücadeleye devam edelim: ‘Dünyanın tüm anti-emperyalist devrimci güçleri, birleşin!’[...]”

Filmin başka yerlerinde de devrimci Çin’in teorik ilham kaynağı ve mücadelede aktif bir katılımcı olarak önemine tekrar tekrar değiniliyor. JKO’lu isimlerden biri, filmde şunu söylüyor:

“FHKC’li kardeşlerimizin önerdiği ve uyguladığı ‘Anti-emperyalist/Anti-Siyonist/Üçüncü Dünya Savaşı’ ile Çinli kardeşlerimizin dile döktüğü ‘Amerika ve Japonya’ya Karşı Savaş’, bizim önerdiğimiz ve uyguladığımız ‘Dünya Devrimi Savaşı’ ile aynı şeydir.”

Başka bir sahnede ise FHKC gerillalarının Başkan Mao Zedong’dan Alıntılar’ın (Küçük Kırmızı Kitap) Arapça baskısını inceledikleri görülürken, beş dakikalık bir etkileyici müzik arasına Çince “Enternasyonal”in üç kıtasının tamamı eşlik ediyor.

Otuz yıllık varlığı boyunca, özellikle Arap dünyası dışında, JKO gibi Filistin silahlı direnişinin örgütlü bir ortağı ve fiilen yabancı bir tugayı olarak hareket eden bir başka yapıya neredeyse hiç tanıklık edilmedi. Lillian Craig Harris’in 1977 tarihli makalesinde şu ilginç not yer alıyor:

“Kasım 1971’de Fetih, Pekin’deki FKÖ bürosuna yapılan bir teklif aracılığıyla Filistin gerilla örgütlerine katılmak için birçok Çinli gencin gönüllü olduğunu söyledi. Ancak sayısı açıklanmayan gençlerin mücadeleye katılması teklifini Fetih, kabul edip etmediğini söylemedi. Hiçbir Çinli, Filistin savaş birliklerinde yer almadı.”

Öte yandan, Japon Kızıl Ordusu’nun davaya olan bağlılığı, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ilk Kızıl Muhafızı Cang Şengci’nin olağanüstü hayat hikâyesinde somut ifadesine kavuştu. Şengji, bu mücadeleyi büyük bir hürmetle karşılayan bir isimdi.

Cang, 1948’de Pekin’de, Hui etnisitesine mensup Müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ancak ailesi, ona laik ve devrimci bir eğitim verdi. Hayatının ilerleyen dönemlerinde, Nekbe’den sadece birkaç ay sonra doğmuş olmasının derin bir anlam taşıdığını dile getiren Cang, 2012’de Ürdün’deki bir Filistin mülteci kampında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Doğduğum yıl, ip aniden koptu, dünya büyük bir sarsıntıyla çöktü, Filistin’de adalet ayaklar altına alındı. O yıldan sonra, barışın hüküm sürdüğü güzel vatanınız Filistin, sömürgecilik tarafından işgal edildi, kıyıma tabi tutuldu ve harap edildi. 1948 yılıydı ve ben, evlerinden kovulan, topraklarından mahrum bırakılan, o sefaletin çizdiği mültecilik yolunda doğan bebeklerle aynı yıl doğduğumu bilmiyordum.”

Cang, Mayıs 1966’da Kültür Devrimi başladığında Pekin’de Çinghua Üniversitesi’nde öğrenim görüyordu. Kendi anlatımına göre, imza yer almayan, büyük harflerle hazırladığı bir afişte ilk kez “Kızıl Muhafız” ifadesini kullanan Cang, bu ismi alan ilk isyancı gençlik birliğini örgütledi. Mao’nun teşvikiyle örgüt, kısa süre içerisinde tüm ülkeyi kuşatan kitlesel bir hareketi tetikledi. Kültür Devrimi ardından ülkenin kültür ve edebiyat alanında faaliyet yürüten aydınları (birçok eski Kızıl Muhafız da dâhil olmak üzere), tüm Kültür Devrimi deneyimini travmaya yol açan, nihilist bir “on yıllık kaos” olarak görüp reddeden “yara edebiyatı”nın etkisi altına girdi. Ancak Cang, bu eğilime kararlılıkla karşı çıktı, devrimci idealizminden asla vazgeçmedi, “Kızıl Muhafız ruhu” dediği şeye inatla bağlı kaldı.

1968’de İç Moğolistan kırsalına “gönderildi”. Gönüllü olduğu bu çalışma dâhilinde, burada çobanlık ve ilkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra, yükseköğretim kurumlarının yeniden açılmasıyla, Pekin Üniversitesi’ne kaydoldu, özellikle Çin’in ulusal azınlıkları ve Japonya tarihi üzerine yoğunlaşarak, arkeoloji eğitimi aldı. Tarihsel düzlemde yüzyıllardır yoksulluğu, çileciliği ve hanedan otoritesine karşı direnişiyle öne çıkan Çin Sufi İslam’ının Cahriyye mezhebini yakından inceleyen Cang, Hui Müslümanlarının mirasıyla yeniden bağ kurdu ve dini bir uyanış yaşadı. 1987’de Müslüman oldu. Sonrasında bu süreçle ilgili olarak şu değerlendirmeye yaptı:

“Kızıl Muhafızlar ile Cahriyye arasında güzel bir bağ var. [...] Bir Kızıl Muhafız olarak Cahriyye’yle tanıştığım vakit halk içerisinde gerçek annemi buldum”

Cang, sonraki dört yılını Cahriyye’nin kapsamlı bir tarihçesini sunan Ruhun Tarihi’ni yazarak geçirdi. Bu eser, doksanların başlarında beklenmedik bir şekilde çok satanlar arasına girdi. 2012’de Ürdün'deki beş Filistinli mülteci kampına yaptığı ziyarette, bu kitabın sınırlı sayıda basımından elde edilen 100.000 dolarlık geliri 470 aile bizzat bağışladı. Konuşmasında, Çin’in dört bir yanında, farklı mezhep ve geçmişe sahip Müslümanların zekât olarak katkıda bulunduğunu hatırlattı. O zamana kadar, pişmanlık nedir bilmeden yaşamış eski bir Kızıl Muhafız ve (tabiri caizse) “yeniden doğmuş” bir Müslüman olarak yaptığı siyasi yolculuk onu, küresel İslam’ın Batı emperyalizmine karşı son derece az takdir edilen ve yeterince incelenmemiş bir direniş kutbu olduğuna, aslında Haçlı Seferleri’nden beri bu niteliğini koruduğuna ikna etmişti.

2000’li yılların başlarında Cang, İsrail’in Gazze’ye yönelik gerçekleştirdiği vahşi saldırılara dair, günümüzdeki soykırımla olan ilişkisi hiç azalmamış, sert eleştiriler içeren bir dizi yazı kaleme aldı. 2009’da yazdığı bir yazıda, 7 Ekim’den bir gün sonra “yüz yıllık Avrupa ve Siyonist sömürgeci işgaline karşı Gazze gettosu ayaklanması”ndan söz eden şehit şair Rıfat Arir’in yorumuna benzer bir yoruma yer verdi. Cang, orada Gazze’deki mücadeleyle Varşova Gettosu Ayaklanması arasında bağ kuruyordu:

“Elinde el bombası olan Mordechai Anielewicz isimli genç adam, Varşova Gettosu’nda Nazilerle karşı karşıya geldi. Ancak günümüzün Mordechai’ı artık bir Yahudi değil, Gazze adı verilen gettoda yaşayan bir Filistinli. İsrail ile mücadelesinde Hamas’ı destekleyen sayısız genç, günümüzün Mordechai’larıdır. Karşı karşıya oldukları düşman, artık Naziler değil, Nazileşmiş İsrail”dir.”

Cang, 2014 yılında yazdığı yazıda ise Gazze’de yas tutan Filistinlilerin, Siyonistlerin yürüttüğü istihbarat savaşına karşı bir tür gerilla eylemi olarak, sevdiklerinin sakat bırakıldığı, şehit edildiği anları canlı olarak yayınlamalarındaki ıstıraba değiniyordu:

“Gazzeli mültecilerin cep telefonlarıyla kaydettikleri görüntülerde, cesetler üst üste yığılmış, kanlar her yere sıçramış, insanlar ağlıyor, çocuklar kırık bacaklarının acısıyla dehşet içerisinde feryat ediyor. [...] Medeni bir dergi, yan yana dizilmiş, kefenlere sarılı bebek cesetlerini yayınlayabilir mi? Bugün hiçbir okur, bacakları veya kolları kopmuş, bağırsakları dışarı fırlamış küçük kızlarının cesetlerini kucaklayan babaların ağladığı fotoğrafları kabullenebilir mi? Medyanın aracılığı olmaksızın haberler, gene de hızla yayılıyor. Her gözyaşı, her kan damlası ve her sessiz ceset, bilinçaltında ve umutsuzluk içerisinde kitlelere ulaşıyor. Tencent’e, Facebook'a ve tüm sosyal ağlara gönderiliyor. Denize tuz serpildikten sonra dünyanın dört bir yanındaki binlerce eve ulaşıyor.”

Aynı yazısında, Güney Afrika’nın İsrail’i soykırım suçu sebebiyle Uluslararası Adalet Divanı’na çıkarma konusunda aldığı tarihi kararı neredeyse on yıl önceden haber veriyor:

“Anların geçici olduğunu biliyor gibiler. Uluslararası Adalet Divanı’na gitmeye hazır görünüyorlar. Adaletin ölmediğine diğerlerinden daha çok inanıyorlar. [...] Sanki benim duygularımı yankılamak istercesine, kısa süre sonra Güney Afrika’da yapılan eylemlerde siyahi insanlar üzerinde şu cümlenin yazılı olduğu pankartları taşıdılar: ‘Gazze! Cesaretiniz ve sarsılmaz inancınız bizi utandırıyor!’ [...]”

Filistin direnişiyle ömür boyu süren dayanışması, Çin devletinin yürüttüğü diplomasinin tüm tarihsel değişimlerine rağmen sergilediği sarsılmaz duruş ve Japonya’daki geniş deneyimi göz önüne alındığında, Cang Şengci’nin Japon Kızıl Ordusu ve lideri Fusako Şigenobu’ya etkileyici bir övgü yazısı yazması gayet doğal. Tamamını okumaya değer. Makine çevirisi bile onun etkileyici üslubunu neredeyse hiç azaltamıyor. Burada sadece Cang’ın, Japon Kızıl Ordusu’nun Filistin’le dayanışmasını, Japonya’nın kirli sömürge tarihi ve geçmişte Asya’nın birliği projesine yönelik ihaneti bağlamına yerleştiren bölümü aktaracağız:

“Yirminci yüzyılda devrimci mücadele, Japon militarizmine, beş yüzyıllık küresel sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı dile dökülmüş tek ve gerçek eleştiriydi. Aynı zamanda ‘Arap [Japon] Kızıl Ordusu’, Japonya’nın Asya’daki komşularını köleleştirdiği 150 yıllık karanlık tarihi karşısına aldı. Japonya’nın ‘Avrupa’nın parçası olmak için Asya’ya sırt dönmesi’yle tanımlı sömürgecilik projesine bir tek o itiraz etti. Adından da anlaşılacağı gibi, Arap Japon Kızıl Ordusu, Arap dünyasına, yani Asya Ana’nın kucağına koşan Japon evlatlarından oluşan bir gruptu.

Cang başka bir yerde, Kültür Devrimi’nin pratikte kendi içine kapanması karşısında duyduğu derin pişmanlığı dile getirdi. Cang’ı JKO örneği üzerinden, doğrudan Vietnam ve Filistin’deki devrimci savaş alanlarına katılma fırsatından, tam da bu içe kapanma süreci mahrum bırakmıştı:

“O zamanlar, dünyanın dört bir yanındaki sayısız ülkenin solcu ve ilerici öğrencilerini dünyayı kuşatan bir erdemliler hareketine dâhil ettiğimizin farkında değildik. [...] Bu hareketin iki temel unsuru vardı: Vietnam Savaşı ve Filistin kurtuluş hareketine yönelik küresel destek. Ancak on sekiz yaşına kadar aldığım siyasi eğitimin katı kuralları, bunu hayal etmemi veya buna katılmamı imkânsız kılıyordu.”

Ama öte yandan, JKO’nun “Asya Ana’nın kucağına” dönüşünün, Çin Devrimi’ne yönelik coşkulu ve militan savunudan kaynaklandığını gören Cang, Japon sömürgeciliğini mağlup etme konusunda Çin Devrimi’nin sunduğu katkının bilincindeydi:

“JKO, hem bizden hem de Çin Devrimi’nden etkilendi. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, onlar da karşılığında bizi cesaretle desteklediler. Japon Kızıl Ordusu’nun yargılanmasından sonra, asıl amaçlarının ‘Çin’in kuşatmasını kırmak’ olduğunu belirten birkaç hatırat yayımlandı. [...] Onların da karmaşık bir yönü vardı, ancak ömürleri boyunca Çin’i desteklediler, onun en iyi dostları olarak kaldılar.”

Cang Şengci’nin güçlü müdahaleleri, Çin’deki anti-emperyalist sola mensup genç nesilleri etkilemeye devam ediyor. Örneğin Cang Şeng, yazara gönderdiği bir mesajda şunları aktarıyor:

“Çinli ve Japon solcuların elli yıldan fazla bir süre önce tüm gençliklerini ve yaşamlarını kullanarak besteledikleri bu destansı idealizm marşı, ilk kez Cang Şengci’nin sözleri aracılığıyla karşımda yankılandı. Erken yaşlarımda enternasyonalizme ve Filistin’in özgürlük mücadelesine dair yeni yeni oluşan anlayışımı büyük ölçüde şekillendirdi. Bu nedenle, Cang Şengci’nin ortaya koyduğu Filistin çalışmalarının ilk manevi öğretmenim olduğunu söylemek kesinlikle abartı olmaz.”

2022'de Hintli tarihçi ve Üç Kıta Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü direktörü Vicay Praşad, “Asya’nın Birliği mümkün mü?” gibi bir çarpıcı soru yöneltti. Yani aslında Praşad şunu soruyordu: “İlk Asya’nın birliği projesi, Japon yayılmacılığı yüzünden tümüyle yok olduktan, ABD emperyalizminin kolları ve Soğuk Savaş’ın kötülükleri tarafından boğulduktan sonra, uygulanabilir, ilerici bir Asya’nın birliği projesi pratiğe dökülebilir mi?”

Japon Kızıl Ordusu’nun Çinli yoldaşlarına selamları ve Cang Şengci’nin yürekten gelen hürmeti, bu yakıcı soruyu olumlu bir şekilde cevaplıyor. En parlak dönemlerinde, Filistin mücadelesi, Mao’nun “büyük kıtasının” diğer ucunda, bir zamanlar acımasız sömürge savaşına kilitlenmiş iki ulusa mensup kurtuluş güçlerini birleştirerek, sosyalist bir Asya’nın birliği fikrinin şekillenmesine katkıda bulunmuştu. Filistin, bugün dünya devriminin beşiği olarak hak ettiği yere yeniden kavuştuğu, ABD’nin Çin’in hegemonya karşıtı itirazını ortadan kaldırmak için tüm gerici güçleri seferber ettiği koşullarda, bu tarihi asla gözden kaçırmamalıyız.

Bugün imparatorluğun kalbinde yaşayan Çinli, Koreli ve diğer ülkelere mensup ilericiler, devrimci atalarımızın izinden giderek, Siyonizmle her cephede mücadele ediyor, onu kendi vatanlarımızı bölüp parçalayan emperyalizmle ilişkilendiriyorlar. Milyonlarca insan gibi biz de bu zengin tarihî mirası temel alarak, bölgedeki Direniş Ekseni’ni “uluslararası direnişin beşiği” kılmak için uğraşıyoruz.

Direniş güçlerini inşa edelim. Ancak o vakit, Mao’nun dünyanın tanık olduğu o son büyük anti-faşist mücadelenin arifesinde öngördüğü üzere, “Buda’nın eli gibi, evreni boydan boya kuşatan Beş Unsur Dağı’na dönüşecek, bugünün Sun Wukong’ları, maymun kralları olarak faşist saldırganlar, en nihayetinde o dağın altına gömülecek ve bir daha asla ortaya çıkamayacaktır.”

[Yazar, araştırma konusundaki yardımları için Filistin Gençlik Hareketi'nden Meryem Osman ve Yara Şufani’ye, ayrıca Mao döneminde Filistin ile Çin arasındaki ilişkilere dair kıymetli görüşleri için Cang Şeng’e en içten teşekkürlerini sunar.]

Charles Xu
7 Mart 2024
Kaynak

0 Yorum: