26 Aralık 2025

, , ,

Mao Canavar mıydı?


Bu çalışma, Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi’nin ayrıntılı ve makul bir analizini sunmayı, Çin nüfusunun büyük bir kısmının neden Mao’ya saygı duymaya devam ettiğini ve Deng Şiyoping’in sözüyle, “Çin Komünist Partisi ve Çin halkının onu her daim bir simge ve çok değerli bir hazine gibi neden göreceğini” açıklamayı amaçlıyor.

Temel sebep, Mao Zedong'un Çin’in kurtuluşunu ve Çin sosyalizminin inşasını diğer tüm bireylerden daha fazla temsil etmesi ve bundan sorumlu olmasıdır.

Bugüne kadar Çin Halk Cumhuriyeti’ni ve ÇKP’nin siciline dair gelişigüzel karalamalardan oluşan çalışmalar, yaygın olarak otuzların başından 1976’daki ölümüne kadar Çin Devrimi’nin en önemli lideri olarak kabul edilen Mao Zedong’un işlediği iddia edilen suçları dile getirme yöntemine başvurmuştur. ÇKP, Çin halkının refahını artırmaya bu kadar kararlıysa, neden Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi gibi felaketle sonuçlanan kampanyalara girişmişti?

Büyük İleri Atılım

1958’de başlatılan Büyük İleri Atılım, hızlı sanayileşme ve kolektifleştirmeyi; sosyalizmin inşasını hızlandırarak Çin’in yüzyıllardır süren azgelişmişlik ve yoksullukla nihai bir bağ kurmasını; Mao'nun ifadesiyle, “Çin ile ABD arasındaki uçurumu beş yıl içerisinde kapatmayı ve nihayetinde yedi yıl içerisinde ABD’yi geçmeyi" amaçlayan iddialı bir programdı.[1] Ekonomi stratejisi, Çin-Sovyet ayrışmasının ilk aşamalarını yansıtan “ağır ilerleyen Sovyet tarzı kentsel sanayileşmeye yönelik reddiye”[2] üzerine kuruluydu.

Çinliler, Moskova'daki Hruşçev liderliğinin emperyalist güçlerle çatışmadan kaçınma politikasına dar bir yaklaşımla odaklanacağından, ayrıca Çin ile diğer sosyalist ülkelere verdiği desteğin “barışçıl bir arada yaşama” sunağında kurban edileceğinden endişe duyuyorlardı. Dolayısıyla Çin, kendi kaynaklarına güvenmek zorunda kalacaktı.

Tüm eksikliklerine rağmen, Büyük İleri Atılım özünde, Hintli Marksist Vicay Praşad’ın ifadesiyle, “kırsal alanlara küçük ölçekli sanayi taşıma girişimi”ydi.[3] Mao, kırsal alanın bir kez daha “devrimci toplumsal dönüşümün gerçek kaynağı”, “sosyalizme ve komünizme ulaşma mücadelesinin belirleneceği ana alan” olacağını düşünüyordu.[4] Tarımsal kolektifleştirme hızlandırıldı, kitlelerin devrimci ruhuna seslenildi. O dönem Dışişleri Bakanlığı’nda tercüman olarak çalışan, sonrasında Çin’in İngiltere büyükelçiliğini yapan (1987-91) Ji Çaocu, anılarında şunları kaydetmektedir:

“Köylülere, yalnızca geçimlik tarım için kendilerine ait küçük araziler bırakıldı. Diğer tüm faaliyetler, eşit olarak paylaşılmak üzere, herkesin hayrına olacak şekilde yürütüldü. Kadrolar, tarlalarda, fabrikalarda ve inşaat alanlarında köylülere iştirak edecekti. Hatta Mao, elinde kürekle bir baraj inşaatı projesinde poz veriyordu.”[5]

Büyük İleri Atılım, genel manada başarılı olamadı. Liu Mingfu, “Büyük İleri Atılım, İngiltere ve ABD’yi geçme hedefine ulaşamadı. Aslında Çin ekonomisini durma noktasına getirdi, ardından onu resesyona sürükledi. Çok sayıda doğal olmayan ölüme neden oldu, Çin’in 1957’de %5,46 olan küresel GSYİH’deki payını 1962’de %4,01’e geriletti; bu, 1950’deki %4,59'luk payından daha düşük bir seviyeydi.”[6]

Toplumun temel ekonomik yapısının bozulması, Sovyet uzmanlarının 1960’ta aniden geri çekilmesi, bir dizi korkunç kuraklık ve sel felaketi, hasatın kötü sonuçlanmasına yol açtı. Bu arada, milyonlarca köylü, fabrikalarda çalışmak üzere şehirlere gönderildiğinden, “biçecek ve harman dövecek kimse kalmadı.”[7]

Tarihçi Alexander Pantsov, “çelik için verilen mücadelenin, Çin liderliğinin dikkatini tahıl sorunundan uzaklaştırdığını, pirinç ve diğer tahılları hasat etme görevinin kadınların, yaşlı erkeklerin ve çocukların omuzlarına yüklediğini” söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Tahıl kıtlığı baş gösterdi. Mao, Büyük Atılım’ın hızını düşürme emrini verdi.”[8]

Hatıratında Ji Çaocu, “ödeme yol açan yetersiz beslenmenin birçok bölgede yaygın olduğunu ve kırsal nüfus arasında ölümlerin arttığına” dair gözlemini aktarıyor.[9]

Ama gene de ekilebilir arazilerin sulanması gibi Büyük İleri Atılım’ın belirlediği kimi hedeflere ulaşıldı. Ancak, genel hedefine ulaşamadı ve yol açtığı aksamalar, yoksulluk ve yetersiz beslenmenin derinleşmesine katkıda bulundu. 1962’de bu proje sonlandırıldı. Antikomünistlere göre, Çin tarihinde oldukça tartışmalı bir konu olmaya devam eden Büyük İleri Atılım, “ÇKP’nin, özellikle de Mao’nun korkunç ve kana susamış fıtratının tartışma kabul etmeyen ispatı niteliğinde.”

Batılı burjuva tarihçileri, Büyük Atılım’ın yol açtığı kıtlıkta kaybedilen tahmini can sayısı için 30 milyon gibi bir sayıda karar kılmış gibi görünüyorlar. Hintli ekonomist Utsa Patnaik, titiz bir istatistiki analizi temel alan çalışmasında, Çin’deki ölüm oranının 1958’de (toprak reformu ve ülke genelinde temel tıbbi hizmetlerin yaygınlaştırılmasıyla elde edilen tarihsel olarak düşük bir rakam olarak) binde 12’den 1960’ta binde 25,4’lük bir seviyeye yükseldiği sonucuna varıyor. “Çin’in 1958’e kadar ulaştığı binde 12’lik düşük ölüm oranını kıstas olarak alır, 1959-1961 döneminde bu oranı aşan ölümleri hesaplarsak, toplam 11,5 milyona ulaşırız. Bu, olası “kıtlık sebebiyle yaşanan ölümlere dair azami bir tahmindir.”[10]

Patnaik, 1960’ta ulaşılan en yüksek ölüm oranının bile “aynı yıl Hindistan’ın 24,8’lik ölüm oranından pek de farklı olmadığını, bunun da oldukça normal kabul edildiğini ve hiçbir eleştiriye maruz kalmadığını” gözlemliyor. Bu, önemli bir nokta. Yetersiz beslenme, o dönemde gelişmekte olan dünyanın her yerinde bir belaydı (ne yazık ki gezegenin bazı bölgelerinde hâlen daha öyle).

Çin tarihi, 1907, 1928 ve 1942 de dâhil olmak üzere, korkunç kıtlıklara tanık oldu. Yetersiz beslenmenin Çin’de tarihe karışması ise ancak modern çağda, tam da o “canavar” olarak nitelenen ÇKP’nin liderliğinde gerçekleşti.

Başka bir deyişle, Büyük İleri Atılım’ın başarısızlığı, burjuva akademisyenleri tarafından Çin Devrimi’nin tüm tarihini karalamak için, sinsice bir yaklaşımla kullanıldı. Büyük İleri Atılım, insanlığa karşı işlenmiş korkunç bir suç değil, müreffeh ve ileri bir sosyalist toplumun inşasını hızlandırmak için ortaya konulmuş meşru bir girişimdi. Başarılı olmadığı görülünce terk edildi.

Kültür Devrimi

Büyük İleri Atılım ardından, Mao’nun başında bulunduğu, ÇKP liderliği içerisindeki nispeten daha radikal olan kanat, belli ölçüde marjinalleşti, inisiyatif, devam eden sınıf mücadelesinden ziyade, toplumsal istikrar ve ekonomik büyümeyi öncelikli kılmak isteyenlerin eline geçti. Bunların başında, Mao’nun halefi olarak kabul edilen ÇHC devlet başkanı Liu Şaoçi ve Başbakan Yardımcısı Deng Şiaoping geliyordu. Liu, Deng, Çen Yun ve Cou Enlay, Mao sonrası ekonomi politikasının temel taşlarından biri haline gelecek olan Dört Modernizasyon (tarım, sanayi, savunma, bilim ve teknoloji) kavramını ortaya attılar.

Sonraki yıllarda Mao ve yakın yoldaşlarından oluşan bir grup, sınıf mücadelesinin önemsizleştirilmesinin, nihayetinde kapitalist restorasyona yol açabilecek karşı-devrimci bir “revizyonist” eğilimi yansıttığından endişelenmeye başladı. Mao’nun bakış açısına göre revizyonist unsurlar, büyük ölçüde işçi sınıfı kökenli olmayan, gençler arasında kapitalist ve feodal değerleri savunan aydın kesiminin, özellikle de öğretmenler ve akademisyenlerin desteğine bel bağlıyorlardı. “Revizyonizmin köklerini kazımak” ve “parti içinde kapitalist yolu izleyen iktidar sahiplerine karşı mücadele etmek” şarttı.[11]

Kültür Devrimi, 1966'da başladı. Arkasında üniversite ve lise öğrencilerinden oluşan bir kitle hareketi vardı. Hareketin oluşmasını teşvik edense Mao ve liderlik kadrosunun solunda yer alan isimlerdi.

Pekin’de, kendilerine Kızıl Muhafızlar adını veren, Mao’nun “akademik çalışma, eğitim, gazetecilik, edebiyat ve sanat alanlarındaki gerici burjuva fikirlerini bütünüyle eleştirme ve reddetme” çağrısını benimseyen öğrenci grupları oluştu.[12] Öğrenciler, devlet mekanizması içerisindeki karşı-devrimci burjuva unsurları analize tabi tutup kendi taleplerini aktaran “büyük harflerle yazılmış afişler” (dazibao) hazırladılar. Hareketi coşkuyla karşılayan Mao, öğrencilerin girişimlerini destekleyen şu türden ifadeleri içeren yazılar kaleme aldı: “Kültür Devrimi hareketinde sizinkine benzer bir tutum sergileyen herkese coşkuyla destek sunacağım.”[13] Sonrasında Mao, devrimci kitlelere "Karargahı Bombalama”, yani partideki reformculara ve “burjuva unsurlara” karşı ayaklanma çağrısı yapan kendi dazibao’sunu hazırladı.

ÇKP Merkez Komitesi, yaşanan bu gelişmeleri Ağustos 1966’da Büyük Proleter Kültür Devrimi Kararı ile birlikte belirli bir teorik çerçeveye kavuşturdu.

“Burjuvazi devrilmiş olmasına rağmen, kitleleri yozlaştırmak, zihinlerini ele geçirmek ve iktidara dönüşü güvence altına almak için sömürücü sınıfların eski fikir, kültür, gelenek ve alışkanlıklarını kullanmaya devam ediyor. Proletarya ise tam tersini yapmalıdır: Burjuvazinin ideolojik alandaki her meydan okumasına göğüs germeli, proletaryanın yeni fikir, kültür, gelenek ve alışkanlıklarını kullanarak, tüm toplumun zihinsel bakış açısını değiştirmelidir. Şu anda hedefimiz, kapitalist yolu izleyen otorite sahiplerine karşı mücadele etmek ve onları devirmek, gerici burjuva akademik ‘otoritelerini’, burjuvazinin ve diğer tüm sömürücü sınıfların ideolojisini eleştirip reddetmek, sosyalist sistemin sağlamlaşmasını ve gelişmesini kolaylaştırmak için eğitimi, edebiyatı, sanatı ve üstyapının sosyalist ekonomik temele uymayan diğer tüm alanlarını dönüştürmektir.”[14]

Dolayısıyla Kültür Devrimi’nin amaçları, partideki sözde revizyonist ve kapitalist restorasyoncu unsurlara karşı kitlesel bir mücadeleyi teşvik etmek; eğitim ve kültür alanlarında burjuva fikirlerinin egemenliğine son vermek ve sosyalist, kolektivist, modern olan yeni bir kültürü yerleştirmekti. Kültür Devrimi, aynı zamanda Çin-Sovyet ayrışmasının daha da derinlenmesini ifade ediyordu, zira revizyonizm hastalığının Sovyet kökenli olduğu düşünülüyordu (önceden Mao’nun halefi olarak görülen ve şimdi radikallerin başlıca hedefi olan Liu Şaoçi, “Çin’in Kruşçev’i” olarak yaftalanmıştı).

Li Mingjiang’ın da tespit ettiği üzere, “Kültür Devrimi boyunca Sovyetler Birliği sistematik olarak şeytanlaştırıldı. Çin-Sovyet arasında gelişen düşmanlıklar, Mao’nun Moskova’yı ‘Çin’in asli düşmanı’ olarak tanımlamasıyla birlikte, benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı.”[15]

Han Suyin, Kültür Devrimi’nin ilk günlerindeki kaotik atmosferi şu şekilde aktarıyor:

“Kapsamlı demokrasi. Müthiş eleştiri. Her duvarda afişler. Seyahatte mutlak özgürlük. Devrimci değişim merkezleri kurma özgürlüğü. Bunlar, Kızıl Muhafızlar’a verilen hak ve özgürlüklerdi. Doğal olarak bahşedilen özgürlükler Kızıl Muhafızlar’ın başını döndürdü, onlar da her şeyi yapmayı kendilerine hak gördüler.” Ağustos 1966’da, “kaynayan Kültür Devrimi kazanı, bir şiddet girdabına girip patladı. [...] Mao, başlattığı yıkımın kontrolünü kaybedeceğini hiç düşünmemişti.”[16]

Kargaşa her yanı kuşattı. Üniversiteler kapatıldı. “Kızıl Muhafızlar, Dışişleri Bakanlığı’nı işgal edip yağmaladı, çoğu büyükelçi, siyasi eğitim için Pekin’e geri çağrıldı. İngiliz büyükelçiliğine saldırı düzenlendi, Sovyet büyükelçiliği, genç Maoistler tarafından aylarca kuşatma altında tutuldu.”[17]

ÇKP’nin başta Politbüro Daimi Komitesi’ne bağlı, ancak fiili olarak iktidarın merkezi haline gelen bir organı olarak Kültür Devrimi Grubu’nun suçlama yönelttiği çoğu ismin başına çok korkunç şeyler geldi. “Kahrolsun Liu Şaoki! Kahrolsun Deng Şiaoping! Mao Zedong Düşüncesi’nin yüce kızıl bayrağını yüksekte tutun” sloganlarını içeren afişler asıldı. Liu’nun kitapları Tiananmen Meydanı’nda yakıldı. 1945-1947’de Yenan’da Mao’yu iktidara taşıyan teorik yapının temel dayanağını teşkil eden bu kitapların “zehirli ot” oldukları söylendi.[18] Liu, tüm görevlerinden azledildi, tutuklandı. “Liu, defalarca işkence gördü ve sorgulandı, ısıtmasız bir hücreye kapatıldı, tıbbi bakım alması engellendi. Kasım 1969’da öldü, cesedi sahte bir isimle gizlice yakıldı. Ölümü üç yıl boyunca karısından ve on yıl boyunca halktan gizlendi.”[19]

Eski Savunma Bakanı ve Çin Gönüllü Halk Ordusu’nun Kore Savaşı’ndaki operasyonlarının lideri Peng Dehuai, Büyük İleri Atılım’ı eleştirdikten sonra 1959’da emekliye ayrılmıştı. Mao’nun eşi ve Gönüllü Ordusu’nun önde gelen isimlerinden Jiang King, Peng’in yaşadığı Siçuan’a Kızıl Muhafızlar gönderdi. “Bir grup haydut, evine baskın düzenledi, onu yakaladı ve başkente getirdi; burada hapse atıldı. Peng, yüzlerce kez işkence gördü ve dövüldü, kaburgaları kırıldı, yüzü ve akciğerleri hasar gördü. Defalarca eleştiri ve mücadele toplantılarına götürüldü.”[20] 1974’te bir hapishane hastanesinde öldü.

Hatta, Kızıl Muhafızlar’ın aşırılıkçılığından sessizce ürküyor olmasına karşın sadakatini hiç yitirmeyen Başbakan Cou Enlay bile bu süreci yarasız beresiz atlamadı: Han Suyin’in aktardığına göre, Kasım 1966’da Kızıl Muhafızlar’ın kuşattığı binada 22 saat sonra kalp krizi geçirdi.

Mao, Kültür Devrimi’nin sadece birkaç ay sürmesini planlamış olsa da, Kültür Devrimi, Mao’nun 1976’daki ölümünden kısa bir süre öncesine kadar, yoğunlukları değişse de devam etti: Durumun kontrolden çıktığını fark eden Mao, 1967’de ordudan düzeni sağlama ve üretimi yeniden organize etme konusunda yardım istedi. Ancak Kültür Devrimi, 1972’den itibaren “Dörtlü Çete”nin yükselişiyle yeniden alevlendi.

Kapitalist ülkelerdeki tarihçiler, Kültür Devrimi’ni en basit ve anlamsız terimlerle sunma eğilimindedir. Onlara göre bu devrim, Mao’nun saplantılı şiddet ve güç sevdasının tipik bir örneğiydi; komünist otoriterliğin uzun öyküsündeki sıradan bir kesitti. Ancak psikopatoloji, tarihin temel itici gücü olamaz. Gerçekte Kültür Devrimi, radikal bir kitle hareketiydi. Milyonlarca genç, sosyalizme daha hızlı ilerleme, feodal geleneklere son verme, daha eşitlikçi bir toplum yaratma, bürokrasiyle mücadele etme, kapitalist bir sınıfın ortaya çıkmasını engelleme, işçileri ve köylüleri güçlendirme, küresel bir sosyalist devrime katkıda bulunma, binlerce yıllık Konfüçyüs geleneğinden bağımsız, gururlu bir sosyalist kültür inşa etme fikirlerinden ilham alıyordu. Sosyalist bir geleceğe giden hızlı bir yol istiyorlardı. Mao ve müttefikleri onların, o gençler de Mao ve yoldaşlarının ilham kaynağıydı.

Böyle bir hareket kolayca kontrolden çıkabilirdi ve öyle de oldu. Mao, her aşırılıktan, her şiddet eyleminden, her saçma açıklamadan sorumlu tutulamaz (hatta dizginlemek için birkaç noktada müdahale etti), ancak hareketi genel olarak destekledi ve nihayetinde amaçlarını ilerletmek için elinden geleni yaptı. Mao’nun kişisel etkisi muazzamdı. Sadece parti tüzüğünün veya devlet anayasasının bahşettiği yetkilere değil, aynı zamanda yüz milyonlarca insanın hayatını daha iyiye doğru dönüştüren devrimci bir sürecin baş mimarı olmak gibi bir otoriteye sahipti. Mao, Sovyet halkı için Lenin, Küba halkı için Fidel Castro neyse oydu. Hata yaptığında bile, bu hatalar milyonlarca insan tarafından benimsenme eğilimindeydi. Han Suyin, “Mao, çelişkili açıklamalar yapmaya meyilliydi, ancak her açıklama bir ferman gücündeydi” yorumunu yapıyor.[21]

Kültür Devrimi’nin Mirası

Kültür Devrimi’nin Çin’de büyük ölçüde yanlış yönlendirilmiş olduğu artık yaygın olarak kabul ediliyor. “Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Parti’nin, devletin ve halkın yüzleştiği en büyük yenilgiydi.”[22] Hareketin dile getirdiği, partinin karşı-devrimciler ve kapitalist yolcuların hâkimiyetinde olduğuna, partideki kapitalist yolcuların kitleler tarafından devrilmek zorunda kalınacağına, sosyalizme giden yoldan ayrılmamak için sürekli devrimin gerekli olduğuna dair temel önermeler, Mao sonrası ÇKP’nin başına geçen isimlerce açıktan reddedildiler. Bu yeni liderlik, “devrilen ‘kapitalist yolcuların’ [...] sosyalizm davasının çekirdek gücünü teşkil eden, her düzeydeki Parti ve hükümet örgütlerinin önde gelen kadroları” olduğunu dile getirdi.[23]

Tarihçi Rebecca Karl, Mao sonrası liderliğin aslında Kültür Devrimi’nden faydalandığını, bu liderliğin “Çin’i kaostan kurtaran” olarak görülmeye başlandığını ileri sürüyor.[24]

Belki de Kültür Devrimi’nin daha doğrudan ve faydalı bir sonucu oldu. Ne de olsa asıl amacı, o dönemde Sovyetler Birliği’nde yaşanan ideolojik çöküşü engellemekti; bu ideolojik çöküş, Sovyet halkının sosyalist projeye olan güvenini kaybetmesine ve nihayetinde Sovyet sosyalizminin sonunun gelmesine büyük katkıda bulundu.[25] Nitekim, Kültür Devrimi’nin, Reform ve Açılım’ın ne kadar ileri gidebileceğinin sınırlarını çizdiği, ÇKP’nin bugün de uygulamaya devam ettiği Deng Şiaoping’in şu Dört Temel İlke’sinin zeminini hazırladığı iddia edilebilir:

1) Sosyalist yolda ilerlemeliyiz;

2) Proletarya diktatörlüğünü savunmalıyız;

3) Komünist Parti liderliğini savunmalıyız;

4) Marksizm-Leninizm ve Mao Zedong Düşüncesi’ni savunmalıyız.[26]

Avustralyalı akademisyen Roland Boer, ÇKP liderliğinin ekonomik reform programının başlangıcında, Dört Temel İlke’yi belirleyip vurgulamayı neden önemli bulduğu sorusunu gündeme getiriyor: “Deng, ‘sağ’ sapmayı hedef olarak belirliyor. Reform ve Açılım, bazıları tarafından kapitalizme ve burjuva liberalizasyonuna giden bir yol ve dolayısıyla Marksizm-Leninizm’den vazgeçme olarak görülebilir.”[27] Bu nedenle, Dört Temel İlke ve Kültür Devrimi, temel motivasyonları açısından bazı ortak noktalara sahiptir.

Alman siyasal iktisatçı Isabella M. Weber de ilginç bir noktaya değinerek, “Kültür Devrimi sırasında toplumsal düzenin bozulması”nın, köylülüğün ihtiyaçlarını ve kırsal kesimdeki durumu yakından anlayan yeni nesil genç aydınların yetişmesinde önemli bir etken olduğunu ileri sürüyor:

“Kültür Devrimi sırasında ‘dağlara ve kırsala gönderilen’ (1940-1960 doğumlu) bir grup genç aydın, tarım reformu sürecinde etkili birer iktisatçı olarak sahneye çıktı. Kendilerinden önceki kıdemli devrimciler gibi, entelektüel ve siyasi eğitimleri tarım sorunuyla, Çin’in köylü çoğunluğuyla ve maddi refah mücadeleleriyle yakından bağlantılıydı. Kırsal kesimle sıkı bağlara sahip olan bu genç ve yaşlı aydınlar, ülkenin reforma tabi tutulabilmesi için kritik öneme sahip, alışılmadık bir ittifak meydana getirdiler. [...] Tarihsel bir ironi olarak, bu Kültür Devrimi kampanyaları, aynı zamanda reformun ilk yıllarındaki atılımda etkili olan kent-kır arasında yeni bağlar kurdular.”[28]

Bununla birlikte, Kültür Devrimi’nin yarattığı kargaşa, ülkenin kalkınmasını engelledi ve çok sayıda insanın başına korkunç bir trajedi getirdi. Kapitalist bir çerçevede çalışan birçok tarihçinin anlayamadığı şey, Kültür Devrimi’nin yarattığı kaos ve şiddete rağmen Mao’nun Çin’de neden hâlâ saygı gördüğüdür. Çin halkı için asıl mesele, onun o hataları “büyük bir proleter devrimci olarak yapmış olmasıdır.”[29]

Büyük Bir Proleter Devrimcinin Hataları

Çin’in yabancı hâkimiyetinden kurtarılması, ülkenin birleştirilmesi, feodalizmin ortadan kaldırılması, toprakların köylülere dağıtılması, ülkenin sanayileştirilmesi ve kadınların kurtuluşuna giden yolun açılması, Mao liderliğindeki ve esas olarak onun tarafından tasarlanan bir siyasi stratejiye dayanan ÇKP’nin ulaştığı hedeflerdi. İngiliz iktisatçı John Ross, “1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ile 1976’da Mao Zedong’un ölümü arasındaki 27 yılda Çin’de yaşam beklentisi 31 yıl arttı, yani her yıl ömür bir yıl uzadı. [...] Çin’in 1949’dan sonraki otuz yılda yaşam beklentisindeki artış oranı, insanlık tarihinde büyük bir ülkede kaydedilen en hızlı artıştı.”[30]

Mao’nun hayatının son yıllarıyla ilişkilendirilen aşırılıklar ve hatalar, Çin halkı için eşi benzeri görülmemiş, dönüştürücü ilerleme bağlamına oturtulmak zorunda. Çin’de devrim öncesi okuryazarlık oranı yüzde 20’nin altındaydı. Mao öldüğünde bu oran, yüzde 93 civarındaydı. Çin’in nüfusu, 1949’a kadar yaklaşık yüz yıl boyunca 400 ila 500 milyon arasında sabit kalmıştı. Mao öldüğünde, nüfus 900 milyona ulaşmıştı. Halk kitlelerinin erişebildiği gelişkin bir edebiyat, müzik, tiyatro ve sanat kültürü oluştu. Topraklar sulandı. Kıtlık geçmişte kaldı. Herkese sağlık hizmeti sağlandı. Çin, bir asırlık yabancı hâkimiyetinin ardından, egemenliğini korudu, kendisini emperyalist saldırılara karşı savunmak için araçlar geliştirdi.

Bu sebeple, Mao’nun canavar olduğunu söyleyen dil, Çin’de pek karşılık bulmuyor. Deng Şiaoping’in de belirttiği gibi, “Mao’nun olağanüstü liderliği olmasaydı, Çin devrimi bugün bile zafer kazanamazdı. Bu durumda, tüm milletlerden insanlar, hâlâ emperyalizmin, feodalizmin ve bürokrat-kapitalizmin gerici yönetimi altında acı çekiyor olurdu.”[31]

Dahası, onun hataları bile meczup bir müstebitin hayal gücünün ürünü değildi. Alabildiğine karmaşık ve sürekli değişen koşullara cevap sunma çabalarının yaratıcı bir sonucuydu. Bunlar, riskleri ve deneyleri kaçınılmaz olarak içeren, tarihsel anlamda yeni bir süreci ifade eden sosyalizme giden yolu keşfetme uğruna yapılan hatalardı.

Carlos Martinez
26 Aralık 2023
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Aktaran: Li Mingjiang. Mao’s China and the Sino-Soviet Split: Ideological Dilemma. Routledge Contemporary China Series 79. Londra
; New York: Routledge, 2012, s. 55.

[2] Rebecca E Karl. China’s Revolutions in the Modern World: A Brief Interpretive History. Londra; New York: Verso, 2020, s. 129

[3] Vijay Prashad. The Poorer Nations: A Possible History of the Global South. Londra; New York: Verso, 2012, s. 199.

[4] Karl, a.g.e., s. 129.

[5] Ji Chaozhu. The Man on Mao’s Right: From Harvard Yard to Tiananmen Square, My Life inside China’s Foreign Ministry. New York: Random House, 2008, s. 195.

[6] Liu Mingfu. The China Dream: Great Power Thinking & Strategic Posture in the Post-American Era. New York, NY: CN Times Books, 2015, s. 18.

[7] Han, a.g.e., s. 271.

[8] Alexander Pantsov ve Steven I Levine. Deng Xiaoping: A Revolutionary Life. Oxford: Oxford University Press, 2015, s. 196.

[9] Ji, a.g.e., s. 212.

[10] Utsa Patnaik 2011, Revisiting Alleged 30 Million Famine Deaths during China’s Great Leap, MR Online, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MR.

[11] Akt.: Pantsov ve Levine, a.g.e., s. 234.

[12] Circular of the Central Committee of the Communist Party of China on the Great Proletarian Cultural Revolution (16 Mayıs 1966), Marxist Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.

[13] Mao Zedong 1966, A Letter To The Red Guards Of Tsinghua University Middle School, Marxist Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.

[14] Decision of the Central Committee of the Chinese Communist Party Concerning the Great Proletarian Cultural Revolution (8 Ağustos 1966), Marxist Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.

[15] Li, a.g.e., s. 134.

[16] Han, a.g.e., s. 327.

[17] Odd Arne Westad. The Global Cold War: Third World Interventions and the Making of Our Times. Birinci Baskı. Cambridge; New York: Cambridge University Press, 2007, s. 163.

[18] Han, a.g.e., s. 253.

[19] Ji, a.g.e., s. 333.

[20] Alexander Pantsov ve Steven I. Levine. Mao: The Real Story. First Simon&Schuster karton kapaklı baskı. New York: Simon & Schuster Paperbacks, 2013, s. 518.

[21] Han, a.g.e., s. 387.

[22] Resolution on certain questions in the history of our party since the founding of the People’s Republic of China (27 Haziran 1981), Marxist Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.

[23] A.g.e.

[24] Karl, Mao Zedong and China in the Twentieth-Century World, s. 119.

[25] Bu konu şu kitabında uzun uzadıya tartışılıyor: The End of the Beginning: Lessons of the Soviet Collapse. Yeni Delhi: Leftword Books, 2019.

[26] Deng Xiaoping 1979, “Uphold the four cardinal principles”, erişim tarihi: 26 Ocak 2023, Chinadaily.

[27] Roland Boer. Socialism with Chinese Characteristics: A Guide for Foreigners. Singapur: Springer, 2021, s. 108.

[28] Isabella Weber. How China Escaped Shock Therapy: The Market Reform Debate. Routledge Studies on the Chinese Economy. Abingdon, Oxon; New York, N.Y: Routledge, 2021, s. 154.

[29] Resolution on certain questions in the history of our party since the founding of the People’s Republic of China (27 Ocak 1981).

[30] John Ross 2019, 70 years of China’s social miracle, Socialist Economic Bulletin, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, SEB.

[31] Deng Xiaoping 1978, Emancipate the mind, seek truth from facts and unite as one in looking to the future, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, Chinadaily.

0 Yorum: