30 Aralık 2025

,

SSCB’nin Batı’nın Kolektif Refahındaki Rolü


Hayaletler

Sovyetler Birliği’nin hayaleti, kapitalist Batı’ya yetmiş yıl boyunca musallat oldu. O hayalet ki servetlerini kasalarına biriktiren büyük zenginlere geceleri uyku uyutturmadı. O patronlar, sürekli, serbest piyasa ekonomisini ve özel kârı temel almayan, tümüyle farklı bir ekonomiyle mücadele etmek zorunda kaldılar.

Zengin kaynaklara sahip geniş topraklar üzerinde gerçekleşen Rus Devrimi, tarihin dizginlerinin gevşediği bir anda gerçekleşmiş bir olaydı. Gâfil avlanan egemen sınıflar, bu gelişmeye hiçbir şekilde mani olamadılar. Doğal olarak o egemenler, bu toplumsal ve politik deney karşısında hemen çok katmanlı bir savaş başlattılar. Asya’dan Güney Amerika’ya tüm dünyada işçi sınıfının gerçekleştirdiği deneyler, propaganda ve düşünce manipülasyonu, boykotlar, casusluk, tehditler ve fiili savaşlardan oluşan bir hibrit savaşla karşılandı. Bu süreç, 25 Aralık 1991’de Kremlin üzerinde dalgalanan kızıl bayrak indirilene dek devam etti. O gün büyük sermaye, sosyalist rüyayı mağlup etti. Sınıf mücadelesi sona erdi, mücadeleyi, Warren Buffett’ın dediği gibi, “Zenginler kazandı.”[1] Muzaffer kapitalizm, komünist ekonomik uygulamaların ulusların rehberliği ve halkların refahı açısından yetersizliğini dile getirip durdu.

Bunların Zaferi Vehimden İbaret

Amerikalı gazeteci Mark Ames[2], 4 Ağustos’ta X hesabında paylaştığı yorumunda, ABD Kongresi üyesi Marjorie Taylor’ın sunduğu, otuzlu yaşlardaki Amerikalılar arasında evli ve ev sahibi olanların oranının 1991’de %44 iken bugün %12’ye neden gerilediğini ortaya koyan bir çalışmadan bahsediyordu.

Grafikte de görüldüğü üzere, SSCB’nin dağılması ile birlikte, Amerikan egemen sınıfını sıradan Amerikalılara masadan birkaç kırıntı ayırmaya mecbur eden dış baskıların ortadan kalkması sonrası bahsedilen oran, ciddi ölçüde düşmüş. 1991’den itibaren egemen sınıflar, her şeyi son kırıntısına kadar yağmalamak, alabilecekleri her şeyi sıradan insanlardan almak ve vatandaşları kandırmak gibi bir tutum benimsemişler.

 

Warren Buffett ve şürekasının hayal gördüğüne hiç şüphe yok. Batı sermayesinin ve liberal düşüncenin muzaffer olduğu, vehimden ibaretti.

Çelişkili biçimde, bu geçici zaferin koşullarını, esas olarak ekonomik ve sosyal bir alternatifin mümkün olduğunun canlı örneği olan Sovyetler Birliği’nin varlığı yaratmıştı. Sovyetler, özel sermayenin elinde olan Batı’da baş edilmesi gereken bir modeldi. Meselenin özü de burada aranmalıydı: Komünist modelle sürekli yüzleşilmesi, işçilerin haklarından ve kaynaklarından mahrum bırakılması eğilimine mani oldu. Bunun yerine, Keynesçi teoriler ile kendisini üreten, birikim kapasitesini tam da karşıt toplumsal sınıfın zayıflığı sayesinde katlayan sermayenin aşırı iktidar arzusu arasında bir denge tesis edildi.

Başka bir deyişle, yeryüzünde cennet hayali kuran kitlelerin mutlu yaşamasını sağlama konusunda canlı bir örneği teşkil eden büyük Sovyet devleti karşısında, Batı’da yaygın refahın garanti edilebileceğini, bir işçinin bir ev ve bir araba satın alabileceğini, çocuklarına miras bırakabileceğini göstermek gerekiyordu.

Kapitalist Zorbalığa Yeşil Işık

Dolayısıyla, sosyalist rüyanın sona ermesiyle birlikte Batı’ya hâkim olan liberal düşünce, zincirlerinden kurtuldu. Herkes, her istediğini yapar hale geldi. Zafere ulaşan oligarşiler, sınıfsal hasımlarına meydan okudular. “Bilinçli, özgür ve eşit işçi kitlesi”nin[3] her türden rüyasını yok etti.

Buradan, savaş sonrası dönemde ortaya çıkan ekonomik sistemin dağıldığı aşamaya geçildi. Devletin etkin ve çoğulcu refah devlet olmasını sağlayan müdahaleler, hükmünü yitirdi. “Sosyal adalet” anlayışı ortadan kalktı. Tam da neoliberal teorilerin istediği gibi, serbest piyasanın dağıtım düzleminde belirleyici olduğu iktisadi model galebe çaldı.[4]

Batı Solu

Batı solu, gerçek politik eylem fikrini terk etti. Kaynakların yeniden dağıtılması vaadi terk edildi. Ekonomi politikası, egemen sınıfa bırakıldı. Böylelikle Batı solu, yanlış bir tarih anlayışına teslim oldu. Bu düzlemde Batı, solu, olan biteni, politik-ekonomik sistemin yanlış tercihinden ziyade, finans yönetimindeki geçici ve düzeltilebilir bir yanlış olarak değerlendirdi.

Liberalizmin kaçınılmaz olduğu fikri, solun iliklerine işledi. Bu sebeple Batı solu, koşulları üreten politik özden koptu. Egemen ülkelerin özgür yurttaşları olarak kapitalizm denilen canavarın önüne atılan kurbanlar olduğumuz görülmedi.

İyi Haber

Batı’da refah devletini destekleyen ekonomik ve toplumsal çerçevenin ortadan kalktığı, doksanlarda neoliberalizmin geçici zaferi ile tamama eren süreç, bugün hissedilen ağır sonuçlara yol açtı.

Bir avuç zenginin çıkarına uygun olarak işleyen, aşırı servet birikiminin gerçekleştiği, gerçek bir meta üretmeden yalnızca kendini yeniden üreten paranın hâkim olduğu, tek bir dünya görüşünün konuştuğu, ekonomik yöntem olarak sömürüyü esas alan yol, artık uygulanabilir değil.

İnsanlık tarihinde sıklıkla kendini gösteren, kimilerinin “amaçların heterojenezi" olarak adlandırdığı, neredeyse tarihin bir düşmanıymış gibi görünen bu olgu nedeniyle, Thatcher döneminden bu yana neoliberal düşüncenin yayılmasında ve üretimin özelleştirilmesinde bayraktarlık yapan İngiltere’de, halktaki yoğun hoşnutsuzluğu gidermek için, şimdilik demiryolu altyapılarından elektrik dağıtım şebekelerine kadar uzanan bir yeniden millileştirme süreci başladı.[5]

İyi haber şu ki, tarih henüz sona ermedi[6]. Hâlâ bir alternatif var: Üretim kaynaklarının toplumsallaştırılması ve toplumsal adaletten ilham alan, bu adaletle var olan bir devlet.

Bunun bir örneğini bulmak için biz İtalyanların çok uzağa gitmelerine gerek yok. Şu gerçekleri anımsamak yeterli: Bir kamu işletmesi, özünde kamu işletmesi olarak kalırken, kâr üretebilir, gelişme kaydedebilir, araştırmalar yapabilir. Ayrıca tarih, özel işletmelere sosyal hizmet işlevi kazandıranların ve bu yönde hayaller kuranlara tanıklık etti.[7] Devlet sorun değil, çözümdü.[8] Refah devleti, eşitliği ve refahı koşullamıştı. Bir ulusun kolektif geleceğine yatırım yapılıyordu, fikirler henüz satışa çıkartılmamıştı. İnsanlar, Yuri Gagarin’in yıldızlar arasında dolaşacağı günün hayalini kurabiliyorlardı.

Andrea Balloni
23 Eylül 2025
Kaynak

Dipnotlar:
[1] M. D’Eramo, Dominio, Feltrinelli, 2020.

[2] Mark Ames, “Graph drops”, 4 Ağustos 2025, X.

[3] Clara Mattei, L’Economia è Politica.

[4] F. A. von Hayek, The Constitution of Liberty, Londra, 1982, Cilt. 2.

[5] Scenari Eonomici, “Il Regno Unito nazionalizza l’operatore della rete elettrica”, 15 Eylül 2024, SE.

[6] Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man, 1992.

[7] Fabio Sarzi Amadè, Zappa sui piedi, 2024

[8] Bkz.: Ronald Reagan’ın 1981’deki ilk başkanlık konuşması: “Mevcut krizde, devlet sorunumuzun çözümü değil, sorunun ta kendisidir.”

0 Yorum: