Hayaletler
Sovyetler
Birliği’nin hayaleti, kapitalist Batı’ya yetmiş yıl boyunca musallat oldu. O hayalet
ki servetlerini kasalarına biriktiren büyük zenginlere geceleri uyku uyutturmadı.
O patronlar, sürekli, serbest piyasa ekonomisini ve özel kârı temel almayan,
tümüyle farklı bir ekonomiyle mücadele etmek zorunda kaldılar.
Zengin
kaynaklara sahip geniş topraklar üzerinde gerçekleşen Rus Devrimi, tarihin dizginlerinin
gevşediği bir anda gerçekleşmiş bir olaydı. Gâfil avlanan egemen sınıflar, bu
gelişmeye hiçbir şekilde mani olamadılar. Doğal olarak o egemenler, bu toplumsal
ve politik deney karşısında hemen çok katmanlı bir savaş başlattılar. Asya’dan
Güney Amerika’ya tüm dünyada işçi sınıfının gerçekleştirdiği deneyler,
propaganda ve düşünce manipülasyonu, boykotlar, casusluk, tehditler ve fiili
savaşlardan oluşan bir hibrit savaşla karşılandı. Bu süreç, 25 Aralık 1991’de Kremlin
üzerinde dalgalanan kızıl bayrak indirilene dek devam etti. O gün büyük
sermaye, sosyalist rüyayı mağlup etti. Sınıf mücadelesi sona erdi, mücadeleyi, Warren
Buffett’ın dediği gibi, “Zenginler kazandı.”[1] Muzaffer kapitalizm, komünist
ekonomik uygulamaların ulusların rehberliği ve halkların refahı açısından
yetersizliğini dile getirip durdu.
Bunların
Zaferi Vehimden İbaret
Amerikalı
gazeteci Mark Ames[2], 4 Ağustos’ta X hesabında paylaştığı yorumunda, ABD
Kongresi üyesi Marjorie Taylor’ın sunduğu, otuzlu yaşlardaki Amerikalılar
arasında evli ve ev sahibi olanların oranının 1991’de %44 iken bugün %12’ye neden
gerilediğini ortaya koyan bir çalışmadan bahsediyordu.
Grafikte
de görüldüğü üzere, SSCB’nin dağılması ile birlikte, Amerikan egemen sınıfını
sıradan Amerikalılara masadan birkaç kırıntı ayırmaya mecbur eden dış baskıların
ortadan kalkması sonrası bahsedilen oran, ciddi ölçüde düşmüş. 1991’den itibaren
egemen sınıflar, her şeyi son kırıntısına kadar yağmalamak, alabilecekleri her
şeyi sıradan insanlardan almak ve vatandaşları kandırmak gibi bir tutum benimsemişler.
Warren
Buffett ve şürekasının hayal gördüğüne hiç şüphe yok. Batı sermayesinin ve
liberal düşüncenin muzaffer olduğu, vehimden ibaretti.
Çelişkili
biçimde, bu geçici zaferin koşullarını, esas olarak ekonomik ve sosyal bir
alternatifin mümkün olduğunun canlı örneği olan Sovyetler Birliği’nin varlığı
yaratmıştı. Sovyetler, özel sermayenin elinde olan Batı’da baş edilmesi gereken
bir modeldi. Meselenin özü de burada aranmalıydı: Komünist modelle sürekli
yüzleşilmesi, işçilerin haklarından ve kaynaklarından mahrum bırakılması
eğilimine mani oldu. Bunun yerine, Keynesçi teoriler ile kendisini üreten,
birikim kapasitesini tam da karşıt toplumsal sınıfın zayıflığı sayesinde
katlayan sermayenin aşırı iktidar arzusu arasında bir denge tesis edildi.
Başka
bir deyişle, yeryüzünde cennet hayali kuran kitlelerin mutlu yaşamasını sağlama
konusunda canlı bir örneği teşkil eden büyük Sovyet devleti karşısında, Batı’da
yaygın refahın garanti edilebileceğini, bir işçinin bir ev ve bir araba satın
alabileceğini, çocuklarına miras bırakabileceğini göstermek gerekiyordu.
Kapitalist
Zorbalığa Yeşil Işık
Dolayısıyla,
sosyalist rüyanın sona ermesiyle birlikte Batı’ya hâkim olan liberal düşünce, zincirlerinden
kurtuldu. Herkes, her istediğini yapar hale geldi. Zafere ulaşan oligarşiler,
sınıfsal hasımlarına meydan okudular. “Bilinçli, özgür ve eşit işçi kitlesi”nin[3]
her türden rüyasını yok etti.
Buradan,
savaş sonrası dönemde ortaya çıkan ekonomik sistemin dağıldığı aşamaya geçildi.
Devletin etkin ve çoğulcu refah devlet olmasını sağlayan müdahaleler, hükmünü
yitirdi. “Sosyal adalet” anlayışı ortadan kalktı. Tam da neoliberal teorilerin
istediği gibi, serbest piyasanın dağıtım düzleminde belirleyici olduğu iktisadi
model galebe çaldı.[4]
Batı
Solu
Batı
solu, gerçek politik eylem fikrini terk etti. Kaynakların yeniden dağıtılması
vaadi terk edildi. Ekonomi politikası, egemen sınıfa bırakıldı. Böylelikle Batı
solu, yanlış bir tarih anlayışına teslim oldu. Bu düzlemde Batı, solu, olan
biteni, politik-ekonomik sistemin yanlış tercihinden ziyade, finans yönetimindeki
geçici ve düzeltilebilir bir yanlış olarak değerlendirdi.
Liberalizmin
kaçınılmaz olduğu fikri, solun iliklerine işledi. Bu sebeple Batı solu,
koşulları üreten politik özden koptu. Egemen ülkelerin özgür yurttaşları olarak
kapitalizm denilen canavarın önüne atılan kurbanlar olduğumuz görülmedi.
İyi
Haber
Batı’da
refah devletini destekleyen ekonomik ve toplumsal çerçevenin ortadan kalktığı,
doksanlarda neoliberalizmin geçici zaferi ile tamama eren süreç, bugün
hissedilen ağır sonuçlara yol açtı.
Bir
avuç zenginin çıkarına uygun olarak işleyen, aşırı servet birikiminin
gerçekleştiği, gerçek bir meta üretmeden yalnızca kendini yeniden üreten paranın
hâkim olduğu, tek bir dünya görüşünün konuştuğu, ekonomik yöntem olarak sömürüyü
esas alan yol, artık uygulanabilir değil.
İnsanlık
tarihinde sıklıkla kendini gösteren, kimilerinin “amaçların heterojenezi"
olarak adlandırdığı, neredeyse tarihin bir düşmanıymış gibi görünen bu olgu
nedeniyle, Thatcher döneminden bu yana neoliberal düşüncenin yayılmasında ve
üretimin özelleştirilmesinde bayraktarlık yapan İngiltere’de, halktaki yoğun
hoşnutsuzluğu gidermek için, şimdilik demiryolu altyapılarından elektrik
dağıtım şebekelerine kadar uzanan bir yeniden millileştirme süreci başladı.[5]
İyi
haber şu ki, tarih henüz sona ermedi[6]. Hâlâ bir alternatif var: Üretim
kaynaklarının toplumsallaştırılması ve toplumsal adaletten ilham alan, bu
adaletle var olan bir devlet.
Bunun
bir örneğini bulmak için biz İtalyanların çok uzağa gitmelerine gerek yok. Şu gerçekleri
anımsamak yeterli: Bir kamu işletmesi, özünde kamu işletmesi olarak kalırken,
kâr üretebilir, gelişme kaydedebilir, araştırmalar yapabilir. Ayrıca tarih, özel
işletmelere sosyal hizmet işlevi kazandıranların ve bu yönde hayaller kuranlara
tanıklık etti.[7] Devlet sorun değil, çözümdü.[8] Refah devleti, eşitliği ve
refahı koşullamıştı. Bir ulusun kolektif geleceğine yatırım yapılıyordu,
fikirler henüz satışa çıkartılmamıştı. İnsanlar, Yuri Gagarin’in yıldızlar
arasında dolaşacağı günün hayalini kurabiliyorlardı.
Andrea Balloni
23 Eylül 2025
Kaynak
Dipnotlar:
[1] M. D’Eramo, Dominio, Feltrinelli, 2020.
[2]
Mark Ames, “Graph drops”, 4 Ağustos 2025, X.
[3]
Clara Mattei, L’Economia è Politica.
[4]
F. A. von Hayek, The Constitution of Liberty, Londra, 1982, Cilt. 2.
[5]
Scenari Eonomici, “Il Regno Unito nazionalizza l’operatore della rete elettrica”,
15 Eylül 2024, SE.
[6]
Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man, 1992.
[7]
Fabio Sarzi Amadè, Zappa sui piedi, 2024
[8] Bkz.: Ronald Reagan’ın 1981’deki ilk başkanlık konuşması: “Mevcut krizde, devlet sorunumuzun çözümü değil, sorunun ta kendisidir.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder