Bu
çalışma, Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi’nin ayrıntılı ve makul bir
analizini sunmayı, Çin nüfusunun büyük bir kısmının neden Mao’ya saygı duymaya
devam ettiğini ve Deng Şiyoping’in sözüyle, “Çin Komünist Partisi ve Çin
halkının onu her daim bir simge ve çok değerli bir hazine gibi neden göreceğini”
açıklamayı amaçlıyor.
Temel
sebep, Mao Zedong'un Çin’in kurtuluşunu ve Çin sosyalizminin inşasını diğer tüm
bireylerden daha fazla temsil etmesi ve bundan sorumlu olmasıdır.
Bugüne
kadar Çin Halk Cumhuriyeti’ni ve ÇKP’nin siciline dair gelişigüzel karalamalardan
oluşan çalışmalar, yaygın olarak otuzların başından 1976’daki ölümüne kadar Çin
Devrimi’nin en önemli lideri olarak kabul edilen Mao Zedong’un işlediği iddia
edilen suçları dile getirme yöntemine başvurmuştur. ÇKP, Çin halkının refahını
artırmaya bu kadar kararlıysa, neden Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi gibi
felaketle sonuçlanan kampanyalara girişmişti?
Büyük
İleri Atılım
1958’de
başlatılan Büyük İleri Atılım, hızlı sanayileşme ve kolektifleştirmeyi;
sosyalizmin inşasını hızlandırarak Çin’in yüzyıllardır süren azgelişmişlik ve
yoksullukla nihai bir bağ kurmasını; Mao'nun ifadesiyle, “Çin ile ABD
arasındaki uçurumu beş yıl içerisinde kapatmayı ve nihayetinde yedi yıl içerisinde
ABD’yi geçmeyi" amaçlayan iddialı bir programdı.[1] Ekonomi stratejisi,
Çin-Sovyet ayrışmasının ilk aşamalarını yansıtan “ağır ilerleyen Sovyet tarzı
kentsel sanayileşmeye yönelik reddiye”[2] üzerine kuruluydu.
Çinliler,
Moskova'daki Hruşçev liderliğinin emperyalist güçlerle çatışmadan kaçınma
politikasına dar bir yaklaşımla odaklanacağından, ayrıca Çin ile diğer
sosyalist ülkelere verdiği desteğin “barışçıl bir arada yaşama” sunağında
kurban edileceğinden endişe duyuyorlardı. Dolayısıyla Çin, kendi kaynaklarına
güvenmek zorunda kalacaktı.
Tüm
eksikliklerine rağmen, Büyük İleri Atılım özünde, Hintli Marksist Vicay Praşad’ın
ifadesiyle, “kırsal alanlara küçük ölçekli sanayi taşıma girişimi”ydi.[3] Mao,
kırsal alanın bir kez daha “devrimci toplumsal dönüşümün gerçek kaynağı”, “sosyalizme
ve komünizme ulaşma mücadelesinin belirleneceği ana alan” olacağını
düşünüyordu.[4] Tarımsal kolektifleştirme hızlandırıldı, kitlelerin devrimci
ruhuna seslenildi. O dönem Dışişleri Bakanlığı’nda tercüman olarak çalışan,
sonrasında Çin’in İngiltere büyükelçiliğini yapan (1987-91) Ji Çaocu, anılarında
şunları kaydetmektedir:
“Köylülere, yalnızca
geçimlik tarım için kendilerine ait küçük araziler bırakıldı. Diğer tüm
faaliyetler, eşit olarak paylaşılmak üzere, herkesin hayrına olacak şekilde
yürütüldü. Kadrolar, tarlalarda, fabrikalarda ve inşaat alanlarında köylülere iştirak
edecekti. Hatta Mao, elinde kürekle bir baraj inşaatı projesinde poz veriyordu.”[5]
Büyük
İleri Atılım, genel manada başarılı olamadı. Liu Mingfu, “Büyük İleri Atılım,
İngiltere ve ABD’yi geçme hedefine ulaşamadı. Aslında Çin ekonomisini durma
noktasına getirdi, ardından onu resesyona sürükledi. Çok sayıda doğal olmayan
ölüme neden oldu, Çin’in 1957’de %5,46 olan küresel GSYİH’deki payını 1962’de
%4,01’e geriletti; bu, 1950’deki %4,59'luk payından daha düşük bir seviyeydi.”[6]
Toplumun
temel ekonomik yapısının bozulması, Sovyet uzmanlarının 1960’ta aniden geri
çekilmesi, bir dizi korkunç kuraklık ve sel felaketi, hasatın kötü
sonuçlanmasına yol açtı. Bu arada, milyonlarca köylü, fabrikalarda çalışmak
üzere şehirlere gönderildiğinden, “biçecek ve harman dövecek kimse kalmadı.”[7]
Tarihçi
Alexander Pantsov, “çelik için verilen mücadelenin, Çin liderliğinin dikkatini
tahıl sorunundan uzaklaştırdığını, pirinç ve diğer tahılları hasat etme görevinin
kadınların, yaşlı erkeklerin ve çocukların omuzlarına yüklediğini” söylüyor ve
şöyle devam ediyor: “Tahıl kıtlığı baş gösterdi. Mao, Büyük Atılım’ın hızını
düşürme emrini verdi.”[8]
Hatıratında
Ji Çaocu, “ödeme yol açan yetersiz beslenmenin birçok bölgede yaygın olduğunu
ve kırsal nüfus arasında ölümlerin arttığına” dair gözlemini aktarıyor.[9]
Ama
gene de ekilebilir arazilerin sulanması gibi Büyük İleri Atılım’ın belirlediği
kimi hedeflere ulaşıldı. Ancak, genel hedefine ulaşamadı ve yol açtığı
aksamalar, yoksulluk ve yetersiz beslenmenin derinleşmesine katkıda bulundu.
1962’de bu proje sonlandırıldı. Antikomünistlere göre, Çin tarihinde oldukça
tartışmalı bir konu olmaya devam eden Büyük İleri Atılım, “ÇKP’nin, özellikle
de Mao’nun korkunç ve kana susamış fıtratının tartışma kabul etmeyen ispatı
niteliğinde.”
Batılı
burjuva tarihçileri, Büyük Atılım’ın yol açtığı kıtlıkta kaybedilen tahmini can
sayısı için 30 milyon gibi bir sayıda karar kılmış gibi görünüyorlar. Hintli
ekonomist Utsa Patnaik, titiz bir istatistiki analizi temel alan çalışmasında,
Çin’deki ölüm oranının 1958’de (toprak reformu ve ülke genelinde temel tıbbi
hizmetlerin yaygınlaştırılmasıyla elde edilen tarihsel olarak düşük bir rakam
olarak) binde 12’den 1960’ta binde 25,4’lük bir seviyeye yükseldiği sonucuna
varıyor. “Çin’in 1958’e kadar ulaştığı binde 12’lik düşük ölüm oranını kıstas
olarak alır, 1959-1961 döneminde bu oranı aşan ölümleri hesaplarsak, toplam
11,5 milyona ulaşırız. Bu, olası “kıtlık sebebiyle yaşanan ölümlere dair azami
bir tahmindir.”[10]
Patnaik,
1960’ta ulaşılan en yüksek ölüm oranının bile “aynı yıl Hindistan’ın 24,8’lik
ölüm oranından pek de farklı olmadığını, bunun da oldukça normal kabul
edildiğini ve hiçbir eleştiriye maruz kalmadığını” gözlemliyor. Bu, önemli bir
nokta. Yetersiz beslenme, o dönemde gelişmekte olan dünyanın her yerinde bir
belaydı (ne yazık ki gezegenin bazı bölgelerinde hâlen daha öyle).
Çin
tarihi, 1907, 1928 ve 1942 de dâhil olmak üzere, korkunç kıtlıklara tanık oldu.
Yetersiz beslenmenin Çin’de tarihe karışması ise ancak modern çağda, tam da o “canavar”
olarak nitelenen ÇKP’nin liderliğinde gerçekleşti.
Başka
bir deyişle, Büyük İleri Atılım’ın başarısızlığı, burjuva akademisyenleri
tarafından Çin Devrimi’nin tüm tarihini karalamak için, sinsice bir yaklaşımla
kullanıldı. Büyük İleri Atılım, insanlığa karşı işlenmiş korkunç bir suç değil,
müreffeh ve ileri bir sosyalist toplumun inşasını hızlandırmak için ortaya
konulmuş meşru bir girişimdi. Başarılı olmadığı görülünce terk edildi.
Kültür
Devrimi
Büyük
İleri Atılım ardından, Mao’nun başında bulunduğu, ÇKP liderliği içerisindeki
nispeten daha radikal olan kanat, belli ölçüde marjinalleşti, inisiyatif, devam
eden sınıf mücadelesinden ziyade, toplumsal istikrar ve ekonomik büyümeyi
öncelikli kılmak isteyenlerin eline geçti. Bunların başında, Mao’nun halefi
olarak kabul edilen ÇHC devlet başkanı Liu Şaoçi ve Başbakan Yardımcısı Deng Şiaoping
geliyordu. Liu, Deng, Çen Yun ve Cou Enlay, Mao sonrası ekonomi politikasının
temel taşlarından biri haline gelecek olan Dört Modernizasyon (tarım,
sanayi, savunma, bilim ve teknoloji) kavramını ortaya attılar.
Sonraki
yıllarda Mao ve yakın yoldaşlarından oluşan bir grup, sınıf mücadelesinin
önemsizleştirilmesinin, nihayetinde kapitalist restorasyona yol açabilecek karşı-devrimci
bir “revizyonist” eğilimi yansıttığından endişelenmeye başladı. Mao’nun bakış
açısına göre revizyonist unsurlar, büyük ölçüde işçi sınıfı kökenli olmayan,
gençler arasında kapitalist ve feodal değerleri savunan aydın kesiminin, özellikle
de öğretmenler ve akademisyenlerin desteğine bel bağlıyorlardı. “Revizyonizmin
köklerini kazımak” ve “parti içinde kapitalist yolu izleyen iktidar sahiplerine
karşı mücadele etmek” şarttı.[11]
Kültür
Devrimi, 1966'da başladı. Arkasında üniversite ve lise öğrencilerinden oluşan
bir kitle hareketi vardı. Hareketin oluşmasını teşvik edense Mao ve liderlik
kadrosunun solunda yer alan isimlerdi.
Pekin’de,
kendilerine Kızıl Muhafızlar adını veren, Mao’nun “akademik çalışma, eğitim,
gazetecilik, edebiyat ve sanat alanlarındaki gerici burjuva fikirlerini
bütünüyle eleştirme ve reddetme” çağrısını benimseyen öğrenci grupları oluştu.[12]
Öğrenciler, devlet mekanizması içerisindeki karşı-devrimci burjuva unsurları
analize tabi tutup kendi taleplerini aktaran “büyük harflerle yazılmış afişler”
(dazibao) hazırladılar. Hareketi coşkuyla karşılayan Mao, öğrencilerin
girişimlerini destekleyen şu türden ifadeleri içeren yazılar kaleme aldı: “Kültür
Devrimi hareketinde sizinkine benzer bir tutum sergileyen herkese coşkuyla
destek sunacağım.”[13] Sonrasında Mao, devrimci kitlelere "Karargahı
Bombalama”, yani partideki reformculara ve “burjuva unsurlara” karşı ayaklanma
çağrısı yapan kendi dazibao’sunu hazırladı.
ÇKP
Merkez Komitesi, yaşanan bu gelişmeleri Ağustos 1966’da Büyük Proleter Kültür
Devrimi Kararı ile birlikte belirli bir teorik çerçeveye kavuşturdu.
“Burjuvazi devrilmiş
olmasına rağmen, kitleleri yozlaştırmak, zihinlerini ele geçirmek ve iktidara
dönüşü güvence altına almak için sömürücü sınıfların eski fikir, kültür,
gelenek ve alışkanlıklarını kullanmaya devam ediyor. Proletarya ise tam tersini
yapmalıdır: Burjuvazinin ideolojik alandaki her meydan okumasına göğüs germeli,
proletaryanın yeni fikir, kültür, gelenek ve alışkanlıklarını kullanarak, tüm
toplumun zihinsel bakış açısını değiştirmelidir. Şu anda hedefimiz, kapitalist
yolu izleyen otorite sahiplerine karşı mücadele etmek ve onları devirmek,
gerici burjuva akademik ‘otoritelerini’, burjuvazinin ve diğer tüm sömürücü
sınıfların ideolojisini eleştirip reddetmek, sosyalist sistemin sağlamlaşmasını
ve gelişmesini kolaylaştırmak için eğitimi, edebiyatı, sanatı ve üstyapının
sosyalist ekonomik temele uymayan diğer tüm alanlarını dönüştürmektir.”[14]
Dolayısıyla
Kültür Devrimi’nin amaçları, partideki sözde revizyonist ve kapitalist
restorasyoncu unsurlara karşı kitlesel bir mücadeleyi teşvik etmek; eğitim ve
kültür alanlarında burjuva fikirlerinin egemenliğine son vermek ve sosyalist,
kolektivist, modern olan yeni bir kültürü yerleştirmekti. Kültür Devrimi, aynı
zamanda Çin-Sovyet ayrışmasının daha da derinlenmesini ifade ediyordu, zira
revizyonizm hastalığının Sovyet kökenli olduğu düşünülüyordu (önceden Mao’nun
halefi olarak görülen ve şimdi radikallerin başlıca hedefi olan Liu Şaoçi, “Çin’in
Kruşçev’i” olarak yaftalanmıştı).
Li
Mingjiang’ın da tespit ettiği üzere, “Kültür Devrimi boyunca Sovyetler Birliği
sistematik olarak şeytanlaştırıldı. Çin-Sovyet arasında gelişen düşmanlıklar,
Mao’nun Moskova’yı ‘Çin’in asli düşmanı’ olarak tanımlamasıyla birlikte,
benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı.”[15]
Han
Suyin, Kültür Devrimi’nin ilk günlerindeki kaotik atmosferi şu şekilde aktarıyor:
“Kapsamlı demokrasi.
Müthiş eleştiri. Her duvarda afişler. Seyahatte mutlak özgürlük. Devrimci
değişim merkezleri kurma özgürlüğü. Bunlar, Kızıl Muhafızlar’a verilen hak ve
özgürlüklerdi. Doğal olarak bahşedilen özgürlükler Kızıl Muhafızlar’ın başını
döndürdü, onlar da her şeyi yapmayı kendilerine hak gördüler.” Ağustos 1966’da,
“kaynayan Kültür Devrimi kazanı, bir şiddet girdabına girip patladı. [...] Mao,
başlattığı yıkımın kontrolünü kaybedeceğini hiç düşünmemişti.”[16]
Kargaşa
her yanı kuşattı. Üniversiteler kapatıldı. “Kızıl Muhafızlar, Dışişleri
Bakanlığı’nı işgal edip yağmaladı, çoğu büyükelçi, siyasi eğitim için Pekin’e
geri çağrıldı. İngiliz büyükelçiliğine saldırı düzenlendi, Sovyet büyükelçiliği,
genç Maoistler tarafından aylarca kuşatma altında tutuldu.”[17]
ÇKP’nin
başta Politbüro Daimi Komitesi’ne bağlı, ancak fiili olarak iktidarın merkezi
haline gelen bir organı olarak Kültür Devrimi Grubu’nun suçlama yönelttiği çoğu
ismin başına çok korkunç şeyler geldi. “Kahrolsun Liu Şaoki! Kahrolsun Deng Şiaoping!
Mao Zedong Düşüncesi’nin yüce kızıl bayrağını yüksekte tutun” sloganlarını
içeren afişler asıldı. Liu’nun kitapları Tiananmen Meydanı’nda yakıldı. 1945-1947’de
Yenan’da Mao’yu iktidara taşıyan teorik yapının temel dayanağını teşkil eden bu
kitapların “zehirli ot” oldukları söylendi.[18] Liu, tüm görevlerinden
azledildi, tutuklandı. “Liu, defalarca işkence gördü ve sorgulandı, ısıtmasız
bir hücreye kapatıldı, tıbbi bakım alması engellendi. Kasım 1969’da öldü, cesedi
sahte bir isimle gizlice yakıldı. Ölümü üç yıl boyunca karısından ve on yıl
boyunca halktan gizlendi.”[19]
Eski
Savunma Bakanı ve Çin Gönüllü Halk Ordusu’nun Kore Savaşı’ndaki
operasyonlarının lideri Peng Dehuai, Büyük İleri Atılım’ı eleştirdikten sonra
1959’da emekliye ayrılmıştı. Mao’nun eşi ve Gönüllü Ordusu’nun önde gelen
isimlerinden Jiang King, Peng’in yaşadığı Siçuan’a Kızıl Muhafızlar gönderdi. “Bir
grup haydut, evine baskın düzenledi, onu yakaladı ve başkente getirdi; burada
hapse atıldı. Peng, yüzlerce kez işkence gördü ve dövüldü, kaburgaları kırıldı,
yüzü ve akciğerleri hasar gördü. Defalarca eleştiri ve mücadele toplantılarına götürüldü.”[20]
1974’te bir hapishane hastanesinde öldü.
Hatta,
Kızıl Muhafızlar’ın aşırılıkçılığından sessizce ürküyor olmasına karşın sadakatini
hiç yitirmeyen Başbakan Cou Enlay bile bu süreci yarasız beresiz atlamadı: Han
Suyin’in aktardığına göre, Kasım 1966’da Kızıl Muhafızlar’ın kuşattığı binada
22 saat sonra kalp krizi geçirdi.
Mao,
Kültür Devrimi’nin sadece birkaç ay sürmesini planlamış olsa da, Kültür
Devrimi, Mao’nun 1976’daki ölümünden kısa bir süre öncesine kadar, yoğunlukları
değişse de devam etti: Durumun kontrolden çıktığını fark eden Mao, 1967’de
ordudan düzeni sağlama ve üretimi yeniden organize etme konusunda yardım
istedi. Ancak Kültür Devrimi, 1972’den itibaren “Dörtlü Çete”nin yükselişiyle
yeniden alevlendi.
Kapitalist
ülkelerdeki tarihçiler, Kültür Devrimi’ni en basit ve anlamsız terimlerle sunma
eğilimindedir. Onlara göre bu devrim, Mao’nun saplantılı şiddet ve güç sevdasının
tipik bir örneğiydi; komünist otoriterliğin uzun öyküsündeki sıradan bir
kesitti. Ancak psikopatoloji, tarihin temel itici gücü olamaz. Gerçekte Kültür
Devrimi, radikal bir kitle hareketiydi. Milyonlarca genç, sosyalizme daha hızlı
ilerleme, feodal geleneklere son verme, daha eşitlikçi bir toplum yaratma,
bürokrasiyle mücadele etme, kapitalist bir sınıfın ortaya çıkmasını engelleme,
işçileri ve köylüleri güçlendirme, küresel bir sosyalist devrime katkıda
bulunma, binlerce yıllık Konfüçyüs geleneğinden bağımsız, gururlu bir sosyalist
kültür inşa etme fikirlerinden ilham alıyordu. Sosyalist bir geleceğe giden
hızlı bir yol istiyorlardı. Mao ve müttefikleri onların, o gençler de Mao ve
yoldaşlarının ilham kaynağıydı.
Böyle
bir hareket kolayca kontrolden çıkabilirdi ve öyle de oldu. Mao, her
aşırılıktan, her şiddet eyleminden, her saçma açıklamadan sorumlu tutulamaz
(hatta dizginlemek için birkaç noktada müdahale etti), ancak hareketi genel
olarak destekledi ve nihayetinde amaçlarını ilerletmek için elinden geleni
yaptı. Mao’nun kişisel etkisi muazzamdı. Sadece parti tüzüğünün veya devlet
anayasasının bahşettiği yetkilere değil, aynı zamanda yüz milyonlarca insanın
hayatını daha iyiye doğru dönüştüren devrimci bir sürecin baş mimarı olmak gibi
bir otoriteye sahipti. Mao, Sovyet halkı için Lenin, Küba halkı için Fidel
Castro neyse oydu. Hata yaptığında bile, bu hatalar milyonlarca insan
tarafından benimsenme eğilimindeydi. Han Suyin, “Mao, çelişkili açıklamalar
yapmaya meyilliydi, ancak her açıklama bir ferman gücündeydi” yorumunu yapıyor.[21]
Kültür
Devrimi’nin Mirası
Kültür
Devrimi’nin Çin’de büyük ölçüde yanlış yönlendirilmiş olduğu artık yaygın
olarak kabul ediliyor. “Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Parti’nin,
devletin ve halkın yüzleştiği en büyük yenilgiydi.”[22] Hareketin dile
getirdiği, partinin karşı-devrimciler ve kapitalist yolcuların hâkimiyetinde olduğuna,
partideki kapitalist yolcuların kitleler tarafından devrilmek zorunda kalınacağına,
sosyalizme giden yoldan ayrılmamak için sürekli devrimin gerekli olduğuna dair temel
önermeler, Mao sonrası ÇKP’nin başına geçen isimlerce açıktan reddedildiler. Bu
yeni liderlik, “devrilen ‘kapitalist yolcuların’ [...] sosyalizm davasının
çekirdek gücünü teşkil eden, her düzeydeki Parti ve hükümet örgütlerinin önde
gelen kadroları” olduğunu dile getirdi.[23]
Tarihçi
Rebecca Karl, Mao sonrası liderliğin aslında Kültür Devrimi’nden
faydalandığını, bu liderliğin “Çin’i kaostan kurtaran” olarak görülmeye
başlandığını ileri sürüyor.[24]
Belki
de Kültür Devrimi’nin daha doğrudan ve faydalı bir sonucu oldu. Ne de olsa asıl
amacı, o dönemde Sovyetler Birliği’nde yaşanan ideolojik çöküşü engellemekti;
bu ideolojik çöküş, Sovyet halkının sosyalist projeye olan güvenini
kaybetmesine ve nihayetinde Sovyet sosyalizminin sonunun gelmesine büyük
katkıda bulundu.[25] Nitekim, Kültür Devrimi’nin, Reform ve Açılım’ın ne kadar
ileri gidebileceğinin sınırlarını çizdiği, ÇKP’nin bugün de uygulamaya devam
ettiği Deng Şiaoping’in şu Dört Temel İlke’sinin zeminini hazırladığı iddia edilebilir:
1)
Sosyalist yolda ilerlemeliyiz;
2)
Proletarya diktatörlüğünü savunmalıyız;
3)
Komünist Parti liderliğini savunmalıyız;
4)
Marksizm-Leninizm ve Mao Zedong Düşüncesi’ni savunmalıyız.[26]
Avustralyalı
akademisyen Roland Boer, ÇKP liderliğinin ekonomik reform programının
başlangıcında, Dört Temel İlke’yi belirleyip vurgulamayı neden önemli bulduğu
sorusunu gündeme getiriyor: “Deng, ‘sağ’ sapmayı hedef olarak belirliyor.
Reform ve Açılım, bazıları tarafından kapitalizme ve burjuva liberalizasyonuna
giden bir yol ve dolayısıyla Marksizm-Leninizm’den vazgeçme olarak görülebilir.”[27]
Bu nedenle, Dört Temel İlke ve Kültür Devrimi, temel motivasyonları açısından
bazı ortak noktalara sahiptir.
Alman
siyasal iktisatçı Isabella M. Weber de ilginç bir noktaya değinerek, “Kültür
Devrimi sırasında toplumsal düzenin bozulması”nın, köylülüğün ihtiyaçlarını ve
kırsal kesimdeki durumu yakından anlayan yeni nesil genç aydınların
yetişmesinde önemli bir etken olduğunu ileri sürüyor:
“Kültür Devrimi sırasında ‘dağlara
ve kırsala gönderilen’ (1940-1960 doğumlu) bir grup genç aydın, tarım reformu
sürecinde etkili birer iktisatçı olarak sahneye çıktı. Kendilerinden önceki
kıdemli devrimciler gibi, entelektüel ve siyasi eğitimleri tarım sorunuyla, Çin’in
köylü çoğunluğuyla ve maddi refah mücadeleleriyle yakından bağlantılıydı.
Kırsal kesimle sıkı bağlara sahip olan bu genç ve yaşlı aydınlar, ülkenin reforma
tabi tutulabilmesi için kritik öneme sahip, alışılmadık bir ittifak meydana
getirdiler. [...] Tarihsel bir ironi olarak, bu Kültür Devrimi kampanyaları,
aynı zamanda reformun ilk yıllarındaki atılımda etkili olan kent-kır arasında
yeni bağlar kurdular.”[28]
Bununla
birlikte, Kültür Devrimi’nin yarattığı kargaşa, ülkenin kalkınmasını engelledi
ve çok sayıda insanın başına korkunç bir trajedi getirdi. Kapitalist bir
çerçevede çalışan birçok tarihçinin anlayamadığı şey, Kültür Devrimi’nin
yarattığı kaos ve şiddete rağmen Mao’nun Çin’de neden hâlâ saygı gördüğüdür.
Çin halkı için asıl mesele, onun o hataları “büyük bir proleter devrimci olarak
yapmış olmasıdır.”[29]
Büyük
Bir Proleter Devrimcinin Hataları
Çin’in
yabancı hâkimiyetinden kurtarılması, ülkenin birleştirilmesi, feodalizmin
ortadan kaldırılması, toprakların köylülere dağıtılması, ülkenin
sanayileştirilmesi ve kadınların kurtuluşuna giden yolun açılması, Mao
liderliğindeki ve esas olarak onun tarafından tasarlanan bir siyasi stratejiye
dayanan ÇKP’nin ulaştığı hedeflerdi. İngiliz iktisatçı John Ross, “1949’da Çin
Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ile 1976’da Mao Zedong’un ölümü arasındaki 27
yılda Çin’de yaşam beklentisi 31 yıl arttı, yani her yıl ömür bir yıl uzadı.
[...] Çin’in 1949’dan sonraki otuz yılda yaşam beklentisindeki artış oranı,
insanlık tarihinde büyük bir ülkede kaydedilen en hızlı artıştı.”[30]
Mao’nun
hayatının son yıllarıyla ilişkilendirilen aşırılıklar ve hatalar, Çin halkı
için eşi benzeri görülmemiş, dönüştürücü ilerleme bağlamına oturtulmak zorunda.
Çin’de devrim öncesi okuryazarlık oranı yüzde 20’nin altındaydı. Mao öldüğünde
bu oran, yüzde 93 civarındaydı. Çin’in nüfusu, 1949’a kadar yaklaşık yüz yıl
boyunca 400 ila 500 milyon arasında sabit kalmıştı. Mao öldüğünde, nüfus 900
milyona ulaşmıştı. Halk kitlelerinin erişebildiği gelişkin bir edebiyat, müzik,
tiyatro ve sanat kültürü oluştu. Topraklar sulandı. Kıtlık geçmişte kaldı. Herkese
sağlık hizmeti sağlandı. Çin, bir asırlık yabancı hâkimiyetinin ardından,
egemenliğini korudu, kendisini emperyalist saldırılara karşı savunmak için
araçlar geliştirdi.
Bu
sebeple, Mao’nun canavar olduğunu söyleyen dil, Çin’de pek karşılık bulmuyor.
Deng Şiaoping’in de belirttiği gibi, “Mao’nun olağanüstü liderliği olmasaydı,
Çin devrimi bugün bile zafer kazanamazdı. Bu durumda, tüm milletlerden insanlar,
hâlâ emperyalizmin, feodalizmin ve bürokrat-kapitalizmin gerici yönetimi
altında acı çekiyor olurdu.”[31]
Dahası,
onun hataları bile meczup bir müstebitin hayal gücünün ürünü değildi. Alabildiğine
karmaşık ve sürekli değişen koşullara cevap sunma çabalarının yaratıcı bir sonucuydu.
Bunlar, riskleri ve deneyleri kaçınılmaz olarak içeren, tarihsel anlamda yeni
bir süreci ifade eden sosyalizme giden yolu keşfetme uğruna yapılan hatalardı.
Carlos Martinez
26
Aralık 2023
Kaynak
Dipnotlar:
[1] Aktaran: Li Mingjiang. Mao’s China and the Sino-Soviet Split:
Ideological Dilemma. Routledge Contemporary China Series 79. Londra ; New
York: Routledge, 2012, s. 55.
[2]
Rebecca E Karl. China’s Revolutions in the Modern World: A Brief
Interpretive History. Londra; New York: Verso, 2020, s. 129
[3]
Vijay Prashad. The Poorer Nations: A Possible History of the Global South.
Londra; New York: Verso, 2012, s. 199.
[4]
Karl, a.g.e., s. 129.
[5]
Ji Chaozhu. The Man on Mao’s Right: From Harvard Yard to Tiananmen Square,
My Life inside China’s Foreign Ministry. New York: Random House, 2008, s. 195.
[6]
Liu Mingfu. The China Dream: Great Power Thinking & Strategic Posture in
the Post-American Era. New York, NY: CN Times Books, 2015, s. 18.
[7]
Han, a.g.e., s. 271.
[8]
Alexander Pantsov ve Steven I Levine. Deng Xiaoping: A Revolutionary Life.
Oxford: Oxford University Press, 2015, s. 196.
[9]
Ji, a.g.e., s. 212.
[10]
Utsa Patnaik 2011, Revisiting Alleged 30 Million Famine Deaths during
China’s Great Leap, MR Online, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MR.
[11]
Akt.: Pantsov ve Levine, a.g.e., s. 234.
[12]
Circular of the Central Committee of the Communist Party of China on the
Great Proletarian Cultural Revolution (16 Mayıs 1966), Marxist Internet
Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.
[13]
Mao Zedong 1966, A Letter To The Red Guards Of Tsinghua University Middle
School, Marxist Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.
[14]
Decision of the Central Committee of the Chinese Communist Party Concerning
the Great Proletarian Cultural Revolution (8 Ağustos 1966), Marxist
Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.
[15]
Li, a.g.e., s. 134.
[16]
Han, a.g.e., s. 327.
[17]
Odd Arne Westad. The Global Cold War: Third World Interventions and the
Making of Our Times. Birinci Baskı. Cambridge ; New
York: Cambridge University Press, 2007, s. 163.
[18]
Han, a.g.e., s. 253.
[19]
Ji, a.g.e., s. 333.
[20]
Alexander Pantsov ve Steven I. Levine. Mao: The Real Story. First
Simon&Schuster karton kapaklı baskı. New York: Simon & Schuster
Paperbacks, 2013, s. 518.
[21]
Han, a.g.e., s. 387.
[22]
Resolution on certain questions in the history of our party since the
founding of the People’s Republic of China (27 Haziran 1981), Marxist
Internet Archive, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, MIA.
[23]
A.g.e.
[24]
Karl, Mao Zedong and China in the Twentieth-Century World, s. 119.
[25]
Bu konu şu kitabında uzun uzadıya tartışılıyor: The End of the Beginning:
Lessons of the Soviet Collapse. Yeni Delhi: Leftword Books, 2019.
[26]
Deng Xiaoping 1979, “Uphold the four cardinal principles”, erişim tarihi: 26 Ocak
2023, Chinadaily.
[27]
Roland Boer. Socialism with Chinese Characteristics: A Guide for Foreigners.
Singapur: Springer, 2021, s. 108.
[28]
Isabella Weber. How China Escaped Shock Therapy: The Market Reform Debate. Routledge
Studies on the Chinese Economy. Abingdon, Oxon ; New
York, N.Y: Routledge, 2021, s. 154.
[29]
Resolution on certain questions in the history of our party since the founding
of the People’s Republic of China (27 Ocak 1981).
[30]
John Ross 2019, 70 years of China’s social miracle, Socialist Economic
Bulletin, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, SEB.
[31] Deng Xiaoping 1978, Emancipate the mind, seek truth from facts and unite as one in looking to the future, erişim tarihi: 24 Ocak 2023, Chinadaily.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder