Lev Trotskiy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lev Trotskiy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2026

,

Troçki ve Emperyalizm



Batı’da feminist bir akımın, Trump ve Netenyahu’nun İran’ı “dini diktatörlükten kurtarma” bahanesiyle bombalamasını haklı çıkarmak için klişeleşmiş şarkiyatçı dilden istifade ettiğini, ayrıca iki tarafı karşıya atan yaklaşımın, ABD’nin İran’a yönelik zulmünü ve şiddetini, genel anlamda emperyalizmi örtbas etmekten başka bir işe yaramadığını yazdığımda, bana saldıranlardan bazıları, kendilerini Troçkist olarak tanımlıyorlardı.

Dürüst olmak gerekirse, bu beni şaşırttı, zira Troçki’nin bazı yazılarını okudum. Onun emperyalizme karşı tavizsiz bir muhalefet sergilediğini biliyorum.

Ne yazık ki, bugün onu takip ettiğini iddia edenlerin çoğu, emperyalizmin ajandalarına karşı direnmek yerine, emperyalizmle aynı safta yer alıyor.

Elbette genelleme yapmıyorum, siyasi ve teorik görüşlerine çok saygı duyduğum Troçkist yoldaşlarım da var.

Troçki geride, özellikle Afrika ve Latin Amerika’daki ülkelere yönelik emperyalist müdahalelerin, tıpkı günümüzdeki emperyalistlerin İran’ı bombalarken kadın haklarını savunduklarını iddia etmeleri gibi, “köleliği ortadan kaldırma” bayrağı altında yürütülen bir medenileştirme misyonu olarak nasıl sunulduğunu analiz eden çok sayıda yazı ve görüş bıraktı.

Troçki, bu gibi durumlarda, komünistlerin bu yabancı güçlerin saldırganlığına karşı durmaları ve tarafsız kalmakla veya sadece her iki tarafı da kınamakla yetinmemeleri gerektiğini vurguladı.

Lütfen okuyun:

“İtalya Etiyopya’ya saldırdığında [1935'te], Etiyopya’nın kralına (ki ona hiç sempati duymuyorum) rağmen, tamamen Etiyopyalıların yanındaydım. Önemli olan, emperyalizmin bu yeni toprakları ele geçirmesine karşı çıkmaktı. Aynı şekilde, şimdi de emperyalist kampa kesin olarak karşı çıkıyor, SSCB'nin bağımsızlığını destekliyorum.”

“Etiyopya’yı desteklememizin nedeni, kralın Mussolini’den siyasi veya ‘ahlaki’ açıdan üstün olması değil, geri kalmış bir ülkenin sömürgeci baskıya karşı savunulmasının, dünya işçi sınıfının baş düşmanı olan emperyalizme darbe vurmasıydı.”

“Mussolini’nin zaferi, faşizmin güçlenmesi, emperyalizmin pekişmesi, Afrika’daki ve başka yerlerdeki sömürge halklarının cesaretinin kırılması anlamına gelir. Ancak kralın [negusun] zaferi, yalnızca İtalyan emperyalizmine değil, bir bütün olarak emperyalizme de büyük bir darbe vuracak, ezilen halkların isyancı güçlerine güçlü bir ivme kazandıracaktır. Bunu görmemek için gerçekten tümüyle kör olmak gerekir.”

“En basit ve bariz örneği ele alacağım. Brezilya’da şu anda her devrimcinin nefretle baktığı yarı faşist bir rejim hüküm sürüyor. Ancak, yarın İngiltere’nin Brezilya ile askeri bir çatışmaya girdiğini varsayalım. Size soruyorum, işçi sınıfı, bu çatışmanın hangi tarafında olacak? Şahsen ben, bu durumda ‘demokratik’ İngiltere’ye karşı ‘faşist’ Brezilya’nın tarafında olacağım. Neden? Çünkü aralarındaki çatışmada ya demokrasi ya da faşizm tartışması belirleyici olmayacak. Eğer İngiltere galip gelirse, Rio de Janeiro’ya başka bir faşist getirecek, o da Brezilya’ya çifte zincir vuracak. Tam tersine Brezilya galip gelirse, ülkenin ulusal ve demokratik bilincine büyük bir ivme kazandıracak, Vargas diktatörlüğünün devrilmesine yol açacak. İngiltere’nin yenilgisi, aynı zamanda İngiliz emperyalizmine bir darbe indirecek, İngiliz proletaryasının devrimci hareketine ivme kazandıracak, dünya çapındaki düşmanlıkları ve askeri çatışmaları faşizm ve demokrasi arasındaki mücadeleye dönüştürecektir.”

“Her maskenin ardında sömürücüleri, köle sahiplerini ve soyguncuları ayırt etmeyi bilmek gerekir!”

Kribsu Diallo
8 Mart 2026
Kaynak

21 Ağustos 2024

,

Harika Günler


Şunu varsaymak zorundayız: Moskova’daki Kremlin Sarayı’nı yöneten çarların ve rahiplerin, eski düzenin tüm o yöneticilerinin bu sarayın gri duvarları arasında günümüz insanlığının en devrimci kesiminin temsilcilerinin toplanacağını önceden sezmeleri mümkün değildi. Ama bu dediğimiz oldu.

Bugün Adalet Sarayı’nın o çarın anayasasında kayıtlı ceza kanununun bitap düşmüş hayaletlerinin hâlen daha dolaştığı salonlarından birinde Üçüncü Enternasyonal delegeleri bir araya gelmiş, oturum düzenliyor. Tarih denilen köstebeğin[1], bugün Kremlin duvarlarının altını layıkıyla eşeleyip kendisine yol açtığına hiç şüphe yok.

Komünistlerin kongresinin bu maddi zemini, tüm dünyadaki durum dâhilinde son on ilâ on iki yıl içerisinde meydana gelmiş muazzam değişikliklerin dışa dönük ifadesi ve teyidinden başka bir şey değildir.

Sadece Birinci Enternasyonal’in değil İkinci Enternasyonal’in hüküm sürdüğü dönemde de Çarlık Rusyası, dünya gericiliğinin en önemli kalesiydi. Sosyalist Enternasyonal kongrelerinde Rus devrimi, sürgünde yaşayan ve Avrupa sosyalizminin oportünist liderlerinin küçümseyici ve alaycı bakışlarla tepeden baktığı insanlarca temsil ediliyordu.

Bu parlamentarist ve sendikalist memurlar, yarı Asyalı olan Rusya’nın önemli bir kısmının devrimin kötülüklerinin çilesini çektiğine, buna karşılık, Avrupa’nın kapitalizmden sosyalizme adım adım ilerleyen, hiç acı vermeyen, sessiz sedasız gerçekleşen bir devrimi gerçekleştirdiğine inanıyorlardı.

Fakat Ağustos 1914’te emperyalizmin tüm o birikmiş çelişkileri, parlamentarizm dâhil, kapitalizme ait “barışçı” maskelerini, kanuna dayalı “özgürlükler”ini, kanuni zemini olan, politik ya da değil, tüm fahişelikleri paramparça etti. İnsanlık, medeniyetin zirvesindeyken herkesi dehşete düşüren barbarlığın ve acımasız yabaniliğin çukuruna yuvarlandı.

Oysa Marksist teori, kan deryasına yol açacak olan felâketi önceden görmüş, önceden bildirmişti. Buna rağmen sosyal reformist partiler, o felâkete yakalandıklarını fark etmediler bile. Barışçıl gelişmeyi temel alan bakış açıların üzerini enkaz ve toz duman kapladı. Artık oportünist liderlerin elinden işçi sınıfını burjuva ulus-devleti savunması için birleştirmekten başka bir şey gelmezdi. 4 Ağustos 1914’te İkinci Enternasyonal, tüm alçaklığıyla yok olup gitti.

O andan itibaren, Marx’ın ruhuyla yüklenmiş, o ruhu miras almış tüm hakiki devrimciler, kapitalist topluma karşı uzlaşma nedir bilmeyen devrimci mücadeleyi yürütmeyi ve bu bağlamda, yeni enternasyonali kurmayı görev bildiler.

Emperyalizmin başlattığı savaş, tüm kapitalist dünyanın dengesini altüst etti. Savaşın su yüzüne çıkarttığı tüm sorunlar, artık devrime ait sorunlardı. Bu noktada sosyal yurtsever tüm yamacılar, eskiye ait umutları, geçmişte dile dökülen yalanları ve içi geçmiş örgütlerin zevahirini kurtarmak adına tüm becerilerini sergilediler.[2] Ama tüm bu çaba boşunaydı. Tarihte savaş, rahminde devrimi ilk kez büyütmüyordu. Emperyalist savaş, proleter devrimin anası hâline geldi.

Rus işçi sınıfı ve onun cenk sahasında dövülen çelikle inşa ettiği komünist parti, bir başlangıç yapma şerefine nail oldu. Ekim devrimiyle Rus proletaryası, sadece Kremlin’in kapılarını beynelmilel proletaryanın temsilcilerine açmakla kalmadı, ayrıca Üçüncü Enternasyonal’in yeni kurulacak binasının köşe taşını yerleştirdi.

Almanya, Avusturya ve Macaristan’daki devrimler, iç savaşın ve sovyet hareketinin şiddetli dalgalarına mührü Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un şehadetleri vurdu. Binlerce isimsiz kahraman, Avrupa’nın Rusya’dan farklı bir yol yürümediğini ortaya koydu.

Sosyalizm mücadelesine dair yöntemlerin birleştirilmesi ve eyleme dökülmesi, Komünist Enternasyonal’in ideolojik planda inşa edilmesini güvence altına aldı. Aynı zamanda komünist kongreye çağrının ertelenmesini imkânsız hâle getirdi.

Bugün bu kongre, Kremlin’in duvarları arasında toplanıyor. Biz, burada dünya tarihinin en büyük olaylarından birine tanıklık ediyor, bu olayın parçası oluyoruz.

Tüm dünya işçi sınıfı, o hiçbir vakit zapt edilmeyecekmiş gibi görünen kaleyi, eski Çarlık İmparatorluğu’nu düşmanlarından aldı. Bu kaleyi üs hâline getiren dünya işçi sınıfı, tüm güçlerini o nihai ve zafere götürecek olan savaş için birleştiriyor.

Böylesi zamanlarda yaşamak ve dövüşmek ne büyük bir bahtiyarlık!

Lev Trotskiy
Pravda

6 Mart 1919

[Kaynak: Founding the Communist International: Proceedings and Documents of the First Congress: March 1919, Yayına Hz.: John Riddell, Pathfinder, Beşinci Baskı, 2015, s. 418-420.]

Dipnotlar:
[1] Trotskiy burada, Marx’ın 1852’de kaleme aldığı, Bonapartist gericiliğin darbelerine maruz kalan Fransız Devrimi’yle ilgili değerlendirmesine atıfta bulunuyor: “Fransız Devrimi hâlâ daha arafta dolaşıyor. İşini yönteme dayanarak yapıyor. […] İlk öncelikli işini yaptığı vakit Avrupa, koltuğundan fırlayıp sevinçle şunu haykıracak: ‘Toprağı ne güzel eşeledin öyle, ihtiyar köstebek!’ […]” Marx, The Eighteenth Brumaire of Louis Bonaparte, Selected Works içinde, Cilt. 1, s. 476-77. “Toprağı ne güzel eşeledin öyle, ihtiyar köstebek!” ifadesi ise Shakespeare’in Hamlet’inden (Birinci Perde, Beşinci Sahne).

[2] “Sosyal yurtsever yamacılar” ifadesi, yazının 6 Mart 1919 tarihli Pravda’daki baskısından alındı. 1924’te Pyat'let Kominterna [“Komintern’in Beş Yılı”] içerisinde yer verilen hâlinde “devrimci yamacılar” ifadesi kullanılıyor.