07 Ağustos 2026

Emeğin Bastille’i


Günümüz toplumu karşımıza ne tür sahneler çıkartıyor?

Savaş ve güç kullanma hakkı, halklar, sınıflar ve bireyler nezdinde hükmünü yürütüyor. Kapitalist üretimde kapitalist ile işçi arasında savaş cereyan ediyor. Rekabet sürecinde kapitalistler kapitalistlerle, işçi işçiyle cebelleşiyor. Sosyalizm, herkesin herkese karşı olan bu savaşına kalıcı bir sınır koymayı amaçlıyor. İnsanlar arasında barışı, uluslar arasında barışı, sınıflar arasında barışı savunuyor. Ancak, savaşa yol açan nedenler var olduğu sürece barışa dair hiçbir umudumuz olamaz.

Tüm bunların sebebi; ücretli kölelik pratiğiyle, ticari dolandırıcılıklarıyla, ticaretin her alanındaki aldatmacayla, yaşamın tüm fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarının karşılanmamasıyla, grev ve lokavtlarıyla, açlık, mikrop yuvası konutlar ve işyerleriyle işçileri toplu halde katleden mevcut sınıf egemenliğidir.

Emeğin Bastille’i

Ücret sisteminin temeli üzerinde, emekçi halkın boyunduruk altına alınması ve sömürülmesi için kurulmuş olan mevcut toplumsal ve politik kurumların devasa yapısı yükseliyor: proletaryanın Uri Kalesi, sınıf devletinin kasvetli hapishanesi; halkın büyük çoğunluğunu esir almış, düşünceyi öldürmüş, iradeyi kırıp kişiliği yok etmiş ve egemen adaletsizliğe boyun eğmeyen herkese tehditkar bir şekilde toplarını doğrultmuştur.

Devlet ve toplumda barışın, düzenin, özgürlüğün ve adaletin bir anlam ifade etmesi için ücret sisteminden vazgeçilmelidir. Bu ücret sistemi ve azınlığın emek araçlarının (aletler, makineler, toprak, madenler, demiryolları vb.) tekelleşmesi sayesinde, tüm değeri ve zenginliği yaratan emek, yoksulluğa ve köleliğe mahkûm edilmektedir. İşveren, ücretli kölelerinin emeğiyle zenginleşir, onlara ücret olarak sadece çalışmalarının karşılığının bir kısmını öder: ödenmeyen kalanını ise “kâr” olarak cebine atar. Burada sıradan soygundan farklı bir pratik söz konusudur: bu soygun, mevcut sınıf yasaları tarafından asla cezalandırılmaz. İşçilerinin emeğinin bir kısmını onlardan alıkoyan ve bu kısmı temellük eden işverenle, elindeki tabancayla yolcunun mallarının sadece bir kısmını gasp eden, ancak bu nedenle kanun önünde daha az haydut sayılmayan “insancıl” yol eşkıyası arasında gerçekten de esaslı bir fark var mıdır?

Kapitalizm İşçi Sınıfını Nasıl Soyar?

Ücret sistemine dayalı mevcut üretim biçimi, bir yandan mülkiyetin azınlığın elinde toplanmasına ve bu azınlığın aşırı sahiplik sonucu yozlaşmasına; diğer yandan ise kitlelerin yoksullaşmasına ve sefalete yol açmaktadır. İşçi, yarattığı zenginliklerin ortasında en küçük ihtiyacını bile karşılayamamaktadır: Yoksulluk, sağlıksız atölyeler ve fabrikalar onun yaşam gücünü çalarken, işveren de emeğinin karşılığını ondan çalmaktadır. Uzun süren hastalıklar ve erken ölüm, onu beklemektedir. Aile hayatı yoktur, çünkü aldığı ücret, geçimini sağlamaya yetmediği için, karısı ve çocuğu da onunla birlikte fabrikaya gitmek zorundadır. Yeni doğan kız ise ya fahişe olup kısa ve sefil bir hayat sürer ya da gider bir işçiyle evlenip güneş girmeyen bir evde uzun ama sefil bir hayat yaşar.

Sosyalist Cumhuriyet Tek Çözümdür

Sosyalistlerin talepleri, az çok eğitimli ve düşünme yeteneğine sahip herkes için çok açıktır. Yönetici sistemin suistimallerine karşı çıkan ve bu suistimallerin ortadan kaldırılmasını amaç edinen her parti ve sınıf gibi, Sosyalist Parti de aynı yerde durmaktadır. İç ahengini yitirmiş olan devlet ve toplumun bencil ve aldatılmış taraftarları tarafından iftiraya ve saldırıya uğrar: sosyalizmin düzeni bozduğu, sınıfların çatışmasına neden olduğu, mülkü, aileyi ve kültürü yok ettiği, en şehvetli zevklere düşkün olduğu, kadını derinlemesine aşağıladığı söylenir. Gerçek, bundan daha eksiksiz ve utanç verici bir şekilde çarpıtılamazdı. Eski toplum, bizzat kendisinin işlediği suçları bize isnat ediyor çünkü bizim kendisini ölüme mahkûm ettiğimizi biliyor.

Bugün asıl düzensizlik hüküm sürmektedir. Sosyalizm, düzeni talep eder.

Bugün dünyaya savaş ve sınıf mücadelesi hâkimdir: Sosyalizm ise barış ve çıkar uyumunda ısrar eder, sınıfların ortadan kaldırılması yoluyla sınıf mücadelesini yok eder.

Günümüzde mülkiyet, insanların büyük çoğunluğu için bir yalan, azınlık için ise bir soygundur. Sosyalizm, mülkiyeti herkesin malı haline getirecektir. Onu bir gerçeğe dönüştürecek, işçiye toplum içinde emeğinin karşılığının tamamını güvence altına alacak ve kapitalist yağma sistemini temelinden yıkacaktır.

Günümüz toplumu, aileyi dağıtıyor. Sosyalizm ise ahlakı bozan sınıf egemenliğini ortadan kaldırdığı için ailenin haklarına gereken değeri verecektir.

Devlet ve toplum, insanların kültürünü daha başlangıçta boğmak, halkın büyük çoğunluğunu manevi ve fiziksel olarak köreltmek, yönetici azınlığı yozlaştırmak için birbirleriyle yarışırken, sosyalizm, her birey için eşit ve mümkün olan en iyi eğitimi, tüm insanların yeteneklerinin pratik gelişimini, sanat ve bilimin sistematik ilerlemesini ve sanat ile bilimin halkın ortak malı olmasını savunur.

Kapitalizmde Kadının Durumu

Toplumun ve devletin içinde bulunduğu yanlış koşullar sebebiyle kadınlar, bugün haklardan yoksun. Birçok kadın ya mecburen evleniyor ya da fuhşa mahkûm ediliyor. Cinsiyetler arası ilişki, doğal olmayan ve ahlaksız bir ilişkidir. Sosyalizm, kadının olduğu kadar erkeğin de özgürleşmesini sağlayacaktır. Kadının tam politik ve toplumsal eşitliğini, erkekle eşit konumunu savunur. İster zenginlik veya çıkar için evlilik perdesi altında utanarak yürüsün, isterse sokakta utanmazca boyanmış ve çıplak dolaşsın, fuhşu ortadan kaldıracaktır.

Artık yeter. Gerçek koşullardan yola çıkarak, ütopik hayallere kapılmadan, kültürün kazanımına dayanarak, sınıfın devletini, sınıfın yasalarını ve sınıfın yönetimini ortadan kaldırmak için çabalıyoruz.

Amacımız şudur: Eşit ekonomik ve politik haklara sahip özgür bir demokrasi; birlikte çalışmaya dayalı özgür bir toplum. Devletin ve toplumun tek amacı, herkesin refahıdır.

Amacımıza ulaşmak için kendimizi örgütlemeliyiz. Örgütlenme olmadan etkili propaganda veya eylem olamaz. Birleşik örgütlenme, gücün birikimi, bir odak noktasında toplanmasıdır. Yalnızlık her bireyi güçsüz kılar; bölünmüş güç, güç değildir. Birlik, sadece gücü artırmakla kalmaz, onu kat kat çoğaltır.

Kapitalizm Dünya Genelinde İnsanlığa Baskı Uygulamaktadır

Ekonomik, dolayısıyla politik koşullar, tüm medeni ülkelerde esasen aynıdır. Günümüzde hiçbir devlet, Çin Seddi ile diğerlerinden kopmuş değildir. Yapay sınırlara rağmen, tüm medeni ulusların ortak bir evrimi ve ortak bir tarihi vardır. Her ülke, diğerlerini etkiler, onlardan etkilenir. Bu nedenle, tüm partiler bugün az çok beynelmileldir. Bizim partimizse ulusal sınırları tanımadığı, tümüyle insani bir konumda durarak, her şeyde kesinlikle insani ölçütlere bağlı kalarak, bölünmüş ulusların üyelerinde yalnızca insan ve kardeş gördüğü için, diğer tüm partilerden daha büyük ölçüde beynelmileldir.

Faaliyetlerimizin en yakın ve doğrudan etki alanı vatandaşı olduğumuz devlet olsa da, dünya vatandaşlarını ve evrensel insan kardeşliğini unutmuyoruz. Biz biliyoruz ki, emekçilerin ve ezilenlerin davası için nerede mücadele ediliyorsa, orada bizim davamız da eylemdedir.

Adaletin peşindeyiz, adaletsizliğe karşı savaşıyoruz. Özgür emeği savunuyoruz, ücretli köleliğe karşı mücadele ediyoruz.

Herkesin refahını hedefliyor, sefalete karşı mücadele ediyoruz.

Herkesin eğitimini hedefliyor, cehaletle, barbarlıkla mücadele ediyoruz.

Bizim amacımız barış ve düzendir. Katliamlarla, sınıf savaşlarıyla ve toplumsal anarşiyle mücadele ediyoruz.

Biz sosyalist devleti hedefliyoruz, despotik sınıf devletine saldırıyoruz.

Bunları arzulayan ve bu hedefler için mücadele edecek olan herkes, bize katılsın, tüm gücüyle davamız için, sosyalizm davası için, insanlık davası için çalışsın, zira yakında zafere ulaşacağız.

Wilhelm Liebknecht
18 Ağustos 1900
Kaynak

0 Yorum: