Bobby Sands etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bobby Sands etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Mayıs 2026

, ,

İrlandalı Açlık Grevi Eylemcileri ve İran


1 Mart 1981'de, Kuzey İrlanda’daki Maze (Long Kesh) H-blok hapishanesinde cumhuriyetçi tutsaklar açlık grevine girdiler. Bu grev, tutsakların siyasi tutsak statüsünü ve ona eşlik eden kimi ayrıcalıkları elde etmek için yürütülen kampanyalarının bir parçasıydı. Açlık grevi eylemini Gerard (“Bobby”) Sands başlattı. 3 Ekim’de grev sona erdirilmeden önce on grevci hayatını kaybetti.

Yeni kurulan İran İslam Cumhuriyeti (1 Nisan 1979’da kuruldu), “anti-emperyalist mücadelelerle ve dünyanın dört bir yanındaki ezilen halklarla dayanışma” bayrağı altında, İrlandalı cumhuriyetçi açlık grevcilerini desteklemek için kapsamlı bir propaganda kampanyası yürüttü. Bu kampanya, İran İslam Cumhuriyeti’ne, İrlandalı cumhuriyetçilerin mücadelesini desteklemek ve onu yeni bir çerçeveye oturtmak suretiyle, İngiliz emperyalizmini ve vahşetini kınamak için ek bir fırsat sunuyordu.

İran, uzun süredir İngiltere ve ABD’nin halen devam etmekte olan emperyalist saldırılarının bilincinde olan bir ülkeydi. Her iki güç de o dönemde İran-Irak Savaşı’nda (22 Eylül 1980-20 Ağustos 1988) Saddam Hüseyin’i desteklemişti. İran İslam Cumhuriyeti, “Açlık Grevi” üzerinden yürüttüğü propaganda faaliyetinde, İrlandalı cumhuriyetçilerin mücadelesinin asıl hedefi olan İngiliz devletinin yanına, kendi baş düşmanı ABD’yi yerleştirmeyi ihmal etmedi.

İran İslam Cumhuriyeti, Kuzey İrlanda’daki silahlı cumhuriyetçi harekete İran’dan gelen dayanışma ifadeleri konusunda ilk örnek değildi. 1978-1979’daki İran Devrimi’ne iştirak eden, bugünlerde İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olan muhtelif İranlı laik (çoğunlukla solcu) ve dini gruplar, Kuzey İrlanda’daki silahlı cumhuriyetçi mücadeleyi zaten destekliyor, İrlandalı açlık grevcilere sempati duyuyorlardı. Bu İranlı muhalif gruplar ve İran İslam Cumhuriyeti, o dönemde Kuzey İrlanda’daki en popüler İrlandalı milliyetçi ve Katolik sivil haklar örgütünü, görmezden geliyor veya tümüyle reddediyordu. Bu örgüt, John Hume’un lideri olduğu Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ydi. Bu parti, en büyük cumhuriyetçi yanlısı örgüttü ve şiddetten uzak duruyordu.


İran’ın silahlı mücadeleye yönelik kapsamlı ilgisi, büyük ölçüde İran’ın kendi devrim öncesi ve sonrası şiddet politikalarının bir alametiydi. İrlandalı cumhuriyetçilerin silahlı mücadelesini destekleyen tüm İranlı gruplar (İran İslam Cumhuriyeti yanlısı veya karşıtı örgütler), Kuzey İrlanda’daki çatışmayı soyut ve mutlak bir olgu olarak takdim ettiler. Bu çaba, bir miktar, Kuzey İrlanda’yı Üçüncü Dünyalılaştırma girişimini de içeriyordu.

Kuzey İrlanda’da “Sorunlar” (1969-1998) olarak bilinen dönemin bu aşırı basitleştirilmiş anlatımında, Ulster (Kuzey İrlanda’yı oluşturan altı ilçe) bir tür hapishane olarak tasvir ediliyor, gerçek İrlandalı nüfus ise, tarihsel, politik veya toplumsal nüanslardan yoksun bir şekilde, bölgenin acımasız İngiliz emperyalist işgaline karşı isyan eden, sadece cumhuriyetçi (çoğu zaman da Katolik) olarak nitelendiriliyordu.


1981 Öncesinde İrlanda ve İran'da Anti-Emperyalist Dayanışma

1981 öncesinde İrlanda-İran arasında kurulan anti-emperyalist ilişkiler ilginç bir tarihsel arka plana sahip. İran ulusunun İrlandalı milliyetçilerle kurduğu en kapsamlı ve en uzun süreli dayanışma ilişkisi, 1906-1911’deki İran Anayasa Devrimi sırasında kuruldu.[1] İranlı anti-emperyalistler, İrlanda’daki 1916 Paskalya Ayaklanması’ndan sonra İrlandalı milliyetçilerin mücadelesini (esas olarak cumhuriyetçilerin mücadelesini) kamuoyu önünde savunmaya başladılar.[2] 1922'de, sonrasında Éire (1937) ve İrlanda Cumhuriyeti (1949) olarak bilinen, Özgür İrlanda Devleti’nin kurulmasının ardından çeşitli İranlı anti-emperyalist örgütler, Kuzey İrlanda’daki cumhuriyetçilerin mücadelesini desteklediler.

1978-1979’deki İran devrimine, yani Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin (1941-1979) baskıcı yönetimine son veren devrime dek, İran’daki gelişmelere İrlanda milliyetçileri nadiren ilgi göstermişlerdi. Örneğin, İngiltere’nin İran petrol endüstrisi üzerindeki kontrolüne karşı 1951-1953 yılları arasında yürütülen İran petrol millileştirme kampanyası sırasında, İrlanda Cumhuriyeti’nde (Dáil Éireann) bağımsız solcu bir milletvekili olan John (Jack) McQuillan, 27 Kasım 1952’de şunları söylemişti: “Bu ülkedeki halkın çoğunluğu İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın millileştirme planının arkasındadır” (ki bu plan, nihayetinde 1953’teki ABD-İngiltere destekli darbeyle yürürlükten kaldırıldı).[3]

İrlanda Cumhuriyeti ve Ulster’deki çeşitli İrlandalı milliyetçi örgütler, 1978-1979’da İran monarşisini deviren kitlesel İran ayaklanmasıyla dayanışma ilişkisi kurdu. Bu örgütler arasında, 1969’da kurulan Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu (PIRA) ile siyasi kanadı Geçici Sinn Féin (PSF) bulunuyordu (PIRA, Kuzey İrlanda’daki en büyük cumhuriyetçi örgüttür, cumhuriyetçi tutsakların da 1981’deki açlık grevine katılan tutsakların da en büyük kısmını bu örgütün üyeleri oluşturmaktadır). Bunların yanında, 1974’te kurulan İrlanda Ulusal Kurtuluş Ordusu (INLA) ve siyasi kanadı İrlanda Cumhuriyetçi Sosyalist Partisi’ni (IRSP) (ki bu partinin tutuklu üyeleri de 1981 açlık grevine katılmıştır) ve 1968’de kurulan “şiddetten uzak duran” devrimci cumhuriyetçi sosyalist (sonrasında Troçkist) Halk Demokrasisi gibi örgütleri de anmak gerekiyor.

1981’deki açlık grevi sırasında, İrlanda’daki çeşitli milliyetçi grupların İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı kamuoyuna yansıttıkları tutumlarda belirgin bir ayrılık söz konusuydu. İran İslam Cumhuriyeti açlık grevini coşkuyla destekliyordu. İran İslam Cumhuriyeti’nin propaganda kampanyasından en çok da PIRA/PSF istifade ediyordu. İki örgüt, İslami hükümetin içeride uyguladığı baskıcı politikalar karşısında sessiz kalırken, hem Ulster’da hem de İrlanda Cumhuriyeti’nde diğer cumhuriyetçi grupların çoğu İran İslam Cumhuriyeti’ni şiddetle eleştiriyordu.

1982 yılına gelindiğinde, IRSP/INLA, o dönemde sürgünde olan ve hızla otoriter bir siyasi kişilik kültüne dönüşen (İslamcı) Halkın Mücahidleri örgütünü destekleyecek kadar ileri gitmişti.

İran’ın 1981’deki Açlık Grevi Eylemcileriyle Dayanışması
ve Rakip Örgütlerin Tutumu

1981’deki açlık grevi sırasında, birçok rakip İranlı muhalif örgüt ve bu muhaliflerin karşı çıktığı İran İslam Cumhuriyeti, aynı anda Kuzey İrlanda’daki en büyük cumhuriyetçi fraksiyon olan PIRA ve onun siyasi kanadı PSF ile dayanışma içinde olduklarını açıklıyordu. Bazı İranlı muhalif gruplar da INLA/IRSP ile dayanışma ilişkisi kurdular. Maze hapishanesindeki açlık grevi, İran’ın kendi iç çatışmaları ve devrim sonrası sorunları içinde, rakip İranlı siyasi örgütlerin ideolojik ve varoluşsal yakınlık iddialarının rekabet ettiği bir alan haline geldi.

İran devleti, ulusal televizyon ve radyo istasyonlarından devlet kontrolündeki basına ve diğer mecralara kadar uzanan propaganda faaliyetlerinde üstünlüğe sahipti. Camilerde ülke çapında kılınan Cuma namazları, resmi afişler gibi alanlarda üstünlük devletteydi. Ayrıca İran İslam Cumhuriyeti, Kuzey İrlanda’ya bir dizi heyet göndererek PIRA/PSF’yi kendi safına çekme konusunda diplomatik bir avantaja da sahipti. Bir diğer örnek ise, 5 Mayıs 1981’de 66 günlük açlık grevinden sonra ölen Bobby Sands’in ölümünün ardından, Tahran’daki İngiliz büyükelçiliği yerleşkesinin yanındaki sokağın adının “Bobby Sands Sokağı” olarak değiştirilmesiydi. Elçiliğin resmi yazışmalarında kullandığı adreste artık Churchill’in değil Bobby Sands’in adı geçiyordu. Bu hamleye karşı İngilizler, adreste değişiklik yapmak zorunda kaldılar.

Diğer benzer örnekler arasında, İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri, Şehit Mutahari Üniversitesi Dış İlişkiler Bölümü (Tahran) tarafından yayınlanan İran İslam Cumhuriyeti’nin Bakış Açısından İrlanda Halkının Mücadelesi başlıklı bir broşür dağıttı. Broşürde, din adamı Ali Hamaney’in 8 Mayıs 1981’de Tahran’da Sands’in azmi ve ölümü üzerine verdiği Cuma hutbesinden bir bölüme yer verilmişti. Hamaney, o dönemde Tahran’ın Cuma namazı imamı ve açlık grevinin haberleştirilmesinde rejimin önde gelen propaganda organı olan Cumhuriyeyi İslamî gazetesinin sahibiydi. Daha sonra cumhurbaşkanlığı yaptı ve şu anda (1989’dan beri) İran İslam Cumhuriyeti’nin yüksek] lideridir.

Bu broşürün ön yüzünde, İran İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ruhani lideri Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafı, Humeyni’nin Batılı ve Komünist süper güçlere karşı kurtuluş mücadelelerini destekleyen (İngilizce, Arapça ve Farsça) açıklaması yer alıyordu. PIRA/PSF, İran İslam Cumhuriyeti’nin dayanışma jestlerini takdir etti ve karşılık verdi; ancak genel olarak İran’ın iç siyasetinde açık taraf tutmaktan kaçınmaya çalıştı.

İran İslam Cumhuriyeti, İranlı muhalif örgütlerin İrlandalı açlık grevi eylemcilerine sempati ve dayanışma açıklamalarına karşı çıktı. Bu amaçla, PSF’den aldığı bildirileri de defalarca kamuoyuna duyurdu. PSF, Haziran 1981’de İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olan İranlı örgütleri desteklediğini reddetti.

1978-1979 Devrimi’ne katılmış, bugünlerde İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olan bir dizi İranlı muhalif örgüt, diğer dünya çapındaki grupların yanı sıra PSF ile de temas kurmuştu. Açlık grevi sırasında İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı duruşunda PIRA/PSF ile sürekli dayanışma içinde olduğunu iddia eden İranlı muhalif örgütlerden biri de (o dönemde Marksist etkiler taşıyan) İslamcı grup Halkın Mücahidleri’ydi.

Açlık grevinin başlarında PSF, Halkın Mücahidleri ile temaslarını sürdürürken, açlık grevinin geri kalanında bu temaslar, İran İslam Cumhuriyeti yetkililerini gücendirmemek için PSF tarafından sonlandırıldı. Bununla birlikte, Halkın Mücahidleri, PSF ile karşılıklı dayanışmanın devam ettiğini iddia etti.

İran’ın Açlık Grevi Eylemcilerini “Şehit” İlân Etmesi

İrlanda’daki milliyetçi gelenekte olduğu gibi, İran’daki dini ve laik siyasi söylemlerinde de, İrlandalı açlık grevi eylemcileri “şehit” ilân edildiler. IRA’nın propaganda metinlerinde, açlık grevi eylemcileri, sıklıkla İran-Irak Savaşı’nda savaşan İranlı askerlere benzetiliyordu. İrlandalı açlık grevi eylemcileri, İran İslam Cumhuriyeti’nin resmen “şehit” ilan ettiği ilk gayrimüslim ve İranlı olmayan kişiler oldular.

İran İslam Cumhuriyeti yanlısı basında açlık grevi yapanlara ithaf edilen sayısız şiir arasında, İslam Cumhuriyeti’nin resmi yayın organı Keyhân’da yayımlanan bir şiir, Sands’e ve 30 Ekim 1980’de bir Irak tankının altına kendini patlatan on üç yaşındaki İranlı gönüllü savaşçı (besic) Muhammed Hüseyin Fehmide’ye ithaf edilmişti. Fehmide, Ayetullah Humeyni tarafından kahraman şehit olarak ilân edilip övülmüştü. Tahran’da Fehmide anısına hazırlanmış bir duvar resminde Ayetullah Humeyni'nin şu sözleri yer almaktadır: “Liderimiz o 12 yaşındaki çocuktur. [...] elindeki el bombasıyla düşman tankının altına yatıp tankı imha etti, böylelikle şehadet şerbetini içti.”

Mansur Bunakdaryan
24 Mayıs 2018
Kaynak

Dipnotlar:
[1] M. Bonakdarian, Britain and the Iranian Constitutional Revolution of 1906-1911: Foreign Policy, Imperialism, and Dissent (Siraküza, 2006); M. Bonakdarian, ‘Erin and Iran Resurgent: Ireland and the Iranian Constitutional Revolution of 1906-1911’ Yayına Hz.: H.E. Chehabi ve V. Martin, Iran’s Constitutional Revolution: Politics, Cultural Transformations, and Transnational Connections içinde (Londra, 2010), s. 291-318.

[2] M. Bonakdarian, ‘The Easter Rising as a Milestone in Iranian Nationalist Appraisals of the Irish Question’, American Journal of Irish Studies 14 (2017), s. 60-72.

[3] Dáil Debates, Cilt.135, Sayı.2, 1952, s. 255.

07 Ekim 2021

,

Tarlakuşu ve Özgürlük Savaşçısı


Dedem bir gün bana, “tarlakuşunu kafese koymanın en büyük zulüm olarak görülmesi gerektiğini, çünkü bu kuşun özgürlüğün ve mutluluğun en önemli sembollerinden biri olduğunu” söylemişti.

Dedem hep bana, tarlakuşunun, sevdiği dostlarından birinin kafese konması üzerinden açığa çıkan ruhundan bahsederdi.

Bir gün sevdiği arkadaşının özgürlüğünü yitirdiğini gören tarlakuşu ötmemeye başlamış, artık hiçbir şey onu mutlu etmiyormuş. Bu zulmü ona reva gören adam, tarlakuşunun dilediği her şeyi yapmasını, tüm yüreğiyle şakımasını, isteklerini yerine getirmesini, çıkarına uygun hareket etmesini istemiş.

Tarlakuşu itiraz etmiş. Bunun üzerine adam öfkelenmiş. Tarlakuşuna ötsün diye baskı uygulamaya başlamış, ama hiçbir sonuç alamamış. Sonra kendince daha etkili olabileceğini düşündüğü adımlar atmış. Kafesin üzerine siyah bir örtü sermiş, kuşu günışığından mahrum bırakmış. Ona yemek vermemiş, pislik içindeki kafeste ölüme terk etmiş, ama gene de kuş uzlaşmamış. Bunun üzerine adam, kuşu öldürmüş.

Dedemin de dediği gibi, o tarlakuşunun bir ruhu vardı ve o ruh, özgürlüğe ve direnişe dairdi.

Özgürlüğe hasret olan kuş, kendisini işkence ve hapisle değiştirmeye çalışan zâlime boyun eğmeden, onunla uzlaşmadan ölmüştü.

Bugün o kuşla, gördüğü işkence, içinde olduğu zindan koşulları ve en nihayetinde maruz kaldığı cinayet üzerinden ortaklaştığımı düşünüyorum. Tarlakuşu, herkeste görülmeyen bir ruha sahipti. Üstün varlıklar olduğunu düşünen insanlarda bile böylesi bir ruha nadiren rastlanıyordu.

Adi mahkûmu ele alalım mesela. Onun tek amacı, hapiste kaldığı süreyi olabildiğince rahat ve kolay kılmaktır. Adi mahkûm, cezasından bir gün eksilsin diye, riskli hiçbir taşın altına elini sokmaz. Hatta bazıları, gardiyanların ve müdürün ayaklarına kapanır, onlara yaltaklanır, kendisini güvence altına almak ve daha erken çıkabilmek için başka mahkûmları gammazlar.

Bu tür insanlar, kendilerini tutsak edenlerin isteklerine göre hareket ederler. O tarlakuşundan farklı olarak, “öt” denilince öterler, “zıpla” dediklerinde en yükseğe sıçrarlar.

Her ne kadar adi mahkûm özgürlüğünü yitirmişse de o, esasen özgürlüğünü yeniden kazanmak ve insanlarını korumak adına asla çizgiyi aşmaz. Kısa zamanda hapisten çıkmak için uzlaşır. Nihayetinde yeterince hapiste tutulduktan sonra düzenin parçası hâline gelir, bir tür makineye dönüşür, kendisini değil, bedenini ve ruhunu hapsedenleri, onlara hükmedip zincir vuranları düşünmeye başlar.

Dedemin anlattığı hikâyede de tarlakuşunun alnına bu yazılmıştı ama o değişme ihtiyacı duymadı, bu konuda herhangi bir niyete bile sahip olmadı ve bunu tavrını ortaya koymak için de öldü.

Bu hikâye, içinde bulunduğum duruma dair çok şey söylüyor. O zavallı kuşla ortaklaşıyorum. Aldığım konum, uzlaşan adi mahkûmun konumuyla çelişiyor. Çünkü ben politik tutsağım, özgürlük savaşçısıyım.

Tıpkı tarlakuşu gibi ben de özgürlüğüm için dövüştüm, bu mücadeleyi etimin çürüdüğü şu anki hapishanede değil, dışarıda, esaret altındaki yurdumda da verdim.

Tutsak edildim, hapse atıldım ama o tarlakuşu gibi ben de tel kafesin dışını gördüm.

Şu an H Blok’tayım. Değişmeyi, beni insanlıktan çıkartmak isteyenlerin, zulmü ve işkenceyi reva görenlerin, bedenimi zindanlara atanların sözüne girmeyi reddettiğim yerdeyim.

Beni tutsak edenler, politik ideolojimi ve ilkelerimi değiştirmemi istiyorlar. Bedenimi ezdiler, onurumu ayaklar altına aldılar. Adi bir mahkûm olsaydım, beni umursamazlardı bile. Çünkü bilirlerdi, benim kurum olarak dile getirdikleri isteklerine göre hareket edeceğimi.

Cezam iki yıl uzadı. Umurumda değil. Kıyafetlerimi çıkarttım. Kir pas içinde, boş bir hücrenin içinde, mahpusum. Açım, dövülmüşüm, işkencelerden geçmişim. O tarlakuşu gibi hikâyenin sonunda öldürülmekten korkuyorum.

Ama o küçük dostum gibi ben de cüretle şunu söylüyorum: en ağır muamele, en korkunç işkenceler bile yok edemez bendeki özgürlük ruhunu.

Tabii ben de öldürüleceğim, ama ruhum canlı kalacak, politik savaş tutsağı olarak varlığımı koruyacağım, kimse değiştiremeyecek beni.

O küçük tarlakuşu sürüsü yeterince ispatlamadı mı bunu? O yürek paralayan tarihimiz, onların eseri değil mi?

MacSwiney’ler, Gaughan’lar ve Stagg’ler.

H Blok’un duvarları başkalarıyla da mı tanışacak?

Dedemin hikâyesini anlatmasam olmazdı. Bir keresinde ona, o tarlakuşunu kafese koyan, onca işkenceden sonra onu öldüren sefil adamın başına ne geldiğini sordum.

“Oğul” dedi “bir gün o adam, kendi kurduğu tuzaklardan birine düştü, kimse gelip onu kurtarmadı. Kendi insanı bile onu hor görürdü, ona sırtını dönmüştü. Giderek güçsüzleşti, en sonunda da tarlada tökezleyip yere düştü, kanı ıslattı toprağı. Kuşlar geldi, gözlerini oydular, arkadaşlarının intikamını alırcasına. O an tarlakuşları, daha önce hiç işitilmemiş bir sesle öttüler.”

Bu sözler üzerine dedeme şunu sordum: “O adamın adı John Bull[*] muydu?”

Bobby Sands

[Kaynak: Writing From Prison, Önsöz: Gerry Adams, Mercier Press, 1997, s. 80-82.]

Dipnot:
[*] John Bull, Amerikalılardaki Sam Amca’ya denk düşen ve İngilizleri ifade etmek için kullanılan bir tabirdir.

05 Mayıs 2021

, ,

Şehrimin Uyuyan Gülü

Barry öldü, Cork’sa uykuda,
Sattılar, MacSwiney’nin davasını.
Kanla suluyorlar hâlâ, Kerry’nin sokaklarını.
Rüzgârlar bile yıkamıyor ihtiyar elleriyle
Şehrin saçlarını.
Tavşanlar tek başına geçiyorlar
Issız yolları,
Askerlerin sesi geceyi titrettiğinde
Bir avuç insan fısıldadı Tracey’nin adını,
Raks eden ışığın içindeki
Harlanmış ateşle birlikte.

Dağlarımızın ölü evlatları,
Şehir kendi kanında boğuldu,
Barry’nin adamları çığlıklar atarak
Çamurun içinde ezildi.
Kerry’nin çiçeksiz mezarları, kimin umurunda.
Cashel Kralı, Clare’e girmiş,
Yoksul ezilen cümlesi,
Üryan, fukara ve yalınayak.

Barry öldü, kim işitti ki?
Kilmichael köyünün yolu, neye derman?
İrlandalıların bileklerinde paslı zincirler,
Doğdukları günden beri
Vermiyor aman.

Eyvah! Barry gitti,
Ağla güzel şehrim,
Yalvarıp duran ruhunun feryadını
Dinliyorum geceleri,
Fakat biliyorum ki
Halkım, hürriyet kavgasına katıldığında,
Şehrimin gülleri yine açacak.

Bobby Sands

[Kaynak: Writings from Prison, Mercier Press, 1997.]

09 Mart 2021

, , ,

Bobby Sands

Bizim de Günümüz Gelecek


Asıl adı Robert Gerard Sands olan Bobby, 9 Mart 1954’de Kuzey İrlanda’nın Newtownabbey bölgesinde dünyaya geldi. Kraliyet yanlısı Protestan (loyalist) baskı tehdit ve cinayetlerinden dolayı oldukça zorlu bir çocukluk yaşadı. Loyalistlerin baskıları sonucu ailesi birkaç kez taşınma zorunda kalmıştır. Bu zorlu, korkulu ortamda Bobby ailesiyle birlikte yaşam mücadelesi verme çabası içinde 16 yaşına geldiğinde okulu bırakarak bir tamirhanede çırak olarak çalışmaya başlar. Üç yıl zorlu bir çalışmanın ardından Kraliyet yanlılarının Katoliklere baskılarından dolayı işini bırakır ve ailecek Belfast’a taşınırlar.

İşgal altında bir şehirdir Belfast, tıpkı Gazze gibi Batı Şeria gibi, işgal güçleri ve taraftarları Katolik İrlandalılara her türlü zulmü reva görmektedir. Tamamen ayrışmış, ölümün ve nefretin cirit attığı Belfast sokaklarında Bobby, savaştan ve nefretten uzak futbol oynayarak günlerini geçirir. Şarkı söylemeyi, şiir yazmayı seven ve ileride çok ünlü bir futbolcu olma hayalleriyle dolu bir çocuktur. Ama gelin görün ki Kraliçe’ye yemin etmediğiniz için dışlandığınız, öldürüldüğünüz bir ortamda ne kadar barışçıl duygular beslenebilir. Büyüdükçe, aklı erdikçe topraklarında yaşanan zulme, bir kenara bırakır futbolcu olma hayalini. Artık bağımsızlık şarkıları söylemekte, direniş ve özgürlük için şiirler yazmaktadır Bobby.

Güçlü olduğu için güçsüzü öldürmeyi meşru gören, işgal ettiği toprakları kendisinin ilan eden ve kendisine biat etmeyenleri her türlü acımasızlıkla dize getirmeye çalışan İngiltere’ye karşı şarkıların, şiirlerin ve seslerin etki etmediğini anlayan Bobby, düşmanıyla ancak silahlı mücadeleyle kazanım elde edebileceklerini kavrayarak IRA’ya katılır. İrlanda Cumhuriyet Ordusunun bir parçası olan Bobby çok kısa bir süre sonra kaldığı eve yapılan baskın sonucu tutuklanır. Ve evde dört tabanca bulunmasından dolayı beş yıla mahkûm edilir. İngiltere zindanlarında mahkûmiyet yıllarını kitap okuyarak geçirir. Bu sürede fikirleri olgunlaşır. Tam anlamıyla bir devrimci olur ve yazılar yazmaya başlar kurtuluş savaşıyla ilgili. 1976 yılında tahliye olan Bobby, Sosyalist İrlanda Cumhuriyeti hayali için yeniden kolları sıvar.

Cezaevinden çıktıktan altı ay sonra, IRA bir bombalama eylemi gerçekleştirir. Ulster (kraliyet Yanlıları) ile IRA arasında çatışma başlar. Çatışmada IRA tarafından kullanılan bir silahın aracında bulunmasıyla Bobby Sands ikinci kez tutuklanır.

Bobby Sands defalarca İngiliz mahkemelerini tanımadığını söylemesine rağmen yargılanır ve on dört yıla mahkûm edilir. 1976 Mart’ında İngiliz hükümeti, çıkarttığı bir kararla İrlanda Kurtuluş Ordusu üyelerini politik değil adli suçlular olarak gösterip kamuoyu nezdinde onları itibarsızlaştırma çabası içine girmiştir. Adli suçlu olarak tanımladığı IRA tutsaklarına tek tip kıyafet ve cezaevi işlerinde çalışma zorunluluğu getirilmiştir. İngilizlerin bu politikası ilk olarak Bobby Sands’in kaldığı Long Kesh cezaevinde uygulanır. H blokları adını verdikleri sekiz özel tip kanat inşa edilerek IRA’lı tutsaklar bu bölmelere nakledilir. Adli suçlu tanımını kabul etmeyen IRA’lılar, İngilizlerin kendilerini haysiyetsizleştirme politikalarına karşı direnişe geçerler. İlk olarak verilen tek tip kıyafetleri giymeyerek çıplak eylemini başlatırlar. İki yıl boyunca battaniyelere sarınarak eylem yapan tutsaklara diş geçiremeyeceğini anlayınca faşist İngiliz yönetimi, bu kez de tutsaklar tuvalete götürülürken onları koridorlarda dövmeye başlar. Bunun üzerine tutsaklar, tuvaletlere gitmemeye başlarlar, ayrıca hücrelere tuvalet ve duş yapılmasını isterler. İstekleri reddedilince tuvaletlerini hücreye yaparlar.

1980’e kadar eylemler aralıksız devam eder. Tutsaklar için tam anlamıyla bir cehenneme dönüşmüştür cezaevi. Bobby Sands de eylemlere katılmış ve yoldaşları tarafından cezaevi sorumlusu ilan edilmiştir. İnsani ve ahlaki her türlü isteği faşist İngiliz yönetimi tarafından reddedilen tutsaklar, Ekim ayına geldiklerinde ölüm orucuna yatarlar.

Margaret Thatcher hükümeti, toplumdan ve kamuoyundan gelen baskılara daha fazla kayıtsız kalamayarak eylemin sonlandırılması için taleplerin kabul edildiğini açıklar. Lakin bir aldatmaca olduğu çok geçmeden anlaşılır. Mahkûmlara yeniden işkence yapılmaya başlanır. Bunun üzerine Bobby Sands 1 Mart 1981’de yeniden ölüm orucuna başlar. Eylemde iken Bobby erken seçimlere aday gösterilerek milletvekili seçilir. Ama İngiliz parlamentosu Bobby Sands’in vekilliğini kabul etmez ve tutsaklığını devam ettirir.

5 Mayıs 1981’de, eyleminin altmış altıncı gününde ölüme yenik düşer Bobby Sands. Öldüğünde henüz 27 yaşındadır. Ve hemen arkasından Francis Hughes, Raymond McCressh, Joe McDonell, Martin Hurson, Kieran Doherty, Thomas McElwee, Patsy O’hara, Kevin Lynch, Micky Devine yoldaşları takip eder onu. Ekim 1981’de ölüm oruçları son bulur.

Bobby Sands mahkûmluk günlerinde şiirler yazar. Tuvalet kâğıtlarına yazdığı şiirleri el altından dışarıya çıkarılarak yayınlanır.

* * *

 

Zamanın Ritmi

Her insanın içindedir o,
Sen de bilir misin onu dostum?
Milyonlarca yıldır esen rüzgâra direnen,
Ve sonuna dek direnecek olandır o.

Zaman henüz yokken doğdu
Ve yaşamın dışında büyüdü,
İnsanı boğan asmalarını kesti kötülüğün,
Bir bıçak oldu, yakıcı ve öldürücüydü.

Bir kıvılcımdı henüz ateş yokken,
Ve alazladı bilincini insanın,
Çeliğin kalbine yürüyen suya,
Zaman, zaman olmaya başladığı vakit
Yol gösterdi.

Babil’in nehirlerinde durup ağladı,
Ve bütün insanlar ölüme vardığında,
Kıvranan bir ızdıraptı çığlığı,
Haça gerildi, kan sızdı toprağa.

Dilinde ölümü anımsatan bir kelimeydi Spartaküs,
Appian yolu[1] boyunca çarmıhlar
Sıra sıra dizildi
Roma’da öldü, aslan ve kılıçla.

Wat Tyler’ın[2] yoksullarıyla yürüdü,
Kralları, lordları ürküttü,
İnsanın canını alan bakışlarını kuşanırdı
Sanki yaşıyor gibiydi.

Bunak fatihlerin karşısına geçer
Kutsal bir masumiyetle gülümserdi,
Öyle mütevazı, öyle munisti ki
Altının lanet kudretinden bihaberdi.

Birden o zavallı Paris sokaklarında çıkıverdi karşımıza,
Köhnemiş Bastille’i yıkıp geçti,
Sonra yöneldi yılanın başına,
Ve onu topuklarıyla ezdi.

Buffalo düzlüklerinde kanlar içinde öldü,
Öyle çok yağmur yağdı ki
Etini tel tel edip götürdü.
Kalbi ise Wounded Knee’ye[3] gömüldü,
Gene doğacak, doğrulacaktı topraktan.

Kerry göllerinde çığlığı yükseldi,
Diz çöktü yere, öldü.
İçindeki o büyük isyanla.
Onu vurdular, soğukkanlılıkla.

Umudun her damla ışığında o var,
Sınır, mekân tanımaz.
Kırmızıya, siyaha, beyaza
Rengini veren odur,
Hiçbir millet onsuz olamaz.

Ölü kahramanların kalbinde gömülü olan o,
Çığlığını zalimlerin gözlerinin içine savuran o.
Yüksek dağların zirvesi yurdudur,
Göğü dağlayan gene o.

Bu hücre odasındaki ışık ondan,
Kudretli şimşekler onun eseri,
Yılgı bilmez bir düşünce bu dostum,
Her daim şunu söyler
Bu düşüncenin dili:
“Ben haklıyım!”

* * *

Bobby Sands kısa ömrüne acılı, ama bir o kadar da umutlu bir mücadele sığdırdı. Hiçbir zaman düşmanla el sıkışmadı. Militanlığından biran olsun ödün vermedi. Milletvekili seçilmesine rağmen eyleminden geri adım atmadı. Takım elbiseyi ve kürsüde nutuklar atmayı açlığa yeğledi.

Çünkü biliyordu Bobby, halkının gözü üzerindeydi. Onun vazgeçmesi, halkının da iradesini kırabilirdi. Toplumuna mal olmuş bir kişi asla yolundan dönemez, ne pahasına olursa olsun kararlılığını azmini sürdürmeli. Kendisi bu uğurda yitse de yerine geleceklerin bilinciyle örnek olmalı. Bu yüzden dünyanın her yerindeki tutsak edilmiş yurtseverler Bobby Sands’i örnek alır kendilerine. Bu yüzden Bobby Sands ölümsüzdür. Çünkü o, kendisini acılı bir ölüme yatırarak davasına ihanet etmedi. Kararlılığı umutsuz olan halkına alev oldu. O alevle IRA, düşmanını yaktı, onu kül etme noktasına getirdi. Bobby Sands ölmeden önce günlüğüne şu son notları düşmüştü:

“Bizim de günümüz gelecek.”

Evet inanıyorum, eli kulağında o günün.

İyi ki doğdun Bobby Sands Yoldaş. Alevin azalmak bilmeden yüreklerimizde yanmakta.

Can Şahin
9 Mart 2021

05 Mayıs 2020

,

Birinci Gün


İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun [IRA] Maze Hapishanesi’ndeki lideri olan Bobby Sands, 1 Mart 1981 günü yemek yemeyi reddetti ve 12 Şubat 1976’dan beri devam eden açlık grevi sürecinin yeni halkasını başlattı. Başlangıç tarihi [1 Mart] önemliydi, zira o gün özel kategori statüsünün gündeme gelişinin beşinci yıldönümüydü. Yeni açlık grevi mücadelesinin amacı, IRA tutsaklarına yeniden politik statü kazandırmaktı. O dönemde dışarıdaki IRA liderlerinin pek destek vermediği açlık grevi süreci, esas olarak tutsakların iradesiyle başlatıldı. 3 Ekim 1981’e dek devam eden sürecin sonunda on IRA mensubu tutsak öldü. Aşağıda Bobby Sands’in tuttuğu günlüğün sürecin ilk günü ile ilgili bölümü yer alıyor.

● ● ●

 

Yeniden tir tir titriyor dünya karşımızda, işte ben o dünyanın eşiğindeyim. Tanrı ruhuma merhamet etsin.

Kalbim yaralı, çünkü biliyorum ki fukara anamın kalbini kırdım; kaygı, hanemin üzerine tahammülü zor bir kara bulut gibi çöktü. Ama kafamın içinde tüm kavgaları ettim, o kaçınılmaz olandan uzak durmak için her yola başvurdum. O hakikat, beni ve yoldaşlarımı dört buçuk yıllık zulmün ardından bunu yapmaya mecbur etti.

Ben bir politik tutsağım. Politik tutsağım çünkü ben, ezilen İrlanda halkı ile topraklarımızdan çekilmeyi reddeden, kimsenin istemediği yabancı ve zalim rejim arasında yıllardır devam eden savaşın yol açtığı bir zayiatım.

Ben, Tanrı’nın İrlanda milletine egemenlik ve bağımsızlık bahşettiğine inanıyorum ve o hakkın safındayım. Ayrıca Tanrı’nın her İrlandalıya silâhlı devrim yapma hakkını bahşettiğine de inanıyorum. Tam da bu sebeple mahpusum, üryanım, işkence görüyorum.

İşkencelere direnmeyi bilen zihnimde ise tek bir fikir var: yabancı ve zalim Britanya’nın varlığı ortadan kalkmadan, tüm İrlanda halkı kendi hayatını kontrol edebilen bir yapı hâline gelip kaderini fiziksel, kültürel ve ekonomik açıdan ayrı ve müstakil bir güç şeklinde, aklen ve bedenen, egemen bir halk olarak karar vermeden İrlanda’da asla barış olmaz.

Ben, yeni İrlandalı kuşağının kökleri derinlere uzanan ve asla yok edilemeyen özgürlük arzusuyla yetişmiş olduğuna inanıyorum. Ben, sadece Maze Hapishanesi’ndeki [H Blok] barbarlığa son vermek veya tüm haklılığımız ile politik tutsak olarak kabul görmek için ölmüyorum. Ölmemin asıl sebebi, bu mapus damında kaybedersek Cumhuriyet ve “yeni doğan halk” olarak tanıdığım için tüm varlığımla gururlandığım ezilenlerin de kaybedeceğini biliyorum olmamdır.

27 Ekim [yedi açlık grevi eylemcisinin öldüğü ilk sürecin başladığı tarih] bugüne ne bir damla duygu taşıdı ne de bir şeyi değiştirebildi. Olağan baskı yöntemleri denendi ama hiçbir işe yaramadı. Ağızlarından salya akan köpekler ve zorbalar, hiç şüphe yok ki yarın da sabahın köründe gelip kapımızı çalacaklar.

Armagh’deki kızlara birkaç şey yazdım. Onlardan, cesaretlerinden, kararlı duruşlarından, içlerinde taşıdıkları o yok edilemeyen direniş ruhundan daha fazla söz etmek gerek. Kontes Markievicz, Anne Devlin, Mary Ann McCracken, Marie MacSwiney, Betsy Gray ve tüm o İrlandalı kahraman kadınlar neyse onlar da o. Bir de elbette Ann Parker’dan, Laura Crawford’dan, Rosemary Bleakeley’den ve o mukaddes isimlerini hatırlayamadığım için utandığım kadınlardan da bahsetmeliyim.

Ayin ihtişamlı, arkadaşlarsa her zamankinden görkemliydi. Hakkım olan ve haftada bir verilen meyveyi geçen akşam yedim. Kadere bakın ki son yediğim şey de bir portakaldı ve üstelik sanki hayat son şakasını yapıyormuşçasına, portakal çürüktü. Her zamanki gibi yemeğimiz kapıya bırakılıyor. Bu sefer beklediğimiz üzere bize verilen porsiyonlar her zaman verilenden, en azından hücre arkadaşım Malachy’ye verilenden daha büyüktü.

Bobby Sands
1 Mart 1981 Pazar

08 Mart 2019

, ,

Zamanın Ritmi


Her insanın içindedir o,
Sen de bilir misin onu dostum?
Milyonlarca yıldır esen rüzgâra direnen,
Ve sonuna dek direnecek olandır o.

Zaman henüz yokken doğdu
Ve yaşamın dışında büyüdü,
İnsanı boğan asmalarını kesti kötülüğün,
Bir bıçak oldu, yakıcı ve öldürücüydü.

Bir kıvılcımdı henüz ateş yokken,
Ve alazladı bilincini insanın,
Çeliğin kalbine yürüyen suya,
Zaman, zaman olmaya başladığı vakit
Yol gösterdi.

Babil’in nehirlerinde durup ağladı,
Ve bütün insanlar ölüme vardığında,
Kıvranan bir ızdıraptı çığlığı,
Haça gerildi, kan sızdı toprağa.

Dilinde ölümü anımsatan bir kelimeydi Spartaküs,
Appian yolu[1] boyunca çarmıhlar
Sıra sıra dizildi
Roma’da öldü, aslan ve kılıçla.

Wat Tyler’ın[2] yoksullarıyla yürüdü,
Kralları, lordları ürküttü,
İnsanın canını alan bakışlarını kuşanırdı
Sanki yaşıyor gibiydi.

Bunak fatihlerin karşısına geçer
Kutsal bir masumiyetle gülümserdi,
Öyle mütevazı, öyle munisti ki
Altının lanet kudretinden bihaberdi.

Birden o zavallı Paris sokaklarında çıkıverdi karşımıza,
Köhnemiş Bastille’i yıkıp geçti,
Sonra yöneldi yılanın başına,
Ve onu topuklarıyla ezdi.

Buffalo düzlüklerinde kanlar içinde öldü,
Öyle çok yağmur yağdı ki
Etini tel tel edip götürdü.
Kalbi ise Wounded Knee’ye[3] gömüldü,
Gene doğacak, doğrulacaktı topraktan.

Kerry göllerinde çığlığı yükseldi,
Diz çöktü yere, öldü.
İçindeki o büyük isyanla.
Onu vurdular, soğukkanlılıkla.

Umudun her damla ışığında o var,
Sınır, mekân tanımaz.
Kırmızıya, siyaha, beyaza
Rengini veren odur,
Hiçbir millet onsuz olamaz.

Ölü kahramanların kalbinde gömülü olan o,
Çığlığını zalimlerin gözlerinin içine savuran o.
Yüksek dağların zirvesi yurdudur,
Göğü dağlayan gene o.

Bu hücre odasındaki ışık ondan,
Kudretli şimşekler onun eseri,
Yılgı bilmez bir düşünce bu dostum,
Her daim şunu söyler
Bu düşüncenin dili:
“Ben haklıyım!”

Bobby Sands
[9 Mart 1954 -5 Mayıs 1981]
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Appian Yolu: Spartaküs ve yoldaşlarının çarmıha gerildiği 660 kilometre uzunluğunda olan yol.

[2] Wat Tyler (d. 4 Ocak 1341 – ö. 15 Haziran 1381) İngiliz devrimci. İngiltere’de feodalizme karşı mücadelede yer almış, reformlara önayak olmuş ve sonunda Londra belediye başkanının kılıcıyla öldürülmüştür. Ölümünün duyulması üzerine toplanan kalabalığa sözler veren İngiliz kralı II. Richard, öfkenin yatışması ve kalabalığın dağılmasından sonra verdiği sözleri tutmamıştır.

[3] Wounded Knee Katliamı: Lakota Siyuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışma. Güney Dakota‘da Pine Ridge Kızılderili Rezervasyonu’nda Wounded Knee Deresi yakınlarında 29 Aralık 1890’daki olaylarda 62’si kadın ve çocuk en az 153 Kızılderili (çoğu Minikonju 38 kişi de Hunkpapa Lakotası) öldürülmüştür.

18 Ocak 2017

, ,

Modern Zamanlar


Modern zamanlarda yaşadığımızı söylüyorlar
Yetmiş dokuzda, o çok medeni yılda
Etrafıma baktığımda tek gördüğüm
Modern işkence, acı ve riya.

Bu modern zamanlarda küçük çocuklar ölüyor.
O çocukların neden açlıktan öldüğünü
Kim cüret edip de sorabiliyor?
Esvabı olmayan küçük kızlar koşuyor bağırarak
Gecenin alevleri arasından üzerine yağan
Napalm bombalarına inat.

Enseleri yağ bağlamış diktatörlerse
Tahtlarında oturuyorlar.
Gençler gömüyor
Analarının babalarının kemiklerini.
Gecenin köründe gizli polis
Gözden ırak bir yerde
Çıplak bir kadına elektrik veriyor.

Kanala atıyorlar siyah bir adamın ölüsünü
O kanalda petrol simsiyah, sokak kıpkızıl akıyor.
İçinde özgürlüğü tatmadan yaşayıp ölmüş
Bir insan yatıyor.

Yüzlerine
Kirli, leş kokan gülücükler konduran
Bürokratlar, vurguncular ve başkanlar
Bilmiyorlar ki
Bu yalnız tutsak
Mezarından bir çığlık attığında mazlum
Yırtıp atacak anasının rahmini.

Bobby Sands

[Kaynak: Writings from Prison, Mercier Press, 1997, s. 86-87.]