10 Ocak 2026

, ,

Venezuela ve Yeni-Sömürgecilik

Karşımızda duran, saf ve yalın haliyle emperyalizmdir. ABD, uluslararası hukuku hiçe sayarak, Venezuela’yı işgal etti, Başkan Nicolás Maduro’yu kaçırdı, 80 kişiyi öldürdü, binaları ve askeri tesisleri harap etti. Bundan önce de Bolivarcı Cumhuriyeti ekonomik olarak boğmuş, deniz ve hava sahasını abluka altına almış, Doğu Pasifik Okyanusu’nu küçük teknelerle geçmekte olan 110 denizciyi yargısız infaz etmişti.

Karşımızda duran, yeni sömürgeciliğin konsantre halidir. Başkan Donald Trump, Latin Amerika ülkesini “güvenli, kapsamı genişletilmiş, mantıklı bir geçiş sürecini işletene kadar yöneteceğini, Venezuela’nın kontrolünü başka birinin ele geçirmesine izin veremeyeceklerini” söyledi. Sonra sözlerine şunu ekledi: “Her şeyi biz yöneteceğiz.  Her şeyi biz düzelteceğiz. Uygun bir vakitte de seçim yapacağız.” Trump’ın amacının Venezuela’da bir manda rejimi tesis etmek olduğu görülüyor.

Bu, korsanlığın yirmi birinci yüzyıldaki hali. Başkan ve iş adamları, Venezuela’nın siyah altınını, petrol endüstrisini imparatorluk adına ele geçiriyor. Trump, “Dünyanın en büyüğü olan Amerikalı petrol şirketleri gelecek, milyarlarca dolar harcayacak, çökmüş petrol altyapısını onaracak, ülke için para kazanmaya başlayacak” diyor. Bir gün sonra da şunu söylüyor: “Ülkenizdeki petrole ve diğer şeylere tam erişim imkânı elde etmemiz gerekiyor.”

Trump’ın sözlerinde alaycılık ifrada varıyor. “Amerika Amerikalarındır diyen Monroe Doktrini, yerini (Amerika Trump için diyen Donroe Doktrini’ne bırakıyor. Aynı Trump, “Bu Batı yarımküre bizim. Biz burada yaşıyoruz, Batı Yarımküre’nin ABD’nin düşmanları, rakipleri ve hasımları için bir operasyon üssü haline gelmesine izin vermeyeceğiz.”

Artık vakit şahinlerin vakti. Artık Washington, demokrasiyi, insan haklarını, kadın özgürlüğünü ve Batı değerlerini savunma adına yumuşak veya sert darbeleri, vatansever sahtekarlıkları ve hukuk savaşını haklı gösteremiyor. Güç kullanma bahanesini yağma, talan ve acımasız şiddetin üzerini örtmek için kullanıyor.

Ülkeleri işgal ediyor, hükümetleri deviriyor, gemileri bombalıyor, başka ülkelerin vatandaşlarını idam ediyor, kendi yasalarına göre yargılıyor, egemenlikleri ayaklar altına alıyor, diğer ulusların seçim süreçlerine müdahale ediyor, tehditler savurup duruyor. Çünküo, tüm bunların sonuçlarına katlanmak zorunda kalmadan yapabiliyor.

Ancak tüm askeri gücüne ve yeni-sömürgeci dayatmalarına rağmen, Amerika’daki iktidar hırsı, kitlelerin itaatsizliği ve direnişiyle karşılanıyor. Muazzam ateş gücüne rağmen, sahada hiçbir ABD askeri yok. Yıpranmış olsa da, Bolivarcı ordu, ayakta, insicamını ve bütünlüğünü koruyor. Başlarının üzerinde sallanan Demokles’in kılıcına rağmen ülkeyi muhalif güçler değil, Bolivarcılar yönetmeye devam ediyor. Komuta zinciri kesintisiz işliyor.

Başkan Trump ve Marco Rubio, evcil köpekleri Corina Machado’nun Venezuela’da artık kendileri için faydalı olmadığını kabul etmek zorunda kaldılar. En azından şimdilik. Bu durum, Henry Kissinger’ın dediği gibi, "ABD’nin düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ancak dostu olmak ölümcüldür” sözünün kanıtı. Efendilerinin paspası olmasına rağmen, Amerika başkanı, María Corina Machado’nun “harika bir kadın olduğunu, ancak Venezuela’nın lideri olmak için halkının desteğine veya saygısına sahip olmadığını” söylüyor.

Bu noktada Dışişleri Bakanı, şu açıklamayı yapmak zorunda kalıyor: “Şu an gerçek şu ki, muhalefetin büyük çoğunluğu maalesef artık Venezuela’da değil. Hemen ele alınması gereken kısa vadeli sorunlarımız var. Bizim asıl ilgilendiğimiz konu, iki-üç hafta veya iki-üç ay içerisinde ne olacağı, bunun ABD çıkarlarıyla nasıl ilişkili sonuçlar doğuracağı. Orada polisin ve askeri teşkilatın başında artık başka insanlar var.” Amerika açısından Venezuela’da kullan-at politikası iş başında.

Geçici başkan, Nobel Barış Ödülü sahibi değil, Delcy Rodríguez’dir. Bu açıklamalar, Edmundo González’in 2024 başkanlık seçimlerini neden kaybettiği sorusuna da cevap sunuyor. Açık olan şu ki Venezuela'daki durum, Başkan Nicolás Maduro’nun kaçırılmasından öncekiyle aynı değil. Yeni bir oyun oynanıyor. ABD, rejim değişikliği ve petrol endüstrisinin devredilmesi sürecini denetlemek istiyor.

ABD, Maduro rejiminin Maduro’nun kendisi olmadan yönetmesini, başta Jorge ve Delcy Rodríguez, Diosdado Cabello ve Vladimir Padrino López’in bulunmasını istiyor. Eğer emirlerine uymazlarsa, daha büyük misillemeler gerçekleştirme tehdidini savuruyor. Ülkenin kaosa sürüklenmesini ve yönetilemez hale gelmesini önlemek istiyor. ABD’nin amacı, 26 yıllık süreçte Çavezci iktidarın gerçekleştirdiği dönüşümleri tepeden müdahalelerle ortadan kaldıracak, esnek bir vasal devlet türü yaratmak. Ancak bu amacın gerçekleşebilmesi, yalnızca elitlerin rızasına değil, aynı zamanda halkın da pasifliğine ihtiyaç duyuyor.

Korku, belirsizlik ve çıkar gruplarının savunması bu girişimin lehine işleyebilir. Ancak ülke, siyasallaşma düzeyi, tabandan örgütlenmiş yapılar, halkın elindeki silahlar, yeni milliyetçi ve popülist bir doktrinle eğitilmiş subaylarla birlikte, bu girişime karşı çıkıyor. Estefanía Ciro'nun uyarısında dile getirdiği gibi, tüm bu unsurlar, mücadele azmi konusunda aralarında bir farklılığın oluşmasına izin vermeden, halkların kendi kaderini tayin hakkına düşman olan Donroe Doktrini’nin karşısına dikiliyor.

Bu anlamda, Venezuela'da şimdiye dek tanık olduklarımız bir şeyin sona erdiğini değil, önceki dönemlerden daha da çalkantılı olacak yeni bir aşamanın başladığını ortaya koyuyor.

Meksikalı devrimci Pancho Villa’nın dediği gibi: “Şimdi sevinin şerefsizler, ama unutmayın, sizin için her şey daha da kötüye gidecek.”

Luis Hernández Navarro
Meksika
6 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: