Alexandria
Ocasio-Cortez’in (AOC) direnişe karşı çıkan, Filistin yanlısıymış gibi görünen
politik konumu, Siyonizme işgali sürdürmek için fırsat sunuyor.
AOC’nin
“demokratik sosyalizm”ine bir alternatif bulabilmek için, bu politikaların
Filistin’e ve halk mücadelesinin diğer tüm alanlarına tam olarak neden zararlı
olduğunu açığa çıkartmamız gerekiyor. Böylesi bir alternatifi ortaya koymak,
sosyal demokratlara yönelik eleştirinin önemli bir parçasıdır, aksi takdirde,
inandırıcı bir çözüm sunmadan aşırı solcu kalıplara teslim oluruz.
Bir
Marksist olarak sosyal demokrat politikacıları eleştiriyorum fakat bir yandan
da söz konusu isimlere destek sunanların genelde maruz kaldıkları tek “sosyalizm”
versiyonun bu olduğunun da farkındayım.
İşçi
sınıfına mensup Amerikalıları sosyal demokrasiden uzaklaştırmak, bugünün acil
görevidir. Bu görevi ifa edebilmek için sosyal demokratların kendilerini hangi
halk devrimi güçlerine karşı konumlandırdıklarına açıklık getirmek zorundayız.
Küresel
anlamda bu güçler, ABD’nin emperyalist saldırganlığına karşı direniş savaşları
yürüten kitle hareketleridir ve Filistin direnişi, AOC gibi liderlerin karşı
çıktığı en önemli mücadeledir. Bu mücadeleye karşı olduklarını biliyoruz, çünkü
bu “ilerici” liderlerin her biri, Filistin’in özgürlük mücadelesiyle aynı safta
yer alma fırsatı bulduklarında, tam da işgalcinin tercih ettiği şeyi yaptılar. Bu
politikacılar, Siyonizmin eşi benzeri görülmemiş bir varoluşsal tehlike içinde
olduğu, ondan her zamankinden daha çok nefret eden bir dünya tarafından
kuşatıldığı, onun yüzüne sevimli bir maske geçirebilecek sözcülere ihtiyaç
duyduğu bir anda, Siyonizmi “ilericilik zemininde” aklama aracı olarak iş
gördüler.
Z
kuşağının büyük çoğunluğu, Siyonizmin iflah olmaz bir maraz olduğunu anladığı
için, bu politikacılar, Filistin davasına her ihanet ettiklerinde kendilerini
asıl tabanlarından daha da uzaklaştırıyorlar. Bernie Sanders ve AOC, Siyonist
işgalcinin “savunma” amaçlı askeri teçhizatına para akıtılmasına devam edilsin
diye alınan kararlara oylarıyla destek sudular. Belediye başkanları Zohran, işgalcinin
var olma hakkı olduğunu söyledi. Böylelikle Siyonizm yanlısı bir konum aldı.[1]
Bugünlerde
AOC, “ABD’nin, dış yardım politikası ile ilgili attığı tvitte, “İsrail
hükümetinin masum sivilleri roket saldırılarından ve bombalardan korumak için
kritik öneme sahip olduğu kanıtlanmış Demir Kubbe sistemini finanse
edebileceğine inanıyorum” diyerek[2], işgale yapılan yardımlarla mücadeleye katkı
sunmadığını, bundan sonra da sunmayacağını ortaya koymuş oldu.
AOC,
Demir Kubbe’ye yapılacak yardımlar lehine oy kullanmayacağı vaadini dillendirirken,
bir yandan da Gazze’deki direniş koalisyonuna karşı konum almayı ihmal etmiyor.
AOC’nin dili, bu seçimin işgalcinin sömürgeci savaşını onun yardımı olmadan
yürütebileceğine olan güveninden kaynaklandığını açıkça söylüyor. Bu durum
değiştiğinde, yani kubbe kimseyi korumayacak hale geldiğinde AOC, diğer tüm “ılımlı”
Siyonist liderlerle birlikte, işgalcilerin arkasında yer alacak.
AOC’deki
oportünizmin ne kadar aleni olduğu göz önüne alındığında, AOC’nin “Filistin
yanlısı” imajını muhafaza edebilmesi, Zohran’ın konumundaki birine göre daha
zor. Ancak bu isimler, Filistin’le ilgili olarak her zaman bir kapı bekçisi
rolü oynayacaklar. Bunun bir göstergesi de Zohran’ın, New York şehrinin BDS’yi
uygulamaya koyması yönündeki seçim vaadini hâlâ yerine getirmiyor olmasıdır.
Bunun
yerine Zohran, orta yolu seçti ve daha önce alınan BDS karşıtı bir önlemi geri
çekti, geri adım attı. Bu yanlışa dikkat çekmemiz gerekiyor, zira, bu isimlerin
Filistin konusunda gerçekten ilkeli hareket etmeleri durumunda ne kadar büyük
bir etki yaratacaklarını ortaya koyuyor. New York’un BDS’yi benimsemesi, diğer
şehirleri de aynısını yapmaya teşvik eden devasa bir domino etkisi
yaratacaktır. Zohran’ın bu kadar büyük bir taban kazanmasını sağlayan da bu
gibi heyecan verici beklentilerdi. Ancak bu beklentiler karşılanmıyor. Bu,
Marksistlerin pek de memnun olduğu bir şey değil. Ülkedeki en büyük “sosyalist”
fraksiyonun Gazze soykırımına karşı mücadeleyi engellediği gerçeğiyle yüzleşmek
istemiyoruz. Biz, bu liderlere kuyrukçuluk yapmak değil, gerçek manada halk
kitlelerinin kontrolünde olan bir mücadele biçimi ortaya koymak için varız.
Sadece
kendi komünist partim olan Amerika Komünist Partisi’nden bahsetmiyorum. Bir
parti, mücadelenin temel itici gücü olan kitlelerin çıkarlarını ilerletmek için
bir araçtır. Filistin’in kurtuluş mücadelesinde, hesaba katmamız gereken asıl
kitle, Filistin halkının kendisidir. Bu, Filistin toplumu içerisinde reformizm
ve teslimiyetçiliği eleştirenlerin vurguladıkları bir husustur. Bunun bir
örneği, Ahbar gazetesinin altında çok sayıda Filistinli ve Arap
düşünürün imzasının bulunduğunu söylediği 10 Mart tarihli açıklamadır. Açıklamada
şunlar söyleniyor:
“Kurtuluşa ve ulusal
projeye dair anlayışlar, mülteci kampı, köy, hapishane hücresi, siper ve tünel
gibi direnişin sürdüğü mahallerin gerçek maddi koşullarından yola çıkarak
formüle edilmelidirler. İthal liberal çerçeveleri ve işbirlikçi güçlerin ve
sömürgeci merkezin tercihlerine ve çıkarlarına göre tasarlanmış hazır
formülleri reddediyoruz. Bu modeller, Arap toplumsal ve politik güçlerini
gerçek mücadeleden kopartmak ve etkisiz hale getirmek için toplumsal
mühendislik araçları olarak kullanılırken, düşman acımasızca hedeflerine
ulaşmaya devam etmektedir. Gerçek kurtuluş, tam kurtuluşun ön koşulu olarak,
bilişsel sömürgeciliğin ortadan kaldırılmasıyla başlar. [...]
Bu bildirge, ulusal karar
alma yetkisini aracı ve temsilci olarak hareket etmeye alışmış elitlerden alıp,
direnişi sürdüren ve fedakârlıklarıyla tarihi şekillendiren kitlelere ve
toplumsal ortamlara iade etmeyi amaçlamaktadır. Bu, dilencilik siyasetinin ötesine
geçerek, sömürgeci yapıların yıkılmasına yönelik bir çağrıdır.”[3]
Filistin
direnişinin benimsediği tavır budur. Bizim hareketlerimizin de başarılı
olabilmesi için bu tavrın bir benzerini benimsemesi gerekir. Filistin’in
kurtuluş hareketinden ve Küresel Güney’deki diğer mücadelelerden örnek alarak,
sermaye ile işbirliği yapan sahte müttefikleri redde tabi tutmalıyız.
1967’de
Siyonistlerin toprakları gasp etmeleri sonrası Filistinli komünistler, Filistin’deki
farklı ekonomik sınıflar içerisinde davalarına destek sunacak temel
müttefiklerin kimler olduğunu belirlemeleri gerektiği sonucuna vardılar ve
köleleştirilmiş proleterler ile mahpus kitleleri başa yazmaya karar verdiler. Bu
sınıf sorununu ele almaya yönelik çalışma, mücadelenin o zamandan beri çok daha
ileriye gitmesini sağladı. Amerikan halkının mücadelesi örneğinde bu uygulamayı
hayata geçirmemiz, Filistin’de ve diğer tüm ülkelerde bu tür işçi sınıfına
mensup güçlerle aynı safta yer almamız, aynı zamanda ülke içinde en önemli
sınıf müttefiklerimizin kimler olduğunu belirlememizi sağlayacaktır.
Profesyonel-yönetici
sınıfıyla uyum sağlamayı amaçlayan ve bu emperyalizm yanlısı “ilericilerin” en
çok hizmet etmeyi hedefledikleri unsur olan sol politikaları reddetmeliyiz.
Yönetici sınıfımızın, emperyalist süper kârlarla ABD işçisine daha fazla rüşvet
vererek, profesyonel-yönetici sınıfını genişletmek ve böylece imparatorluğun ileride
yapacağı savaşlar için daha büyük bir toplumsal taban oluşturmak üzere yakında
harekete geçeceğini gösteren birçok işaret var elimizde. Fakat işçi sınıfını
sosyal demokratlara terk etmezsek, düşmanlarımız ele geçirmeden önce işçileri proleter
mücadeleye dâhil etmezsek, bu strateji başarısız olacaktır. Ayrıca, emperyalizmin
sunduğu faydalardan istifade edemeyecek toplum kesimlerine de ulaşmalıyız. Bu
görevi üstlenirken, bilhassa kıra bakmalıyız, çünkü yönetici sınıfımız, işçi
aristokrasisini yeniden inşa edebilse de, liberalizm, kaçınılmaz olarak
metropol ile kırsal kesim arasındaki çelişkiyi daha da derinleştirir.
Filistin
direnişinin ve tekelci finansal yönetimi devirme çabamızın en fazla güven
duyacağı müttefiklerini, kitlelerin bu kesimlerinde bulacağız. Sosyal
demokratlar, yakında sayılarını artırabilecekleri burjuvalaşmış Amerikalı
işçilerle Siyonizmi ilerleme söylemi kılıfı ardında koruyan komprador elitler
arasında bir ittifak kurmaya çalışıyorlar. Biz, emperyalist düzenin yıkımında
ortak çıkarı olanlar arasında bir ittifak tesis etmek suretiyle, sosyal
demokratlara tabanda galebe çalacağız, onlara nefes aldırmayacağız.
Rainer Shea
4 Nisan 2026
Kaynak
Dipnotlar:
[1] Michael Schirtzer, “Zohran Mamdani is a Zionist”, 28 Haziran 2025, Substack.
[2]
AOC, “Iron Dome”, 1 Nisan 2026, X.
[3] Akhbar, “Toward a Revolutionary Charter for Comprehensive Liberation”, 10 Mart 2026, Ahbar. Türkçesi: İştiraki.


0 Yorum:
Yorum Gönder