Selam
Dr. Norman,
Savaşın
otuz yedinci günü olan Pazartesi günü, sabah saat dört civarında ağır
bombardıman sesleriyle uyandık.
Neyse
ki, torunlarımızı en azından derin bir uykuya dalmaları için yeterince yormayı
öğrenmiştik ki, aniden korkudan uykularından fırlamasınlar.
Sabah,
birkaç suikastın gerçekleştirildiğini ve birçok ailenin uykusunda öldürüldüğünü
fark ettik. Daha evvel Mossad, suikastlarını keskin nişancı ateşiyle
gerçekleştiriyordu, şimdi ise siper delici bombalarla.
Bu
seslerden biri de Tahran’daki Şerif Üniversitesi’nin yıkımına aitti. Yanındaki
benzin istasyonundan çıkan, kulakları sağır eden ses, kilometrelerce uzaktan
bile duyulabiliyordu.
Sonra
Trump, cehennemin yeni başkanıymışçasına, bu geceden itibaren bizim gibi “şerefsizler”i
cehenneme göndereceğini açıkladı.
Bir
arkadaşım yaptığı espride, Epstein Adası’ndaki çocuklara tecavüz eden birinin
kimin şerefsiz kimin meşru olduğuna karar veremeyeceğini söylüyordu.
Sabah
Asaluye, Tebriz ve Mervdeşt’teki petrokimya tesisleri vuruldu. Netanyahu’nun,
arkadaşından önce İran’ın altyapısını tahrip etmeye başladığı ortaya çıktı.
Kızımın
ısrarı üzerine, sergiye giderken, hâlâ ateş altında sokakları temizleyen ve çöp
kutularını boşaltan çalışkan belediye temizlikçilerine vermek üzere biraz
tereyağlı ekmek ve bal aldık yanımıza.
Şimdiye
dek birkaç kişiyi katlettiler, yaraladılar. Belki de herkesin Trump yönetiminin
aptal yetkilileri hakkında sorduğu sorulardan biri de terörün İran’da neden işe
yaramadığı. Bunun nedeni, İran’daki direniş tarihine dair bilgi eksiklikleridir.
Misal,
sekiz yıllık İran-Irak savaşı sırasında, savaşın halk boyutu ve vatansever
gönüllülerin varlığı nedeniyle, gerçek tarihe göre yaklaşık dört milyon insan
cepheye gitti ve düzenli savaşçı rütbesinden tümen komutanlığına yükseldi. Her
yıl yaklaşık üç büyük operasyon gerçekleşti ve her operasyonda çok sayıda
komutan şehit oldu, yerlerine hızla başkaları geçti. Çünkü herkes, birlikte
savaş deneyimi edinmişti.
Benzer
deneyime sahip kişilerin bu hızlı görev değişimleri, Batı ordularında
alternatifi olmayan bir yönteme yol açtı. Dört milyon insan cepheye gitti. Hepsi
de tanklara aşina. Topçu birliklerini, amfibi operasyonları ve muharebe
operasyonlarını... her şeyi biliyorlar.
İran,
personelini eğitmek için West Point gibi askeri akademilere asla ihtiyaç
duymayacak çünkü dört milyon savaşçıyla sürdürdüğü sekiz yıllık savaştan edindiği o engin
deneyime güveniyor. Şimdi onlar, yeni nesil korkusuzluk ve cesaret için bir
model oluşturuyorlar.
İki
gün önce gerçekleşen Amerikan Heliburn operasyonu, burada alay konusu oldu
çünkü bir pilotu kurtarmaktan başka bir gerekçesi olmayan operasyonda çok
sayıda uçak ve helikopter imha edildi. Trump, pilot kurtarma bahanesiyle gerçekleştirilen
ve büyük bir başarısızlıkla neticelenen operasyonu örtbas etmek istedi.
Gelecek,
her şeyi açıklığa kavuşturacak. İlginç olan şu ki, şehirlerde, hatta köylerde
bile, insanlara çok sayıda omuzdan fırlatılan uçaksavar füze dağıtıldı, bu konuyla ilgili eğitim süreci başlatıldı. Burada da büyük bir hata yaptılar. İsfahan’daki o
aptal operasyonda herkes, onların peşine basit tüfeklerle düştü, şimdi ise o
insanlar, omuzdan fırlatılan uçaksavar füzeleri kullanıyorlar.
Trump’ın
yeni hakaretleri de insanları derinden etkiledi. Bu politikacılara hayatlarında
aile eğitimi diye bir şey öğretildi mi, bilmiyorum.
Hazırladığım
ekmeği ve balı alıp torunlarımı arabaya bindirip sokak temizlikçilerine
veriyorum. Keşke Trump gibi insanlar, insan olmanın ne kadar hoş bir şey
olduğunu anlayabilseler.
Kurtarılan
iki Amerikalı pilotun anneleri için de mutluyum. Belki bir anlığına onlar da
bana ve torunlarıma iyi dileklerde bulunurlar.
Her halükârda, vatanımızın safında duruyoruz ki sizin liderleriniz onu yeni bir Epstein Adası haline getirmesin. Söyle bana, bir dedenin bunu dilemesi yanlış mı?
7 Nisan 2026
Kaynak
* * *
Selamlar,
Savaşın
otuz sekizinci günü, Salı, önceki mesaja ek:
Trump’ın
İran medeniyetini yok etme ve İran’ın farklı şehirlerindeki insanları ABD
saatiyle sabah 8:00’de Taş Devri’ne geri döndürme tehditlerinin ardından,
köprülerde ve enerji santrallerinin yanında insan zincirleri oluşturuldu.
Bu
fotoğraflar, Huzistan eyaletinin merkezindeki Ahvaz şehrinin en ünlü köprüsü
olan Beyaz Köprü üzerinde toplanan insanları gösteriyor.
Bu
milletin artık Allah’tan başka kimseden korkmadığına inanılmalı, bundan emin
olunmalıdır.
Kendilerini ve çocuklarını feda etmeye hazırlar. Batı, tüm araştırma yetenekleriyle bir milleti yıllarca zorlamanın ve yaptırım uygulamanın mümkün olmadığını asla anlamak istemedi. Bu, farklı Amerikan hükümetlerinin tüm başkanlarının tarihindeki tüm bu suçların sonucudur. Bu sonuncu işlenen suçu kendi halkı bile kabul etmiyor.
7 Nisan 2026
Kaynak
* * *
Selamlar
Dr. Norman,
Savaşın
kırkıncı gününde, ateşkesin ilan edildiği Çarşamba akşamı, insanlar İran
bayraklarıyla gruplar halinde toplanarak şehir meydanlarından köprü ve elektrik
santrallerine doğru hareket etmeye başladılar. Aralarında kadınlar, çocuklar,
hatta tekerlekli sandalyedeki hastalar bile vardı.
Ben
de iki kızımı, torunlarımı ve birkaç battaniyeyi alıp bu elektrik
santrallerinden birine gittim. Kalabalık çok büyüktü ve herkes, Trump’ın İran
medeniyetini yok etmek istediği sözlerinden dolayı çok üzgündü.
İranlıların
şöyle bir sözü vardır: “Allah, her zaman düşmanlarımızı aptallar arasından
seçer.”
Saddam,
şahçı propagandaya kanarak İran’a saldırdı. Bunu, Irak Savaşı’nın başında Cezire’ye
verdiği röportajda o dönemki Irak dışişleri bakanı söylüyordu. O sırada Saddam
ve Şah döneminin generalleri, Şah rejiminin son başbakanı Farah Pehlevi ve Bahtiyar
adına, Bağdat’taki Irak diktatörüne İran’a saldırmanın, ülkenin tüm ordusunun
devrimle yok edildiği için ıssız bir parkta eğlenmek ve yürüyüş yapmak gibi
olduğunu söylemişlerdi.
Trump
da Netenyahu ve şahçılar tarafından kandırılarak, bu aptallığı tekrarladı.
Şafak
sökene ve ateşkes ilan edilene dek, torunlarım ve ben gecenin soğuğunda
battaniyenin altında kaldık. Hepimiz, hep birlikte, dünyanın en kötü ve en
psikopat insanlarının, Netenyahu ve Trump’ın ellerinde, ülkemiz için ölmeye
gelmiştik.
Dünyanın
hiçbir yerinde iyilik ve kötülük birbirinden bu kadar farklı değildir.
Bugünlerde
halk arasında bir video dolaşıyor. Videoda bir muhabir, Trump’a İran halkının
ülkemizin köprülerinde ve elektrik altyapısında toplanıp toplanmadığını
soruyor, Trump ise panikleyerek ve aptallar gibi davranarak, bunun yasa dışı
olduğunu, bunu yapmamaları gerektiğini söylüyordu.
Yasa
dışı mı! Onun savaş suçu olarak gerçekleştirdiği saldırı yasal mı ve vergileriyle
inşa edilmiş olan bu merkezlerin asıl sahiplerinin bunu engellemesi mi yasa
dışı?
Birdenbire,
İran’ın şartları kabul ettiğine dair açıklamayla birlikte, coşku çığlıkları
yükseldi. Şimşek çakması, radyo ve televizyonda ateşkesin resmi olarak
onaylanmasıyla birlikte eve döndük. Soğuk hava, en büyük torunumun üşütmesine
neden oldu, ama buna değdi.
Tüm
haberler Trump’ın çaresizliğinden bahsediyor. Bu sabah, kırk gün sonra, füze ve
uçak sesi duymadan, yorgun torunlarımın yanında yatıyorum. Ailem ve ben, tüm
barışseverliğimiz ve savaşa olan nefretimizle, Trump ve Netenyahu’nun kirli
elleri ülkemize ulaşmasın diye için sabaha kadar sokaklarda kalan insanların oluşturduğu
ummanın içinde sadece bir damlaydık.
Gerçekten
de, inanan ve Hollywood propagandası değil, pratikte insani ahlaka sahip olan
insanlar için Allah, tüm uçak gemilerinden ve bombalardan daha büyüktür.
Halkımız bu kırk günlük korkusuzlukla bunu dünyaya kanıtladı.
Torunlarımla
uyumaya çalışıyorum ama olmuyor. Şu anki sessizlikte, bombaların patlamadığı bu
ortamda, çoğunlukla bu haksız ve saldırgan savaşta tüm masumiyetleriyle, korkunç
bir şekilde katledilen arkadaşlarımın ve ailelerinin anılarını düşünüyorum ve
hatırlıyorum. Gerçekten, neden?
Trump'ın saldırısını önlemek için size dün gece o elektrik santralinin yanında soğukta kalan iki torunumun fotoğrafını bırakıyorum.
8 Nisan 2026
Kaynak
Selam
Dr. Norman,
Lübnan
savaşının kırkıncı gecesi, Çarşamba günü, öğleden sonra gelen haberler ve
İsrail uçaklarının üç yüzden fazla Lübnanlı sivili öldürmesi, bölgedeki barış
umutlarını bir kez daha yok etti.
Buradaki
herkes, Batı’nın her zamanki gibi kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor.
Hayatım boyunca, Batılıların Ortadoğu halkarıyla yaptığı ve Batı tarafının
gerçekten de şartlarına uyduğu bir barış anlaşması hiç duymadım.
Dün
gece Trump’ın mesajında, İran’ın on maddelik metninin müzakerelerin temeli olduğu belirtilmişti, ancak
şimdi Beyaz Saray sözcüsü, bu metnin çöpe atıldığını açıkladı. Bence Beyaz
Saray liderleri önce konuşuyor, sonra düşünüyor; bu yüzden kararlarının
sonuçlarını anlamıyorlar ve sorumluluk almıyorlar.
Şimdi
gece saat on bir civarında, sokakta çok sayıda Lübnan ve Hizbullah bayrağı
taşıyan, bu ülkedeki savaşın kurbanlarıyla dayanışma gösteren ve sloganlar atan
bir insan kalabalığı görüyorum. Bu gece, diğer gecelerden çok daha kalabalık.
İnsanlar, düşmanın aldatmacasının tehlikesinin daha çok farkında.
Birçok
kişi, Lübnan’da yeni anne olmuş kadınlar, yenidoğanlar ve sağlık personeliyle
dolu bir doğum hastanesinin bugünkü İsrail bombardımanı sonucu tamamen yerle
bir edildiğini söylüyor. Bu yeni suç, beni derinden rahatsız ediyor. Ya bu suç
Batı’da işlenseydi?
Minab’da
çocukların öldürülmesinin üzerinden kırk gün geçtikten sonra, ABD hükümetinin
bu suç ve şimdiye kadar anlattığı tüm yalanlar için en ufak bir özür dilediğini
veya soruşturmanın sonuçlarını açıkladığını hiç gördünüz mü?
Az
önce, Tahran’daki Devrim Meydanı’nda üzerimize uçaksavar silahları ateş etmeye
başladı. Oysa buradaki insanlar sadece slogan atıyordu. Torunlarım, soğuk
algınlığı ve uykusuzluklarına rağmen, dün gece annelerine yardım etmek için
resim atölyesine geri döndüler. Açıkçası, barışsever doğamla, kısık ateşte
kaynayan bir tencere suyun içindeki kurbağa gibi olduğum sahte bir ateşkesin
tadını çıkaramıyorum.
Amerika'da
bir İranlının en ufak bir terör eylemi gerçekleştirmesinin üzerinden yaklaşık
elli yıl geçti, ancak bunca yıldır halkımız “terörist” olarak adlandırılırken,
kendi askeri komutanları Washington’da Cevlani ile basketbol oynuyordu.
Şimdiye
kadar on altı milyondan fazla insan, ABD ve İsrail’e karşı savaşmak için kayıt
yaptırdı. Üstelik bu liste sadece erkeklerden oluşuyor, kadınlardan değil.
Çünkü İran’da sadece erkekler askere gidiyor.
Batı’daki
birçok kişinin üniversite öğrencilerimizin yüzde altmışının kadın olduğunu
bilmesini isterdim. Kadınların dindarlığı evde kalmaları için bir sebep değil.
Ama Batılı propagandacılar, bizi ve Taliban’ı aynı görüyor.
Az
önce İran parlamentosunun başkanı ve potansiyel müzakereci taraf olan Kalibaf’ın
Amerika’nın ateşkesi ihlal ettiğini resmen açıkladığını, ve Pakistan’a müzakere
için gitmeyeceğini söylediğini duydum. Bu sokaklarda insanların Trump çetesine
olan güvensizliği o kadar büyük ki, bu haberi duyan hiç kimse korkmuyor.
Yarın,
İran liderinin ölümünün kırkıncı günü. İran sokaklarında sabahtan akşama kadar anılacak.
Ama şimdi torunlarımın resim yapmaktan ve diğer çocuklarla oynamaktan
yorulmalarını bekliyorum ki, bu gece savaş yeniden başlarsa ve bombalamalar
tekrar başlarsa diye eve dönebilelim. Daha önce de söylediğim gibi,
tecrübelerime göre, en azından derin uykuda patlama seslerinden daha az
korkacak kadar yorulmaları daha iyi.
9 Nisan 2026
Kaynak
* * *
Selam
Dr. Norman,
Trump
neden İran’ı anlamıyor? Savaşın kırk birinci günü. Cuma sabahı, Tahran
saatiyle.
Bunu
yazarken gece yarısı ve sabahtan beri İran’ın dört bir yanından milyonlarca
insan, ülkenin liderinin ölümünün kırkıncı gününü anmak için yürüyüş yapıyor ve
hâlâ sokaklarda. Trump ve Netenyahu’ya en ufak bir şans vermemek için.
Şu
anda, Minab’da öldürülen çocuklar için düzenlenen resim sergisinde, küçük
çocuklar için her gece resimlerin çizildiği sokakta beyaz bir perdenin
arkasında oturuyorum. Arkadaşlarım İran karikatürleri gösteriyor. Bu gece,
nesli tükenmek üzere olan (Yuz) adlı bir İran leoparı hakkında bir karikatür
var ve İranlı çocukların ona bakmayı ve onu sevmeyi öğrenmeleri gerektiğini
söylüyorlar, resmini sonunda bırakacağım.
Peki
ama Trump neden İran’ı anlamıyor?
Gençken,
Maurice Maeterlinck’in Bal Arısının Hayatı adlı bir kitabını okumuştum
ve içinde garip bir nokta vardı. Bu kitabı okumadan önce, herkes gibi ben de
kraliçenin bir şekilde kovanın mutlak tanrısı olduğunu, her şeyin onun elinde
olduğunu düşünüyordum. Ancak Maurice Maeterlinck’in basit deneyi bu fikrin
yanlış olduğunu kanıtladı. Kovan tehdit altındayken, arılar, ilk fırsatta
kraliçeyi kurtaracak, onu kurtarmak için kendilerini feda edeceklerdi.
Maurice’in
deneyinde, kovan kapısına, daha küçük vücutlu sıradan arıların kolayca
geçebileceği bir halka yerleştirildi, ancak kraliçe arı, daha büyük vücudu
nedeniyle bu halkaya sıkıştı. Kovan tehdit altındayken, diğer asker arılar,
kraliçeyi öldürmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar çünkü kraliçe
halkaya sıkışmıştı, ancak başka bir kraliçe seçip onu kurtardılar.
Maeterlinck,
kraliçenin maddi varlığının ötesinde bir yasa olduğunu ve kovanı yönettiğini,
buna da “kovanın ruhu” adını verdiğini kanıtladı. Trump ve cahil Amerikan
düşünce kuruluşları, materyalizmden bağımsız olarak, arıları bile doğru düzgün
anlasalardı, İran liderine asla suikast düzenlemezlerdi; çünkü sadece daha genç
ve daha kararlı bir liderin İran’ı kovan ruhuna göre yönetmesinin yolunu açmış
oldular.
İran
halkının köprülerde uyuma ve vatanları için ölmeye hazır olma konusunda
gösterdiği içgüdüsel tepki, Epstein Adası sakinlerinin ve onlar gibilerin anlayabileceği bir şey değil.
Etrafımda
insanlar yürüyüş yapıyor ve sloganlar atıyor, ülkelerinin bayrağının yanında
birçok Lübnan ve Hizbullah bayrağı da var. Hepsi, bombalamada üç yüzden fazla
sivilin öldürüldüğünü, insanların kendilerini savunurken öldüğünü düşünüyor ve
bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyorlar. İranlılar, bu tür suçları tarih
boyunca unutmayacaklarını kanıtladılar. Tıpkı Minab suçunu unutmayacakları
gibi.
10 Nisan 2026
Kaynak





0 Yorum:
Yorum Gönder