Pages

08 Nisan 2026

İranlı Dostumdan Mektuplar


Selam Dr. Norman,

Savaşın otuz yedinci günü olan Pazartesi günü, sabah saat dört civarında ağır bombardıman sesleriyle uyandık.

Neyse ki, torunlarımızı en azından derin bir uykuya dalmaları için yeterince yormayı öğrenmiştik ki, aniden korkudan uykularından fırlamasınlar.

Sabah, birkaç suikastın gerçekleştirildiğini ve birçok ailenin uykusunda öldürüldüğünü fark ettik. Daha evvel Mossad, suikastlarını keskin nişancı ateşiyle gerçekleştiriyordu, şimdi ise siper delici bombalarla.

Bu seslerden biri de Tahran’daki Şerif Üniversitesi’nin yıkımına aitti. Yanındaki benzin istasyonundan çıkan, kulakları sağır eden ses, kilometrelerce uzaktan bile duyulabiliyordu.

Sonra Trump, cehennemin yeni başkanıymışçasına, bu geceden itibaren bizim gibi “şerefsizler”i cehenneme göndereceğini açıkladı.

Bir arkadaşım yaptığı espride, Epstein Adası’ndaki çocuklara tecavüz eden birinin kimin şerefsiz kimin meşru olduğuna karar veremeyeceğini söylüyordu.

Sabah Asaluye, Tebriz ve Mervdeşt’teki petrokimya tesisleri vuruldu. Netanyahu’nun, arkadaşından önce İran’ın altyapısını tahrip etmeye başladığı ortaya çıktı.

Kızımın ısrarı üzerine, sergiye giderken, hâlâ ateş altında sokakları temizleyen ve çöp kutularını boşaltan çalışkan belediye temizlikçilerine vermek üzere biraz tereyağlı ekmek ve bal aldık yanımıza.

Şimdiye dek birkaç kişiyi katlettiler, yaraladılar. Belki de herkesin Trump yönetiminin aptal yetkilileri hakkında sorduğu sorulardan biri de terörün İran’da neden işe yaramadığı. Bunun nedeni, İran’daki direniş tarihine dair bilgi eksiklikleridir.

Misal, sekiz yıllık İran-Irak savaşı sırasında, savaşın halk boyutu ve vatansever gönüllülerin varlığı nedeniyle, gerçek tarihe göre yaklaşık dört milyon insan cepheye gitti ve düzenli savaşçı rütbesinden tümen komutanlığına yükseldi. Her yıl yaklaşık üç büyük operasyon gerçekleşti ve her operasyonda çok sayıda komutan şehit oldu, yerlerine hızla başkaları geçti. Çünkü herkes, birlikte savaş deneyimi edinmişti.

Benzer deneyime sahip kişilerin bu hızlı görev değişimleri, Batı ordularında alternatifi olmayan bir yönteme yol açtı. Dört milyon insan cepheye gitti. Hepsi de tanklara aşina. Topçu birliklerini, amfibi operasyonları ve muharebe operasyonlarını... her şeyi biliyorlar.

İran, personelini eğitmek için West Point gibi askeri akademilere asla ihtiyaç duymayacak çünkü dört milyon savaşçıyla sürdürdüğü sekiz yıllık savaştan edindiği o engin deneyime güveniyor. Şimdi onlar, yeni nesil korkusuzluk ve cesaret için bir model oluşturuyorlar.

İki gün önce gerçekleşen Amerikan Heliburn operasyonu, burada alay konusu oldu çünkü bir pilotu kurtarmaktan başka bir gerekçesi olmayan operasyonda çok sayıda uçak ve helikopter imha edildi. Trump, pilot kurtarma bahanesiyle gerçekleştirilen ve büyük bir başarısızlıkla neticelenen operasyonu örtbas etmek istedi.

Gelecek, her şeyi açıklığa kavuşturacak. İlginç olan şu ki, şehirlerde, hatta köylerde bile, insanlara çok sayıda omuzdan fırlatılan uçaksavar füze dağıtıldı, bu konuyla ilgili eğitim süreci başlatıldı. Burada da büyük bir hata yaptılar. İsfahan’daki o aptal operasyonda herkes, onların peşine basit tüfeklerle düştü, şimdi ise o insanlar, omuzdan fırlatılan uçaksavar füzeleri kullanıyorlar.

Trump’ın yeni hakaretleri de insanları derinden etkiledi. Bu politikacılara hayatlarında aile eğitimi diye bir şey öğretildi mi, bilmiyorum.

Hazırladığım ekmeği ve balı alıp torunlarımı arabaya bindirip sokak temizlikçilerine veriyorum. Keşke Trump gibi insanlar, insan olmanın ne kadar hoş bir şey olduğunu anlayabilseler.

Kurtarılan iki Amerikalı pilotun anneleri için de mutluyum. Belki bir anlığına onlar da bana ve torunlarıma iyi dileklerde bulunurlar.

Her halükârda, vatanımızın safında duruyoruz ki sizin liderleriniz onu yeni bir Epstein Adası haline getirmesin. Söyle bana, bir dedenin bunu dilemesi yanlış mı?

7 Nisan 2026
Kaynak

 

* * *



Selamlar,

Savaşın otuz sekizinci günü, Salı, önceki mesaja ek:

Trump’ın İran medeniyetini yok etme ve İran’ın farklı şehirlerindeki insanları ABD saatiyle sabah 8:00’de Taş Devri’ne geri döndürme tehditlerinin ardından, köprülerde ve enerji santrallerinin yanında insan zincirleri oluşturuldu.

Bu fotoğraflar, Huzistan eyaletinin merkezindeki Ahvaz şehrinin en ünlü köprüsü olan Beyaz Köprü üzerinde toplanan insanları gösteriyor.

Bu milletin artık Allah’tan başka kimseden korkmadığına inanılmalı, bundan emin olunmalıdır.

Kendilerini ve çocuklarını feda etmeye hazırlar. Batı, tüm araştırma yetenekleriyle bir milleti yıllarca zorlamanın ve yaptırım uygulamanın mümkün olmadığını asla anlamak istemedi. Bu, farklı Amerikan hükümetlerinin tüm başkanlarının tarihindeki tüm bu suçların sonucudur. Bu sonuncu işlenen suçu kendi halkı bile kabul etmiyor.

7 Nisan 2026
Kaynak

* * *

Selamlar Dr. Norman,

Savaşın kırkıncı gününde, ateşkesin ilan edildiği Çarşamba akşamı, insanlar İran bayraklarıyla gruplar halinde toplanarak şehir meydanlarından köprü ve elektrik santrallerine doğru hareket etmeye başladılar. Aralarında kadınlar, çocuklar, hatta tekerlekli sandalyedeki hastalar bile vardı.

Ben de iki kızımı, torunlarımı ve birkaç battaniyeyi alıp bu elektrik santrallerinden birine gittim. Kalabalık çok büyüktü ve herkes, Trump’ın İran medeniyetini yok etmek istediği sözlerinden dolayı çok üzgündü.

İranlıların şöyle bir sözü vardır: “Allah, her zaman düşmanlarımızı aptallar arasından seçer.”

Saddam, şahçı propagandaya kanarak İran’a saldırdı. Bunu, Irak Savaşı’nın başında Cezire’ye verdiği röportajda o dönemki Irak dışişleri bakanı söylüyordu. O sırada Saddam ve Şah döneminin generalleri, Şah rejiminin son başbakanı Farah Pehlevi ve Bahtiyar adına, Bağdat’taki Irak diktatörüne İran’a saldırmanın, ülkenin tüm ordusunun devrimle yok edildiği için ıssız bir parkta eğlenmek ve yürüyüş yapmak gibi olduğunu söylemişlerdi.

Trump da Netenyahu ve şahçılar tarafından kandırılarak, bu aptallığı tekrarladı.

Şafak sökene ve ateşkes ilan edilene dek, torunlarım ve ben gecenin soğuğunda battaniyenin altında kaldık. Hepimiz, hep birlikte, dünyanın en kötü ve en psikopat insanlarının, Netenyahu ve Trump’ın ellerinde, ülkemiz için ölmeye gelmiştik.

Dünyanın hiçbir yerinde iyilik ve kötülük birbirinden bu kadar farklı değildir.

Bugünlerde halk arasında bir video dolaşıyor. Videoda bir muhabir, Trump’a İran halkının ülkemizin köprülerinde ve elektrik altyapısında toplanıp toplanmadığını soruyor, Trump ise panikleyerek ve aptallar gibi davranarak, bunun yasa dışı olduğunu, bunu yapmamaları gerektiğini söylüyordu.

Yasa dışı mı! Onun savaş suçu olarak gerçekleştirdiği saldırı yasal mı ve vergileriyle inşa edilmiş olan bu merkezlerin asıl sahiplerinin bunu engellemesi mi yasa dışı?

Birdenbire, İran’ın şartları kabul ettiğine dair açıklamayla birlikte, coşku çığlıkları yükseldi. Şimşek çakması, radyo ve televizyonda ateşkesin resmi olarak onaylanmasıyla birlikte eve döndük. Soğuk hava, en büyük torunumun üşütmesine neden oldu, ama buna değdi.

Tüm haberler Trump’ın çaresizliğinden bahsediyor. Bu sabah, kırk gün sonra, füze ve uçak sesi duymadan, yorgun torunlarımın yanında yatıyorum. Ailem ve ben, tüm barışseverliğimiz ve savaşa olan nefretimizle, Trump ve Netenyahu’nun kirli elleri ülkemize ulaşmasın diye için sabaha kadar sokaklarda kalan insanların oluşturduğu ummanın içinde sadece bir damlaydık.

Gerçekten de, inanan ve Hollywood propagandası değil, pratikte insani ahlaka sahip olan insanlar için Allah, tüm uçak gemilerinden ve bombalardan daha büyüktür. Halkımız bu kırk günlük korkusuzlukla bunu dünyaya kanıtladı.

Torunlarımla uyumaya çalışıyorum ama olmuyor. Şu anki sessizlikte, bombaların patlamadığı bu ortamda, çoğunlukla bu haksız ve saldırgan savaşta tüm masumiyetleriyle, korkunç bir şekilde katledilen arkadaşlarımın ve ailelerinin anılarını düşünüyorum ve hatırlıyorum. Gerçekten, neden?

Trump'ın saldırısını önlemek için size dün gece o elektrik santralinin yanında soğukta kalan iki torunumun fotoğrafını bırakıyorum.

8 Nisan 2026
Kaynak

Selam Dr. Norman,

Lübnan savaşının kırkıncı gecesi, Çarşamba günü, öğleden sonra gelen haberler ve İsrail uçaklarının üç yüzden fazla Lübnanlı sivili öldürmesi, bölgedeki barış umutlarını bir kez daha yok etti.

Buradaki herkes, Batı’nın her zamanki gibi kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor. Hayatım boyunca, Batılıların Ortadoğu halkarıyla yaptığı ve Batı tarafının gerçekten de şartlarına uyduğu bir barış anlaşması hiç duymadım.

Dün gece Trump’ın mesajında, İran’ın on maddelik metninin müzakerelerin temeli olduğu belirtilmişti, ancak şimdi Beyaz Saray sözcüsü, bu metnin çöpe atıldığını açıkladı. Bence Beyaz Saray liderleri önce konuşuyor, sonra düşünüyor; bu yüzden kararlarının sonuçlarını anlamıyorlar ve sorumluluk almıyorlar.

Şimdi gece saat on bir civarında, sokakta çok sayıda Lübnan ve Hizbullah bayrağı taşıyan, bu ülkedeki savaşın kurbanlarıyla dayanışma gösteren ve sloganlar atan bir insan kalabalığı görüyorum. Bu gece, diğer gecelerden çok daha kalabalık. İnsanlar, düşmanın aldatmacasının tehlikesinin daha çok farkında.

Birçok kişi, Lübnan’da yeni anne olmuş kadınlar, yenidoğanlar ve sağlık personeliyle dolu bir doğum hastanesinin bugünkü İsrail bombardımanı sonucu tamamen yerle bir edildiğini söylüyor. Bu yeni suç, beni derinden rahatsız ediyor. Ya bu suç Batı’da işlenseydi?

Minab’da çocukların öldürülmesinin üzerinden kırk gün geçtikten sonra, ABD hükümetinin bu suç ve şimdiye kadar anlattığı tüm yalanlar için en ufak bir özür dilediğini veya soruşturmanın sonuçlarını açıkladığını hiç gördünüz mü?

Az önce, Tahran’daki Devrim Meydanı’nda üzerimize uçaksavar silahları ateş etmeye başladı. Oysa buradaki insanlar sadece slogan atıyordu. Torunlarım, soğuk algınlığı ve uykusuzluklarına rağmen, dün gece annelerine yardım etmek için resim atölyesine geri döndüler. Açıkçası, barışsever doğamla, kısık ateşte kaynayan bir tencere suyun içindeki kurbağa gibi olduğum sahte bir ateşkesin tadını çıkaramıyorum.

Amerika'da bir İranlının en ufak bir terör eylemi gerçekleştirmesinin üzerinden yaklaşık elli yıl geçti, ancak bunca yıldır halkımız “terörist” olarak adlandırılırken, kendi askeri komutanları Washington’da Cevlani ile basketbol oynuyordu.

Şimdiye kadar on altı milyondan fazla insan, ABD ve İsrail’e karşı savaşmak için kayıt yaptırdı. Üstelik bu liste sadece erkeklerden oluşuyor, kadınlardan değil. Çünkü İran’da sadece erkekler askere gidiyor.

Batı’daki birçok kişinin üniversite öğrencilerimizin yüzde altmışının kadın olduğunu bilmesini isterdim. Kadınların dindarlığı evde kalmaları için bir sebep değil. Ama Batılı propagandacılar, bizi ve Taliban’ı aynı görüyor.

Az önce İran parlamentosunun başkanı ve potansiyel müzakereci taraf olan Kalibaf’ın Amerika’nın ateşkesi ihlal ettiğini resmen açıkladığını, ve Pakistan’a müzakere için gitmeyeceğini söylediğini duydum. Bu sokaklarda insanların Trump çetesine olan güvensizliği o kadar büyük ki, bu haberi duyan hiç kimse korkmuyor.

Yarın, İran liderinin ölümünün kırkıncı günü. İran sokaklarında sabahtan akşama kadar anılacak. Ama şimdi torunlarımın resim yapmaktan ve diğer çocuklarla oynamaktan yorulmalarını bekliyorum ki, bu gece savaş yeniden başlarsa ve bombalamalar tekrar başlarsa diye eve dönebilelim. Daha önce de söylediğim gibi, tecrübelerime göre, en azından derin uykuda patlama seslerinden daha az korkacak kadar yorulmaları daha iyi.

9 Nisan 2026
Kaynak

* * *

Selam Dr. Norman,

Trump neden İran’ı anlamıyor? Savaşın kırk birinci günü. Cuma sabahı, Tahran saatiyle.

Bunu yazarken gece yarısı ve sabahtan beri İran’ın dört bir yanından milyonlarca insan, ülkenin liderinin ölümünün kırkıncı gününü anmak için yürüyüş yapıyor ve hâlâ sokaklarda. Trump ve Netenyahu’ya en ufak bir şans vermemek için.

Şu anda, Minab’da öldürülen çocuklar için düzenlenen resim sergisinde, küçük çocuklar için her gece resimlerin çizildiği sokakta beyaz bir perdenin arkasında oturuyorum. Arkadaşlarım İran karikatürleri gösteriyor. Bu gece, nesli tükenmek üzere olan (Yuz) adlı bir İran leoparı hakkında bir karikatür var ve İranlı çocukların ona bakmayı ve onu sevmeyi öğrenmeleri gerektiğini söylüyorlar, resmini sonunda bırakacağım.

Peki ama Trump neden İran’ı anlamıyor?

Gençken, Maurice Maeterlinck’in Bal Arısının Hayatı adlı bir kitabını okumuştum ve içinde garip bir nokta vardı. Bu kitabı okumadan önce, herkes gibi ben de kraliçenin bir şekilde kovanın mutlak tanrısı olduğunu, her şeyin onun elinde olduğunu düşünüyordum. Ancak Maurice Maeterlinck’in basit deneyi bu fikrin yanlış olduğunu kanıtladı. Kovan tehdit altındayken, arılar, ilk fırsatta kraliçeyi kurtaracak, onu kurtarmak için kendilerini feda edeceklerdi.

Maurice’in deneyinde, kovan kapısına, daha küçük vücutlu sıradan arıların kolayca geçebileceği bir halka yerleştirildi, ancak kraliçe arı, daha büyük vücudu nedeniyle bu halkaya sıkıştı. Kovan tehdit altındayken, diğer asker arılar, kraliçeyi öldürmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar çünkü kraliçe halkaya sıkışmıştı, ancak başka bir kraliçe seçip onu kurtardılar.

Maeterlinck, kraliçenin maddi varlığının ötesinde bir yasa olduğunu ve kovanı yönettiğini, buna da “kovanın ruhu” adını verdiğini kanıtladı. Trump ve cahil Amerikan düşünce kuruluşları, materyalizmden bağımsız olarak, arıları bile doğru düzgün anlasalardı, İran liderine asla suikast düzenlemezlerdi; çünkü sadece daha genç ve daha kararlı bir liderin İran’ı kovan ruhuna göre yönetmesinin yolunu açmış oldular.

İran halkının köprülerde uyuma ve vatanları için ölmeye hazır olma konusunda gösterdiği içgüdüsel tepki, Epstein Adası sakinlerinin ve onlar gibilerin anlayabileceği bir şey değil.

Etrafımda insanlar yürüyüş yapıyor ve sloganlar atıyor, ülkelerinin bayrağının yanında birçok Lübnan ve Hizbullah bayrağı da var. Hepsi, bombalamada üç yüzden fazla sivilin öldürüldüğünü, insanların kendilerini savunurken öldüğünü düşünüyor ve bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyorlar. İranlılar, bu tür suçları tarih boyunca unutmayacaklarını kanıtladılar. Tıpkı Minab suçunu unutmayacakları gibi.

10 Nisan 2026
Kaynak



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder