22 Şubat 2026

,

Malcolm X’in Irk ve Irkçılıkla İlgili Görüşleri


Irkçı Teolojinin Yerini Antiemperyalist Devrimci Düşünce Alıyor

Otobiyografisinde Malcolm, İslam Milleti’nden bir dizi nesnel gerekçe üzerinden koptuğunu söylüyor. Bize göre Malcolm örgütten, Muhammed’in kâfir olduğuna dair ifşaat karşısında yaşadığı şahsi şok sebebiyle, salt öznel gerekçelerle ayrılmadı.

1. Malcolm, yabancılarca örgütün asli lideri olarak görülüyor, örgütün üst kademelerindeki isimler şöhretinin artmasını giderek artan bir kıskançlıkla seyrediyorlardı.

2. İlyas Muhammed’in ülke sözcüsü olarak Malcolm, örgüt içerisinde aynı unsurlarca tehdit olarak görülüyor, onun İlyas Muhammed’in yerini almasından korkuluyordu.

3. Malcolm’ın İlyas Muhammed’le ilgili hayal kırıklığı, ahlaki yozlaşma ve örgütün ahlaki ölçütlerinden uzaklaşmasıyla ilgiliydi.

4. Bir de Malcolm’ın canını sıkan bir başka hususa değinmek gerekiyor. Militan diline rağmen gerçekte İslam Milleti, politik açıdan pasifliği savunan, dünyadan el etek çeken muhafazakâr bir örgüttü. Daha da özelde asıl sorun, İlyas Muhammed’in örgüt üyelerinin katledilmesine ve polisin uyguladığı şiddete cevap üretememesiydi. Tüm bu gerekçeler, Malcolm’ı örgütten ve İlyas Muhammed’in liderliğinden kopmaya mecbur etti.[36]

Otobiyografi, Malcolm’ın örgütle arasındaki çelişkiyi kavramak için gerekli bir kaynak olsa da, onun inkişaf eden milliyetçiliğinin ürettiği, örgütün yaklaşımıyla uyuşmayan felsefi görüşlere mani olan unsurları anlamak için yeterli bir referans değildir. Bize göre ayrılmazdan önce Malcolm, siyahi milliyetçiliği anlayışını kademeli olarak geliştirdi, ama bu gelişim, İslam Milleti’nin örgütsel sınırlarına tabiydi. Malcolm’ın ağabeyi Abdülaziz Ömer (Philbert X) şöyle diyor:

“Muhterem İlyas Muhammed, bize işimizin beyazlarla savaşmak olmadığını, onları rahat bırakmamız gerektiğini öğretiyordu. ‘Onlara size verdikleri viski, şarap, bira dâhil her şeyi geri verin, kendi evlerinize, kendi ailenize nasıl bakacağınızı öğrenin’ diyordu. Ayrıca ‘onları imtihana tabi tutmanıza gerek yok, Allah onları yok edecek. Allah şeytanı yok edecek’ diyordu. Aslında, İlyas Muhammed, Malcolm’ı birçok kez uyarmak zorunda kaldı, çünkü Malcolm, gerçekten coştuğunda, arka odada sizi almaya gelecek bir bölük asker bekliyor zannederdiniz.”

[Strickland, 1984: s. 66]

Ömer’in düşünceleri, Malcolm’ın Muhammed’deki sessizliğe dayalı siyasi teolojinin sınırlarının ötesine geçme çabalarının yarattığı içsel gerilime ışık tutuyor. İslam Milleti’ndeki sağcı milliyetçilik, Muhammed’in siyasi teolojisinde Allah’a siyasi aktivizme oranla daha fazla öncelik verilmesi üzerinden daha da belirginleşiyordu. Bu mesele, en çok da Ronald Stokes olayında görünür hale geldi.

1962’de Los Angeles polisi, camiye saldırdı ve İslam Milleti üyesi Ronald Stokes’u öldürdü.[37] Stokes’un katlinin ardından Malcolm, İlyas Muhammed’in vereceği emrin saldırıya karşı koordineli ve kitlesel bir tepkiye yol açmasını umuyordu. Bunun yerine Muhammed, şunları söyledi:

“Elimizde dövüşecek tek bir Amerikan zencisi bile yok. Kapıya ateş ederek gelirseniz, burada karşılık verecek silahımız da yok, çünkü kitapta yazıldığı gibi, doğrusunu Allah bilir.

Madem O’na inanıyoruz, bizi O savunacak, O’nun bizi savunmasını sağlamak için herkesle mücadele etmeye başlayacağız. Ama eğer saldırıya uğrarsak, O’ndan başkasına güvenmeyiz.”[38]

[Knight, 1994]

İlyas Muhammed’in, Ronald Stokes cinayeti ve Los Angeles’taki İslam Milleti üyelerine yapılan saldırı konusunda herhangi bir eylem çağrısında bulunmaması, onun muhafazakâr siyasi teolojisinin tezahürüydü (Farrar, 1999: s. 109–130). Ülke sözcüsü olarak Malcolm, örgüt disiplinine uygun olarak katıldığı, Harlem’deki kitlesel mitingden önce, muarrızını aşağılayan bir ifadeyle, şunları söyledi: “Şeytanla savaşa başlamak için sokaklara çıkıyoruz. Ama bu savaş onun beklediği türden bir savaş değil… Hayır, dünyaya onun şeytan olduğunu biz bildireceğiz: çıkıp gazete satacağız.”[39] O vakitler Malcolm, İlyas ile arasındaki anlaşmazlığı kamuoyuna duyurmadı ama onun talimatı karşısında duyduğu can sıkıntısını çevresinden gizlemedi.

Binyamin Kerim, Malcolm’ın o noktada Stokes davasıyla ilgili olarak kendisine yaptığı açıklamayı şu şekilde paylaşıyor:

“Militan devrimci söylemlerimizi yayıyoruz ve kıyamet savaşını başlatmayı vaaz ediyoruz. [...] Ama nasıl oluyorsa, kardeşlerimiz vahşice muamele gördüğünde veya öldürüldüğünde hiçbir şey yapmıyoruz.[...] Sadece ellerimiz bağlayıp oturuyoruz”

[Karim vd., 1992: s. 138]

Malcolm, İlyas’a karşı olduğunu kamuoyuna 1965 yılında açıkladı:

“Siyahi Müslüman hareketi, Ku Klux Klan’a veya Yurttaşlar Konseyi’ne karşı gerçekleştirilen hiçbir greve katılmadı. Güneyde de kuzeyde de eylemlere destek vermedi. Ama bugün örgüt, üyelerine birbirleriyle savaşma emri veriyor. Kardeşimiz Ronald Stokes Los Angeles’ta katledildiğinde, nedense ‘savaşın’ emri verilmedi. Aslında, harekete geçmek isteyen kardeşlere, burada, New York’ta mani olundu.”

[Malcolm X, 1992: s. 212]

Daha önce, Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğinin, özünde, İlyas Muhammed’in siyasi teolojisinden kök aldığını ama zamanla seküler siyaset felsefesine doğru yol aldığını söylemiştik. Malcolm’ın örgüte sunduğu hizmetin ilk aşamasından sonra kimi üyeler, onun Muhammed’in siyasi teolojisinden kademeli olarak uzaklaştığını fark ettiler. Malcolm’ın ağabeyi Abdülaziz Ömer konuyla ilgili şu tespiti yapıyor:

“Malcolm, Allah’ın beyaz ırktan nasıl kurtulacağı sorusuna konuşmalarında daha az değinmeye, onları adalete teslim etmekten bahsetmeye, ülkedeki kanunlar uyarınca suçlu olduklarını söylemeye başladı. Oysa bunlar, bize ait argümanlar değildi. Biz, daha çok kutsal insanlar olduğumuzu, Allah’ın bizi koruyacağını, en nihayetinde O’nun eliyle yetkili makama getirileceğimizi söylüyorduk. O dönemde bizim öğretimiz bu şekildeydi.”

[Strickland ve Greene, 1994: s. 132]

Malcolm’ın siyahilerin özgürleşmesinin birincil ve nihai kaynağı olarak Allah’ın müdahalesinden daha az bahsetmesi, ondaki solculaşmanın ve örgütün siyasi teolojisinin sınırlarının ötesine geçtiğinin delili. Malcolm’ın fikriyatında Allah’ın kelâmına daha az ağırlık verilmesi, şu türden bir teolojik soruyu gündeme getiriyor: Pratikte siyahi insanların Allah’a varlık âleminde bağımlı olma hali, ne tür bir üslubu ve usulü temel almalıdır? Allah’ın eylemlerini mi beklemeliyiz? Allah’ın ilahi müdahalesi, siyahi insanların kendi savaşlarını vermesinden daha mı öncelikli olmalıdır?

İlyas Muhammed şunu söylüyordu: “Allah tamamen bağımsızdır, ebedi bilgi, her şeyin üzerinde duran güç O’ndadır. Ama Allah aynı zamanda en müşfik ve en merhametli olandır. Bizse bağımsız değiliz. Allah’a bağımlıyız. Sadece aptal münkirler, bağımsız olduklarını ve Allah’a bağımlı olmadıklarını düşünürler” [Muhammed, 1957: s. 9]. Yukarıda bahsedilen soruya verilen bu cevap, Malcolm’ın İlyas Muhammed’deki pasifizmi ve dünyadan el etek çekmeyi esas alan siyasi teolojisi karşısında duyduğu hoşnutsuzluğun temel dayanağıydı.

Yaşanan ilk tartışma, Malcolm’da İlyas’ın siyasi teolojisine karşı zamanla gelişen seküler (materyalist) siyasi felsefesinin yansımasıydı. Buna karşın, onun örgüte hizmette bulunduğu sürecin ilk yıllarında Muhammed’deki ırkçılığa çalan milliyetçi teolojiden beslendiğini unutmamak gerekiyor. 1962’de Malcolm şunları söylüyor:

“Burada durup şunu belirtmek isterim: bazılarınız, ‘Buraya İslam’a dair bir şeyler dinlemek için geldim ama şimdi sadece siyahilerden bahsedip duruyorsunuz’ diyebilir. Biz, rengimizi dinimizden ayırmıyoruz. Beyaz adam da ayırmıyor. Beyaz adam, hiçbir zaman Hristiyanlığı beyazdan ayırmadı, beyaz adamı da Hristiyanlıktan ayırmadı. Beyaz adamın ‘Ben Hristiyanım’ diye övündüğünü duyduğunuzda, beyaz bir adam olmakla da övünüyor demektir. Bir de zenciler var. Onlar da Hristiyan olmakla övünürken, beyaz bir adam olmakla veya beyaz olmak istemekle övünüyor aslında. [...] Dolayısıyla, sahip olduğumuz din, İslam dini, bizi Müslüman yapan din, Muhterem İlyas Muhammed’in bugün Amerika’da bize öğrettiği din, beyaz adamın bize yaptıklarını zihinlerimizden silmek için vardır.”

[Malcolm X, 1971: s. 37-38]

Malcolm’ın diyalektik gelişiminin karmaşıklığını daha iyi anlamak için, Muhammed’in siyasi teolojisini onu besleyen teolojik antropolojisi ve felsefi tanrıbilim anlayışı ile birlikte özetlemek gerekiyor. İlyas Muhammed’in siyasi teolojisi ile örgütünün savunduğu politika, İslami teolojinin siyahilere has bir yorumunu temel alıyor. Muhammed’in İslami teolojisine dair özgün yorumu, kozmik boyutta da karşılığı olan, siyah/beyaz arası ırksal düşmanlık üzerine kuruludur. Bu kozmik düşmanlık, tüm beyaz ırkın temel (ırkçı) karakterini teolojik antropoloji açısından açıklamayı amaçlayan mitolojik bir dini anlatı çerçevesinde analiz etmektedir.[40]

Muhammed’in teolojik antropolojisi, beyaz insanların gerçek doğasının ne olduğunu açıklarken, öncelikle beyaz insanların dünyaya nasıl yerleştiğini ele alıyor. Bu, Muhammed’in beyaz insanların temel doğası ve neden doğuştan ırkçı oldukları hakkındaki argümanlarını özetlemekle kalmıyor, aynı zamanda siyahi insanların “gerçek” doğasını kozmik ve tarihsel terimlerle tanımlamaya çalışıyor. The Supreme Wisdom [“Yüce Bilgelik”] kitabının birinci cildinde Muhammed, şunu söylüyor:

“Eğer dediklerimi doğru kavrarsanız, tüm beyaz ırkının şeytani bir ırk olduğu konusunda benimle aynı fikirde olursunuz. Cennet bahçesinde şeytan oldukları kanıtlandı, 4000 yıl sonra İsa tarafından mahkûm edildiler. Aynı şekilde, bugün de büyük Mehdi Muhammed, onları en yalın haliyle birer şeytan olarak görülüp mahkûm ediliyor. [...] Hakikatten yana olan siyahi ulusu, 6000 yıl boyunca şeytanların kötü yönetimi altında çalışıp durdu. Artık doğru yöneticinin doğruluğun Tanrı’sının emri altında yaşamak gerekiyor. Böylesi bir yönetim altında yaşamaları için bugün insanların örgütlenmesi gerekiyor.”

[Muhammed, 1957: s. 26–27, 38]

Siyahi insanların kozmik kökeni ve tarihsel durumu hakkındaki bu kapsamlı anlatım, Muhammed’in siyahi adamın tarihi ve geleceğinin “gerçek bilgisi” olarak gördüğü eskatolojik vizyon işlevi görmektedir. Bu değerlendirme, Muhammed’in “Siyah Adama Mesaj”ıdır.[41]

Bu noktada Muhammed’in milliyetçiliği siyasi teolojisini nasıl etkilediği sorusunu sormamız gerekiyor. Ardından da şu soru sorulmalı: İlyas’ın siyasi teolojisi, siyahi milliyetçilik anlayışını nasıl şekillendiriyor?

İlyas Muhammed’deki milliyetçiliğin dini bir biçim aldığı fikri, milliyetçiliğin siyasi teolojisinin temel içeriğini sağladığını varsayıyor. Muhammed’in anladığı şekliyle siyahi milliyetçiliğinin ilkeleri, yeni dini esaslar olarak iş görüyor. Buna karşılık, siyasi teoloji, Muhammed’in siyasetini şekillendiriyor. Bu siyaset, seküler/siyasi kaygıların nihayetinde İslam’ın inanç esaslarına ilişkin siyahi anlayışa indirgenebileceğini düşünüyor.[42]

İlyas’taki siyahi milliyetçiliği ve siyasi teoloji anlayışı arasındaki karşılıklı ilişki, takipçilerine ilk elden pratik bir fayda sağlıyor. İlyas Muhammed’in teolojisi sadece soyut formülasyonların bir bileşimi değil, daha da önemlisi, takipçilerine günlük yaşamlarında yol gösterici ilkeler sunuyor. Bu yol gösterici ilkeler, açıklayıcı bir işleve sahiptir ve takipçilerinin günlük varoluşlarını, yaşam, gerçeklik, tarih, öz kimlik ve hatta “yaşamak için nasıl yemek yeneceği”ne dair geniş bir bakış açısıyla ilişkilendirmelerine yardımcı olmaktadır (Muhammed, 1957; Muhammed, 1965; Muhammed, 1967).

Tam da bu noktada şu türden sorular gündeme geliyor: Eğer siyahi milliyetçiliği, ulusal/ırkçı baskıya bir cevap ise, ulusal/ırkçı baskının temelini nasıl ele alabiliriz? Irkçılığa ve ulusal baskıya ne sebep olmaktadır? Siyahi insanlar, neden beyaz insanların elinde acı çekmiştir, çekmeye devam etmektedir? Bu tür sorular teoloji çerçevesinde sorulduğunda, Tanrı’nın nitelikleri ve Tanrı’nın insanlık tarihindeki, özellikle siyahi tarihindeki yeri hakkında ek kaygılarımız ortaya çıkar. İlyas Muhammed ve İslam Milleti’nin vaizi ve sözcüsü olarak Malcolm X, bu soruları cevaplama, İslam Milleti’nin siyahi milliyetçiliği esas alan teolojisiyle uyumlu açıklamalar sunmaya çalışmaktadır.

Evrende ve somut olarak siyahilerin dünyasında acı ve kötülüğün nedenine odaklanan bu teolojik yaklaşım, bizi teolojinin temel bir alanına, yani teodiseye götürüyor. Aramızdan ayrılmış olan siyahi felsefeci ve teolog Dr. William R. Jones, şu türden anlamlı açıklama sunuyor:

“Teodise, Yunanca teos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilmiş olup, kötülük ve insan acısı sorununu ele alan araştırma alanının ortak terimidir. Çoğu zaman, insan acısını ve kötülüğünü, Tanrı’nın doğası ve faaliyeti hakkındaki iddialar çerçevesinde açıklama girişimini ifade eder. Ancak ben, bu terimi farklı bir anlamda kullanacağım. Teodiseyi merkeze aldığınızda, siyahilerin çektiği acının benzersiz niteliğinin ‘Tanrı ırkçı mıydı?” sorusunu zorunlu olarak gündeme getiriyor. Bu soru, teodise tartışmasını başlatıyor. Siyahilerin zulüm koşullarında yaşadığını, çok yoğun zulümle yüzleştiğini söyleyen siyahi bir teolog, Tanrı’nın doğası ve Tanrı’nın insanlık tarihi üzerindeki egemenliği konusunda dile getirdiği iddialarını bu çekilen acıyla zorunda.”[43]

[Jones, 1998: s. xxxvi]

Siyahiler, köleliği, ayrımcılığı, polis şiddetini, linç eylemlerini, yeterince sağlık hizmeti aldığı hatta hiç alamadığı koşulları, ırk ayrımcılığını, parçalanmış toplulukları, başarı düzeyi düşük okulları, yoksulluğu, güçsüzlüğü, bilcümle çilenin kahrını çektiğinden (Jones’un ifadesiyle “çok yoğun zulümle” yüzleştiğinden) böylesi bir gerçeklikte, “Tanrı’nın siyahilerle, yüzleştikleri zulüm, çektikleri acıyla ilişkisi nedir?” sorusu gündeme gelir. Bunun devamında şu soru sorulur: “Tanrı’nın beyazlarla ve ırkçılığın yaptığı kötülüklerle bağlantısı nedir?”[44]

Şimdi İlyas Muhammed ve İslam Milleti’nin, Jones’un “Tanrı’nın ırkçılığı” dediği sorunu ve teodiseyle bağlantılı sorunlar konusunda getirdiği yorumları analiz edelim. Ardından da İlyas Muhammed’in, Tanrı’nın siyahilerle nasıl ilişki kurduğuna, siyahilerin tarihsel ve kesintisiz baskı ve ırkçılık koşullarının nedenine nasıl bir açıklama sunduğuna bakalım.

Bu baskıcı koşullar göz önüne alındığında, Muhammed, Allah’ın her şeye kadir (her şeye gücü yeten), sonsuz rahmet sahibi (herkese iyi olan), her yerde hazır ve nazır olan (her zaman mevcut olan) ve her şeye vakıf (her şeyi bilen) olduğunu mu varsayıyor? İslam Milleti açısından siyahilerin varlık âleminde (gerçekliğin en temel anlamında) kurtulmaları Allah’ın iradesine mi bağlıdır? Allah, siyahilerin hayatları ve gördükleri baskılar yanında kurtuluş yoluyla da mı bağlantılıdır?

Malcolm, İlyas Muhammed’in teodisesiyle tümüyle aynı fikirde olduğu dönemde, Hristiyanlıkla ilgili bir tartışmada yukarıdaki soruları ele aldığını görüyoruz. Malcolm, tartışmada şunları söylüyor:

“Tanrı’nın dini her daim Hristiyanlık olarak adlandırılmadı, şimdi de Tanrı’nın dini değil. Tanrı ise dinini değiştirmez. Tanrı, fikrini değiştirmez. Tanrı’nın fikri, baştan belirlenmiştir. Fikrini değiştirmek zorunda değildir, çünkü zamanın çarkının sonuna kadar bilinebilecek her şeyi bilir. Fikrini asla değiştirmek zorunda değildir, fikri belirlenmiştir, bilgisi eksiksizdir, her şeyi kapsar. Anlıyor musunuz? Yani bunu görebildiğinizde, ki bence görebilirsiniz, o zaman Tanrı’nın Hristiyanlığı kendi dini olarak adlandırması imkânsızdır.”

[Malcolm X, 1971: s. 44]

İlyas Muhammed’in teolojisi, Allah’ın/Tanrı'nın siyahi insanlarla olan ilişkisinin hem kozmik hem de somut olarak tarihsel olduğunu savunuyor. Kozmik düzeyde, Allah evreni yarattı ve dünyayı yok etme gücüne sahip. Muhammed konuyla ilgili olarak şunu söylüyor:

“Allah bize, (bir gün) dünyayı bombalarla, zehirli gazlarla nasıl yok edeceğini ve bu dünyanın her şeyini nasıl ortadan kaldıracağını önceden bildirmiştir. Dünyada beyaz insanlığa ait hiçbir şey kalmayacaktır.”

[Muhammed, 1957: s. 14]

Beyaz adam konusunda ise şunları söylüyor: “Beyaz adam, günahtan ibaret, özünde iyi hiçbir bulunmayan şeytandır” [Muhammed, 1957: s. 17-18]. Teolojik olarak, günah ve kötülüğe karşı kozmik savaş, beyaz adamın yok edilmesi için yürütülüyor. Bu anlamda Muhammed’de eskatoloji, beyaz uygarlığın yok edilmesi üzerine kuruludur. Muhammed’in eskatolojisi ırka özgüdür, çünkü kötülük ve günah, beyaz ırktan kaynaklanan özelliklerdir. Siyahi milletin yeniden doğuşu beyazların sonunu getirecektir. Yeni teolojide ırkçılık ve beyazlık birbirinden ayrılması mümkün olmayan, esasen eş anlamlı kategorilerdir.

Yeni teodise açısından bakıldığında, “beyaz ırkçılığı” ifadesi aslında gereksiz bir ifadedir. Dolayısıyla, Muhammed’in teodisesi, siyahilerin zulmünün/acı çekmesinin beyaz insanların doğasının ve yapısının bir ürünü olduğunu söyler. Beyazların siyahiler üzerindeki egemenliği, beyaz adamın siyahiler üzerinde sahip olduğu kötü güçten kaynaklanır. Irkçılığın varlığı, hem kozmik hem de doğaldır. Hem hareketin kurucusu Ferid Muhammed (Allah) hem de İlyas Muhammed (Elçisi) bu ırkçılığın son bulacağını söylemiştir. Malcolm, İlyas Muhammed’in görüşünü şu şekilde aktarır:

“Altı bin yıl önce, Yakup adında bir bilim insanı, bu Dünya’da başka bir kabile yarattı. [...] Buraya geldiğinde var olan on iki kabileden farklıydı. Yeni bir kabile, zayıf bir kabile, kötü bir kabile, şeytani bir kabile, içine cin kaçmış kabile, doğası gereği şeytani olan bir kabile. Yani, onlar sahneye çıkmadan önce, Muhterem İlyas Muhammed, Dünya’ya geldiğimizde, Dünya’daki en eski şehrin Kutsal Şehir olduğunu söylüyor. [...] Mekke, haram şehirdi. Oraya siyah adamdan başka kimse giremezdi.”

[Malcolm X, 1971: s. 70-71]

Bu teolojik özet, kötülüğün kozmik doğası açısından, Tanrı’nın/Allah’ın doğrudan siyahilerin gördüğü zulümden sorumlu olmadığını söyler. Şeytan (beyaz adam), siyahilerin acı çekmesinin doğrudan katalizörüdür. Bu nedenle, Jones’un “Tanrı beyaz bir ırkçı mıdır?” sorusuna İlyas Muhammed, Allah’ın beyaz ırkçısı olmadığını, ancak bu sorumluluğun şeytanda olduğunu söyleyerek cevap verecektir. Yani, siyahilerin sefaleti/zulmü beyaz adamın eylemlerinden kaynaklanmaktadır, çünkü tam da beyaz olduğu için ırkçıdır. Nihayetinde Allah/Tanrı, beyaz insanları yok edecek ve bunun sonucunda ırkçılığı ortadan kaldıracaktır.

Bu görüş, “Tanrı’nın ezilen siyahilerin yanında olduğuna dair elimizde ne türden bir kanıt var?” sorusunu gündeme getiriyor. Buna ek olarak “Tanrı/Allah kimdir?” sorusunu sorduruyor. Muhammed’in teodisisinin somut tarihsel boyutu, Allah anlayışında ve Allah’ın insanlık tarihine nasıl müdahale ettiğiyle ilgili yaklaşımında ortaya çıkar.

1. Allah/Tanrı, ruhani/aşkın bir varlık değil, insani bir kişidir. Muhammed, Allah’ın aşkın ama dünyada içkin olan, maddi olmayan/ruhani bir varlık olduğu fikrini reddeder. Yüce Bilgelik kitabının ikinci cildinde Muhammed, Allah’ı ruhani bir varlık olarak tasvir etmenin O’nu bir “hayalet” olarak göstermekten başka bir şey olmadığını iddia eder (Muhammed, 1957: s. 9).[45]

2. Allah/Tanrı, insanın idrak sınırlarının ve somutu kavrama becerisinin ötesinde bir şey değildir, çünkü aslında O, siyahileri özgürlüğe hazırlamak üzere otuzlarda ABD’ye gelmiştir. Yüce Bilgelik kitabının birinci cildinde İlyas Muhammed, şunu söyler:

“Muhterem Ferid Muhammed (Tanrı’nın bizzat kendisi), doğası gereği kötü, zalim ve içlerinde hiçbir iyilik olmayan insanların elinde 300 yıldan fazla acı çeken halkına olan sevgisini göstermek için altı ay boyunca acı çekmeyi seçti.”

[Muhammed, 1957: s. 15]

Muhammed, düşüncesini açıklayan sözlerine şu şekilde devam ediyor:

“Yüz Kırk Dört Bin, rakamla 144.000, sembolik olarak gelecekle ilgili bir kehanettir, beyaz ırkın atası Yakub’un 6.000 yıl önce Patmos veya Pela adasında gördüğü vizyona atıfta bulunur. Yakub, halkını bu zamanın sonunda olacaklar konusunda uyarmıştır. Matematikte 144.000 sayısı, KARE’yi ifade eder, bu kare ki Allah’ın bahsi edilen sayıda insanla yürüttüğü manevi çalışma konusunda mükemmel bir cevap sunar. Onlar, kötüler arasından Allah’a (Tanrı’ya) ve elçisine dönen ilk (zenci) kişilerdir; ilk olgun meyve olarak anılırlar. [...] Hakikatten yana olan siyahi milleti, 6000 yıl boyunca şeytanların kötü yönetimi altında çalıştıktan sonra, doğru bir yöneticiye, doğruluk Tanrısı’nın yönetimine geri dönmek için, halkın böyle bir yönetim altında yaşamak üzere yeniden organize edilmesi gerekir. Övgülere layık olan ve Üstat Wallace Ferid şahsında gelen Her Şeyi Bilen Tanrı... Muhammed, seçilmiş bir milletin kayıp ve son üyeleri olarak bizi ararken, eski dünyadan yeni bir İslam dünyası inşa ediyor. Bu nedenle, ebedi hükümranlığının temelini, HAKİKATİ temsil eden karesi alınmış bir sayı üzerine kuruyor.”

[Muhammed, 1957: s. 23-24]

İlyas Muhammed’in teodisesi, beyaz ırkı Yakub’un yarattığını iddia ediyor. Yakub siyahidir, alt düzeyde tanrısal bir varlıktır veya belki de muazzam bir deha sahibi siyahi bir bilim insanıdır. Yakub, gezegenin orijinal siyahi insanlarından farklı bir insan ırkı yaratma arzusundan dolayı beyaz ırkı genetik olarak tasarlamaya karar vermiştir.

Böylece, ırkçılıkla eş anlamlı olan dünyadaki kötülüğün varlığı, aslında daha düşük bir tanrı olarak hareket eden siyahi bir adamın yaratımıdır. İronik bir şekilde, Muhammed’in teodisisi açısından, en nihayetinde siyahi insanların bugün karşılaştığı ırkçılıktan siyahi adam sonra da beyazlar sorumludur. Muhammed’in teolojisi bağlamında, teodise sorununun Tanrı’nın her şeye kadir olma özelliğini zayıflatmadığını görebiliyoruz. Ancak bu iddia, Tanrı’nın her şeye kadir ve iyiliksever olma özelliğini mantıksal olarak sorunlu hale getiriyor.

İslam Milleti’nin savunduğu teoloji, başta Malcolm X’e, bilhassa siyahilerdeki yoksulluğun ve güçsüzlüğün temel nedenlerini ortaya koyarak, onların hayatlarının maruz kaldıkları berbat koşulları kafi düzeyde izah eden bir dünya görüşü sundu. İlyas Muhammed’in siyahi teodise anlayışı, Malcolm X’in sadece kendi kişisel hayatına dair bütünleşik ve kapsamlı bir anlayış oluşturmasını değil, aynı zamanda Afrikalı-Amerikalıların genel durumunu kuşatan temel sorunu da tanımasını sağlayan bir teori çerçeve sunuyordu.

1952 1 Mayıs’ında, Pazar günü Malcolm, düzenlenen mitinge katıldı. Burada İlyas Muhammed’in takipçilerine hitap etme imkânı buldu. Malcolm, İlyas Muhammed’le ilk karşılaşmasını bize şu şekilde aktarıyor:

“İlyas Muhammed, Kuzey Amerika’nın bu kuş uçmaz kervan geçmez diyarında yüzyıllarca ‘mavi gözlü şeytan olarak beyaz adamın zencilerin beynini nasıl yıkadığını’ anlattı. Bunun bir sonucu olarak, ‘Amerika’daki siyahi adam, zihinsel, ahlaki ve ruhsal açıdan ölüdür’ dedi. İlyas Muhammed, siyahi adamın asıl insan olduğunu, anavatanından kaçırıldığını, Amerika’daki siyahi, kim olduğunu idrak edemeyene dek, dilinden, kültüründen, aile yapısından, soyadından mahrum bırakıldığını söyledi. Bize, kendimize dair gerçek bilgileri temel alan öğretilerin siyahi adamı beyaz adamın toplumunun en dibinden nasıl çekip çıkartacağını, göğe yükselteceğini, siyahi adamı başladığı yere, medeniyetin zirvesine nasıl taşıyacağını anlattı, bunun nasıl olacağını bizzat gösterdi.”

[Malcolm X, 1966b: s. 197]

İslam Milleti’nin teolojisinin temel özelliklerinden biri, ırkçılığı beyaz ırkın tamamına özgü içsel bir özellik olarak açıklamasıdır. Genel olarak, bu tür bir argüman, çoğu Afrikalı-Amerikalının mensubu olduğu Hristiyan mezhebiyle ve teolojisiyle çelişir. Bununla birlikte, ırkların kökeni kavramını açıklamak için teolojik antropolojinin kullanılması, siyahi Hristiyan düşünürlere yabancı bir husus değildir.

Siyahi ırkının tarihini düzeltmeye ahdetmiş, ırkçılığın ve zulmün siyahilerin hayatları üzerindeki tesirini inceleyen, siyahiliği öven, Afrika ile bağları kuran Siyahileri Savunma Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden Martin R. Delany’nin 1879 tarihli eseri Principia of Ethnology: The Origin of Races and Color [“Etnolojinin İlkeleri: Irkların ve Renklerin Kökeni”], ırkların birliği ve eşitliği fikrini destekliyor, beyaz ırkın üstünlüğünü eleştiriyordu (Delany, 1879).

Delany’ye yönelik atıf önemli, çünkü o, genelde siyahi milliyetçilik düşüncesinin “baba”sı, dolayısıyla, bu gelenek dâhilinde Muhammed’in öncüsü olarak kabul edilir.[46] Bu nedenle, siyahi milliyetçiliğinin felsefi çerçevesi içinde, Delany ve Muhammed’in ırkların kökenine ilişkin yaklaşımlarını karşılaştırabiliriz. İddialarını Kitab-ı Mukaddes’teki kutsal metinlere dayandıran Delany, ırkların kökenleri için kendince bir argüman geliştiriyor. Afrika’ya dönüş hareketinin ilk savunucularından biri olan Delany, Afrikalı-Amerikalıların köleleştirilmesini haklı çıkarmak için yaygın olarak kullanılan (Nuh’un oğlu) Ham’ın lanetiyle ilgili Hristiyanlara ait miti çürütmeyi amaçlıyor.[47] Teolojik antropoloji, sosyal bilimler ve Mısır hiyeroglifleri üzerinden Delany, şunları söylüyor:

“Âdem’in ten renginin kil rengi veya sarı olduğunu, safkan Kuzey Amerika Kızılderililerinin en açık ten rengine daha çok benzediğini düşünüyoruz. Âdem’den Nuh’a kadar uzanan dönemde Nuh’un karısı ve oğullarının eşleri de dâhil olmak üzere tüm halkların ten renklerinin aynı olduğuna dair hiçbir şüphemiz yok. [...] Nuh’un üç oğlu vardı: Şem, Ham ve Yafet. Bu üç oğlun halkın aktif yöneticileri ve hürmet gören liderleri olduğu açık. Bizim için şüphe götürmeyen bir başka gerçek daha var: Nuh’un bu üç oğlunun da ten renkleri farklıydı ve halk arasında da orantılı sayıda farklı ten rengi mevcuttu. Bu erken dönemde, ırkların bilinmediği zamanlarda, insanların ten renklerindeki farklılık, beyazların saç renklerindeki farklılığın onları kendi aralarında farklı halklar olarak ayırt etmemesi gibi, bir ayırt edici özellik olarak görülmüyordu.”[48]

[Delaney, 1879: s. 12, 20, 21]

Delaney, ilk insanın beyaz değil de koyu tenli olduğunu savunurken, beyaz olmayan insanların üstün olduğunu söylemiyor, ten rengindeki farklılıkların aslında ırk kavramından önce geldiği görüşünü savunuyor.[49] Delaney ve İlyas Muhammed, siyahi milliyetçisi olarak, ırkların kökenine dair görüşleri üzerinden siyahilerin aşağı ırk olduğuyla ilgili beyaz ırkçıların ağzından dökülen iddialara cevap veriyor. Ama öte yandan, ortak noktada buluşmalarına rağmen, ikisinin ırkın üstünlüğü konusunda temelden farklı görüşlere sahip olduklarını görüyoruz.

Bu iki siyahi milliyetçisinin beyaz ırkçılığına nasıl cevap verdiğine dair incelememiz, bizim Malcolm’ın siyaset felsefesi ile ilgili değerlendirmemiz için önemli. Malcolm X’in siyaset felsefesine dair analizimiz, özünde iki tespit üzerine kurulu:

1. Tüm siyahi milliyetçilerinin felsefelerini siyahi ırkının üstünlüğüne dayandırmak zorunda olduklarını varsaymadıklarını görüyoruz. Bu nedenle Delany, Malcolm’ın İslam Milleti sonrası dönemde geliştirdiği ırkçılıktan arındırılmış milliyetçilik anlayışı için tarihsel bir emsal sunuyor.

2. Hem Delany hem de Muhammed, ırkçılık ve siyahilerin varoluş sorununu teolojik terimlerle ele alırken, Malcolm, bu düşünsel hattan kopuyor. Malcolm, ırkçı teolojiden ilk olarak Mekke’de geleneksel İslam ile karşılaşması sonrası koptuğunu söylese de İslam Milleti sonrası geliştirdiği milliyetçilik temelli siyaset felsefesi ile ırkçılığa dair yaklaşımı, seküler bir nitelik arz etmektedir. Bence tartışmamız için daha büyük öneme sahip olan, bu ikinci husustur.

İlyas Muhammed’in ırkçılığı teolojiye indirgeyen, onu temel alan yaklaşımına karşılık Malcolm, dini bağlılıklarını siyaset felsefesinden ayırır. Bu anlamda, Malcolm Sünni Müslüman olsa da, siyahi milliyetçilikle ilgili düşünceleri teolojik varsayımlara dayanmaz veya bu düşünceler ondaki dini bağlılığa kapatılamaz. Çünkü Malcolm, siyahi milliyetçilik anlayışının temel içeriği olarak siyasi teolojiyi nihayetinde bir kenara bırakmıştır.[50]

Malcolm’ın seküler/kutsal ayrımı, örgütsel yükümlülükte karşılık bulur: bu ayrımla uyumlu iki grup kurması gerektiğini düşünen Malcolm, hem Müslüman Camii A.Ş.’yi hem de Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nü kurar. Bu iki yapının kurulması, sadece pratik kaygıların değil, aynı zamanda felsefi zorunlulukların da sonucudur. Pratik konulara gelince, Malcolm’a katılan eski İslam Milleti müritleri, örgütten ille de teolojik gerekçelerle ayrılmamış olan isimlerdi. Çoğu, İslam Milleti içindeki yolsuzluk ve İlyas Muhammed’in ahlaki yanlışları konusunda hayal kırıklığına uğramıştı. Bu gerçek, Müslüman Camii A.Ş.’nin dini bir örgüt olması gerçeğiyle de birleşmektedir. Neticede bu cami teşkilatına, Malcolm’ın liderliğini benimseyen, gayrimüslimlerin katılmasına izin verilmiyordu.

Teorik zorunluluklar, özünde felsefi niteliktedir. Daha önce de belirtildiği gibi, Malcolm, İlyas Muhammed’in dini milliyetçiliğini kopyalamakla yetinemezdi. İdeolojik kopuş, İlyas Muhammed ve İslam Milleti bünyesindeki hiyerarşiyle arasındaki kişisel farklılıkların ötesine uzanıyordu. Malcolm, siyahi milliyetçiliğini seküler (materyalist) bir siyaset felsefesi oluşturma çabası dâhilinde yeniden ele almak zorundaydı. İlyas Muhammed’in dini siyahi milliyetçiliği, siyasi boyutu teolojik temele indirgerken Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğinin dayandığı siyaset felsefesi, her türden teolojik harmandan kesinlikle ayrıştırılmak zorundaydı. Müslüman Camii A.Ş’nin dayandığı teoloji, Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nü yönlendirecek seküler felsefe olarak iş göremezdi.

İlyas Muhammed’in siyahi milliyetçilik anlayışı ırkçılığı temel alıyordu. Bu anlamda, Malcolm’ın İslam Milleti’nden ayrıldıktan sonra “beyaz insanların mavi gözlü şeytanlar” olduklarına dair teze giderek daha fazla eleştirel yaklaşması asla tesadüf değildi.

Malcolm, Mekke’yi ziyaret ettikten, sonrasında Sünni İslam’ı benimsedikten sonra, İslam Milleti’ni ve İlyas Muhammed’in ırkçılığını açıktan eleştirdi. İlyas Muhammed’in İslam’la ilgili ırkçı anlayışı hakkında konuşan Malcolm, şunları söylüyordu:

“Hiçbir Arap veya Asyalı Müslüman, İlyas Muhammed’in mabetlerine veya ibadet yerlerine hiçbir zaman giremedi. Esasında onun doktrini beyaz karşıtı olduğu kadar Arap ve Asya karşıtıdır.”

[Malcolm X, 1992: s. 249]

Malcolm, sonunda beyaz insanları mahkûm eden genellemeler üzerine kurulu ifadelerden uzaklaştı. Malcolm’ın dönüşümünde, felsefi antropolojide İslam Milleti’nin ırkları kıyaslanamacak olgular olarak gören anlayışını ve karşılıklı dışlama ilkesini terk ettiğini, evrensellik ve karşılıklı kapsama ilkesini benimsediğini görüyoruz. Malcolm’ın savunduğu karşılıklı kapsama ilkesi, emperyalizme karşı uluslararası mücadelenin materyalist (felsefi) temeller üzerine kurulması gerektiği yönündeki giderek artan farkındalığına dayanmaktadır.

Suikastından kısa bir süre önce Malcolm, “Bence en kötü insan türü, başka bir insanı ten rengine göre yargılayan kişidir” demiştir (Malcolm X, 1992: s. 160–161). Siyahi milliyetçiliğine dair yeni (ırkçı olmayan) bir bakış açısını kuşanmış olan Malcolm X, siyahilerin özgürlük mücadelesinin siyasi-ekonomik boyutunu yeniden düşünmeye başladı. Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğini yeniden ele alan teorik çalışması, sadece teolojik ilkelere bağlı kalmaz, bunun yanında, siyahilerin maruz kaldıkları sömürü ve zulmün siyasi-ekonomik doğasının materyalist analizine yönelir.

Irkçılığı ve ulusal zulmü değerlendirirken dini mitlere başvurmayan Malcolm, kendi siyahi milliyetçiliği anlayışını geliştirirken yüzünü seküler (materyalist) siyaset felsefesine çevirir. Artık bu noktada kendisini kapitalizmle emperyalizmin yapısal özelliklerini ve sistemsel niteliğini, bunların ırkçılık ve ulusal zulümle aralarındaki girift ilişkiyi tanımlamaya mecbur hissetmektedir.

John H. McClendon Ill
Stephen C. Ferguson Il

[Kaynak: Malcolm X: From Political Eschatology to Religious Revolutionary, Yayına Hz.: Dustin J. Byrd ve Seyed Javad Miri, Brill, 2016, s. 37-90.]

Dipnotlar:
[36] Malcolm’ın Kennedy suikastiyle ilgili yorumunu İslam Milleti’yle ilişkisinin askıya alınmasına neden olan konuşmada dile getirir: ABD’deki politik sistemi ve başvurduğu şiddeti eleştirdiği konuşması için bkz.: Malcolm X, “God’s Judgment of White America (The Chickens Come Home to Roost),” (4 Aralık 1963) Black Commentor. Malcolm X , By Any Means Necessary; Speeches, Interviews, and a Letter içinde, yayına hz.: George Breitman, (New York, Pathfinder Press, 1970).

[37] Stokes olayını ele alan bir çalışma için bkz.: Frederick Knight, “Justifiable Homicide, Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los Angeles Police Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal of Negro History 79.2 (Bahar, 1994): s. 182–196.

[38] İlyas Muhammed’in sözünü aktaran: Frederick Knight, “Justifiable Homicide, Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los Angeles Police Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal of Negro History 79.2 (Bahar, 1994): s. 191.

[39] Frederick Knight’ın dediğine göre “İlyas Muhammed, Belediye Başkanı Yorty’nin baskısıyla Malcolm’ı dilini yumuşatma konusunda uyarmıştır.” Frederick Knight, “Justifiable Homicide, Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los Angeles Police Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal of Negro History 79.2 (Bahar, 1994): s. 191. Malcolm’ın sözüne Knight’ın makalesinin 190. sayfasında yer verilmiş.

[40] İslam Milleti’nin teolojisi konusunda detaylı ve eleştirel bir değerlendirme için bkz.: Zafar Ishaq Ansari, “Aspects of Black Muslim Theology” Studia Islamica 53 (1981): s. 137–176.

[41] Edward E. Curtis IV, “Islamizing the Black Body: Ritual and Power in Elijah Muhammad’s Nation of Islam” Religion and American Culture: The Journal of Interpretation 12.2 (2002): s. 167–196; Richard Brent Turner, Islam in the African-American Experience (Bloomington: Indiana University Press, 1997); Claude A. Clegg III, An Original Man: the Life and Times of Elijah Muhammad (New York: St. Martin’s Press, 1997).

[42] Akademi sahasında İlyas Muhammed’in İslam Milleti’nin teolojisini açıklayan çalışması konu edinen ilk makalelerden biri için bkz.: Erdmann Doane Beynon, “The Voodoo Cult among Negro Migrants in Detroit” American Journal of Sociology 43. 6 (Mayıs 1938): s. 894–907.

[43] Jones’ın asarı ve mirasına dair, yorumları da içeren bir analiz için bkz.: Stephen Ferguson, “On the Occasion of William R. Jones’s Death: Remembering the Feuerbachian Tradition in African-American Social Thought,” apa Newsletter on Philosophy and the Black Experience 12.2 (Bahar 2013): s. 14–19; John H. McClendon ve Brittany L. “William R. Jones and Philosophical Theology: Transgressing and Transforming Conventional Boundaries of Black Liberation Theory,” apa Newsletter on Philosophy and the Black Experience 13.1 (Güz 2013): s. 19–34.

[44] Bu meseleleri Katrina Fırtınası bağlamında tartışan bir çalışma için bkz.: Ferguson, Stephen. “Teaching Hurricane Katrina: Understanding Divine Racism and Theodicy,” apa Newsletter on Philosophy and the Black Experience 7.1. (Güz 2007): s. 1–5.

[45] Maddi olmayan Tanrı meselesi konusunda Zafer Ishak Ensari şunları söylüyor: “İlyas Muhammed, ruhun Tanrı’sı, böylesine biçimsiz bir Tanrı nasıl olur da insana dair meselelerle ilgilenir? Böylesine maddi olmayan bir Tanrı maddi dünyanın içinden çıkması ne büyük bir başarıdır. Bu hayalete benzer Tanrı’ya karşılık İslam Milleti’nin Tanrı’sı o kadar insanidir O ölebilir de.” Zafar Ishaq Ansari, “Aspects of Black Muslim Theology” Studia Islamica 53 (1981): s. 143.

[46] Bkz.: Yayına hz.: Robert S. Levine, Martin R. Delany: A Documentary Reader (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 2003).

[47] Siyahilerin kutsal kitap incelemeleri ve Ham laneti denilen mit konusunda bkz.: Michael Joseph Brown, Blackening of the Bible (New York: Trinity Press International, 2004): s. 26–30, 62–63.

[48] Delany’nin siyahi milliyetçiliğinin sınıfsal niteliğini eleştiren bir çalışma için bkz.: Nell Irvin Painter, “Martin R Delany: Elitism and Nationalism ” Yayına hz.: Leon Litwack ve August Meier, Black Leaders of the Nineteenth Century içinde (Urbana: University of Illinois press, 1988): s. 149–172.

[49] Delany’nin siyahilere dönük savunusu ve Mısırolojiyi kullanma biçimi konusunda bkz.: Mario A. Beatty, “Martin Delaney and Egyptology” Ankh Revue d’égyptologie et des civilisations n. 14/15 (2005–2006) Ankh.

[50] Malcolm’ın Sünni Müslüman olarak edindiği tecrübe ve Malcolm’ın Müslüman Camii A.Ş. bünyesinde yaşadığı teolojik dönüşüm sürecinde Sudanlı Şeyh Ahmed Hassun’un oynadığı rehberlik rolü konusunda bkz.: Malik Simba, “Sheik Ahmed Hassoun”, yayına hz.: Robert L. Jenkins ve Mfanya Donald Tryman, The Malcolm X Encyclopedia içinde (Westport: Greenwood Press, 2002): s. 266–267.

0 Yorum: