Söyleyecek
çok şey var ama aynı zamanda neredeyse hiçbir şey yok.
ABD
ve İsrail, İran’a savaş ilan etti.
Daha
önce dile getirdiğim üzere, savaştan gayrı bir sonucun oluşmayacağı belliydi.
Henüz savaşın başı, bu nedenle nerelerin vurulduğunu bilmiyoruz.
Bildiğimiz kadarıyla ABD ve İsrail, Ali Hamaney’in Tahran’daki konutunu ve ülke genelindeki birçok başka yeri bombaladı.
Cezire’nin haberinde iletildiğine göre, bombalanan
yerlerden biri, kız çocuklarının gittiği bir okul. Tanıklıkların aktardığı
kadarıyla onlarca İranlı çocuk katledildi. Çok sayıda sosyal medya hesabı, bu
haberi videolarla teyit ediyor.
İran,
İsrail’in yanı sıra Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD
askeri üslerine füze fırlatarak karşılık verdi.
Trump,
savaş ilanını İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına mani olma gerekçesi
üzerinden meşrulaştırmaya, bu gerekçeyi yalanlarla süslemeye çalıştı. Oysa rejim
değişikliğinin gerçek amacı açıktı. Bu savaş ilanı da 23 yıl önce Bush Jr.’ın
kullandığı aynı kelimelere başvurdu: “Büyük çaplı muharebe operasyonları
başladı.”
Zaman
dedikleri, lanet olası bir döngü.
İmparatorluk,
imparatorluk olmanın gereğini yapmaya devam edecek.
Bugün
70 yıllık bir hırsız kolonisinin ve 250 yıllık bir hoyrat deneyin bombaları,
2500 yıllık bir medeniyetin üzerine yağıyor. O tarihi kasaba ve şehirlerin
üzerine. Dünyanın en güzel modern ve antik mimari eserlerinden bazılarının
üzerine.
Epstein
imparatorluğunun hedefi açık olsa da, bu hedefe hemen ulaşamaz. Özellikle de
Irak tarzı bir hükümet darbesi ve iktidara kendi adamlarını yerleştirme
amacıyla yürütülecek kara operasyonunu başlatmadan, kara birliklerini sahaya
göndermeden bu mümkün değil. Trump ve İsrail’in stratejik bir köşeyi tutmuş
olmaları sebebiyle, böylesi bir şeyin gelişmesi muhtemel.
Kanaatimce,
ABD ve İsrail’in asıl hedefi, İran’ı etnik açıdan balkanlaştırma, bölüp
parçalamaktır. “Ülke ne kadar çok parçaya bölünürse halk o kadar zayıflar, bu
da İsrail’in bölge üzerinde tam hegemonya kurmasını sağlar” diye düşünüyorlar.
Siyonistler ve Büyük İsrail savunucuları, hayallerindeki geleceği planlamak
için bu haritayı sosyal medyada paylaşıyorlar.
Bildiğimiz
tek şey, nükleer programla ilgili müzakerelerin bir aldatmaca olduğudur. Reuters
bu sabah, ABD ve İsrail’in saldırıyı aylardır planladığını, 28 Şubat’ın başlama
tarihi olarak haftalar önce belirlendiğini söyledi.
Batı
imparatorluğunun doğası, ikiyüzlülüğü ve ahlaksızlığı, liderlerimizin insanlık
dışı nitelikleri konusunda zihinlerde hâlâ şüpheler varsa, artık bunlar ortadan
kalkmalıdır. Aldatıcı ve hilekâr olan bu kişiler, istediklerini elde etmek için
ne kadar yasa dışı veya cinayet içeriyor olursa olsun, her türlü yalanı
söylemeye ve her türlü eylemi gerçekleştirmeye hazırdırlar.
Ancak
Batı medyası, liderlerimizin davranışlarını asla bu şekilde analiz etmeyecek
veya açıklamayacak.
Tam
tersine, önümüzdeki günlerde ve haftalarda batı medyası, biri aranan bir savaş
suçlusu, diğeri ise bir dolandırıcı, sahtekâr ve tecavüzcü tarafından yönetilen
iki ülkenin İran’ı özgürleştirmeye gelen kurtarıcılar olduğuna bizi ikna etmeye
çalışacak. Gerçek bir soykırım gerçekleştiren adamların insancıl oldukları
söylenecek. Sivil ölümler arttıkça, son elli yılda kelimenin tam anlamıyla on
milyonlarca insanı öldüren imparatorluk, özünde iyi niyetli olarak takdim
edilecek.
Liberallerin
Tepkisi
ABD
imparatorluğu gözlerini Grönland’a diktiğinde, liberallerin Trump’a yönelttiği
tüm öfke, sabah esintisinde sis gibi anında dağılıyor. İki ay öncesine kadar
liberallerin “ABD emperyalizmine meydan okuyarak yeni bir dünya düzenine
liderlik edecek kişi” olarak methettiği Mark Carney, bu sabah Trump’ın yasadışı
savaşını destekledi.
Liberaller,
esmer tenli insanların parçalanmasına ve topraklarının yasadışı bir şekilde
saldırıya uğrayıp işgal edilmesine aldırış etmiyorlar denilemez. Bilâkis,
liberaller bu saldırılara, katliamlara ve işgallere destek veriyorlar.
Carney
gibi liberaller tümüyle sahtekârdır; yalnızca çok özel koşullar altında ve dar
çıkarları tehdit edildiğinde konuşacak şevki bulurlar.
Demokratlar,
tam da bu ideolojik zeminde, büyük ölçüde sessiz kaldı veya desteklerini dile
getirdi. Starmer, Macron ve Merz de dâhil olmak üzere, Avrupa’daki liberal
liderlerin çoğu, gerçeği tersine çevirerek, İran’ı “saldırgan taraf” olarak
gösterdi.
Her
gün, bize yeni bir şeyler öğrenme fırsatı sunuyor.
Her
geçen gün, liberal zihniyetin hastalığına dair daha da çarpıcı bilgiler
ediniyoruz.
İmparatorluk
yönetimi altında geçen her gün, liberal düşüncenin merkezindeki değersiz, içi
boş özü daha net görüyoruz.
Bugünkü
manşetlerin hiçbiri ve gelecekteki haberlerin hiçbiri, bu savaşın uluslararası
hukuka aykırı, yasadışı bir saldırı olduğu gerçeğine odaklanmayacak.
Savaşı
bu şekilde değerlendiren makaleler bulmakta zorlanacağız. Batılı gazetecilerin
bu kelimeleri tam da bu sırayla yazıp dile getirdiklerini geçmişte de gördük. Dört
yıl önce Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle ilgili her makale, “Rusya’nın Ukrayna’yı
yasadışı işgali” diye başlıyordu. İnanılmaz bir şekilde, bazı medya kuruluşları,
2003’teki propagandayı dillendirebiliyor, sebepsiz yere gerçekleştirilen emperyalist
saldırıyı “önleyici saldırı” olarak satmaya çalışıyor.
Zaman
dedikleri, lanet olası bir döngü.
İmparatorluk,
imparatorluk olmanın gereğini yapmaya devam edecek.
Çünkü
ne de olsa tarihe damgasını vuran bir gerçek var: Tarihin en acımasız
imparatorluğu, bir grup çocuk tecavüzcüsü ve savaş suçlusu, uluslararası
hukuktan kaçan firariler, dolandırıcılar ve soykırımcılar, hırsızlar ve
sömürgeciler, aslında iyi niyetle müzakere etmiyorlarmış ve sadece savaş
istiyorlarmış!
Dolayısıyla,
bugünkü olaylar kimseyi şaşırtmamalı. Yaşananlar süpriz değil.
Ne
var ki bu tür eylemler, saldırılar, her daim bizde öfkeye yol açmalıdır.
Paramızla
işlenen ve seçtiğimiz kişilerce gerçekleştirilen vahşetlere asla alışmamalıyız.
Sahte
bahanelerle başlatılan yasadışı savaşlara ve bu savaşlara gerekçeler uydurma
çabasına asla alışmamalıyız. Bu çabalar, gerçekten de zekâmıza hakaret ediyorlar.
Bundan
sonra ne olacağı, ABD-İsrail bombardımanının şiddetine, İran liderlerinin
öldürülüp öldürülmemesine, İran’ın kaç füzesi olduğuna, fırlatma rampalarının
ne kadar iyi korunduğuna ve İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nı abluka altına
alıp almamasına bağlı.
Bundan
sonra olacaklar, imparatorluğun merkezinde yaşayan insanlar olarak bizim
sesimizi yükseltmemize, öfkemizi açıkça dile getirmemize ve bizim adımıza gerçekleştirilen
toplu katliama karşı göstereceğimiz tepkiye ve eylemlere bağlı.
Nate Bear
28
Şubat 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder