Pages

06 Mart 2026

Hırsızlar, Yalancılar ve Soykırımcılar İran’a Savaş İlan Etti

Söyleyecek çok şey var ama aynı zamanda neredeyse hiçbir şey yok.

ABD ve İsrail, İran’a savaş ilan etti.

Daha önce dile getirdiğim üzere, savaştan gayrı bir sonucun oluşmayacağı belliydi.

Henüz savaşın başı, bu nedenle nerelerin vurulduğunu bilmiyoruz. 

Bildiğimiz kadarıyla ABD ve İsrail, Ali Hamaney’in Tahran’daki konutunu ve ülke genelindeki birçok başka yeri bombaladı. 

Cezire’nin haberinde iletildiğine göre, bombalanan yerlerden biri, kız çocuklarının gittiği bir okul. Tanıklıkların aktardığı kadarıyla onlarca İranlı çocuk katledildi. Çok sayıda sosyal medya hesabı, bu haberi videolarla teyit ediyor.

İran, İsrail’in yanı sıra Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD askeri üslerine füze fırlatarak karşılık verdi.

Trump, savaş ilanını İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına mani olma gerekçesi üzerinden meşrulaştırmaya, bu gerekçeyi yalanlarla süslemeye çalıştı. Oysa rejim değişikliğinin gerçek amacı açıktı. Bu savaş ilanı da 23 yıl önce Bush Jr.’ın kullandığı aynı kelimelere başvurdu: “Büyük çaplı muharebe operasyonları başladı.”

Zaman dedikleri, lanet olası bir döngü.

İmparatorluk, imparatorluk olmanın gereğini yapmaya devam edecek.

Bugün 70 yıllık bir hırsız kolonisinin ve 250 yıllık bir hoyrat deneyin bombaları, 2500 yıllık bir medeniyetin üzerine yağıyor. O tarihi kasaba ve şehirlerin üzerine. Dünyanın en güzel modern ve antik mimari eserlerinden bazılarının üzerine.

Epstein imparatorluğunun hedefi açık olsa da, bu hedefe hemen ulaşamaz. Özellikle de Irak tarzı bir hükümet darbesi ve iktidara kendi adamlarını yerleştirme amacıyla yürütülecek kara operasyonunu başlatmadan, kara birliklerini sahaya göndermeden bu mümkün değil. Trump ve İsrail’in stratejik bir köşeyi tutmuş olmaları sebebiyle, böylesi bir şeyin gelişmesi muhtemel.

Kanaatimce, ABD ve İsrail’in asıl hedefi, İran’ı etnik açıdan balkanlaştırma, bölüp parçalamaktır. “Ülke ne kadar çok parçaya bölünürse halk o kadar zayıflar, bu da İsrail’in bölge üzerinde tam hegemonya kurmasını sağlar” diye düşünüyorlar. Siyonistler ve Büyük İsrail savunucuları, hayallerindeki geleceği planlamak için bu haritayı sosyal medyada paylaşıyorlar.

Bildiğimiz tek şey, nükleer programla ilgili müzakerelerin bir aldatmaca olduğudur. Reuters bu sabah, ABD ve İsrail’in saldırıyı aylardır planladığını, 28 Şubat’ın başlama tarihi olarak haftalar önce belirlendiğini söyledi.

Batı imparatorluğunun doğası, ikiyüzlülüğü ve ahlaksızlığı, liderlerimizin insanlık dışı nitelikleri konusunda zihinlerde hâlâ şüpheler varsa, artık bunlar ortadan kalkmalıdır. Aldatıcı ve hilekâr olan bu kişiler, istediklerini elde etmek için ne kadar yasa dışı veya cinayet içeriyor olursa olsun, her türlü yalanı söylemeye ve her türlü eylemi gerçekleştirmeye hazırdırlar.

Ancak Batı medyası, liderlerimizin davranışlarını asla bu şekilde analiz etmeyecek veya açıklamayacak.

Tam tersine, önümüzdeki günlerde ve haftalarda batı medyası, biri aranan bir savaş suçlusu, diğeri ise bir dolandırıcı, sahtekâr ve tecavüzcü tarafından yönetilen iki ülkenin İran’ı özgürleştirmeye gelen kurtarıcılar olduğuna bizi ikna etmeye çalışacak. Gerçek bir soykırım gerçekleştiren adamların insancıl oldukları söylenecek. Sivil ölümler arttıkça, son elli yılda kelimenin tam anlamıyla on milyonlarca insanı öldüren imparatorluk, özünde iyi niyetli olarak takdim edilecek.

Liberallerin Tepkisi

ABD imparatorluğu gözlerini Grönland’a diktiğinde, liberallerin Trump’a yönelttiği tüm öfke, sabah esintisinde sis gibi anında dağılıyor. İki ay öncesine kadar liberallerin “ABD emperyalizmine meydan okuyarak yeni bir dünya düzenine liderlik edecek kişi” olarak methettiği Mark Carney, bu sabah Trump’ın yasadışı savaşını destekledi.

Liberaller, esmer tenli insanların parçalanmasına ve topraklarının yasadışı bir şekilde saldırıya uğrayıp işgal edilmesine aldırış etmiyorlar denilemez. Bilâkis, liberaller bu saldırılara, katliamlara ve işgallere destek veriyorlar.

Carney gibi liberaller tümüyle sahtekârdır; yalnızca çok özel koşullar altında ve dar çıkarları tehdit edildiğinde konuşacak şevki bulurlar.

Demokratlar, tam da bu ideolojik zeminde, büyük ölçüde sessiz kaldı veya desteklerini dile getirdi. Starmer, Macron ve Merz de dâhil olmak üzere, Avrupa’daki liberal liderlerin çoğu, gerçeği tersine çevirerek, İran’ı “saldırgan taraf” olarak gösterdi.

Her gün, bize yeni bir şeyler öğrenme fırsatı sunuyor.

Her geçen gün, liberal zihniyetin hastalığına dair daha da çarpıcı bilgiler ediniyoruz.

İmparatorluk yönetimi altında geçen her gün, liberal düşüncenin merkezindeki değersiz, içi boş özü daha net görüyoruz.

Bugünkü manşetlerin hiçbiri ve gelecekteki haberlerin hiçbiri, bu savaşın uluslararası hukuka aykırı, yasadışı bir saldırı olduğu gerçeğine odaklanmayacak.

Savaşı bu şekilde değerlendiren makaleler bulmakta zorlanacağız. Batılı gazetecilerin bu kelimeleri tam da bu sırayla yazıp dile getirdiklerini geçmişte de gördük. Dört yıl önce Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle ilgili her makale, “Rusya’nın Ukrayna’yı yasadışı işgali” diye başlıyordu. İnanılmaz bir şekilde, bazı medya kuruluşları, 2003’teki propagandayı dillendirebiliyor, sebepsiz yere gerçekleştirilen emperyalist saldırıyı “önleyici saldırı” olarak satmaya çalışıyor.

Zaman dedikleri, lanet olası bir döngü.

İmparatorluk, imparatorluk olmanın gereğini yapmaya devam edecek.

Çünkü ne de olsa tarihe damgasını vuran bir gerçek var: Tarihin en acımasız imparatorluğu, bir grup çocuk tecavüzcüsü ve savaş suçlusu, uluslararası hukuktan kaçan firariler, dolandırıcılar ve soykırımcılar, hırsızlar ve sömürgeciler, aslında iyi niyetle müzakere etmiyorlarmış ve sadece savaş istiyorlarmış!

Dolayısıyla, bugünkü olaylar kimseyi şaşırtmamalı. Yaşananlar süpriz değil.

Ne var ki bu tür eylemler, saldırılar, her daim bizde öfkeye yol açmalıdır.

Paramızla işlenen ve seçtiğimiz kişilerce gerçekleştirilen vahşetlere asla alışmamalıyız.

Sahte bahanelerle başlatılan yasadışı savaşlara ve bu savaşlara gerekçeler uydurma çabasına asla alışmamalıyız. Bu çabalar, gerçekten de zekâmıza hakaret ediyorlar.

Bundan sonra ne olacağı, ABD-İsrail bombardımanının şiddetine, İran liderlerinin öldürülüp öldürülmemesine, İran’ın kaç füzesi olduğuna, fırlatma rampalarının ne kadar iyi korunduğuna ve İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alıp almamasına bağlı.

Bundan sonra olacaklar, imparatorluğun merkezinde yaşayan insanlar olarak bizim sesimizi yükseltmemize, öfkemizi açıkça dile getirmemize ve bizim adımıza gerçekleştirilen toplu katliama karşı göstereceğimiz tepkiye ve eylemlere bağlı.

Nate Bear
28 Şubat 2026
Kaynak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder