Birkaç
ay önce Berlin’de Frank Engster ile bir tartışmaya katılacaktım. Tartışmaya hazırlanmak
için en mantıklı şeyi yaptım: Engster’i okumaya çalıştım. Daha önce eserleriyle
karşılaşmamıştım, bu yüzden İngilizcede olan çalışmalarını aradım. Bulduklarım,
derin ya da anlaşılması güç eserlerdi. Tek sorunları vardı, o da okunamıyor
oluşlarıydı.
Tüm
pasajlar o kadar anlaşılmazdı ki, yorumlama çabalarım tümüyle boşa çıkarıyordu.
İlk başta Engster’in argümanının sadece kafa karışıklığıyla malul olup
olmadığını merak ettim. Okudukça, sorunun Engster’in düşüncesinde değil,
İngilizcenin kendisinde olduğunu fark ettim. Çeviri o kadar kötüydü ki, metni
anlaşılmaz hale gelmişti.
Bu,
tekil bir örnek değil. Yıllar boyunca, kıta Avrupa’sında geliştirilmiş Marksist
teorinin İngilizce çevirileri konusunda, metni anlaşılmaz kılmak için tasarlandığını
düşündüğüm birçok örnekle karşılaştım. Çevirmenler, orijinal dilde apaçık ve
anlaşılır olan kavramları, teknik jargona ait katmanların altına gömüyorlar.
Aynı durum, Engster’in kitaplarının çevirisinde de karşımıza çıkıyor. Argümanı
büyük ölçüde “değerleme” [valorisation] terimine dayanan kitapta defalarca
“değerin değerlemesi” ifadesine rastlanıyor. Standart ekonomi dilinde bu bir
kavram değil, teori kılığına bürünmüş bir totoloji. Dilin üzerine çökmüş sis bu.
Peki
bu tür durumlarla neden sürekli karşılaşıyoruz? Marksist teoriyi İngilizceye
çevirenler, orijinal metinde apaçık olanı neden bu kadar sık anlaşılmaz
kılıyorlar? Dahası bu çabaları, o çevirileri üreten düşünsel-teorik
kültür konusunda
bize ne söylüyor?
Bu
soruyu cevaplamak için, Marksizmin İngilizceye çevrilmesi işinde karşımıza
çıkan birbirinden alabildiğine farklı iki geleneğe bakmamız gerekiyor.
İki
Gelenek: Biri Anlaşılır, Diğeri Anlaşılmaz
İlk
gelenek, Engels ve Samuel Moore ile Edward Aveling gibi Kapital’in ilk
çevirmenleriyle ilişkilendirilen gelenektir. Bu çeviriler, metni anlaşılmaz
kılmak şöyle dursun, açıklığa ve anlaşılırlığa ihtiyaç duyan, kendi kendini
yetiştirmiş işçilere hitap ediyorlardı. Engels bu çevirileri yakından denetledi,
neticede de ortaya okunabilir, somut ve orijinaline sadık bir İngilizce
Marksizm külliyatı çıktı.
İkinci
gelenek, yirminci yüzyılın ortalarında, özellikle New Left Review ve ilk
dönem İngiliz Altuzercileriyle ilişkili çevirmenler arasında ortaya çıktı:
Nicolaus, Fowkes, Fernbach, Brewster vd. Bu çevirmenler, çok farklı bir kitle
için yazıyorlardı: lisansüstü seminer salonları, üniversite okuma grupları ve
gelişmekte olan akademik “teori” endüstrisi. Çevirileri genellikle yabancı
terimleri doğrudan İngilizceye aktararak, sofistike bir görünüm kazandıran
ancak sıklıkla altta yatan fikirleri gizleyen özel bir kelime dağarcığı meydana
getiriyordu.
Bu
hedef kitledeki değişiklik, üslupta da bir değişikliğe yol açtı. Öğrenciler,
özellikle teoriye gömülmüş olanlar, anlaşılması güç terimleri öğrendikleri için
mağrurlanırlar. Bilinmeyen kelimelerle dolu bir metin, okurun kelimelerin
gerçek anlamını bilmese bile “derinlikli” görünecektir. Anlaşılmazlık, düşünsel
ciddiyetin bir göstergesi haline gelir. Çevirmenler de bilinçli veya bilinçsiz
olarak, tam da bu beklentiyi karşılarlar.
Neticede
İngiliz Marksizminde anlaşılmazlığı bir kusur değil, bir özellik olarak gören
bir külliyat ortaya çıkmıştır.
Şimdi
şu dört berbat örneğe bakalım.
1.
Değerleme: Asla İngilizce Olmayan Bir Kelime
“Değerleme”
(valorisation) terimi, artık akademik Marksizminin aşina olduğu bir
terim oysa o, tarihsel açıdan İngilizcede hiç kullanılmamış. 1925 ile 1975
yılları arasında İngilizce metinlerde neredeyse hiç geçmemiş. 1900-1925 arası
dönemde ilk kez kullanılıyor, o da sadece Brezilya’daki kahve fiyat destekleme
programlarına atıfta bulunmak için. Portekizceden alınmış olan kelimenin bu
dildeki karşılığı “valorização” ve bu kelime de hükümetin kahve
fiyatlarını koruma çabalarını tanımlamak için kullanılmış.
1907’de
São Paulo planı üzerine verilen bir konferans, bunu açıkça ortaya koyuyor:
“Değerleme
planının amacı, [...] kahve yetiştiricileri için asgari bir fiyat sağlamaktı.”
[Ramos, Brezilya’da Kahvenin Değerlenmesi -1907]
İngilizcede
bu kelimenin karşılığı “fiyat desteği”.
Bir
kelime ve ifadenin internet ortamında aranması için kullanılan Google Ngram
uygulaması, terimin nadir kullanıldığı tespitini teyit ediyor. 1955 ile 1965
yılları arasında İngilizcede yalnızca bir kez, Hindistan’daki tarımsal fiyat
sorunları üzerine bir kitapta geçiyor. Marx’ın Toplu Eserler’inin 1975
tarihli İngilizce çevirisiyle birlikte yetmişlerde aniden yeniden ortaya çıkıyor.
Bu çeviri, terimi akademik Marksizme kazandırıyor.
Oysa
bu, çeviride yapılan berbat bir tercihin neticesi. Önceki İngilizce anlamını
ciddiye alırsak, “sermayenin değerlenmesi”, “sermaye için fiyat desteği”
anlamına gelir fakat Marx, Kapitalverwertung terimi ile bunu kastetmiyor.
Kapital’in Engels’in gözetiminde yapılan ilk İngilizce çevirisi, Verwertung
terimini “artı değer yaratma” veya “kendi kendine artan değer” gibi
ifadelerle karşılamış. Bunlar açık, anlaşılır ve aslına sadık çeviriler.
Değerleme,
bunların hiçbiri değil. Basit bir ekonomik süreci gizleyen, teorik içeriğe
yabancı bir soyutlama. Çeviri yoluyla anlamın üzeri örtülüyor. Metin anlaşılmaz
kılınıyor.
2.
Aşırı Belirleme: Açıklamaktan Çok Yanıltan Bir Terim
“Aşırı
belirleme” (overdetermination) terimi, Althusser çevirileri yoluyla
İngiltere’deki sol teori alanına girdi. Oysa İngilizcede bu kelimenin zaten iki
anlama sahipti:
1.
En baskın anlamı matematik kökenliydi: aşırı belirlenmiş bir sistemde
değişkenlere nazaran daha fazla kısıtlama mevcuttur, bu sebeple böylesi bir
sistem çözümden beridir.
2.
Klinik psikiyatride çok daha nadir görülen bir anlamı ortaya çıktı.
Bu
anlamların hiçbiri, Althusser’in “surdétermination” kelimesiyle
kastettiğiyle örtüşmüyor. Ona göre, politik olayların çoklu ve karmaşık
nedenleri mevcuttur. Bu açıdan politik olayların ekonomik, kurumsal, ideolojik
nedenleri olabilir. Metnin meramını anlaşılır kılmak, netliğe kavuşturmak gibi
bir derdi olan çevirmen, “kompleks belirlenimli” veya “çok nedenli” terimlerini
seçebilirdi. Ancak Brewster, yetmişlerde İngilizce konuşan okurların
ekseriyetinin Freud’u tanımamasına rağmen, Froydcu psikanalize gönderme
yapmasına imkân sağlayan bir terimi tercih etti.
Neticede
metin şifrelendi: herkese kapandı. Hiçbir şey ifade etmeyen ve anlamayı anında
engelleyen bir kelimeyle karşı karşıyaydık. Öğrenciler, anlamını çoğu zaman net
bir şekilde bilmeden, itaatkâr bir şekilde tekrarladılar. Bu belirsizlik,
terimin çekiciliğinin bir parçası haline geldi. Bu, çevirinin düşünsel bir kapı
bekçiliği işlevi görmesinin mükemmel bir örneğiydi.
3.
Çağırmak: Fransızcadan İngilizceye Gizlice Sokulmuş Bir Fiil
İngilizcede
“Interpellate” diye bir kelime hiçbir zaman olmadı. Brewster, Fransızca
fiili Lenin ve Felsefe eserinin çevirisine kendince iliştirdi. Bu
terimle daha önce hiç karşılaşmamış olan İngiliz okurları, kelimenin anlamını
bağlamdan tahmin etmek zorunda kaldılar. Bu tahmin yürütme, idraki bulanıklaştırdı.
Oysa
kelimenin daha açık ve anlaşılır bir çevirisi mevcut. “İdeoloji bireyi tevkif
eder” ifadesi, Fransızca metinde mevcut olan her iki anlamı da karşılıyor: yani
otoritenin kişiyi yakalama eylemini de, ele geçirme veya esir alma eylemini de
anlatıyor. Güçlü, dolaysız ve idrak açısından zengin.
Bunun
yerine, İngiliz okurlar, ideolojinin bir şekilde felsefi konuyu insan beynine
enjekte ettiği izlenimine kapıldılar. Bu, tümüyle çeviriden kaynaklanan bir anlaşılmaz
kılma çabasıydı.
4.
Rastgeleci Materyalizm: Sadece Kendine Hayrı olan Anlaşılmazlık
Fransızca
“aléatoire” kelimesi basitçe “rastgele”, “şansa dayalı” veya “tesadüf”
anlamına gelir. İngilizcede “aleatory” kelimesi, yalnızca müzik
teorisinde, zar atışlarıyla belirlenen besteleri ifade etmek için kullanılıyordu.
Yirminci yüzyıl bilimini (kuantum mekaniği, bilgi teorisi, istatistiksel
mekanik) temel düzeyde bile bilen herhangi bir çevirmen, “materialisme
aléatoire”yi “stokastik (olasılıksal) materyalizm” olarak çevirirdi. Stokastik,
rastgelelik tarafından yönetilen süreçler için kullanılan bir bilimsel
terimdir.
“Rastgelelik”
yerine “stokastik” kelimesi seçilseydi üç sonuç ortaya çıkardı:
*
Anlaşılmazlık: Çoğu okur, “aleatory” (rastgele) kelimesinin ne anlama
geldiğini bilmiyor.
*
Bağlantı kopukluğu: Okurlar, Althusser’in kavramının stokastik (olasılıksal) süreçlerle
ilgili bilimsel söylemle ilişkisini kuramıyor.
*
Gereksiz teknik terim kullanımı: İngilizcede zaten var olan, gayet geçerli bir
terim yerine yeni bir terim icat ediliyor.
Bu,
çeviri değil, metni anlaşılmaz kılma çabasıdır.
Peki
Bu Mesele Neden Önemli?
Bu
çevirilerde gördüğümüz anlaşılmaz kılma çabası, Marx veya Althusser’e has bir
mesele değil. Bu çaba, çevirmenlerin kararlarından kaynaklanıyor. Söz konusu
kararlar, akademiye hâkim olan kültürün, teorik yetkinliği gösterme arzusunun
ve anlaşılmazlığı derinlikle eşdeğer tutmaya meyilli bir okur kitlesinin ürünü.
Engels’in
gözetiminde yapılan çevirilerde açıklık, siyasi bir zorunluluktu. Hedef kitle,
kapitalizmin mekanizmalarını anlamak ve değiştirmek için bunlara ihtiyaç duyan
işçilerden oluşuyordu. Anlaşılmaz kılma çabası, bir ihanet olarak görülüyordu.
Öte
yandan, New Left Review dergisinin borusunu öttürdüğü âlemde, anlaşılmazlık, düşünsel-teorik
açıdan geçer akçe haline geldi. Yabancı terimler, sözde teknik kelime dağarcığı
ve çevrilmeden bırakılan Fransızca ifadeler, teorik bir seçkinler sınıfının
üyesi olduğunun delilleriydi. Neticede ortaya, anlaşılır olmak yerine,
anlaşılması alabildiğine or olan bir İngilizce Marksist külliyat çıktı.
Bu,
önemsiz bir mesele değil. Çeviri, tarafsız bir eylem değildir. Fikirlerin
algılanışını şekillendirir. Çevirmenler, açıklık ve anlaşılırlık yerine
belirsizliği tercih ettiklerinde, yalnızca orijinal metni bozmakla kalmazlar, o
metnin algılandığı düşünsel-teorik ortamı da yeniden biçimlendirirler.
Baştaki
Hikâyenin Sonu
Sonunda
Berlin’e gittiğimde, Engster’in argümanlarına cevap vermeye kalkışmamaya karar
verdim. İngilizce çeviriler o kadar karmaşıktı ki, tartışmaya değer tutarlı bir
görüş oluşturmak imkânsızdı. Bunun yerine, değer biçimine dair kendi
matematiksel analizimi sundum; bu yaklaşım; açıklık, kesinlik ve gereksiz yere
anlaşılmaz kılma çabalarından kaçınmaya dayanıyordu.
Marksist
teorinin canlı bir düşünce geleneği olarak kalabilmesi için, kendi üzerine
belirsizliğin ve anlaşılmazlığın o allı pullu elbisesinin cazibesine direnmesi
gerekmektedir. Çevirinin görevi, gizem yaratmak, metni anlaşılmaz kılmak değil,
o gizemi ortadan kaldırmaktır. Almanca veya Fransızcada açık olan kavramlar
İngilizcede de açık olmalıdır. Bunun haricinde ortaya konulan pratik çeviri
değil, fikri karanlığa gömmektir.
Paul Cockshott
24 Mayıs 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder