Pages

▼

03 Ekim 2026

YKP’nin “Piramit Teorisi”



Yunanistan Komünist Partisi (YKP), eski genel sekreteri Aleksandra Papariga önderliğinde, Mart 2013’te emperyalizmin “piramit teorisi” olarak ünlenen bir teori ortaya attı. Bu teori, Meksika Komünist Partisi’nin ideolojik dergisi Machete’te yayımlanan “Emperyalizm Üzerine: Emperyalist Piramit” başlıklı bir makalede detaylandırıldı.

“Piramit Teorisi” Bir Fildişi Kule Teorisidir

“Piramit teorisi”, revizyonist bir teoridir.

Piramit teorisine göre, Uganda ve Kenya gibi Afrika ülkeleri, hatta Kongo, Güney Sudan ve Somali gibi harap olmuş ülkeler bile, emperyalist emellere sahip olabilirler. Ekonomik verilere bakıldığında, bu ülkelerin, örneğin Hindistan veya Türkiye’nin aksine, (ister Amerikan, ister Çin, ister Hint şirketleri olsun) yabancı sermayenin egemenliği altında, tekelci şirketler büyüklüğünde kendi ulusal burjuvazilerini oluşturma şansları bulunmamaktadır.

Söz konusu makalede öne sürülen gerekçe şu şekildedir:

“Afrika, Avrasya ve Ortadoğu’daki durum, tüm kapitalist ülkelerin, kendi yayılmacı politik çizgilerini uygulama yeteneklerine sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın, uluslararası emperyalist sisteme dâhil olduklarını ortaya koymaktadır.” [1]

Elbette, Uganda gibi Afrika’daki bir sömürge ülke, kendi ulusal burjuvazisinin elinde, kendi yerel ekonomisini kontrol edebilecek ve yurt dışına yayılabilecek tekelci şirketler kuracak kadar sermayeye sahip olsaydı, o da kendi “yayılmacı politik çizgisi” uyarınca hareket edebilirdi. Ancak YKP’nin yanlış, revizyonist teorileri için bir bahane yaratma girişimi, “piramit teorisi”ni bir bütün olarak çürütüyor: Eğer kapitalist bir ülke, böyle bir yolu izleyebiliyorsa, şurası açık ki o, emperyalist bir ülke olmak için gerekli koşullara sahiptir.

Büyük Britanya Komünist Partisi-Marksist-Leninist Başkan Yardımcısı Joti Brar, 2023’te yazdığı bir makalede, bu görüşü polemik yazısında ele almıştı:

“Bize söylendiğine göre bu teori, Burkina Faso kapitalistleri için de ABD kapitalistleri kadar geçerli. Görünüşe göre, sermayeyi büyütme arzusu, emperyalist olma arzusunu ortaya koyuyor, ki tek önemli arzu da bu.”[2]

Bu eleştiri yerinde ve doğrudur, çünkü YKP’nin ülkelerin potansiyel hırslarına odaklanan yaklaşımı bu “piramit teorisi”ni salt fildişi kuleden çıkma bir teoriye dönüştürmüştür.

Oysa Lenin, meramını açık bir dille ortaya koyuyordu: “Kapitalizmin gelişimi farklı ülkelerde son derece eşitsiz bir şekilde ilerler. Meta üretimi koşullarında başka türlüsü mümkün olamaz.”[3]

Emperyalizmi mümkün kılan da bu gerçek. Eşit derecede gelişmiş ülkeler birbirlerine neredeyse hiç hükmedemezlerdi. Papariga makalesinde, Lenin’in bu teorisini resmiyette kabul ediyormuş gibi görünüyor, ama pratik sonuçlarında bu teoriyi tümüyle göz ardı ediyor.

Eğer YKP’nin “Marksist-Leninist emperyalizm analizi” olarak anladığı şey buysa, partinin Marksizm-Leninizmi temel alıp almadığı son derece tartışmalı bir meseledir. “Piramit teorisi”, Lenin’in emperyalizm teorisini yanlış anlayan ya da yanlış yorumlayan bir yaklaşım değil, alenen revizyonist tahrifidir.

Yeni Ortaya Çıkan Emperyalist Ülkeleri Açıklamak İçin Farklı Bir Yaklaşım

Emperyalizm sahasında yeni yeni arz-ı endam edenlerin oluşum sürecini açıklamak için çok daha mantıklı duran, başka bir yaklaşıma bakmak gerek. Almanya Marksist-Leninist Partisi’nden (AMLP) Stefan Engel, çeşitli konularda yanlış varsayımları temel alan, fazlasıyla dogmatik bir çizgide duran bir isim olmasına rağmen, 2017’de YKP’ye kıyasla daha iyi bir yaklaşım sundu.

Bazı yarı-sömürge ülkeler, alttaki ekonomik temeller sayesinde emperyalist bir rejime dönüşebilmişlerdir:

“Birçok yeni-sömürgeciliğe bağımlı ülkede tekellerin gelişmesinin temel ön koşulu, kapitalist büyük mülklerin sanayi, banka ve tüccar sermayesiyle birleşmesiydi. Bu, her şeyden önce, sosyoekonomik koşulları nedeniyle uluslararası tekelci sermayenin sermaye ihracatı için özel ilgisini çeken ülkeleri kapsıyordu. Bunların çoğu, nispeten gelişmiş kapitalist üretim ilişkileriyle karakterize edilen, büyük, kaynak bakımından zengin, nüfuslu ülkelerdi; nispeten iyi gelişmiş bir altyapıya, büyük bir işgücü potansiyeline veya büyüyen bir pazar için gerekli ön koşullara sahiplerdi.”[4]

Stefan Engel, Hindistan[5] ve Türkiye’yi[6] geleceğin emperyalist ülkelerine örnek olarak tanımlamıştır. Pencaplı Yoldaş Aulah, 2024 yılında Hindistan emperyalizmi üzerine sağlam bir analiz kaleme almıştır. Bu analizin okunmasını tavsiye ediyoruz.[7]

Türkiye ve Hindistan, yeni emperyalist ülkelerin en belirgin örnekleridir. Her iki ülke de Nehru ve Atatürk’ün yanı sıra bazı halefleri döneminde millileştirilmiş bir sanayi kurmuş, bu nedenle, kapitalist ülkeler gibi emperyalist etkiden tamamen bağımsız olmayan, ancak ulusal tekellerin yaratılmasını başaran bir ulusal kalkınma sürecini. Bu tür ulusal burjuvazi rejimleri, (Nasır sonrası Mısır’da görüldüğü üzere) her zaman yarı-sömürgeye, hatta tekrar sömürge ülkeye dönüşme tehdidi altındadır.[8]

Bahsedilen koşullar, herhangi bir “Üçüncü Dünya” ülkesinin değil de çok özel ülkelerin neden emperyalist hale geldiğini açıklıyor. Stefan Engel, konuyla ilgili doğru bir tespitte bulunuyor: “Yeni sömürge ülkelerin çoğu mahvoldu. Bu yıkım süreci, bağımsız sanayi temellerinin yok edilmesine ve çok sayıda ulusal devletin parçalanmasına kadar vardı.”[9] Uganda’nın Ulusal Direniş Hareketi idaresi altında Çin ve Hindistan kolonisi haline gelişi de bu sürecin parçası.

En büyük eleştirim, Stefan Engel’in “Yeni Emperyalizm” terimini kalıplaşmış bir terim olarak kullanmasıyla ilgili. Almanca orijinalinde de “neuer Imperialismus” yerine “Neuimperialismus” kullanmıştır ki bu son ifade farklı bir şeyi çağrıştırıyor. “Yeni Emperyalizm” terimi, emperyalizmde yeni bir nitelik varmış gibi çınlıyor, oysa yok; sadece yeni bir nicelik söz konusu: Yeni ortaya çıkan emperyalist ülkeler var.

Ayrıca bu iddiaya yönelik özel bir eleştiri de şu: “Rusya, bir süreliğine emperyalist karakterini yitirdi.”[10] AMLP, genellikle Rusya’nın emperyalist niteliğine gereğinden fazla vurgu yapan bir parti, oysa doksanlı yıllarda böyle olmadığını düşünüyordu. O dönemde Rusya, ekonomik açıdan kötü durumdaydı, ancak gene de Orta Asya genelinde kurulmuş olan sovyet cumhuriyetleri üzerinde etkiliydi; bu nüfuz, 1996’da Şanghay Beşlisi’nin (Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan) kuruluşuyla somut bir ifadeye kavuştu. Bu ülkeler, daha sonra 2001’de Şanghay İşbirliği Örgütü'nü meydana getirdiler. Bu nedenle şöyle söylenebilir: Rus emperyalizmi, SSCB’de kapitalizmin yeniden kurulmasından sonra çok zayıf bir konumda yeniden kuruldu, ancak bir süreliğine tamamen ortadan kalkmadı.

Sonuç

YKP’nin piramit teorisini, Atina’daki bürolarından hiç ayrılmamış, dünyadaki gerçek koşulları yerinde incelemeye gitmemiş revizyonistlerin uydurduğu, gülünç bir anlayış olarak görmeliyiz.

“Piramit teorisi”, aslında sadece tek bir maddeye dayanmasına rağmen, uluslararası komünist harekette, destekçileri ve eleştirmenleri nezdinde, çok meşhur oldu. Bu kadar önemli bir ideolojik bileşenin bu kadar zayıf bir temele dayanması, destekçileri tarafından kutsal bir metin gibi eleştirilmeden kabul edilmesine yol açtı. Destekçilerin çoğu, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, emperyalist ülkelere mensup. Bu gelişme, burjuva ideolojisinin her yerde mevcut etkisi altında emperyalist ülkelerdeki işçi hareketinin sosyal demokratikleşme sürecinin ve komünist parti liderlerinin işçi kitlelerinden teorik düzeyde kopmasının bir sonucu. Bu aydınlar, bilhassa emperyalist güçlerin egemen olduğu ülkelerde yaşayanlar, kapitalist sömürünün en kötü etkilerini hissetmiyorlar. Aslında hiçbir şeyi umursamıyorlar.

Yunan revizyonistleri, Almanya da dâhil olmak üzere, Batı’nın her yerindeki oportünist ve revizyonist örgüt ve partiler üzerinde belirli bir etkiye sahipler. Tarihte toz yığını olarak kalacaklar ve isimleri çalışan halka ihanet edenler listesine kaydedilecek.

Kitab-ı Mukaddes şöyle der: “Onları kendi hallerine bırakın. Onlar körlerin kör önderleridir. Kör körleri yönetirse, ikisi de çukura düşer.”[11]

Bu solcu bağnazlarla mücadeleye gerek yok, zaman kaybı. Kendi kendilerine düşecekler. Bizim yapmamız gereken tek şey, gerçek yoldaşların zihinlerinin bu revizyonist görüşlerle bulanmasına mani olmak.

Vu Bu
3 Temmuz 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] A. Papariga, “On Imperialism-The Imperialist Pyramid”, 21 Mart 2013, YKP.

[2] “Statement of the Anti-Imperialist Platform: How the KKE uses Marxist terminology to cover its retreat from Marxism”, Eylül-Ekim 2023, Lalkar.

[3] V. I. Lenin, “The Military Programme of the Proletarian Revolution: I”, A Caricature of Marxism and Imperialist Economism içinde, Ağustos-Ekim 1916, MIA.

[4] Stefan Engel “On the Emergence of the New-Imperialist Countries”, Verlag Neuer Weg, Essen 2017, s. 13.

[5] A.g.e., s. 42.

[6] A.g.e., s. 46.

[7] Sahij Singh Aulakh, “India and Imperialism, a Modern Perspective”, Wordpress.

[8] Mao Tse-tung, “On New Democracy”, Ocak 1940, MIA.

[9] Stefan Engel “On the Emergence of the New-Imperialist Countries”, Verlag Neuer Weg, Essen 2017, s. 17

[10] A.g.e., s. 38.

[11] Matthew 15:14.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder