Pages

07 Mart 2026

İran’da Kalkınma, Emperyalist Stratejide Kriz


Güncel Zorluklar ve İran Sorunu

BRICS, Avrasya Ekonomik Birliği ve Çin’in yükselişi gibi alternatif ekonomik blokların ortaya çıkışı, bu yapıyı sarsmaya başladı. Buna rağmen ABD; mevcut ticaret çerçevelerinde sürdürdüğü hâkimiyet, Çin ve (dışlanmadan önce) Rusya dâhil olmak üzere, büyük ekonomilerin bu sistemler içindeki sürekli entegrasyonu sayesinde önemli bir avantaja halen daha sahiptir.

Amerika’nın hızlı ve düşük maliyetli askeri müdahaleleri tercih etmesi ve uzun süreli çatışmaları sürdürmek için iç siyasi kapasitesinin olmaması göz önüne alındığında, İran’a ilişkin stratejik hesaplamalar özellikle önem kazanmaktadır. Trump yönetiminin alışılmadık bir dürüstlükle ifade ettiği gibi, hedef, her zaman rejim değişikliğidir. Bu politika, 1979 İran Devrimi’nden beri ekonomik savaş, gizli operasyonlar ve vekil güç terörizmini içeren kırk yedi yıllık bir hibrit savaşla sürdürülen bir politikadır.

Nkruma’nın neo-sömürgeci müdahale stratejilerine dair analizi, ABD’nin İran’a yönelik saldırganlığının neden süreklilik arz ettiğini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır.

“Ekstrem durumlarda, emperyalist gücün birlikleri neo-sömürgeci devletin topraklarını işgal edebilir ve hükümetini kontrol altına alabilir. Ancak çoğu zaman neo-sömürgeci kontrol, ekonomik veya parasal araçlarla sağlanır.”

Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü harekât, bir yandan doğrudan askeri tehditler ve vekil güç terörü, diğer yandan kapsamlı ekonomik yaptırımlar ve finansal izolasyon gibi iki uç arasında gidip gelerek, neo-sömürgeci egemenliğin stratejik esnekliğini yansıtmaktadır.

Bu harekât, öncelikle belirli İran doktrinlerine karşı ideolojik muhalefetten değil, devrimin gerçek ulusal egemenliği ve emperyalist kontrolden bağımsızlığını sağlamasından kaynaklanmaktadır. Terörist örgütlerin konuşlandırılması; CIA, MI6 ve Mossad tarafından istihbarat operasyonları yürütülmesi, İranlı bilim insanları ve yetkililerin suikastları uğraması da dâhil olmak üzere yoğun çabalara rağmen, ABD İran’ı Pehlevi monarşisi altında eski ikincil konumuna geri döndürmeyi başaramamıştır.

Nkruma, bu tür müdahalelerin temel amacını şöyle tanımlıyordu:

“Neo-sömürgecilerin amacı, sadece sermaye ihraç etmek değil, aynı zamanda denizaşırı pazarları kontrol etmektir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmeye yönelik kararlı adımlar atmasını engellemek için kurnazca girişimlerde bulunmaktadır, çünkü artık asıl amaç, yerli ve büyüyen pazarın sömürülmesidir.”

1979'dan Sonra İran’ın Sanayileşmesi ve Bilimsel Gelişimi

İran’ın devrim sonrası sanayileşmesi, kendi bilimsel ve teknolojik kapasitesini geliştirmesi ve doğal kaynaklarını kontrol altına alması, neo-sömürgeciliğin engellemeye çalıştığı “sanayileşmeye yönelik kararlı adımlar”ın somut karşılıklarıdır. Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü hibrit savaş, sadece rejim değişikliğini değil, emperyalist ekonomik kontrolünden kurtulmanın mümkün olduğunu gösterme tehdidi oluşturan bağımsız kalkınma modelinin yok edilmesini de amaçlamaktadır.

1979’dan bu yana İran’daki kalkınmaya ait nicel veriler, devrimci dönüşümle ilgili bu analizi desteklemektedir. İmalat sektöründe İran, önemli bir büyüme kaydetmiştir: imalat sektörünün katma değeri, devrimin gerçekleştiği 1979 yılında yüzde 7,47 olan düşük seviyeden 2023 yılında GSYİH'nin yüzde 19,41’ine ulaşmış, dünya ortalaması olan yüzde 12,05’in önemli ölçüde üzerine çıkmıştır. Bu, on yıllardır süren yaptırımlara ve ekonomik savaşa rağmen, imalatın ekonomik üretimdeki payının neredeyse üç katına çıktığını göstermektedir.

İran’ın eğitim altyapısının genişlemesi de aynı derecede çarpıcı olmuştur. Devrimden önce İran’da yaklaşık 20 üniversite vardı ve yükseköğrenime kayıtlı öğrenci sayısı 250.000’den azdı. 2024 yılına gelindiğinde, bu sayı, 2.500’ün üzerinde üniversite ve yükseköğretim kurumuna çıktı. 3,5 milyondan fazla öğrenciye ulaştı. Üniversite öğrencisi sayısı 1979’da 160.308 iken 2024’te 4 milyona ulaşarak, 25 kat arttı.

Tıp eğitimi, özellikle çarpıcı bir büyüme kaydetmiştir. Tıp uzmanlarının sayısı devrim öncesinde sadece 5.890 iken, 2019 yılına kadar 36.000’e çıkarak altı katından fazla artmıştır. 2024 yılına kadar, 70’den fazla tıp bilimleri üniversitesine 400.000’den fazla öğrenci kayıt yaptırmış, kadınlar, toplam kayıtların yüzde 65’inden fazlasını oluşturmuştur. Sağlık hizmetleri işgücü, 78.000 pratisyen hekim, 36.000 tıp uzmanı, 24.000 diş hekimi ve 19.000 eczacıdan oluşacak şekilde büyümüştür.

Bilimsel araştırma çıktıları, küresel ortalamaları geride bırakan bir hızla artmıştır. Science-Metrix’e göre, İran’ın bilimsel çıktıları 2010 yılında dünya ortalamasının 11 katı hızla artmıştır; bu, tüm ülkeler arasında en hızlı büyüme oranıdır. İran’ın bilimsel yayınlardaki sıralaması, devrim öncesinde dünya çapında 39. sıra iken, 2023 yılında 15. sıraya yükselmiş ve Ortadoğu’da ve önde gelen İslam ülkelerinde birinci sıraya yerleşmiştir. İran, 1980 yılında sadece 284 olan bilimsel makale yayınlarken, 2024 yılında yayınlanan makale sayısını 75.928’e çıkarmış, 267 kat artış kaydetmiştir.

Alanlara özgü başarılar, İran’ın bilimsel gelişiminin genişliğini göstermektedir. Nanoteknoloji alanında İran, 1996 yılında 66 ülke arasında 58. sırada yer alırken, 2017 yılında 42 sıra yükselerek dünya çapında 16. sıraya, 2024 yılında ise nanoteknoloji yayınlarında dünya çapında 4. sıraya yükselmiştir. İran, 2024 yılında nanoteknoloji alanında 10.860 bilimsel makale yayınlayarak dünya çapında 6. sıraya yükselmiş, nanoteknoloji alanında dünyadaki toplam üretiminin yaklaşık yüzde 5'ini oluşturmuştur.

Nükleer mühendislik alanında İran’ın yayınları dünya ortalamasının 250 katı hızla arttı. 2017 yılı itibariyle İran, nükleer mühendislik ve enerji yayınlarında dünya sıralamasında 12. sırada ve Batı Asya’da ise 1. sırada yer almaktadır. Bu, 1996 yılında Batı Asya’da 13. sırada yer alan İran için çarpıcı bir gelişmedir. İran, uranyum işleme, ileri santrifüj teknolojisi ve tıbbi kullanım için radyofarmasötiklerin üretimi dâhil olmak üzere, tamamen yerli bir nükleer yakıt döngüsü geliştirdi. Bu başarılar, ABD emperyalizminin uyguladığı sürekli ambargolara rağmen gerçekleştirildi.

Havacılık mühendisliği de benzer bir ilerleme kaydetmiştir. İran, 1996 yılında havacılık ile ilgili bilimsel makalelerde dünya sıralamasında 45. sırada yer alırken, 2017 yılında dünya sıralamasında 11. sıraya, Batı Asya’da ise 1. sıraya yükselmiştir. Ülke, yerli olarak geliştirilen roketler kullanarak birçok uyduyu yörüngeye başarıyla fırlatmış ve yerli uydu fırlatma kapasitesine sahip birkaç ülkeden biri haline gelmiştir.

Biyoteknoloji ve tıp bilimi, özellikle dikkate değer ilerlemeler kaydetmiştir. İran, hücre tedavisi alanındaki gelişmelerde dünya çapında ilk beş ülke arasında yer almakta, kök hücre araştırmaları ve tedavisi alanında dünya çapında sekizinci sırada bulunmaktadır. Ülke, gelişmiş rekombinant ilaçlar da dâhil olmak üzere, dünyadaki 150 önemli farmasötik biyoteknoloji ürününden 40’ını üretmektedir. En dikkat çekici olanı ise, İran’ın COVID-19 pandemisi sırasında, gelişmiş rekombinant ilaçlar ve COVIran Bereket isimli Covid aşısı gibi yurt içinde üretilen aşılar da dâhil olmak üzere, ilaç üretiminde yüzde 95-97 oranında kendi kendine yeterlilik sağlamış olmasıdır.

Savunma sanayii, ithalat ikame stratejilerinin başarısını göstermektedir. İranlı savunma yetkilileri, 2023 yılı itibarıyla askeri teçhizatda yüzde 93 oranında kendi kendine yeterlilik sağlandığını ve yerli üretim sistemlerin ihracatının üç kat arttığını bildirmiştir. Bu başarı, İran-Irak Savaşı ve on yıllar süren silah ambargoları sonrasında füze teknolojisi, hava savunma sistemleri, insansız hava araçları ve siber savaş yeteneklerinin yerli olarak geliştirilmesini zorunlu kılan bir süreç sonucunda gerçekleştirilmiştir.

Toplumsal kalkınma göstergeleri, devrimci dönüşümün geniş tabanlı karakterini teyit etmektedir. Yaşam beklentisi, devrim öncesinde yaklaşık 50 yıl iken, 2024 yılı itibariyle 78 yıla yükselmiştir. Genel okuryazarlık oranı yüzde 89’a yükselmiş, kadınların okuryazarlık oranı yüzde 85, erkeklerin ise yüzde 93’e ulaşmıştır. Bebek ölüm oranı keskin bir düşüş göstermiş, İran, 2017 itibarıyla bulaşıcı hastalıklara karşı mücadele konusunda dünya çapında ikinci ülke olarak kabul edilmiştir.

İranlı öğrenciler, uluslararası akademik yarışmalarda olağanüstü bir performans sergilemiştir. Milli takımlar, küresel bilim olimpiyatlarında yüzlerce madalya kazanmıştır, kazanılan 329 madalyanın 110’unu altın madalyadır. 2024 yılında İranlı öğrenciler, önemli yarışmalarda 10 altın ve 10 gümüş madalya ile dünya üçüncülüğünü elde etmiştir. 2025 yılında Uluslararası Astronomi ve Astrofizik Olimpiyatı ile Uluslararası Yapay Zekâ Olimpiyatı’nda üstün başarı göstermiştir.

Bu başarılar, ancak ABD’nin sürdürdüğü emperyalist ekonomik savaş bağlamında tam anlamını kazanmaktadır. Büyükelçi Ali Akber Rızai’nin de belirttiği gibi, “Sürdürülen baskı ve yaptırımlar birçok açıdan kısıtlayıcı olsa da bu baskı ve yaptırımların İran’ın 1979 sonrası bilimsel ve teknolojik gelişim sürecinde iç inovasyonun önemli itici gücü olarak işlev gördüğü görülmektedir.”

İran’ın sanayileşmesini ve bilimsel gelişimini engellemek için tasarlanan yaptırımlar başarıya ulaşmamış, bunun yerine, İran’ın emperyalist baskıya direnişinin temelini oluşturan iç inovasyonu ve kendi kendine yeterliliği zorlamıştır.

Stratejik Sınırlamalar ve Askeri Seçeneklerin Çıkmazı

İran’a yönelik güncel Amerikan stratejisi, bu kısıtlamaların farkında olduğunu göstermektedir. Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat servislerinin kalıcı bürokrasisi, kapsamlı bir askeri zaferin ABD’nin artık sahip olmadığı endüstriyel, insani ve siyasi kaynakları gerektireceğini anlamaktadır. Bunun sonucunda ABD, İran’ı yaptırımlar ve para birimi manipülasyonu yoluyla ekonomik olarak boğulmaya yönelmiş, bunu periyodik askeri saldırılar ve terörist operasyonları ile destekleklemiştir. ABD’nin hedefi, hükümetin meşruiyetini ve ekonomik işlevselliğini zayıflatarak, iç çöküşü hızlandırmaktır.

Ancak İran proletaryası, içteki burjuva yönetimi yönelik meşru şikâyetleri ile ABD’nin emperyalist müdahalesinin varoluşsal tehdidi arasında önemli bir ayrım yapma konusunda oldukça sofistike bir tavır sergilemiştir. İran işçi sınıfının geçmiş ve şimdiki yönetimlere karşı ciddi hayal kırıklıkları olmasına rağmen İran işçi sınıfı, Pehlevi yandaşlarının geri dönmesi veya ulusal parçalanma yaşanması halinde egemenlik, eğitim, bilimsel gelişme ve yaşam standartları alanlarında elde edilen tüm devrimci kazanımların anında tersine döneceğini görmektedir.

Son zamanlarda yapılan askeri konuşlandırmalar, uçak gemisi grupları, seyir füzesi donanımlı muhripler, öncelikle psikolojik amaçlara hizmet etmekte, kısa vadede yıkıcı hasarların ortaya çıkacağı korkusunu uyandırırken, uzun süreli müdahalenin sürdürülemez doğasını gizlemektedir. İkmal kapasiteleri, bölgedeki Amerikan üslerine yönelik misilleme saldırıları ve İsrail hedeflerine yönelik sürekli füze saldırıları ile ilgili kritik sorular, Batı politika çevrelerinde hâlâ cevapsız kalmaktadır.

Umman kanalları aracılığıyla yapılan Amerikan diplomatik iletişiminin raporları, İsrail’in katılımı olmadan sadece “sembolik” askeri harekât öneren stratejilerindeki tutarsızlığa işaret etmektedir. Şimdiden İran’ın bu tür girişimleri reddedeceğini öngörmek zor olmasa gerek.

Lojistiğin anlık yürütülmesi zorunluluğunun ve stratejik derinlik yoksunluğunun damgasını vurduğu Amerikan askeri modeli, uzun süreli savaşı, ekonomik, siyasi ve askeri açıdan sürdürülemez kılmaktadır. ABD yönetiminin açıklamalarından da anlaşıldığı gibi, arzu edilen sonuç, ya baskı altında diplomatik teslimiyettir ki bu taktik şimdiye dek sürekli başarısız olmuştur. Ya da rejim değişikliği operasyonlarının bir şekilde başarılı olacağı beklenmektedir.

Serimizin bir sonraki bölümünde, 1991’den bu yana ABD’nin emperyalist stratejisinin gelişimini ve bunun İran’a yönelik saldırılarıyla nasıl örtüştüğünü daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

Marx Engels Lenin Enstitüsü
20 Şubat 2026
Kaynak

Birinci Bölüm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder