Pages

23 Aralık 2025

Münfesih Siyasetler


Bugün Öcalan ile Uçum, sola sınıf siyasetinin bittiğini söylüyorsa, ikisinin de ideolojisinin özdeş olduğu tespitini yapmak gerekir. Bir iddiaya göre ikincisi, eski bir TKP’li.

İki sınıf, iki ideoloji var, söylenen her söz, iki sınıftan birinin çıkarına hizmet eder. Öcalan’ın müfessirleri ve kitlesi, her ne kadar onun uluslararası komployla yakalandığı iddiasını ortaya atsa da yakalanmasından birkaç yıl önce Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, bugünkünden farklı bir görüş ve duruş sergilemeyip, aksine çetelerin egemenlere zarar verdiği için hesap vermesi gerektiğini söylemektedir.

Suriye’den çıkarken Ankara’da başlattığını Ankara’da bitireceğini söyleyen Öcalan, otuz yıl önce de aynı şeyleri dile getiriyordu. Bugün bu bağlamda asıl mesele, burjuvaziye ve egemenlere zarar vermeyecek ideolojik çizgisine ait savruk görüşlerini nasıl olup da tecrit altındaki birinin dışarıya bu kadar rahat iletebildiğinin sorgulanmamasıdır.

Tecrit ve uluslararası komplo iddiasını çökerten iki örnek bu kadarla sınırlı tutulsa iyi. “Perspektif” diye sunulan metin, yaklaşık dört yıl önce sendikaların olağan kongrelerinde savunuldu. 

Şu soruyu sormak gerek: Öcalan, burjuva ideolojilerinin sola dayatılması noktasında hangi role sahiptir? Öcalan'ın tecrit diye bir derdi var mıdır? Olmadığı, 19 Aralık’tan sonra farklarını ortaya koymakla iyi yaptıklarını söylemesinden anlaşılıyor.

Hiç kimse, şu soruyu da sormuyor: Sırrı Süreyya yaşamını yitirmeseydi, Perinçek’in yanına süreçle ilgili görüşmeye gittiğini söyler miydi? Perinçek, bu görüşmeyi açıklamasaydı, haberimiz olur muydu? Sırrı’yı o görüşmeye kim ya da kimler yolladı? Perinçek-Sırrı-Öcalan denklemi çözülmedikçe, sınıf siyasetinin tasfiye mekanizmasının nasıl işletildiği anlaşılamayacak.

Perinçekçi çizginin Kürt milliyetçi hareketinde karşılık görmesi, bugün sol için hiçbir anlam ifade etmiyor mu?

Komünlerin kurulmasından, sivil toplumun güçlendirilmesinden, takas pazarlarının oluşturulmasından bahseden perspektif metni gündemdeyken, Suriye’nin kuzeyinde 27 ABD üssünün ne işi olduğunu sormak yerine bu “Perspektif” metnini Marksizm üzerinden tartışmak, fantazyayı gerçeğin ölçütleriyle tartışmaktır. Rüya da masal da tartışılmaz, anlattığı rüyadan ötürü rüya sahibine o rüyayı niye gördüğü sorulmaz. “Perspektif” metninin de bu durumdan bir farkı yoktur, bir rüyadan ibarettir.

Tecritten, uluslararası komplodan, komünlerin kurulmasından bahseden Kürt siyasetine sorulması gereken soru açıktır: Tecridin kırılması için ne yaptınız, 19 Aralık’ta ne tür bir konum aldınız? “Uluslararası komplo” iddiası ABD’den bağımsız mıdır, değilse bugün Suriye’de ne işleri vardır? Suriye petrolünü çalan şirketler, bu komünalitenin neresindedir?

Kültürel talepleri bile gündemine almayan ve alınmasını istemeyen Öcalan’ın derdi, neden sosyalizmi “revize” (aslında tahrip) etmektir? Nasıl bir çözüm sürecidir ki Kürdün sorunlarından çok sosyalist ideolojinin tartışılması gündemdedir ve bu tartışmaya neden egemenler de katılmaktadır?

NATO’nun “Yirmi birinci yüzyıl ayaklanmalar yüzyılı olacak” tespitinden bağımsız bir sosyalizm tartışması yürütülemez. Uluslararası komplodan ve tecritten bahsedilecekse, 19 Aralık’la başlayıp yüksek güvenlikli cezaevleriyle ilerleyen sürece bakmak gerekir.

CHP’li vekilin iddiasına göre, 63 milyar dolarlık kamu kaynağının satılıp yerine 338 cezaevinin inşa edilmesi karşısında rüyalar, masallar, fantazyalar çökmektedir.

Kapatılmanın tarihini öğrenmek için Foucault propagandası yapan post-marksistler ile beden politikası yürüten hareketlerin hiçbiri, bugün tecrite karşı ses yükseltmemektedir. İnsan onurunu bugün devrimcilerden başka savunacak hiçbir güç yoktur.

Ne solun ne de Kürt milliyetçi hareketinin anlayabileceği gerçek şudur: on milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşadığı yerde kurulacak bir eşit, adil ve sömürüsüz düzen, Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu'daki tüm zorbalıkları, işgalleri ve sömürüyü altüst edecektir. Emperyalizm, tam da bu sebeple ülkemiz üzerindeki baskısını artırmakta, halkı yozlaştırmakta, emeği sömürmekte, insanları kuyularda ve kuytularda ışıksız bırakmaktadır.

Arşimet’in dediği gibi, bir kaldıraç ve dayanak noktasıyla dünya yerinden oynatılabilir. Aynı şekilde, burada gerçekleşebilecek bir düzen değişikliği, en başta bölge halklarının belleğindeki Sovyet deneyimini canlandırır. Öcalan’ın “Perspektif” dediği metnin Kürt'ten çok sosyalizme saldırısının nedeni budur. O, uluslararası komplonun mağduru değil, ortağıdır. Bu ortaklığın neticesinde sınıf siyasetinden vazgeçilmesi gerektiği telkin edilmektedir.

Ortada münfesih bir siyaset varsa umudu otuz yıldır çürüten ve halklarımızı emperyalizme teslim eden, özne olmanın sorumluluğunu nesne olmanın sorumsuzluğuyla takas eden sol ve Öcalan’dır.

Fanta denen kapitalist şirketin gençlik festivaline bile izin vermeyen sistem, Öcalan’ın önerdiği komünlere mi izin verecek? O komünleri de Suriye’deki gibi ABD üsleri mi koruyacak?

Son otuz yılın özeti ve münfesih dinamizmi bundan ibarettir. İktidar olmayı hedeflemeyen hiçbir hareket, devrimci değildir.

Sinan Akdeniz
23 Aralık 2025

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder