Bugün
Öcalan ile Uçum, sola sınıf siyasetinin bittiğini söylüyorsa, ikisinin de
ideolojisinin özdeş olduğu tespitini yapmak gerekir. Bir iddiaya göre ikincisi,
eski bir TKP’li.
İki
sınıf, iki ideoloji var, söylenen her söz, iki sınıftan birinin çıkarına hizmet
eder. Öcalan’ın müfessirleri ve kitlesi, her ne kadar onun uluslararası
komployla yakalandığı iddiasını ortaya atsa da yakalanmasından birkaç yıl önce
Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, bugünkünden farklı bir görüş ve duruş
sergilemeyip, aksine çetelerin egemenlere zarar verdiği için hesap vermesi
gerektiğini söylemektedir.
Suriye’den
çıkarken Ankara’da başlattığını Ankara’da bitireceğini söyleyen Öcalan, otuz yıl
önce de aynı şeyleri dile getiriyordu. Bugün bu bağlamda asıl mesele, burjuvaziye
ve egemenlere zarar vermeyecek ideolojik çizgisine ait savruk görüşlerini nasıl
olup da tecrit altındaki birinin dışarıya bu kadar rahat iletebildiğinin
sorgulanmamasıdır.
Tecrit ve uluslararası komplo iddiasını çökerten iki örnek bu kadarla sınırlı tutulsa iyi. “Perspektif” diye sunulan metin, yaklaşık dört yıl önce sendikaların olağan kongrelerinde savunuldu.
Şu soruyu sormak gerek: Öcalan, burjuva
ideolojilerinin sola dayatılması noktasında hangi role sahiptir? Öcalan'ın
tecrit diye bir derdi var mıdır? Olmadığı, 19 Aralık’tan sonra farklarını ortaya
koymakla iyi yaptıklarını söylemesinden anlaşılıyor.
Hiç
kimse, şu soruyu da sormuyor: Sırrı Süreyya yaşamını yitirmeseydi, Perinçek’in
yanına süreçle ilgili görüşmeye gittiğini söyler miydi? Perinçek, bu görüşmeyi
açıklamasaydı, haberimiz olur muydu? Sırrı’yı o görüşmeye kim ya da kimler
yolladı? Perinçek-Sırrı-Öcalan denklemi çözülmedikçe, sınıf siyasetinin tasfiye
mekanizmasının nasıl işletildiği anlaşılamayacak.
Perinçekçi
çizginin Kürt milliyetçi hareketinde karşılık görmesi, bugün sol için hiçbir
anlam ifade etmiyor mu?
Komünlerin
kurulmasından, sivil toplumun güçlendirilmesinden, takas pazarlarının
oluşturulmasından bahseden perspektif metni gündemdeyken, Suriye’nin kuzeyinde
27 ABD üssünün ne işi olduğunu sormak yerine bu “Perspektif” metnini Marksizm
üzerinden tartışmak, fantazyayı gerçeğin ölçütleriyle tartışmaktır.
Rüya da masal da tartışılmaz, anlattığı rüyadan ötürü rüya sahibine o rüyayı
niye gördüğü sorulmaz. “Perspektif” metninin de bu durumdan bir farkı yoktur,
bir rüyadan ibarettir.
Tecritten,
uluslararası komplodan, komünlerin kurulmasından bahseden Kürt siyasetine
sorulması gereken soru açıktır: Tecridin kırılması için ne yaptınız, 19 Aralık’ta
ne tür bir konum aldınız? “Uluslararası komplo” iddiası ABD’den bağımsız mıdır,
değilse bugün Suriye’de ne işleri vardır? Suriye petrolünü çalan şirketler, bu
komünalitenin neresindedir?
Kültürel
talepleri bile gündemine almayan ve alınmasını istemeyen Öcalan’ın derdi, neden
sosyalizmi “revize” (aslında tahrip) etmektir? Nasıl bir çözüm sürecidir ki
Kürdün sorunlarından çok sosyalist ideolojinin tartışılması gündemdedir ve bu
tartışmaya neden egemenler de katılmaktadır?
NATO’nun
“Yirmi birinci yüzyıl ayaklanmalar yüzyılı olacak” tespitinden bağımsız bir
sosyalizm tartışması yürütülemez. Uluslararası komplodan ve tecritten
bahsedilecekse, 19 Aralık’la başlayıp yüksek güvenlikli cezaevleriyle ilerleyen
sürece bakmak gerekir.
CHP’li
vekilin iddiasına göre, 63 milyar dolarlık kamu kaynağının satılıp yerine 338
cezaevinin inşa edilmesi karşısında rüyalar, masallar, fantazyalar çökmektedir.
Kapatılmanın
tarihini öğrenmek için Foucault propagandası yapan post-marksistler ile beden
politikası yürüten hareketlerin hiçbiri, bugün tecrite karşı ses
yükseltmemektedir. İnsan onurunu bugün devrimcilerden başka savunacak hiçbir
güç yoktur.
Ne
solun ne de Kürt milliyetçi hareketinin anlayabileceği gerçek şudur: on milyonlarca
insanın açlık sınırının altında yaşadığı yerde kurulacak bir eşit, adil ve sömürüsüz düzen, Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu'daki tüm zorbalıkları, işgalleri
ve sömürüyü altüst edecektir. Emperyalizm, tam da bu sebeple ülkemiz üzerindeki
baskısını artırmakta, halkı yozlaştırmakta, emeği sömürmekte, insanları
kuyularda ve kuytularda ışıksız bırakmaktadır.
Arşimet’in
dediği gibi, bir kaldıraç ve dayanak noktasıyla dünya yerinden oynatılabilir. Aynı
şekilde, burada gerçekleşebilecek bir düzen değişikliği, en başta bölge
halklarının belleğindeki Sovyet deneyimini canlandırır. Öcalan’ın “Perspektif”
dediği metnin Kürt'ten çok sosyalizme saldırısının nedeni budur. O,
uluslararası komplonun mağduru değil, ortağıdır. Bu ortaklığın neticesinde
sınıf siyasetinden vazgeçilmesi gerektiği telkin edilmektedir.
Ortada
münfesih bir siyaset varsa umudu otuz yıldır çürüten ve halklarımızı
emperyalizme teslim eden, özne olmanın sorumluluğunu nesne olmanın
sorumsuzluğuyla takas eden sol ve Öcalan’dır.
Fanta
denen kapitalist şirketin gençlik festivaline bile izin vermeyen sistem, Öcalan’ın
önerdiği komünlere mi izin verecek? O komünleri de Suriye’deki gibi ABD üsleri
mi koruyacak?
Son
otuz yılın özeti ve münfesih dinamizmi bundan ibarettir. İktidar olmayı
hedeflemeyen hiçbir hareket, devrimci değildir.
Sinan Akdeniz
23 Aralık 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder