Pages

24 Aralık 2025

7 Ekim Öncesi

Ralph Shoenman’ın The Hidden History of Zionism [“Siyonizmin Gizli Tarihi”] isimli kitabı İtalya’da ilk kez yayımlandı. Kitap, Filistin sorununu ve özellikle Siyonist hareketin tarihini tarihsel ve siyasi bir bağlama oturtmak için kullanılabilecek, önemli bir araç olarak görülebilir.

Kitap, bilhassa ecdadın birikiminden beslendiği, saf olduğu, hatta “sosyalizme meyilli” zannedilen, romantize edilmiş Siyonizmin bugünkü yozlaşmış halinden ayrı olduğuna dair vehimleri halen daha zihinlerinde barındıranların faydalanacağı bir çalışma.

Siyonizm, kendisini arkaik terimler ardına saklamayı sevse de, modernliğin ve Eski Kıta'da gelişen maddi çelişkilerin bir ifadesidir. Ian Pappé’nin de belirttiği gibi, “Siyonizm, Avrupa’nın kendisine ait bir sorun olarak antisemitizm belasına verdiği cevaptı. Bu bela, savaş sonrası dönemde Ortadoğu’yı tüm acımasızlığıyla kuşattı, neredeyse bir yüzyıl boyunca onun kaderini biçimlendirdi.

Bu sürecin ideolojik kökenleri, Eski Ahit’te değil, Siyonizme retorik ve ideoloji konusunda gerekli araçları temin eden on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın sömürgeci ahlakında aranmalıdır.

Filistin'in, temizlenmesi, boyun eğdirilmesi veya özgürleştirilmesi gereken ilkel etnik grupların yaşadığı bakir bir toprak olduğu fikri (Siyonizmin çeşitli yönlerini yansıtan seçenekler), hâlâ İsrail Devleti’nin ve yeni nesil İsraillilerin zihinlerine aşılanan kitlesel pedagojinin temelini oluşturmaktadır.

Shoenman, bu hastalıklı ideolojinin çelişkilerini ortaya koyuyor. Aşkenazi Avrupalılar, antisemitizmle mücadele adına Filistinli Semitleri eziyorlar! Bu noktada her şeyden önce, okura reddedemeyeceği bir hikâye ve anlayış sunuyor: en azından Nekbe’den beri, ham haliyle reddedilemeyen tarihi, gerçekleri ve olayları aktarıyor.

7 Ekim’deki trajik öfke patlamasından bir ay önce hayatını kaybeden Ralph Shoenman, diğer prestijli uluslararası görevlerinin yanı sıra Bertrand Russell Vakfı’nın icra direktörüydü. Bu kitabı Birinci İntifada sırasında yazdı. Metninin açılış kısmı, o büyük halk ayaklanmasının bir nevi birinci elden anlatımı niteliğinde.

Birinci İntifada’ya dair anlatımlara ait kimi pasajları yeniden okumak, radikal doğaları, ayaklanmanın kitleselleşmesi ve baskının acımasız şiddeti nedeniyle şok edici. O zamanlar Savunma Bakanı olan ve daha sonra İsrail’de iktidar koltuğuna oturan fanatikler tarafından suikast sonucu öldürülmesinin ardından Batı tarafından aziz ilan edilen İzak Rabin, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin tüm gücünü işgalci ve sömürgeci karakterlerini tamamen ortaya koyarak, işgal altındaki bölgelere karşı kullandı. 1987’de bile, çoğunlukla sivil ve silahsız bir ayaklanma karşısında bile, kalabalığa ateş açma, toplu gözaltılar, yıkımlar ve kitlesel hapse atma pratikleri tüm acımasızlığıyla sergilendi.

“Ayaklanma şiddetlendikçe, İsrail kabinesi ve Savunma Bakanı İzak Rabin, Nazi işgali altındaki Fransa, Danimarka ve Yugoslavya’nın karakteristik bir taktiği olan toplu cezalandırmayı uygulamaya koydu. Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinli mülteci kamplarına yiyecek, su ve ilâç ulaşması engellendi. Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) personeli, BM depolarında mama arayan çocukların vurulduğunu ve sopalarla dövüldüğünü bildirdi.” (s. 3).

Yıl 1987 ve strateji, henüz tam anlamıyla uygulanmış bir soykırım stratejisine dönüşmemişti. Ancak Shoenman’ın tanımladığı, İsrail’in sergilediği zulüm pratikleri bağrında 7 Ekim’den sonra dünyanın gözleri önünde işlenecek olan insanlığa karşı suçların henüz filizlenmiş bir seti imal ediliyordu.

Bu ayaklanmanın hikâyesi, okuru meselenin kökenine götürüyor: Siyonizm toprağa, 1948’den sonra durmaksızın devam edecek bir şiddet ve baskının tohumlarını ekiyor. 1948, bir kez aşıldığında Nekbe’yi Filistin’in hayatının ve kimliğinin kalıcı özelliği haline getirecek olan başlangıç noktası, bir eşiktir.

“Siyonizmin toprağa dair emelleri, David Ben-Gurion tarafından 13 Ekim 1936’da bir Siyonist meclisine yaptığı konuşmada açıkça ifade edildi: ‘Şimdi hedefimizi açıklamayı önermiyoruz; bu hedef, bölünmeye karşı çıkan Revizyonistlerin hedefinden bile daha geniş kapsamlıdır. Siyonist özlemlerimin organik, manevi ve ideolojik bir bileşeni olan o büyük vizyonu, nihai vizyonu terk etmek niyetinde değilim.’ Aynı yıl, Ben-Gurion, oğluna yazdığı bir mektupta şunları söylüyordu: ‘Kısmi bir Yahudi devleti son değil, sadece başlangıçtır. Ülkenin ve bölgenin diğer kısımlarında kendimizi kurmamızı engelleyemeyeceklerinden eminim.’ 1937’de ise şu değerlendirmeyi yapıyordu: ‘Siyonist özlemlerin sınırları Yahudi halkının meselesidir ve hiçbir dış etken onları sınırlayamaz.’ 1938’de daha açık bir ifade kullandı. Tel Aviv’de düzenlenen Filistin Siyonu Dünya Konseyi Kongresi’nde şunu söyledi: ‘Siyonist özlemlerin sınırları güney Lübnan’ı, güney Suriye’yi, bugünkü Ürdün’ü, Batı Şeria’nın tamamını ve Sina Yarımadası’nı kapsamaktadır.’ [...]” (s. 52)

Bu programın yıllar ve on yıllar boyunca nasıl aralıksız bir şekilde uygulandığına dair kanıtları içeren mebzul miktarda rapor ve çalışma mevcuttur. Bunlar, Ortadoğu’daki Arapların İsrail Devleti’nin ilanını neden “felâket” olarak adlandırdıklarını kusursuz bir biçimde izah etmektedir.

Shoenman, yaklaşık kırk yıl önce şunları söylüyordu:

“Siyonizm karşıtlarının intikamla ve iftiralarla bu denli yüzleşmesinin sebebi, Siyonizm ve İsrail Devleti’ne dair resmi anlatı ile bu sömürgeci ideolojinin ve baskıcı aygıtının barbarca uygulamaları arasındaki uçurumun çok büyük olmasıdır. İnsanlar, Filistinlilerin maruz kaldıkları yüzlerce zulmü duyduklarında veya okuduklarında şoke oluyorlar. Dahası, Siyonizmi savunanlar, Siyonist hareketin ve değerlerini temsil eden devletin zehirli ve şovenist geçmişinin tutarlı ve tarafsız bir şekilde incelenmesini engellemek için amansızca çabalıyorlar.” (s. 22)

Bu sözler, devam eden soykırımdan çok önce yazılmış, ama günümüzde sürmekte olan tartışmalar dâhilinde okunmaya ve istifade edilmeye değer olan bir kitaptan dökülen bu sözler, tam da bugünü anlatıyor.

Giovanni Iozzoli
4 Kasım 2025
Kaynak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder