Aşkın Dini İmanı

Tarihler 13 Nisan 2019 Pazar gününü gösteriyor. Yer Çırağan Sarayı. İki genç evleniyor, Yelda Demirören ve Haluk Kalyoncu. Soyisimler bu sefer isimlerin önünde. Medya pür dikkat vaziyette. 2 bin davetli var mekânda. Davetlilerin bir kısmı Çırağan Sarayı dışına taşmış vaziyette. Allah’ın rahmetine bakın ki bu mutlu günde davetlilerin üzerine yağmurunu indiriyor, bazı davetliler alanı terk etmek durumunda kalıyorlar.
“Soyisimler güçlü” demiştik, bir taraf Yıldırım Demirören ile Revna Demirören çiftinin kızı, diğer taraf Hasan Kalyoncu ile Nevin Kalyoncu çiftinin oğlu. Bir taraf seküler, bir taraf dindar. Hatta taraflar laik ve İslamcı. Abartı sanılmasın, ufak çaplı bir internet araştırmasıyla durumun aynen böyle olduğunu görebilirsiniz. Gene de ufak bir örnek verelim, bir taraf, önümüzdeki sezon önemli bir bahis oyunu olan İddaa’nın ihalesini kapmışken diğer taraf Milli Görüş’e kuruluşundan beri destek veriyor.
Durum epey karıştı, bir tarafta birkaç senedir yeni stiliyle badem bıyıklı Yıldırım Demirören, diğer tarafta düğündeki şık hâlleriyle papyonlu İslamcılar. İki taraf da gayet mutlu gibi. En azından objektiflerde herkes böyle görünüyor.
Bu güzel düğünde çiftimizin nikâh şahitliklerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Hanımefendi Emine Erdoğan yapıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ise nikâh törenini kıyıyor.
Peki salonda başka kimler vardı? Geceye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, eski TBMM Başkanı Binali Yıldırım ve UEFA Başkanı Aleksander Čeferin başta olmak üzere siyaset, iş, spor, medya ve cemiyet hayatının önde gelen isimlerinden yaklaşık iki bine yakın davetli katıldı.
İnsan kıskanmadan edemiyor. Bildiğimiz sarayda, binlerce davetliyle, devletin en üst kademesinden en alt kademesine, istihbaratıyla ve UEFA’sıyla, menüsüyle ıvırıyla zıvırıyla her şey rüya gibi. Bir de Allah o gün rahmetini göndermeseydi keşke, her şey o zaman istenildiği gibi olurdu, neyse ki Çırağan Sarayı’na yapılan ek yapı ile sorun büyük ölçüde çözülmüştü.
Bu mutlu tablo karşında insan ne diyebilir? Herkesin hayali bu değil mi? Kim düğününde; avokado salatalı burrata peyniri, cherry domates, fesleğen ve soğuk sıkma zeytinyağı ile; dört peynirli ravioli, sote ıspanak ve ada çaylı krema sosu eşliğinde; fırında pişmiş dana yanağı, bal kabaklı yumuşak mısır unut polenta, kestaneli kendi sosu ile; çikolata ve vişne “fondant”, tutku meyveli sorbe ve taze meyveler olsun istemez?
Elbette her insan fırında pişmiş dana yanağını kestane sosuyla birlikte düğün menüsünde görmek ister. Ama işte hayat bu, herkesin şansı olmuyor böyle şeylere. Peki kimin şansı oluyor? Bu şans gerçekten bir şans mı yoksa baht mı yoksa kader mi yoksa kısmet mi, olay tam olarak nedir? Hiçbir şey tesadüf değil gibi. Yelda Demirören ve Haluk Kalyoncu aşkı bir tesadüf mü?
Soruyu soruyla açalım: Yelda kızımız, neden tanzim satış kuyruğundaki bir delikanlıya vurulmaz ya da Haluk oğlumuz niçin bir kafede çalışan bir kıza âşık olmaz? Tanzim kuyruğunda saatlerce bekleyip sadece 2 kg patates alan biriyle avokado salatalı burrata peynirli bir düğün yapılamaz mı yoksa? Ya da saatlerce kahve, çay vb. servis yaptıktan sonra dört peynirli ravioli, sote ıspanak ve ada çaylı krema sosu eşliğinde bir düğün olmaz mı?
Kremalar, soslar, kremalar ve soslar; boğaza takılmasın diye mi bunca kaygan yemek? Boğazda kalacağına dair kuvvetli bir hissiyat var sanki. Gerçi bunlar aç karna mı yenir tok karna mı, orasını da kestirmek güç. Belki hiç yenmez, öyle durur masalarda dokunulmadan, çöpe giderse her şey daha elit olabilir.
Kremalar ve soslar arasında İbn Haldun geliyor akla. Yaptığı ayrım, Bedeviler ve Hazeriler. Bu düğünde görülen şey ise şu, Bedeviler biraz Hazerileşti, Hazeriler de biraz Bedevileşti. Yani özetle dışarıdan gelenler biraz şehirlileşti, şehirliler ise biraz köylüleşti.
Bu muhteşem düğün ve aşkta bizim gördüklerimiz işte bu şekilde. Yazının başlığına gelecek olursak, paranın dini imanı olmaz, peki aşkın? Bu sorunun cevabı kremalar ve soslarda değil, Yelda kızımız ve Haluk oğlumuzda saklı.
Zenginin malı züğürdün klavyesini biraz yordu sanırım, okuyanların ise gözlerini. Hâlbuki bize düşen, tanzim kuyruklarında patates için beklemek, asgari ücretle bütün gün ayakta dikilmek ve kremalı, soslu değil; salçalı ve soğanlı yemekler yemektir. Afiyet olsun...
Yusuf Tunçbilek

Hiç yorum yok: