N-F-K

Ne ölçüde münafık olup olmadığımızı ölçmek için turnusol kağıdı misalince görev görebileceğini düşündüğüm infak ve nifak (münafık) kavramları üzerine bazı ayetleri ortaya koymak ve sizleri düşünmeye sevk etmek istiyorum.
Kur’an'da 111 yerde geçmekte olan n-f-k kökü, infak etmek, münafıklık yapmak ve tünel anlamlarına gelmektedir. Bu yazının konusu ağırlıklı olarak infak üzerine ve yer yer de münafıklık ile arasında bulunan ya da bulunması muhtemel bağlantılar üzerine. Ve son olarak da neden infak konusunu seçtiğime yönelik birkaç ayet.
İster günümüzdeki mevcut sıraya göre gidin isterseniz de nüzul sırasına gidin hiç fark etmez ki nüzul sırasında çok daha net göze çarpacaktır. Kalem suresi, Fecr suresi, Tekasür suresi ve Beled suresi gibi surelere göz atılabilir. Takibin kolay olması için günümüzdeki sıralamayı göz önüne aldım ayetleri paylaşıp eğer varsa dikkat çekmek istediğim bir husus o noktalara değinip genel olarak ayetleri, Rabbimiz olmasını dilediğim Allah ile sizin aranızda bırakacağım.
Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.” (2-3) Evet, ben artık bu kitapla amel etmeye başlıyorum diyen bir kimsenin ilk olarak muhatap olduğu daha doğrusu hayatında bir kez bile cami kurslarında Kur’an’a geçmiş bir kimsenin dahi karşısına çıkması hasebiyle önemli olduğunu düşünüyorum.
Size ne oluyor da Allah yolunca harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.” (57-10) Bu ayetinde tarihsel bağlam içerisinde Mekke’nin fethinden sonra gelmesi önem arz etmektedir.
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (2-261, 262) Ayetteki başak örneği bugüne kadar bize sevap kazanma bağlamında öğretildi ancak verdikçe Allah'ın bize daha çok vereceği ve onun izniyle bizimde daha çok vereceğimiz husus pek gündeme getirilmedi. Yani bugün öğrencisinizdir, 1 lira infak edersiniz ama Allah size lütfundan verdikçe verir verdikçe verir ki bu aynı zamanda bir imtihandır ve siz sonra bir bakarsınız ki bir öğrenciye burs verecek konuma gelmişsiniz.
Onlar harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.” (25-67) Ayetteki denge hususu sağlanamadığı vakit İsra 29 da olduğu gibi bir kınanma ve çaresiz kalma durumu söz konusu olmaktadır. “İtidal diye bir haslet var, onu hatırlayınız.”
İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.” (14-31) Sınırı sizlerin vicdanları tarafından çizilecek olan yapılan iyiliği bir başkasına anlatma durumu da burada söz konusu olmaktadır. Yani tamamen de iyilik yap denize at mantığını uygulamamak gerek diye düşünüyorum. Bir başkasına bir iyiliği anlatarak onunda bir iyilikte bulunmasına vesile olabiliriz çünkü, bunu göz ardı etmemek gerek bence.
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever. … İşte onların mükafatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir.” (3-134,136) Darlık vaktinde infak Beled suresinde belirtildiği üzere sarp bir yokuştur ve maalesef ki çoğumuz bu yola atılamıyor. Ama bilmeliyiz Allah canlarımız ve mallarımız karşılığında cenneti satın almıştır.(9-111)
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” (3-92) Ayeti ayet ile tefsir etmiş olalım. “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyene ve kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren,antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (2-177) Ayette belirtildiği üzere, mala olan sevgilerine rağmen ifadesi ondan vazgeçmedikçe iyiliğe erişemeyeceğimize bir delildir ki iyiliğe erişemedikçe de sonumuzun pek hayr olması mümkün görünmüyor.
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır.” (2-267) Bu ayet bana Habil ve Kabil’ın Rab’lerine sundukları kurbanların arasındaki farkı hatırlatıyor ki bu da bir karakter tespiti ortaya koyuyor olsa gerek.
Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (63-10) Ayet münafıklar suresi içerisinde bulunmaktadır ki münafık ile infak aynı köktendir ve burada ölen şahıs elde ettiği şeyden pişman ki geri dönmek istiyor dünyaya, yani münafıklık üzere vefat etmiş ve bunu infak ile gidermek istiyor, zaten infak kelimesi if’al babındadır ki bu da izale etmek yani gidermek anlamına gelir bir nevi kişinin yaşamında bulunan münafıklığı izale eder bir şeyleri infak etmek. Bu bağlamda infak bizim için münafık olup olmadığımızı ortaya koyan çok ama çok değerli bir kavramdır.
Şimdi neden infak etmemiz gerektiği ve neleri infak edebileceğimiz üzerine birkaç ayete değinip daha sonrada bir eylem planı ortaya koymak istiyorum.
Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler:’Sizi Sekar’a ne soktu?’ Onlar şöyle derler:Biz namaz kılanlardan değildik, yoksulu doyurmazdık, batıla dalanlarla birlikte batıla dalardık, din gününü de yalanlıyorduk, nihayet ölüm gelip bize çattı.” (74-40,47) Şahsi olarak bir cevap vereyim: namaz kılıyor, gerçeği araştırıyor ve hesap vereceğim bir güne iman ediyorum, peki yoksulu doyuruyor muyum? Yoksul için infakta bulunup kalbimdeki münafıklığı temizliyor muyum? Eğer ki yoksulu doyurmuyorsam yahut bu yolda bir şeyler yapmıyorsam sıkıntı var demektir çünkü cehennem ehlinin özelliklerinden birini taşıyorum ve bu durum şahsi kanaatimce “şunu bunu yapıyorum ve diğer olumsuz özellikler bende yok benim Rabbim Rahmandır” diyip atlatabileceğim bir şey değil diye düşünüyorum. Çünkü o gün Rahman olan soracak cehenneme doldun mu diye, cehennem ise diyecek ‘hel min mezid’ daha var mı? İşte bu yüzden bu özelliği kendimizden gidermeliyiz. Doğrusunu Allah bilir.
Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helal demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz. Hayır, yeryüzü parça parça dağıldığı zaman, Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak? Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım der.” (89-17,24) Orijinal metne bakıldığı vakit yoksul kelimesinin yerinde miskin kelimesinin bulunduğu fark edilecektir ki Beled suresinin 16. ayetinde de aynı kelimeye rastlarız ve o da yoksul olarak çevrilmektedir. Ve miskin kelimesi hem maddi hem de manevi anlamda yoksul kimseyi işaret eder. Bu duruma eylem planı kısmında değineceğim.
Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.” (100-8)
Ufacık bir yardıma bile engel olurlar." (107-7)
Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü ?" (53-33,34)
Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azaplar müjdele.” (9-34)
Yukarıdaki bu dört ayet için herhangi bir yorum yapmaya gerek duymuyorum.
Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ‘İhtiyaçtan arta kalanı.’ Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (2-219) Bu ayette bizim neyden infak yapacağımıza delil olsun. Ve “Tebessüm sadakadır” hadisi de neyin infak kapsamına girdiğini ortaya koymuş bulunsun.
Kendi adıma tüm bu ayetlerden ki bu konuya değinen ayetlerin azınlığı burada sadece, anladığım infak, infak ve infak. Peki bu işi nasıl yapacağız. Aklıma gelen ve uygulama alanı bulduğunu gördüğüm çözüm şu:
Öğrenci olduğumuzu düşünüyor ve tek başımıza bir ümmet olmaya çalıştığımızı farz ediyorum. Öncelikle paramızı biriktireceğimiz bir su bardağı yahut çay veya kahve içtiğimiz bir kupayı elimize alıyoruz ve 50 kuruş altı elimizde bulunan bozuklukları ona atarak bu işe başlıyoruz. 50 kuruşları da atabilirsiniz ama burada amaçlanan sizi zorlamayacak ve her gün ama her gün devamlılığı olacak bir şey olması hasebiyle 50 kuruş altı iyidir. Sakın gidip de 10-20 liralara kumbaran falan almayın. Kilit altında olmaz ise o paradan arada bir tırtıklarım diyorsanız ise onu vakf ettiğinizi farz edin. Mülkiyeti Allah’a hayrı halka ait olan olan vakfa da el uzatacaksanız devamını okumayın zaten yazının.
“Dün medresenin fıkıhçısı sarhoştu; fetva verdi. Şarap haram olsa da, vakıf malından iyidir.” -Hafız
Günlük cebimizde 40 kuruş kalıyor mu sizce? Eğer kalıyorsa bu bir ayda toplam 12 lira yapar ve bu parayla Türkiye’nin her yerinde ihtiyaç sahibi bir kimseye bir tas dahi olsa çorba ikram edebilirsiniz hatta üstüne biraz da paranız kalır ve artan miktarınca o kişiye başka şeylerde ikram edebilirsiniz. Diyorsanız ki 40 kuruş değil 25 kuruş kalıyor tamam olsun o da ayda 7.5 lira yapar ki en kötü ihtimal yine bir tas çorba ikram edebilirsiniz en azından, beki bazı illerimizde bir şişe de su alırsınız ve bu uygulamayı dostlarınızla paylaştığınız yahut kendi nefsinize bu durumu açıkladığınız vakit maddi bir külfet altında da bulunmuyor oluyorsunuz. Ama yok bizim hiç ama hiç paramız artmıyor hiçbir zaman ya da maddi bağlamda bizde muhtaç bir haldeyiz falan diyorsan tamam kardeşim o zamanda başka şeylerden infakta bulun sen de. Yukarıda bahsettiğim Fecr ve Beled surelerindeki miskin hem maddi hem de manevi anlamda yokluğu ifade eder. Sen de bir yetimin başını okşa, yolda tek başına üzgün üzgün oturan bir kimseye selam ver, oturmuş kara kara düşünen bir kimseye işlerin Allah'a döndürüleceğini haber ver ya da ne bileyim bir hayvana tebessüm et, cidden bu bile bir infak olur. En azından içindeki merhamet duygusunu kendine hatırlatmış olursun ki şahsımca en evlası bu olur. Vel hasılı, infak senin hayal gücünle doğru orantıda olan bir mefhum dostum.
Ve infak etmek bir cömertlik göstergesidir ki hadis bağlamında da cennet cömertler yurdudur. Ve unutma nasıl ki Allah'ın sana ikramda bulunması hoşuna gidiyorsa sende ikramda bulun ve bulundurt.
Derde ve Öfkeye selam olsun.
Bârika

Hiç yorum yok: