Göğün Çocukları Savaşa Doğdu

İlim hakikatine boyun vermek
gerçeğinin üstü dumanlı.
Düşlüyorum, düşünüyorum.
Bir ızdırap var.
Bazı kelimeler insanlıktan önce öldü
Ülkenin birinde bir meydanda bir zamanda.
Katliam meğer yeni moda edebiyatının hakikatleri gibi değilmiş.
Yeni edebiyatçıların büyük tehlike diye baktığı o modalar,
hiç kelime ölümü yapmamıştı bu kadar.
Küçük bir çocuğun zihnindeki gökyüzü öldü.
Belki bağırıp çağırıp oynadığı sokak kavramı.
Ya da bir bardak sütle söylenen “tatlı rüyalar bebeğim” öldü.
Korkmamak, korkmak duruyordur yerinde.
Ama ben hâlâ gökyüzünün ölmesine hüzünlüyüm.
Yağmurun tertemiz o suyunu,
şifa diye kaplarda toplama düşü öldü.
Artık yağmur kaçılası bir varlık.
Doğadan olmayan, teni belki yakan
Ya da bizden önce şu yıkım dumanına düşen.
Ölüm acı ve bazı kelimeler insanlık ölmeden önce öldü.
Çünkü insanlık oraya hep çok uzaktaydı.
İnsanlık çocuktu.
Saf ve cahil büyümemiş, iradesizdi.
İnsanlık tüm insanlarla anaokullarında unutulmuş.
Boyalı duvarlar arasında kalmıştı.
Bilmiyorum, özür dilerim bilmiyorum.
Daha kaç kelime cenaze merasimi için
adının okunmasını bekliyor?
“Tüm akrabalarım” diye bir şey yok olsa gerek.
“Sevgilimle kavga ettim” kavramı var mıdır,
sevmek hep kayıp ve acı getirirken?
Yahut
o dumanın sahiplerinin kahkahalarla birtakım bardakları,
siyah gökte çarparak
“Hadi hadi bugün şunu kutlayalım, artık şunun günü bugün hahaha” dedikleri tüm günler.
Var mıdır o dumanlı,
Ülkenin birinde bir meydanda bir zamanda.
Hiç sanmam...
Yani dünyanın aynı anda güldüğü
o anların
gülmeyen bir gözü kalmış zamanlarda.
İnsan aynalardan öğrenirdi hakikati.
İnsanlık fincan yerine konmuş.
Özel günlerde içini doldurup doldurup
geçici olan ne varsa sunduğumuz...
Bilmek gerek mi illa hüzün duymak için?
Sokaklarında geziyorum.
Açlık var inlemek ve hastalık.
Islandığında belki düştüğünde
üstünü değişmeye gideceğin bir evin var sanma. Yok!
Biz henüz isim koyamadık ama biliyorum ki henüz duyulmamış kelimeler de öldü.
Ülkenin birinde bir meydanda bir zamanda.
Bir çocuk ağlıyor diye kızan bir topluluğun kaldığını sanmıyorum orda.
Orda saatinde kurulan sofralar, yok.
Otobüs biletleri,
huzura gideceğin kesin bir sefer,
fatura sıraları ya da şu her şey için güvendiğiniz(!) bankalar.
Biliyorum belki siz de biliyorsunuz yok olduğunu.
Ama bunların bir çocuğun zihninde hiç görülmemiş olmasıyla;
sizin huzur için baktığınız o göğün öldürülmesi bir mi?
Onlar savaşa doğdular
Çünkü insan-cıklığı(!) anaokulunda unutmuşlar.
Ve göğün katili olmak, içinde başka bir şey taşımaya izin vermez!
“Sessiz ol, çocukluğumuz uyanmasın
Yıkılır sonra tüm yetişkinlik oyunları.”
Lâmekan

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Duygulandım için ürperdi nasıl.guzel bi yazı çok basarilie